A‘râf Suresi 189. Ayette “Sizi Tek Bir Nefisten Yaratan, Onunla Huzur Bulsun Diye Ondan Eşini Yaratan O’dur. Eşini Sarınca Hafif Bir Yük Yüklendi; Yükü Ağırlaşınca İkisi Birden Rableri Allah’a ‘Bize Salih Bir Evlat Verirsen Şükredenlerden Olacağız’ Diye Dua Ettiler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan çoğu nimetin değerini ona sahip olmadan önce yaptığı duada anlar; asıl imtihan ise istediğine kavuştuğunda o duayı ve nimetin gerçek sahibini unutmamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 188. ayetinde:
Hz. Muhammed’in:
gaybın:
bağımsız sahibi:
olmadığı,
Allah’ın dilediği dışında:
kendisine bile:
mutlak fayda:
sağlayamayacağı
ve:
zararı:
uzaklaştıramayacağı:
bildirilmişti.
- ayette ise:
insanı:
çok daha:
kişisel:
bir alana:
götürür:
yaratılış, eş, huzur, hamilelik, çocuk arzusu ve dua.
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“Sizi tek bir nefisten yaratan ve onunla huzur bulsun diye ondan eşini var eden O’dur. Eşiyle birleşince kadın hafif bir yük yüklendi ve bir süre onu taşıdı. Yükü ağırlaşınca ikisi Rableri Allah’a, ‘Eğer bize salih bir evlat verirsen mutlaka şükredenlerden olacağız’ diye dua ettiler.”
Bu ayette:
insanın:
nereden geldiği,
kadın ile:
erkek arasındaki:
yakınlığın:
hangi anlamı:
taşıdığı,
hamileliğin:
nasıl bir:
emanet olduğu
ve:
anne-babanın:
çocuk beklerken:
Allah’a yönelişi:
anlatılır.
Fakat:
ayet:
yalnız:
biyolojik:
bir süreçten:
söz etmez.
Aynı zamanda:
çok tanıdık:
bir insan:
psikolojisini:
ortaya koyar:
İnsan:
henüz:
sahip olmadığı:
bir nimeti:
çok ister.
Dua:
eder.
Söz:
verir.
“Allah’ım, bunu bana verirsen şükredeceğim.”
der.
Sonra:
nimet:
geldiğinde:
asıl:
imtihan:
başlar:
Verilmeden önce yaptığın duayı, verildikten sonra da hatırlayabilecek misin?
“Sizi Tek Bir Nefisten Yaratan O’dur” Ne Demektir
Ayette:“nefsin vâhidetin”
yani:
“tek bir nefis”
ifadesi:
kullanılır.
Klasik:
tefsirlerin:
çok büyük:
bir kısmı:
buradaki:
tek nefsi:
Hz. Âdem:
olarak:
yorumlamıştır.
Buna göre:
insanlığın:
başlangıcına:
işaret:
edilmektedir.
Ancak:
ayette:
“Âdem”
ismi:
doğrudan:
geçmez.
Bu yüzden:
metnin:
açık ifadesiyle:
tefsirdeki:
yaygın:
yorum:
birbirinden:
ayırt edilmelidir.
Kesin olan:
şudur:
İnsanlığın kökeni ortak bir yaratılışa bağlanmaktadır.
“Tek Bir Nefis” İnsanlar Arasında Eşitlik Mesajı da Taşır mı
Evet:ayetteki:
ortak:
köken:
fikri:
böyle:
çok güçlü:
bir:
ahlaki:
sonuç:
düşündürür.
İnsanlar:
farklı:
dillerde:
konuşabilir.
Farklı:
renklere,
milletlere,
kültürlere:
sahip:
olabilir.
Ama:
bu:
farklılıklar:
bir insanı:
yaratılış:
bakımından:
diğerinden:
daha:
üstün:
yapmaz.
Hepimiz:
aynı:
insanlık:
ailesinin:
parçalarıyız.
Köken ortaksa, kibir için yaratılıştan gelen bir üstünlük gerekçesi yoktur.
“Ondan Eşini Yarattı” Ne Anlama Gelir
Ayet:tek nefisten:
“zevcehâ”
yani:
“onun eşini”
yarattığını:
söyler.
Klasik:
yorumlarda:
bu:
çoğunlukla:
Hz. Âdem’den:
Hz. Havva’nın:
yaratılması:
şeklinde:
anlaşılmıştır.
Fakat:
ayet:
Havva:
ismini:
kullanmaz
ve:
yaratılışın:
ayrıntılı:
mekanizmasını:
anlatmaz.
Bu nedenle:
Kur’an’ın:
söylemediği:
biyolojik:
ayrıntıları:
kesin:
bilgi gibi:
sunmamak:
gerekir.
Ayetin:
asıl:
vurgusu:
insanın eşiyle aynı insanlık kökünü paylaşmasıdır.
Bu Ayet Kadını Erkekten Daha Aşağı Bir Varlık Olarak mı Gösteriyor
Hayır.Ayet:
kadına:
daha düşük:
bir insanlık:
değeri:
vermez.
Tam tersine:
erkek ve:
kadın:
aynı:
insanlık:
kökeni:
içinde:
anlatılır.
Birinin:
diğerinden:
yaratılmış:
olduğu:
şeklindeki:
klasik:
yorumdan:
“Kadın daha değersizdir.”
sonucu:
çıkarılamaz.
Kur’an’ın:
ahlaki:
sorumluluk:
dilinde:
erkek ve:
kadın:
Allah’ın:
karşısında:
sorumlu:
insanlardır.
“Onunla Huzur Bulsun Diye” Ne Anlama Gelir
Ayette:“liyeskune ileyhâ”
ifadesi:
yer alır.
Yaklaşık:
anlamı:
“Ona yönelip onunla huzur bulsun, sükûnete ersin.”
dir.
Buradaki:
sükûn:
yalnız:
aynı evde:
yaşamak:
değildir.
İnsanın:
eşiyle:
yakınlık,
güven,
aidiyet,
dostluk
ve:
huzur:
bulmasını:
düşündürür.
Yani:
eş:
yalnız:
biyolojik:
üremenin:
aracı:
olarak:
sunulmaz.
İnsanın huzur bulduğu bir hayat arkadaşı olarak da anlatılır.
Evliliğin Amacı Sadece Çocuk Sahibi Olmak mıdır
Hayır.Ayette:
çocuk:
konusu:
devamında:
gelir.
Ama:
eş ilişkisinin:
ilk:
anlatılan:
yönü:
sükûnettir.
Bu:
çok:
önemlidir.
Eşler:
arasında:
sevgi,
yakınlık,
güven,
dayanışma
ve:
huzur:
başlı başına:
değerlidir.
Her:
evlilik:
çocukla:
sonuçlanmayabilir.
Bu:
o:
evliliğin:
değersiz:
olduğu:
anlamına:
gelmez.
“Eşiyle Birleşince” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette:“tegaşşâhâ”
ifadesi:
kullanılır.
Bu:
eşlerin:
cinsel:
birleşmesini:
örtülü
ve:
mahremiyeti:
koruyan:
bir:
dille:
anlatır.
Kur’an:
insan:
cinselliğini:
yok:
saymaz.
Ama:
onu:
edepli:
ve:
ölçülü:
bir:
dille:
ifade eder.
Bu:
bize:
cinselliğin:
hem:
doğal
hem de:
mahremiyeti:
bulunan:
bir:
insan:
gerçeği:
olduğunu:
hatırlatır.
“Hafif Bir Yük Yüklendi” Ne Demektir
Burada:hamileliğin:
ilk:
dönemlerinden:
söz edilir.
Başlangıçta:
gebelik:
dışarıdan:
çok belirgin:
olmayabilir.
Anne:
günlük:
hayatına:
devam:
edebilir.
Ayet:
bunu:
“hafif bir yük”
ifadesiyle:
tasvir eder.
Bu:
hamileliğin:
basit:
veya:
önemsiz:
olduğu:
anlamına:
gelmez.
Daha çok:
sürecin ilk aşamasındaki hafifliği
anlatır.
“Onunla Bir Süre Geçindi” İfadesi Ne Anlatır
Ayet:annenin:
bir süre:
bu:
hamileliği:
taşıyarak:
hayatına:
devam ettiğini:
anlatır.
Gebelik:
aşama aşama:
ilerler.
Başlangıçtaki:
hafiflik:
zamanla:
değişir.
Bu:
insanın:
yaratılışının:
bir anda:
değil,
aşamalar içerisinde gerçekleşen bir süreç
olduğunu:
hatırlatır.
“Yükü Ağırlaşınca” Ne Demektir
Hamilelik:ilerledikçe:
anne:
çocuğun:
ağırlığını:
daha fazla:
hissetmeye:
başlar.
Bedensel:
değişimler:
artar.
Doğum:
yaklaşır.
Belirsizlik:
de:
daha:
fazla:
hissedilebilir.
İşte:
ayet:
bu:
noktada:
anne ve:
babanın:
Allah’a:
birlikte:
dua:
ettiğini:
anlatır.
Çünkü:
nimetin:
büyüklüğü:
aynı zamanda:
sorumluluğun ve kaygının büyüklüğünü
de:
hissettirir.

Hamilelik Neden İnsanı Duaya Daha Çok Yöneltebilir
Çünkü:insan:
kendisinin:
her şeyi:
kontrol:
edemediğini:
çok açık:
biçimde:
hissedebilir.
Anne-baba:
doktor:
kontrollerine:
gider.
Tedbir:
alır.
Beslenmeye:
dikkat:
eder.
Tıbbi:
imkânlardan:
yararlanır.
Ama:
çocuğun:
gelişiminin:
her:
ayrıntısını:
kendi:
iradeleriyle:
yönetemezler.
Bu:
insana:
çaba ile tevekkülün birlikte var olması gerektiğini
hatırlatabilir.

“İkisi Birden Rableri Allah’a Dua Ettiler” Neden Önemlidir
Ayette:dua:
yalnız:
annenin:
duası:
değildir.
İkisi:
anne
ve:
baba:
birlikte:
Allah’a:
yönelir.
Bu:
çocuğun:
sorumluluğunun:
da:
yalnız:
annenin:
üzerine:
bırakılamayacağını:
düşündürür.
Hamileliği:
bedenen:
anne:
taşır.
Ama:
ebeveynlik:
sorumluluğu:
anne ile babanın ortak emaneti
olmalıdır.

“Bize Salih Bir Evlat Verirsen” Ne Anlama Gelir
Ayette:“sâlihan”
ifadesi:
kullanılır.
Bu kelime:
iyi,
düzgün,
elverişli,
sağlıklı:
veya:
salih:
anlam:
alanlarına:
sahiptir.
Tefsirlerde:
burada:
sağlıklı,
yaratılışı:
düzgün
veya:
iyi bir:
çocuk:
istemeleri:
şeklinde:
açıklamalar:
bulunur.
Kelimenin:
tek:
bir:
Türkçe:
karşılığa:
hapsedilmemesi:
daha:
sağlıklıdır.
Temel:
duygu:
şudur:
“Allah’ım, bize hayırlı ve düzgün bir evlat nasip et.”

Çocuğun Sağlıklı Olmasını İstemek Yanlış mıdır
Hayır.Anne-babanın:
çocuğunun:
sağlıklı:
olmasını:
istemesi:
çok:
doğal:
bir:
duadır.
Fakat:
bir çocuğun:
hastalık,
engellilik
veya:
başka:
bir sağlık:
durumuyla:
doğması:
onun:
insanlık:
değerini:
azaltmaz.
Bu:
çok:
önemlidir.
Ayet:
çocuğun:
değerini:
kusursuz:
bedene:
indirgemez.
Her çocuk insanlık onuru bakımından değerlidir.

“Şükredenlerden Olacağız” Sözü Ne Anlama Gelir
Anne ve:baba:
Allah’a:
bir:
söz:
verir:
“Bize bunu verirsen şükredeceğiz.”
Bu:
insanın:
sıkıntı:
ve:
belirsizlik:
anındaki:
çok:
tanıdık:
duasıdır.
“Allah’ım, bu iş olursa…”
“Bu hastalıktan kurtulursam…”
“Bir çocuğum olursa…”
“Bu sıkıntı geçerse…”
İnsan:
o anda:
nimetin:
değerini:
çok güçlü:
hisseder.
Ama:
asıl:
sınav:
nimet:
geldikten:
sonra:
başlar.

Şükür Sadece “Elhamdülillah” Demek midir
Elhamdülillahdemek:
şükrün:
çok güzel:
bir:
ifadesidir.
Ama:
şükür:
yalnız:
dil:
ile:
sınırlı:
değildir.
Bir:
çocuk:
nimetse:
ona:
sevgiyle:
bakmak:
şükürdür.
İyi:
eğitim:
vermeye:
çalışmak:
şükürdür.
Onun:
hakkını:
korumak:
şükürdür.
Kendi:
egosunun:
projesine:
dönüştürmemek:
şükürdür.
Yani:
nimetin şükrü, nimeti Allah’ın razı olacağı biçimde kullanmaya çalışmaktır.

İnsan Neden Nimeti Almadan Önce Allah’ı Daha Çok Hatırlayıp Aldıktan Sonra Unutabilir
Çünkü:ihtiyaç:
insana:
sınırlılığını:
hatırlatır.
Henüz:
istediği:
şey:
elinde:
değilken:
dua:
eder.
Bekler.
Kaygılanır.
Allah’a:
yönelir.
Ama:
nimet:
geldiğinde:
zamanla:
ona:
alışabilir.
Başta:
“Allah’ın büyük nimeti.”
dediği:
şey:
birkaç:
yıl sonra:
sıradan:
görünebilir.
İşte:
şükür:
alışmanın nimeti görünmez hâle getirmesine karşı bir hatırlama biçimidir.

A‘râf Suresi 188. ve 189. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
“Allah’ın dilediği dışında kendime fayda ve zarar verme gücüm yoktur; gaybı da bağımsız olarak bilmem.”
demişti.
- ayette:
insani:
sınırlılık:
aile:
ve:
çocuk:
üzerinden:
gösterilir.
İnsan:
eşini:
sever.
Çocuk:
ister.
Tedbir:
alır.
Ama:
hayatın:
nihai:
sonucunu:
kendi:
elleriyle:
yaratamaz.
Bu yüzden:
anne-baba:
Allah’a:
döner:
“Bize hayırlı bir evlat verirsen şükredenlerden olacağız.”
İki ayetin:
ortak:
mesajı:
şudur:
İnsan sebeplere sarılır ama mutlak güç sahibi olmadığını bilir.

Sonuç: A‘râf Suresi 189. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 189. ayet:insanın:
hayatındaki:
en:
temel:
hikâyelerden:
birini:
anlatır.
Bir:
insan:
yaratılır.
Yalnız:
yaşamak:
zorunda:
değildir.
Bir:
eş:
bulur.
Yakınlık:
kurar.
Onunla:
huzur:
arar.
Sonra:
yeni:
bir:
hayatın:
başlangıcı:
ortaya:
çıkar.
Hamilelik:
başlar.
İlk:
dönem:
hafiftir.
Zaman:
ilerler.
Yük:
ağırlaşır.
Ve:
insan:
bir anda:
çok:
temel:
bir:
gerçekle:
karşı:
karşıya:
kalır:
Ben her şeyi kontrol edemiyorum.
İşte:
dua:
bazen:
tam:
burada:
doğar.
İnsan:
gücünün:
sınırını:
hissettiğinde:
Allah’a:
daha:
içten:
yönelebilir.
Anne-baba:
şunu:
ister:
“Allah’ım, bize hayırlı bir evlat ver.”
Bu:
çok:
insani:
bir:
duadır.
Çocuğu:
henüz:
görmemişlerdir.
Nasıl:
olacağını:
bilmezler.
Karakterini:
bilmezler.
Geleceğini:
bilmezler.
Sağlığını:
tam:
garanti:
edemezler.
Ama:
sevmeye:
başlamışlardır.
Bu:
ebeveynliğin:
belki de:
en:
etkileyici:
yanlarından:
biridir:
İnsan henüz tanımadığı birini beklerken onun için dua etmeye başlayabilir.
Ayet:
bize:
eş:
ilişkisi:
konusunda:
da:
çok:
güzel:
bir:
kelime:
verir:
Sükûn.
Huzur.
İnsan:
evliliği:
bazen:
yalnız:
görevlerle:
düşünebilir.
Para:
kazanılacak.
Ev:
kurulacak.
Çocuk:
büyütülecek.
Sorumluluklar:
yerine:
getirilecek.
Bunların:
hepsi:
önemlidir.
Ama:
ayet:
daha:
temelde:
şunu:
hatırlatır:
Eş, insanın yanında huzur bulabileceği kişidir.
Bu:
şu:
soruyu:
da:
beraberinde:
getirir:
Ben eşimin huzur bulduğu bir insan mıyım?
Eve:
geldiğinde:
rahatlıyor:
mu?
Yoksa:
geriliyor:
mu?
Benimle:
konuşurken:
kendini:
güvende:
hissediyor:
mu?
Derdini:
anlatabiliyor:
mu?
Yanlış:
yaptığında:
aşağılanacağını:
mı:
düşünüyor,
yoksa:
birlikte:
çözebileceğimizi:
mi?
Çünkü:
“Onunla huzur bulsun diye…”
ifadesi:
yalnız:
eşten:
alacağımız:
huzuru:
değil,
eşimize:
nasıl:
bir:
insan:
olduğumuzu:
da:
sorgulatabilir.
Evlilikte:
her gün:
romantik:
bir:
huzur:
olmaz.
Tartışma:
olabilir.
Ekonomik:
sıkıntı:
olabilir.
Hastalık:
olabilir.
Yorgunluk:
olabilir.
Fikir:
ayrılığı:
olabilir.
Ama:
bütün:
bunların:
içinde:
eşler:
birbirinin:
düşmanı:
değil,
aynı hayatın iki yol arkadaşı
olduklarını:
hatırlayabilirler.
Ayetin:
hamilelik:
tasviri:
ise:
insanın:
bir nimetin:
nasıl:
aşama aşama:
hayatına:
girdiğini:
gösterir.
Başlangıçta:
çok:
küçük:
ve:
hafif:
bir:
durum:
vardır.
Sonra:
aylar:
geçer.
Anne:
bedeninde:
giderek:
büyüyen:
bir:
hayat:
taşır.
Bu:
bize:
insanın:
hayata:
ne kadar:
kırılgan:
bir:
başlangıçla:
geldiğini:
hatırlatır.
Bir zamanlar:
hepimiz:
başkasının:
korumasına:
tamamen:
muhtaçtık.
Kendi:
başımıza:
yemek:
yiyemiyorduk.
Yürüyemiyorduk.
Konuşamıyorduk.
Kendimizi:
koruyamıyorduk.
Bugün:
ne kadar:
güçlü,
zengin,
ünlü
veya:
başarılı:
olursak:
olalım,
başlangıcımız:
son derece:
muhtaç:
bir:
insan:
başlangıcıydı.
Bu:
bilinç:
kibri:
kırabilir.
Ayet:
bize:
çocuk:
hakkında:
da:
çok:
önemli:
bir:
ölçü:
verir.
Çocuk:
nimettir.
Ama:
aynı zamanda:
emanettir.
Anne-baba:
çocuğu:
“Benim.”
diyerek:
kendi:
mülkü:
gibi:
göremez.
Çocuk:
bir:
eşya:
değildir.
Anne-babanın:
yarım:
kalmış:
hayallerini:
gerçekleştirmek:
için:
dünyaya:
gelmiş:
bir:
proje:
değildir.
Bir:
anne:
“Ben doktor olamadım, sen mutlaka doktor olacaksın.”
diyebilir.
Baba:
“Benim yapamadığımı sen yapacaksın.”
diyebilir.
Ama:
çocuk:
kendi:
kişiliği,
yetenekleri
ve:
hayatı:
olan:
bir:
insandır.
Ebeveynin:
görevi:
onu:
kendi:
egosunun:
devamı:
hâline:
getirmek:
değil,
iyi bir insan olabilmesi için ona rehberlik etmektir.
Belki:
“salih evlat”
duasının:
en güzel:
karşılıklarından:
biri:
burada:
ortaya:
çıkar.
Anne-baba:
çocuğunun:
yalnız:
zengin:
olmasını:
istememeli.
Sadece:
çok:
başarılı:
olmasını:
istememeli.
Sadece:
en iyi:
okulu:
kazanmasını:
istememeli.
Şunu:
da:
istemeli:
Dürüst olsun.
Merhametli olsun.
Adil olsun.
Vicdanlı olsun.
Kendisine ve başkalarına faydalı olsun.
Çünkü:
bir:
çocuğun:
hayatta:
çok:
başarılı:
olması:
ama:
ahlaken:
kötü:
bir:
insana:
dönüşmesi:
anne-baba:
için:
gerçek:
bir:
başarı:
sayılabilir mi?
Ayet:
bize:
şükür:
hakkında:
belki de:
en:
önemli:
derslerden:
birini:
verir:
İnsan nimeti isterken verdiği sözü, nimete kavuşunca unutabilir.
Hepimiz:
bunu:
hayatımızda:
farklı:
biçimlerde:
yaşayabiliriz.
Bir:
iş:
isteriz:
“Allah’ım, bu işi verirsen çok şükredeceğim.”
İş:
olur.
Bir süre:
sonra:
işten:
şikâyet:
etmeye:
başlarız.
Bir:
ev:
isteriz.
Alınca:
çok:
seviniriz.
Birkaç:
yıl:
sonra:
daha:
büyüğünü:
isteriz.
Bir:
çocuk:
isteriz.
Yıllarca:
dua:
ederiz.
Çocuk:
doğduktan:
sonra:
zaman:
geçer
ve:
onun:
varlığını:
sıradan:
görmeye:
başlayabiliriz.
Bir:
hastalıktan:
kurtulmak:
isteriz.
“Bir daha sağlığımı ihmal etmeyeceğim.”
deriz.
İyileşiriz.
Sonra:
eski:
alışkanlıklarımıza:
dönebiliriz.
İşte:
şükür:
nimetin ilk günkü değerini her gün yeniden görebilmektir.
Bu:
hiç:
şikâyet:
etmemek:
değildir.
Bir:
çocuk:
zorlayabilir.
Evlilik:
zor:
dönemlerden:
geçebilir.
Sağlıklı:
bir insan:
yorulabilir.
İş:
sıkıntılı:
olabilir.
Şükür:
zorluğu inkâr etmek
değildir.
Şükür:
zorluğun:
içinde:
nimeti:
de:
unutmamaktır.
Bir:
anne:
çocuğundan:
yorulabilir.
Bu:
çocuğunu:
sevmediği:
anlamına:
gelmez.
Bir:
eş:
ilişkisinde:
zor:
bir:
dönem:
yaşayabilir.
Bu:
bütün:
iyilikleri:
yok:
saymak:
zorunda:
olduğu:
anlamına:
gelmez.
Şükür:
gerçekliği:
inkâr:
etmeden:
iyiliği:
fark:
edebilme:
yeteneğidir.
Ayet:
aynı zamanda:
duanın:
insan:
hayatındaki:
yerini:
çok:
doğal:
bir:
sahneyle:
gösterir.
İnsan:
bazen:
çok:
büyük:
teolojik:
cümleler:
kurmaz.
Sadece:
şöyle:
der:
“Allah’ım, çocuğum iyi olsun.”
Belki:
dünyanın:
en:
samimi:
dualarından:
bazıları:
böyle:
basit:
cümlelerdir.
Bir:
anne:
gece:
uyumadan:
önce:
çocuğu:
için:
dua:
eder.
Bir:
baba:
hastane:
koridorunda:
sessizce:
“Allah’ım, iyi olsun.”
der.
İşte:
insanın:
Allah’a:
yönelişi:
bazen:
en:
derin:
hâlini:
tam:
bu:
çaresizlik:
ve:
sevgi:
noktasında:
bulur.
Ama:
A‘râf 189:
bizi:
orada:
bırakmaz.
Bir sonraki:
ayet:
bu:
duadan:
sonra:
insanın:
nimet:
karşısında:
nasıl:
davrandığını:
sorgulayacaktır.
Bu nedenle:
- ayetin:
“Şükredenlerden olacağız.”
sözü:
yalnız:
güzel:
bir:
dua:
değildir.
Aynı zamanda:
bir söz ve bir sorumluluktur.
Belki de A‘râf 189’un bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Allah’tan bir nimeti isterken verdiğimiz sözleri, o nimet hayatımızın sıradan bir parçası hâline geldikten sonra da hatırlıyor muyuz?
Çünkü:
nimeti:
istemek:
kolaydır.
Nimet:
gelince:
sevinmek:
de:
kolaydır.
Asıl:
zor:
olan:
nimetin şükrünü zaman geçtikçe korumaktır.
Eşin:
nimetse:
onu:
hor:
görme.
Çocuğun:
nimetse:
onu:
mülkün:
gibi:
görme.
Sağlığın:
nimetse:
onu:
bilinçsizce:
tüketme.
Malın:
nimetse:
onunla:
kibirlenme.
Ve:
sana:
verilen:
her:
şeyde:
şunu:
hatırla:
Bir zamanlar sahip olmadığın için dua ettiğin şey, bugün alıştığın için değerini unuttuğun şey hâline gelmesin.
“Bir nimeti elde etmeden önce ettiğin duayı, elde ettikten sonra da hatırla. Eşini alışkanlığa, çocuğunu mülke, sağlığını garantiye, rızkını kendi gücüne dönüştürme. Şükür, bir zamanlar ‘Allah’ım nasip et’ dediğin şeye bugün hâlâ ‘Elhamdülillah’ diyebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu