A‘râf Suresi 194. Ayette “Allah’ı Bırakıp Dua Ettikleriniz de Sizin Gibi Kullardır. Eğer Doğru Söylüyorsanız Haydi Onlara Dua Edin de Size Cevap Versinler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bir varlığa verdiğin değer, onun gerçekte sahip olmadığı bir gücü ona kazandırmaz. Kulluk, yaratılmışı küçümsemek değil; yaratılmış ile Yaratan arasındaki sınırı unutmamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 191, 192 ve 193. ayetlerinde:
Allah’a:
ortak koşulan:
varlıkların:
hiçbir şey:
yaratamadıkları,
kendilerinin:
yaratılmış:
oldukları,
başkalarına:
mutlak:
yardım:
edemedikleri,
hatta:
kendilerine bile:
mutlak anlamda:
yardım:
edemedikleri:
anlatılmıştı.
- ayette:
çarpıcı:
bir:
ifade:
yer almıştı:
“Onları çağırsanız da sussanız da sizin için aynıdır.”
- ayet:
tevhid:
eleştirisini:
bir adım:
daha:
ileri:
götürür.
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“Allah’ı bırakıp dua ettikleriniz de sizin gibi kullardır. Eğer doğru söylüyorsanız haydi onlara dua edin de size cevap versinler.”
Bu ayetin:
merkezinde:
çok önemli:
bir kelime:
vardır:
“İbâd.”
Yani:
kullar.
Kur’an:
Allah’tan:
başka:
ilahlaştırılan:
varlıkların:
Allah’ın:
ortağı:
değil,
kendilerinin de:
Allah’ın:
yarattığı:
ve:
O’na:
muhtaç:
varlıklar:
olduğunu:
hatırlatır.
Bu:
çok büyük:
bir:
tevhid:
ölçüsüdür:
Kul ile Allah aynı değildir.
Bir:
insan:
ne kadar:
büyük:
olursa:
olsun,
bir:
melek:
ne kadar:
yüce:
bir:
varlık:
olursa:
olsun,
bir:
peygamber:
ne kadar:
seçkin:
olursa:
olsun,
Allah’ın:
yarattığı:
bir:
varlık:
Allah’ın:
kendisi:
değildir.
Ayet:
insanın:
inancını:
duygusal:
bağlılıktan:
çıkarıp:
gerçeklikle:
sınamaya:
çağırır:
Madem onlara ilahî bir güç nispet ediyorsunuz, haydi çağırın; size cevap versinler.
“Allah’ı Bırakıp Dua Ettikleriniz” Kimlerdir
Ayetin:doğrudan:
bağlamında:
müşriklerin:
Allah’tan:
başka:
ilahlaştırdıkları:
varlıklardan:
söz edilir.
Bunlar:
putlar,
ilahlaştırılmış:
varlıklar
ve:
kendilerine:
ibadet:
yöneltilen:
yaratılmışlar:
olabilir.
Ancak:
ayet:
yalnız:
bir:
tarih:
anlatısı:
değildir.
Daha geniş:
bir:
ilke:
koyar:
Allah’tan başka hiçbir yaratılmış, bağımsız ilahî kudret sahibi değildir.
Ayetteki “Dua” Sadece İstek Söylemek midir
Kur’an’da:dua
kelimesi:
bağlama:
göre:
çağırmak,
seslenmek,
yardım istemek
ve:
ibadet:
anlamlarına:
uzanan:
bir kullanım:
alanına:
sahiptir.
Buradaki:
bağlam:
sıradan:
insani:
yardımlaşmayı:
değil,
Allah’ın:
yerine:
ilahî:
bir:
konum:
verilen:
varlıklara:
yönelişi:
eleştirir.
Dolayısıyla:
bir:
doktora:
“Bana yardım eder misiniz?”
demekle:
bir:
yaratılmışı:
mutlak:
ilahî:
kudret:
sahibi:
saymak:
aynı:
şey:
değildir.
“Onlar da Sizin Gibi Kullardır” Ne Anlama Gelir
Ayette:“ibâdun emsâlukum”
ifadesi:
yer alır.
Yaklaşık:
olarak:
“Onlar da sizin gibi kullardır.”
demektir.
Bu:
çok:
çarpıcı:
bir:
eşitlemedir.
İnsan:
Allah’a:
ortak:
koştuğu:
bir:
varlığı:
kendinden:
çok:
üstün:
ve:
ilahî:
görebilir.
Kur’an:
ise:
şunu:
söyler:
O da Allah’ın yaratması altında bulunan bir varlıktır.
Mutlak:
ilah:
değildir.
“Kul” Olmak Ne Demektir
Kul:Allah’a:
muhtaç:
olan:
yaratılmış:
varlıktır.
Kendi:
varlığını:
kendisi:
başlatmamıştır.
Kendi:
kudretini:
kendisi:
yaratmamıştır.
Varlığı:
Allah’a:
bağlıdır.
Bu anlamda:
insan:
kuldur.
Peygamber:
kuldur.
Allah’ın:
yarattığı:
diğer:
varlıklar da:
yaratılmışlık:
bakımından:
O’na:
muhtaçtır.
Bu yüzden:
kulluk aşağılanmak değil, yaratılmış olmanın hakikatidir.
Peygamberler de Allah’ın Kulu mudur
Evet.İslam:
Hz. Muhammed’i:
hem:
Allah’ın kulu
hem:
Allah’ın elçisi
olarak:
tanımlar.
Bu:
onun:
değerini:
azaltmaz.
Tam tersine:
peygamberliğin:
doğru:
yerini:
gösterir.
Peygamber:
Allah’ın:
kulu:
olduğu için:
Allah:
değildir.
Elçi:
olduğu için:
vahyi:
insanlara:
ulaştırır.
Kulluk ile peygamberlik birbirine karşıt değildir.
Bir Peygambere Çok Büyük Sevgi Duymak Şirk midir
Hayır.Sevgi:
tek başına:
şirk:
değildir.
Hz. Muhammed’i:
sevmek,
ona:
saygı:
duymak,
sünnetini:
örnek:
almak:
İslam’ın:
önemli:
parçalarındandır.
Problem:
sevginin:
Allah’a:
ait:
özellikleri:
bir:
yaratılmışa:
vermeye:
dönüşmesidir.
Mesela:
bir:
peygamberi:
Allah’tan:
bağımsız:
mutlak:
gayb:
bilgisi:
sahibi:
görmek:
- ayetteki:
ifadeyle:
uyuşmaz.
Sevgi sınırı yok etmemelidir.
“Sizin Gibi” İfadesi Yaratılmışlar Arasındaki Ortaklığı mı Vurgular
Evet.Ayet:
Allah’a:
ortak:
koşulan:
varlıklarla:
onlara:
yönelen:
insanlar:
arasında:
çok temel:
bir:
ortaklık:
kurar:
Hepsi yaratılmıştır.
Yani:
bir:
yaratılmış:
başka:
bir:
yaratılmışı:
Allah’ın:
yerine:
koyamaz.
Bu:
Kur’an’ın:
tevhid:
mantığının:
çok:
güçlü:
bir:
parçasıdır.
“Haydi Onlara Dua Edin” İfadesi Bir Meydan Okuma mıdır
Evet.Ayet:
bir tür:
hakikat testi
sunmaktadır.
Madem:
bu:
varlıkların:
ilahî:
bir:
kudreti:
olduğunu:
iddia:
ediyorsunuz,
o hâlde:
onları:
çağırın.
Ve:
şunu:
görün:
Bağımsız biçimde cevap verebiliyorlar mı?
Bu:
hakaret:
değil,
iddianın:
gerçeklikle:
sınanmasıdır.
“Size Cevap Versinler” Ne Anlama Gelir
Buradaki:cevap:
yalnız:
ses:
çıkarmak:
anlamında:
düşünülmemelidir.
Ayetin:
bağlamında:
ilahlaştırılan:
varlığın:
gerçek:
bir:
irade,
kudret
ve:
etkinlik:
gösterip:
gösteremediği:
sorgulanmaktadır.
Bir:
insan:
kendi:
yaptığı:
puta:
sesleniyor.
Ama:
put:
kendi:
iradesiyle:
bir:
cevap:
veremiyor.
Kur’an:
işte:
bu:
çelişkiyi:
göstermektedir.
Allah Duaya Her Zaman İstediğimiz Şekilde mi Cevap Verir
Hayır.Bu:
çok:
önemli:
bir:
ayrımdır.
Allah’a:
dua:
etmek:
“Ben söyledim, Allah tam istediğim biçimde yapmak zorunda.”
demek:
değildir.
Dua:
kulluktur.
İnsan:
ister.
Allah:
ise:
hikmetiyle:
diler.
Bazen:
insanın:
istediği:
gerçekleşir.
Bazen:
gerçekleşmez.
Bazen:
başka:
bir:
kapı:
açılır.
Bu nedenle:
Allah’ın:
duaya:
cevabı:
bir makinenin düğmesine basmak gibi mekanik bir sistem
olarak:
anlaşılmamalıdır.

Bir Duanın Gerçekleşmemesi Allah’ın Duayı İşitmediği Anlamına mı Gelir
Hayır.Bir:
duanın:
istenen:
biçimde:
gerçekleşmemesiyle:
duanın:
işitilmemesi:
aynı:
şey:
değildir.
İnsan:
kendisinin:
yararına:
olduğunu:
düşündüğü:
bir şeyi:
isteyebilir.
Ama:
bütün:
sonuçlarını:
bilmeyebilir.
Kur’an’ın:
Allah:
tasavvurunda:
Allah:
işiten,
bilen
ve:
hikmet:
sahibi:
olandır.
Bu nedenle:
dua:
Allah’ı kendi irademize bağlama yöntemi değil, kendi ihtiyacımızı Allah’a açma biçimidir.

Bu Ayet İnsanlardan Yardım İstemeyi Yasaklıyor mu
Hayır.Bir:
insandan:
onun:
yapabileceği:
bir:
şeyi:
istemek:
normal:
insani:
yardımlaşmadır.
“Bana bir bardak su verir misin?”
“Beni hastaneye götürür müsün?”
“Bu işi yapmamda yardım eder misin?”
demek:
ayet:
bağlamındaki:
şirk:
değildir.
Ayet:
yaratılmış varlıklara Allah’a özgü mutlak ve bağımsız kudret verilmesini
eleştirir.

Ölmüş Bir İnsan ile Yaşayan Bir İnsandan Yardım İstemek Aynı Mesele midir
Burada:İslam:
geleneğinde:
ayrıntılı:
teolojik:
tartışmalar:
vardır.
Tevessül,
şefaat,
dua
ve:
istigâse:
gibi:
konular:
farklı:
ekoller:
tarafından:
çeşitli:
biçimlerde:
yorumlanmıştır.
Bu ayetin:
açık:
ve:
tartışmasız:
merkezini:
korumak:
daha:
doğrudur:
Allah’tan başka hiçbir varlık, Allah’tan bağımsız mutlak ilahî güç sahibi değildir.
Farklı:
uygulamalar:
hakkında:
hüküm:
verirken:
niyet,
inanç
ve:
teolojik:
anlam:
ayrıca:
değerlendirilmelidir.

Bir İnsanın Olağanüstü Bir Şey Yapması Onu İlah Yapar mı
Hayır.Kur’an:
peygamberlerin:
Allah’ın:
izniyle:
mucizeler:
gösterebildiğini:
anlatır.
Ama:
mucize:
peygamberin:
Allah’tan:
bağımsız:
ilah:
olduğunu:
göstermez.
Tam tersine:
mucize:
Allah’ın izniyle
gerçekleşir.
Dolayısıyla:
olağanüstü:
bir olay:
ile:
ilah olmak:
aynı:
şey:
değildir.

Bir İnsanın Çok Büyük Manevi Makamı Olması Onu Allah’ın Ortağı Yapar mı
Hayır.Bir:
insan:
çok:
takvalı:
olabilir.
Allah’a:
çok:
yakın:
bir:
kul:
olabilir.
İnsanlara:
örnek:
olabilir.
Ama:
yine:
kuldur.
İşte:
A‘râf 194:
bu:
kelimeyi:
çok:
güçlü:
biçimde:
hatırlatır:
“İbâd.”
Kullar.
Allah’a:
yakınlık:
kulu:
Allah:
yapmaz.

Bir İnsanı “Hatasız” Görmek Neden Tehlikeli Olabilir
Çünkü:yaratılmış:
olan:
sınırlıdır.
Peygamberlerin:
vahiy:
görevindeki:
özel:
korunmuşluklarına:
ilişkin:
İslamî:
öğretiler:
ayrı:
bir:
meseledir.
Ama:
normal:
bir:
insanı:
“Asla hata yapmaz.”
diye:
görmek:
tehlikeli:
bir:
bağımlılık:
oluşturabilir.
Bir:
âlim:
yanılabilir.
Bir:
öğretmen:
yanılabilir.
Bir:
lider:
yanılabilir.
Bir:
anne-baba:
yanılabilir.
Yaratılmışı yaratılmış olarak görmek, eleştirel aklı korur.

Ayet Bize İnançlarımızı Sorgulamayı mı Öğretiyor
Evet.Ama:
sorgulamak:
her şeyi:
reddetmek:
demek:
değildir.
Sorgulamak:
şunu:
sormaktır:
“Ben buna neden inanıyorum?”
“Bunun delili ne?”
“Bu inanç Kur’an’ın tevhid anlayışıyla uyumlu mu?”
“Bir yaratılmışa gerçekte sahip olmadığı bir güç mü veriyorum?”
Bu:
sorular:
imanı:
zayıflatmak:
yerine:
daha:
bilinçli:
hâle:
getirebilir.

A‘râf Suresi 191, 192, 193 ve 194. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
Bu:dört:
ayet:
adım:
adım:
çok güçlü:
bir:
tevhid:
argümanı:
kurar.
- ayet:
der.
- ayet:
der.
- ayet:
der.
- ayet:
sonuç:
gibi:
şunu:
söyler:
“Onlar da sizin gibi kullardır. Doğru söylüyorsanız onları çağırın da size cevap versinler.”
Yani:
Kur’an:
insanı:
duygu:
ve:
alışkanlığın:
ötesine:
geçirip:
şuna:
çağırır:
Yaratılmış ile Yaratan arasındaki farkı gör.

Sonuç: A‘râf Suresi 194. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 194. ayet:tevhidin:
en:
temel:
ama:
en:
çok:
unutulabilen:
gerçeklerinden:
birini:
hatırlatır:
Allah’tan başka yöneldiğiniz varlıklar da kullardır.
Bu:
cümle:
çok:
önemlidir.
Çünkü:
insanın:
başka:
bir:
insanı:
yüceltme:
eğilimi:
çok:
güçlüdür.
Bir:
insanı:
çok:
sevdiğinde:
onun:
hatalarını:
görmek:
istemeyebilirsin.
Bir:
kişiye:
çok:
saygı:
duyduğunda:
onun:
her:
sözünü:
doğru:
sayabilirsin.
Bir:
din:
adamını:
çok:
önemsediğinde:
onun:
yanılamayacağını:
düşünebilirsin.
Bir:
lider:
sana:
çok:
şey:
kazandırmışsa:
onun:
her:
kararını:
savunmaya:
başlayabilirsin.
Bir:
ebeveyn:
çocuk:
için:
çok:
büyük:
bir:
değerdir.
Ama:
anne-baba:
bile:
hata:
yapabilir.
İşte:
ayet:
bize:
çok:
temel:
bir:
sınır:
hatırlatır:
Kullar kullardır.
Bu:
insanların:
değerini:
azaltmaz.
Tam tersine:
onlara:
insan:
olma:
hakkı:
verir.
Çünkü:
bir:
insanı:
ilahlaştırdığında:
ondan:
insanüstü:
bir:
kusursuzluk:
beklemeye:
başlarsın.
Hata:
yapmasın.
Seni:
hiç:
üzmesin.
Her:
soruna:
cevap:
versin.
Her:
an:
seni:
korusun.
Hiç:
yanılmasın.
Ama:
bunu:
hiçbir:
insan:
taşıyamaz.
Bir:
insana:
“Sen benim her şeyimsin.”
dediğimiz:
zaman:
şiirsel:
bir:
sevgi:
ifadesi:
kullanıyor:
olabiliriz.
Ama:
bunu:
kelime:
anlamıyla:
yaşarsak:
karşımızdaki:
insana:
çok:
ağır:
bir:
yük:
yüklemiş:
oluruz.
Çünkü:
hiçbir:
insan:
senin:
her şeyin
olamaz.
İnsan:
seni:
sevebilir.
Yanında:
olabilir.
Sana:
büyük:
destek:
verebilir.
Ama:
kalbindeki:
bütün:
boşlukları:
sonsuz:
biçimde:
dolduramaz.
Kendi:
hayatını:
bile:
tam:
kontrol:
edemeyen:
bir:
insanın:
senin:
bütün:
hayatını:
garanti:
etmesi:
mümkün:
değildir.
A‘râf 194:
bu yüzden:
yalnız:
putperestlikle:
ilgili:
bir:
ayet:
olarak:
okunmamalıdır.
Doğrudan:
bağlamı:
şirk:
ve:
putlardır.
Ama:
tevhidin:
hayata:
yansıyan:
şu:
büyük:
ilkesini:
de:
öğretir:
Hiçbir yaratılmışa taşıyamayacağı kadar büyük bir anlam yükleme.
Bir:
doktor:
çok:
iyi:
olabilir.
Ama:
her:
hastayı:
kurtaramaz.
Bir:
avukat:
çok:
iyi:
olabilir.
Ama:
her:
davayı:
kazanamaz.
Bir:
öğretmen:
çok:
iyi:
olabilir.
Ama:
öğrencisinin:
yerine:
öğrenemez.
Bir:
baba:
çocuğunu:
çok:
sevebilir.
Ama:
hayattaki:
her:
acıdan:
koruyamaz.
Bir:
eş:
seni:
çok:
sevebilir.
Ama:
senin:
içindeki:
bütün:
yaraları:
tek başına:
iyileştiremez.
Bu:
insanların:
değersiz:
olduğunu:
göstermez.
Aksine:
insan olduklarını gösterir.
Ve:
insan:
olmak:
sınırlı:
olmaktır.
Ayetin:
“Haydi onları çağırın da size cevap versinler.”
ifadesi:
ise:
çok:
önemli:
bir:
gerçeklik:
testidir.
İnsan:
bir:
inanç:
taşıyabilir.
Ama:
inanç:
gerçeklikle:
ilişki:
kurmalıdır.
Sadece:
“Ben böyle hissediyorum.”
demek:
her:
iddianın:
doğruluğunu:
kanıtlamaz.
Bir:
şey:
hakkında:
çok:
derin:
bir:
duygu:
hissedebilirsin.
Ama:
yanılıyor:
olabilirsin.
Bir:
insanın:
sana:
çok:
özel:
geldiğini:
düşünebilirsin.
Ama:
bu:
onun:
ilahî:
güce:
sahip:
olduğu:
anlamına:
gelmez.
Bir:
nesneyi:
çok:
kutsal:
hissedebilirsin.
Ama:
duygun:
o:
nesneyi:
yaratıcı:
hâle:
getirmez.
Bu:
iman:
ile:
akıl:
arasında:
çok:
önemli:
bir:
denge:
kurar.
Kur’an:
“Düşünmeden inan.”
demez.
Tam tersine:
defalarca:
insanın:
bakmasını,
düşünmesini,
akletmesini,
karşılaştırmasını:
ister.
İman:
hakikate:
yönelmelidir.
Bu:
nedenle:
A‘râf 194:
insana:
şunu:
sordurur:
Ben Allah’a mı kulluk ediyorum, yoksa kendi zihnimde büyüttüğüm yaratılmış güçlere mi?
Bu:
soru:
bazen:
çok:
ince:
yerlerde:
karşımıza:
çıkabilir.
Bir:
insanın:
sözü:
Allah’ın:
sözünün:
önüne:
geçiyor:
mu?
Bir:
geleneği:
sırf:
atalarım:
yaptı:
diye:
vahiyden:
daha:
dokunulmaz:
mı:
görüyorum?
Bir:
kişiye:
öylesine:
bağlandım ki:
yanlışını:
görsem:
bile:
“O yanlış yapmaz.”
mı:
diyorum?
İşte:
tevhid:
insana:
her:
yaratılmışın:
sınırını:
hatırlatır.
Bu:
sınır:
peygamber:
sevgisini:
de:
güzelleştirir.
Hz. Muhammed’i:
Allah:
olarak:
değil,
Allah’ın en büyük elçilerinden biri ve O’nun kulu
olarak:
seversin.
Onu:
ilahlaştırmak:
yerine:
getirdiği:
mesaja:
uyarsın.
Zaten:
- ayette:
kendisi:
şunu:
söylemişti:
“Allah’ın dilediği dışında kendime bile fayda ve zarar verme gücüm yoktur. Gaybı bilseydim çok hayır elde ederdim ve bana kötülük dokunmazdı.”
Bu:
son derece:
açık:
bir:
tevhid:
ilanıdır.
Peygamber:
kendisine:
ilahî:
özellikler:
verilmesini:
istemiyor.
İnsanları:
kendisine:
değil,
Allah’a:
çağırıyor.
Bu:
bize:
dini:
önderler:
konusunda:
da:
çok:
önemli:
bir:
ölçü:
verebilir.
Bir:
âlimden:
çok:
şey:
öğrenebilirsin.
Ama:
ona:
“Sen ne dersen doğrudur.”
deme.
Çünkü:
o da:
kul.
Bir:
hoca:
seni:
dine:
yaklaştırabilir.
Ama:
onun:
sözünü:
Kur’an’ın:
üzerine:
çıkarma.
Çünkü:
o da:
kul.
Bir:
insan:
maneviyatında:
sana:
çok:
yardım:
edebilir.
Ama:
kalbinin:
Allah’la:
arasına:
zorunlu:
bir:
ilahî:
aracı:
gibi:
koyma.
Çünkü:
o da:
kul.
Ayet:
insanlara:
saygıyı:
yıkmaz.
Mutlaklaştırmayı yıkar.
Bu:
çok:
önemli:
bir:
farktır.
Saygı:
gösterebilirsin.
Sevebilirsin.
Minnet:
duyabilirsin.
Örnek:
alabilirsin.
Ama:
Allah’a:
ait:
olanı:
bir:
kula:
veremezsin.
Belki de A‘râf 194’ün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hayatımızda değer verdiğimiz insanları ve varlıkları gerçekten oldukları yerde mi tutuyoruz, yoksa sevgi, korku veya alışkanlık yüzünden onlara yalnız Allah’a ait olan bir güç mü yüklüyoruz?
Çünkü:
tevhid:
yalnız:
Allah’ın:
var:
olduğuna:
inanmak:
değildir.
Aynı zamanda:
Allah’ın yerinin başka hiçbir şey tarafından doldurulamayacağını bilmek
demektir.
İnsan:
çok:
değerlidir.
Ama:
ilah:
değildir.
Peygamber:
çok:
değerlidir.
Ama:
ilah:
değildir.
Melek:
çok:
yüce:
bir:
yaratılmış:
olabilir.
Ama:
ilah:
değildir.
Para:
çok:
işe:
yarar.
Ama:
ilah:
değildir.
Bilim:
çok:
büyük:
bilgiler:
sağlar.
Ama:
ilah:
değildir.
Teknoloji:
hayatı:
değiştirebilir.
Ama:
ilah:
değildir.
Ve:
insanın:
kendi:
egosu:
da:
ilah:
değildir.
İşte:
A‘râf 194:
insanı:
bu:
büyük:
tevhid:
özgürlüğüne:
çağırır:
Hiçbir kula, eşyanın, gücün veya makamın önünde Allah’ın önünde durur gibi durmak zorunda değilsin.
Çünkü:
onlar:
da:
yaratılmıştır.
Onlar:
da:
sınırlıdır.
Onlar:
da:
Allah’a:
muhtaçtır.
Ve:
ayet:
bize:
çok:
sade:
bir:
ölçü:
bırakır:
Yaratılmışı sev, yaratılmıştan yararlan, yaratılmışa teşekkür et; fakat kulluğunu yalnız Allah’a ver. Çünkü kul ne kadar büyük olursa olsun kuldur, Allah ise yalnız Allah’tır.
“İnsana değer ver, peygamberi sev, âlime saygı duy, doktordan şifa için yardım al, dostuna güven; fakat hiçbir yaratılmışı Allah’ın yerine koyma. Çünkü kulun değeri kul olmasındadır, ilah olmasında değil; Yaratan’ın yeri ise hiçbir yaratılmışla doldurulamaz.”
Ersan Karavelioğlu