A‘râf Suresi 183. Ayette “Onlara Mühlet Veriyorum; Şüphesiz Benim Planım Çok Sağlamdır” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bir yanlışın hemen karşılık görmemesi, onun unutulduğu anlamına gelmez. Bazen insana verilen zaman, güvence değil; ne yapacağını gösterecek kadar uzun bırakılmış bir imtihandır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 182. ayetinde:
Allah’ın ayetlerini:
yalanlayanların:
farkına varamayacakları bir yerden yavaş yavaş sonuca doğru sürüklenecekleri
bildirilmişti.
Bu:
İslam düşüncesinde:
istidraç
kavramıyla:
ilişkilendirilen:
çok önemli:
bir uyarıydı.
- ayet:
devam ettirir:
“Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim planım sağlamdır.”
Ayetin Arapçası:
“Ve umlî lehum, inne keydî metîn.”
şeklindedir.
Bu:
çok kısa:
ama:
son derece:
güçlü:
bir ayettir.
Burada:
iki:
önemli:
kavram:
öne çıkar:
Mühlet.
Ve:
Allah’ın sağlam planı.
İnsan:
bazen:
yanlış:
yapar.
Hemen:
bir sonuç:
görmez.
Bir daha:
yapar.
Yine:
bir şey:
olmaz.
Ve:
bir süre sonra:
şunu:
zannedebilir:
“Demek ki bana hiçbir şey olmayacak.”
A‘râf 183:
tam da:
bu:
aldanışa:
cevap verir.
Gecikme, unutulma değildir.
Mühlet, onay değildir.
Sessizlik, hesapsızlık değildir.
Ve:
insanın:
göremediği:
bir süreç:
Allah’ın:
bilgisi:
ve hükmü:
dışında:
değildir.
“Onlara Mühlet Veriyorum” Ne Demektir
Ayette:“umlî lehum”
ifadesi:
geçer.
Bu:
birine:
süre vermek,
zaman tanımak,
hemen:
karşılık vermemek:
anlamına:
gelir.
Yani:
Allah:
yanlış yapan:
insanı:
her zaman:
aynı anda:
cezalandırmaz.
İnsana:
zaman:
verilebilir.
Bu zaman:
onun:
düşünmesi,
dönmesi,
tövbe etmesi
ve:
yanlışını:
fark etmesi:
için:
bir imkân:
da olabilir.
Mühlet Verilmesi Allah’ın Yapılanı Onayladığı Anlamına mı Gelir
Hayır.Bu:
ayetin:
en açık:
mesajlarından biridir.
Bir insan:
haksızlık:
yapar.
Ama:
işleri:
iyi:
gidebilir.
Yalan:
söyler.
Ama:
yakalanmayabilir.
Başkasının:
hakkını:
yer.
Ama:
zenginleşmeye:
devam edebilir.
Bütün bunlar:
Allah’ın o davranışı onayladığı anlamına gelmez.
Mühlet:
rıza
değildir.
Allah Neden Hemen Cezalandırmıyor
Çünkü:dünya:
her davranışın:
karşılığının:
aynı saniyede:
verildiği:
bir:
sistem:
değildir.
İnsana:
irade:
verilmiştir.
Düşünme:
imkânı:
verilmiştir.
Tövbe:
kapısı:
açıktır.
Yanlışını:
düzeltme:
fırsatı:
vardır.
Eğer:
her hata:
aynı anda:
karşılık:
görseydi,
imtihanın:
mahiyeti:
çok farklı:
olurdu.
Mühlet, sorumluluğu ortadan kaldırmaz; sorumluluğun gerçekleştiği zamanı genişletir.
Mühlet Aynı Zamanda Bir Rahmet Olabilir mi
Evet.Mühlet:
her zaman:
yalnız:
cezaya:
hazırlık:
olarak:
düşünülmemelidir.
İnsana:
zaman:
verilmesi:
tövbe:
için:
de:
büyük:
bir fırsattır.
Bugün:
yanlışını:
fark edebilirsin.
Yarın:
özür:
dileyebilirsin.
Bir hakkı:
iade:
edebilirsin.
Hayatının:
yönünü:
değiştirebilirsin.
Bu nedenle:
mühlet hem uyarı hem fırsat olabilir.
İnsan Neden Mühleti Güvence Zannedebilir
Çünkü:insan:
çoğu zaman:
hemen:
görünen:
sonuçlarla:
düşünür.
Bir şey:
olmadıysa:
“Demek ki sorun yok.”
diyebilir.
Bir davranış:
yıllarca:
karşılıksız:
göründüğünde:
insan:
kendini:
güvende:
hissedebilir.
Ama:
ayet:
şunu:
hatırlatır:
Bir hesabın gecikmesi, hesabın olmadığı anlamına gelmez.
Günahın Sonucu Her Zaman Hemen Ortaya Çıkar mı
Hayır.Bazı:
yanlışların:
sonucu:
hemen:
görülür.
Bazılarının:
sonucu:
yıllar:
sonra:
ortaya:
çıkabilir.
Bazıları:
insanın:
ilişkilerini:
bozar.
Bazıları:
karakterini:
yavaş:
yavaş:
değiştirir.
Bazıları:
ahiretle:
ilgili:
bir hesap:
olarak:
kalır.
Bu yüzden:
sonucun gecikmesi, yanlışın etkisiz olduğu anlamına gelmez.
“Şüphesiz Benim Planım Sağlamdır” Ne Demektir
Ayetin:ikinci:
kısmında:
“inne keydî metîn”
denir.
Kelime:
kelime:
yaklaşık:
olarak:
“Şüphesiz benim planım/tedbirim çok sağlamdır.”
anlamına:
gelir.
Buradaki:
“keyd”
kelimesi:
bağlama göre:
plan,
karşı-plan,
tedbir
veya:
birinin:
kurduğu:
düzeni:
boşa çıkaran:
ilahî düzen:
anlamında:
yorumlanabilir.
Allah’a:
nispet edildiğinde:
bunu:
insanlardaki:
hile,
aldatma
ve:
ahlaken:
kötü:
entrika:
gibi:
anlamamak gerekir.
Allah’ın “Planı” İnsanların Planına Benzetilebilir mi
Hayır.İnsan:
plan yaparken:
bilmediği:
şeyler:
vardır.
Yanılabilir.
Hesabı:
bozulabilir.
Beklemediği:
bir gelişme:
çıkabilir.
Allah’ın:
bilgisi ise:
eksik:
değildir.
Bu yüzden:
“Allah’ın planı”
ifadesi:
insanın:
karanlıkta:
hesap yapan:
bir stratejisti:
gibi:
düşünülmemelidir.
Buradaki:
vurgu:
ilahî hükmün ve düzenin boşa çıkarılamayacağıdır.
“Metîn” Kelimesi Ne Anlama Gelir
Metîn:sağlam,
güçlü,
sarsılmaz,
dayanıklı:
anlamları:
taşır.
Yani:
Allah’ın:
hükmü:
insanın:
hesaplarıyla:
bozulmaz.
İnsan:
çok:
güçlü:
olabilir.
Çok:
zengin:
olabilir.
Büyük:
planlar:
kurabilir.
Ama:
bunların:
hiçbiri:
Allah’ın:
bilgi:
ve kudretinin:
dışında:
değildir.
İnsan Allah’ın Hesabını Aşabileceğini Zannedebilir mi
Evet.Güç:
bazen:
insana:
böyle:
bir yanılsama:
verebilir.
“Kimse bana dokunamaz.”
diyebilir.
Para:
ona:
dokunulmazlık:
hissi:
verebilir.
Makam:
verebilir.
Çevre:
verebilir.
Ama:
ayet:
çok sakin:
bir cümleyle:
şunu:
söyler:
“Benim planım sağlamdır.”
Yani:
insanın:
gücü:
mutlak:
değildir.

Bu Ayet İnsanları Korkutmak İçin mi Gelmiştir
Ayet:ciddi:
bir uyarı:
taşır.
Ama:
amacını:
yalnız:
korku:
olarak:
görmek:
eksik:
olur.
Çünkü:
mühlet:
aynı zamanda:
dönüş:
imkânıdır.
Uyarının:
asıl:
değeri:
insanın:
henüz:
değişebileceği:
bir zamanda:
gelmesidir.
Tehditten önce bir fırsat da vardır: “Daha zamanın varken dön.”

İnsan Mühlet Verildiğini Nasıl Anlayabilir
Bu konuda:başkasının:
hayatına:
kesin:
hüküm:
vermemek gerekir.
“Allah sana mühlet veriyor.”
veya:
“Sen istidraç içindesin.”
diye:
bir insanın:
Allah katındaki:
gizli:
durumunu:
kesin biçimde:
bilemeyiz.
Ama:
insan:
kendisi:
için:
şunu:
sorabilir:
“Yanlışımı biliyorum; neden hâlâ değiştirmiyorum?”
Bu:
çok daha:
sağlıklı:
bir:
öz muhasebedir.

Mühlet Verilen İnsan Neden Daha Çok Yanlışa Gidebilir
Çünkü:karşılık:
görmemek:
onda:
yanlış:
bir:
güven:
oluşturabilir.
İlk:
yanlışta:
vicdanı:
rahatsız:
olur.
İkinci:
sefer:
daha:
az.
Üçüncü:
sefer:
alışır.
Sonra:
yanlış:
normal:
gelmeye:
başlar.
Ve:
bir gün:
insan:
“Ben zaten hep böyle yapıyorum.”
der.
İşte:
mühlet:
tövbeye değil gaflete dönüşürse
tehlike:
büyür.

Allah’ın Sabretmesi ile İnsanın Yanlışta Israr Etmesi Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Allah’ın:hemen:
karşılık:
vermemesi:
insanın:
yanlışını:
meşru:
yapmaz.
İnsan:
Allah’ın:
hilmini:
kendi:
günahına:
izin:
gibi:
yorumlamamalıdır.
Bir:
öğretmenin:
öğrenciye:
düzeltmesi:
için:
süre:
vermesi:
yanlış cevabı:
doğruya:
çevirmez.
Aynı şekilde:
mühlet yanlışın niteliğini değiştirmez.

Bu Ayet Adaletin Gecikmesi Konusunda Ne Söyler
İnsan:dünyada:
bazen:
şunu:
görür:
Zalim:
güçlüdür.
Mağdur:
beklemektedir.
Haksız:
kazanan:
rahat:
yaşar.
Dürüst:
olan:
zorlanabilir.
Bu:
insanda:
“Adalet nerede?”
sorusunu:
doğurabilir.
A‘râf 183:
nihai:
hesabın:
kaybolmadığını:
hatırlatır.
Ama:
bu:
insanın:
dünyada:
adalet:
arayışından:
vazgeçmesi:
anlamına:
gelmez.
İnsan:
yine:
hakkı:
savunmalı
ve:
zulmü:
önlemeye:
çalışmalıdır.

“Nasıl Olsa Allah Cezalandırır” Diyerek Haksızlığa Sessiz Kalmak Doğru mudur
Hayır.İlahî:
hesaba:
inanmak:
insanın:
dünyadaki:
ahlaki:
sorumluluğunu:
ortadan:
kaldırmaz.
Bir:
haksızlık:
karşısında:
imkânı:
ölçüsünde:
adil:
davranmak,
mağdurun:
hakkını:
korumak
ve:
zulme:
ortak olmamak:
gerekir.
Allah’ın nihai adaletine güvenmek, insanın adalet görevinden kaçış bahanesi değildir.

Bu Ayet Bize Zaman Hakkında Ne Öğretir
Zaman:yalnız:
geçen:
bir şey:
değildir.
Aynı zamanda:
bir:
fırsattır.
İnsan:
bugün:
hayattadır.
Bugün:
dönebilir.
Bugün:
özür:
dileyebilir.
Bugün:
yanlış:
kazançtan:
vazgeçebilir.
Bugün:
namaza:
başlayabilir.
Bugün:
bir:
kırgınlığı:
bitirebilir.
Bu yüzden:
mühlet, insana verilen zamanın kıymetini de hatırlatır.

A‘râf Suresi 182. ve 183. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
yalanlayanların:
farkına varamayacakları bir yerden derece derece sürüklenecekleri
bildirilmişti.
- ayette:
nasıl:
mümkün:
olabildiği:
açıklanır:
“Onlara mühlet veriyorum.”
Ardından:
“Benim planım sağlamdır.”
denir.
İki ayet:
birlikte:
şu:
çok güçlü:
uyarıyı:
verir:
İnsan yanlışının sonucunu hemen görmediğinde kendisini güvende sanmamalıdır.
Çünkü:
zaman:
bazen:
dönüş fırsatıdır.
Ama:
insan:
dönmezse:
aynı zaman:
gafletinin:
daha da:
derinleştiği:
bir sürece:
dönüşebilir.

Sonuç: A‘râf Suresi 183. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 183. ayet:yalnızca:
şu:
kısa:
cümleden:
oluşur:
“Onlara mühlet veriyorum; şüphesiz benim planım sağlamdır.”
Ama:
bu:
kısacık:
ifade:
insanın:
hayatla:
ilgili:
çok büyük:
bir:
yanılgısını:
düzeltir:
Her şey hemen olmuyorsa, hiçbir şey olmayacak sanma.
İnsan:
çoğu zaman:
hayatı:
hemen:
görülen:
sonuçlarla:
ölçer.
Bir yanlış:
yapar.
Başına:
bir şey:
gelmez.
İkinciyi:
yapar.
Yine:
bir şey:
olmaz.
Sonra:
şu:
tehlikeli:
düşünce:
ortaya:
çıkar:
“Demek ki sorun yok.”
Oysa:
A‘râf 183:
der ki:
Mühlet var.
Bu:
çok:
farklı:
bir:
bakış:
açısıdır.
Bir insan:
borcunu:
ödememiş:
olabilir.
Alacaklı:
bir süre:
susabilir.
Bu:
borcun:
silindiği:
anlamına:
gelmez.
Bir:
öğretmen:
öğrencisine:
ödevi:
tamamlaması:
için:
ek süre:
verebilir.
Bu:
ödevin:
iptal:
olduğu:
anlamına:
gelmez.
Bir:
doktor:
“Henüz çok geç değil; yaşam tarzını değiştir.”
diyebilir.
Bu:
hastalığın:
önemsiz:
olduğu:
anlamına:
gelmez.
Mühlet:
böyledir:
Sonuç gelmeden önce insana verilen zaman.
Ve:
asıl:
soru:
şudur:
Bu zamanı ne yapacaksın?
Tövbe:
mi edeceksin?
Yoksa:
“Bana hiçbir şey olmuyor.”
deyip:
yanlışta:
daha ileri:
mi gideceksin?
Bu:
ayetin:
insana:
yönelttiği:
çok büyük:
bir:
öz muhasebe:
sorusudur.
Çünkü:
zaman:
insanın:
lehine:
de:
çalışabilir.
Aleyhine:
de.
Bir:
yanlışı:
bugün:
fark edip:
düzeltirsen,
geçen zaman:
seni:
iyileştirebilir.
Ama:
yanlışı:
her gün:
tekrar:
edersen,
aynı zaman:
yanlışın:
karakterine:
yerleşmesine:
neden:
olabilir.
İnsan:
ilk:
defa:
yalan:
söylediğinde:
çok:
rahatsız:
olabilir.
Sonra:
tekrar:
eder.
Bir süre:
sonra:
yalan:
daha:
kolay:
gelir.
En sonunda:
doğruyu:
söylemek:
ona:
zor:
gelmeye:
başlayabilir.
Bu:
zamanın:
insan:
üzerindeki:
ahlaki:
etkisidir.
Bir:
yanlış:
tekrar:
edildikçe:
yalnız:
davranış:
değişmez.
İnsanın o davranışa karşı duyarlılığı da değişebilir.
İşte:
mühletin:
tehlikeli:
taraflarından biri:
burada:
ortaya çıkar.
İnsan:
ceza gelmedi
diye:
yalnız:
yanlışını:
sürdürmez.
Bir süre:
sonra:
yanlışı:
yanlış olarak görme yeteneğini
de:
kaybedebilir.
Oysa:
Allah’ın:
insana:
verdiği:
zamanın:
başka:
bir:
kullanımı:
vardır:
Dönüş.
Belki:
yıllardır:
bir:
haksızlık:
yapıyorsun.
Bugün:
durabilirsin.
Belki:
bir insanın:
hakkını:
yedin.
Bugün:
geri:
verebilirsin.
Belki:
bir:
akrabanla:
senelerdir:
konuşmuyorsun.
Bugün:
telefon:
edebilirsin.
Belki:
Allah’a:
çok:
uzak:
yaşıyorsun.
Bugün:
bir:
secde:
ile:
başlayabilirsin.
Belki:
sana:
zarar veren:
bir:
alışkanlığı:
yıllardır:
sürdürüyorsun.
Bugün:
yardım:
istemeye:
karar:
verebilirsin.
Çünkü:
mühletin:
en güzel:
anlamlarından biri:
şudur:
Henüz geç değil.
Ama:
ayet:
hemen:
ardından:
çok ciddi:
bir:
uyarı:
ekler:
“Şüphesiz benim planım sağlamdır.”
Yani:
“Henüz geç değil.”
demek:
“Hiçbir zaman geç olmayacak.”
demek:
değildir.
İnsan:
ölümlüdür.
Hayat:
sınırlıdır.
Fırsatlar:
sonsuz:
değildir.
Tövbe:
etmek:
için:
“Bir gün.”
demek:
kolaydır.
Ama:
o:
“bir gün”ün:
geleceğine:
kimse:
garanti:
veremez.
Bu nedenle:
A‘râf 183:
insana:
zamana:
karşı:
çok ciddi:
bir:
sorumluluk:
öğretir.
Doğru olduğunu bildiğin şeyi sürekli erteleme.
Bir:
özür:
gerekiyorsa:
erteleme.
Bir:
hak:
iade:
edilecekse:
erteleme.
Bir:
yanlış:
bırakılacaksa:
erteleme.
Bir:
iyilik:
yapılacaksa:
erteleme.
Çünkü:
insanın:
en büyük:
aldanışlarından biri:
zamanın hâlâ çok olduğuna inanmasıdır.
Ayetteki:
“Benim planım sağlamdır.”
ifadesi:
insana:
başka:
bir:
derin:
ders:
daha:
verir:
İnsan:
her şeyi:
kontrol:
edemez.
Kendi:
hesaplarını:
yapar.
Beş:
yıllık:
plan:
yapar.
On:
yıllık:
plan:
yapar.
Parasını:
hesaplar.
İşini:
hesaplar.
Geleceğini:
hesaplar.
Ama:
hayat:
bir:
dakikada:
değişebilir.
Bu:
insanın:
plan yapmaması:
gerektiği:
anlamına:
gelmez.
Tam tersine:
plan:
yapmalıdır.
Ama:
planını:
mutlaklaştırmamalıdır.
Çünkü:
insan:
hesap:
eder.
Allah:
ise:
insanın:
göremediğini:
de:
bilir.
Bu:
mümine:
hem:
tevazu
hem:
güven:
verebilir.
Tevazu:
çünkü:
“Her şey benim kontrolümde.”
diyemez.
Güven:
çünkü:
“Her şey kontrolsüz.”
de:
demez.
İşte:
iki:
uç:
arasında:
iman:
vardır:
Ben elimden geleni yaparım; nihai hüküm Allah’a aittir.
Ayetin:
başkaları:
hakkında:
nasıl:
kullanılacağı:
konusunda:
da:
çok:
dikkatli:
olmak gerekir.
Bir:
insan:
yanlış:
yapıyor:
diye:
hemen:
“Allah ona mühlet veriyor, yakında cezasını bulacak.”
demek:
bizim:
bilgimizi:
aşabilir.
Kimin:
ne:
hesap:
vereceğini,
hangi:
olayın:
ne:
anlama:
geldiğini:
tam olarak:
Allah:
bilir.
Bu ayetin:
ilk:
amacı:
başkalarının:
geleceğini:
tahmin:
etmek:
değil,
kendi rehavetimizi kırmaktır.
Şunu:
sor:
Ben hangi yanlışımın cezası hemen gelmediği için onu küçümsüyorum?
Ben hangi hatamı “nasıl olsa bir şey olmadı” diyerek tekrar ediyorum?
Allah’ın bana verdiği zamanı dönüş için mi, daha fazla gaflet için mi kullanıyorum?
Ve:
belki:
en önemlisi:
Bugün düzeltme imkânım olan hangi şeyi gereksiz yere yarına bırakıyorum?
Çünkü:
mühlet:
sonsuz:
değildir.
Ama:
şu anda:
hayattaysan,
şu anda:
düşünebiliyorsan,
şu anda:
vicdanın:
sana:
bir şey:
söylüyorsa,
şu an hâlâ bir fırsattır.
Belki de A‘râf 183’ün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Allah’ın bize verdiği zamanı, yanlışımızın unutulduğuna dair bir güvence gibi mi görüyoruz; yoksa yanlışımızdan dönmek için verilmiş kıymetli bir fırsat olarak mı?
Çünkü:
mühlet:
insanın:
önüne:
iki:
yol:
koyabilir:
Birincisi:
“Bir şey olmadı, devam edeyim.”
İkincisi:
“Henüz fırsatım varken döneyim.”
İnsanın:
geleceğini:
bu iki:
cümle:
arasındaki:
seçim:
değiştirebilir.
Ve:
A‘râf 183:
bize:
çok güçlü:
bir:
uyarı:
bırakır:
Geciken hesabı yok sayma, verilen zamanı küçümseme ve Allah’ın sessizliğini onay zannetme. Sana mühlet verilmişse, onu gaflete değil dönüşe çevir.
“Mühlet, yanlışın unutulduğunu değil; sana hâlâ dönebileceğin kadar zaman verildiğini gösterebilir. Akıllı insan sessizliği güvence saymaz; fırsat varken yönünü düzeltir. Çünkü zamanın uzaması hesabı silmez, yalnız seçimin için sana biraz daha alan bırakır.”
Ersan Karavelioğlu