A‘râf Suresi 190. Ayette “Allah Onlara Salih Bir Evlat Verince, Kendilerine Verdiği Nimette Allah’a Ortaklar Koştular. Allah Onların Ortak Koştuklarından Yücedir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan nimeti isterken Rabbini hatırlayıp nimete kavuşunca başarıyı, hayatı veya sahip olduklarını başka güçlere bağlarsa şükür sessizce yerini unutmaya bırakabilir. Nimeti sevmek başka, nimetin sahibini unutmamak başkadır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 189. ayetinde:
bir kadın ve:
erkeğin:
çocuk beklerken:
Allah’a:
yöneldikleri:
anlatılmıştı.
Hamilelik:
ağırlaşınca:
ikisi:
birlikte:
şöyle:
dua etmişti:
“Eğer bize salih, düzgün ve hayırlı bir evlat verirsen mutlaka şükredenlerden olacağız.”
- ayet:
bu:
duanın:
ardından:
insanın:
nimete:
kavuştuktan sonraki:
imtihanını:
gündeme getirir.
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“Allah onlara salih bir evlat verince, kendilerine verdiği şey konusunda O’na ortaklar koştular. Allah onların ortak koştuklarından yücedir.”
Bu ayet:
tefsir tarihinde:
üzerinde:
çok konuşulmuş:
ayetlerden biridir.
Çünkü:
şöyle:
bir soru:
ortaya çıkar:
- ayetteki:
Hz. Âdem:
ve:
Hz. Havva:
mıdır?
Eğer:
öyleyse:
- ayette:
Allah’a:
ortak:
koştuğu mu:
söylenmektedir?
Burada:
çok dikkatli:
olmak gerekir.
Bazı:
eski:
tefsir:
rivayetlerinde:
Hz. Âdem ve:
Hz. Havva ile:
ilişkilendirilen:
anlatılar:
bulunur.
Ancak:
Kur’an:
bu ayetlerde:
Âdem
ve:
Havva
isimlerini:
açıkça:
zikretmez.
Ayrıca:
- ayetin:
tek bir:
çiftten:
değil,
çoğul:
bir ifadeyle:
“onların ortak koştukları şeylerden”
söz edilir.
Bu nedenle:
birçok:
müfessir:
ayetleri:
yalnız:
Hz. Âdem ve:
Havva’ya:
özgü:
bir olay:
olarak:
değil,
insanlığın tekrar eden bir davranışını anlatan genel bir örnek
olarak:
okumuştur.
Ayetin:
asıl:
ahlaki:
mesajı:
çok güçlüdür:
İnsan:
nimet:
gelmeden:
önce:
Allah’a:
yalvarabilir.
Ama:
nimet:
geldikten:
sonra:
onun:
gerçek:
kaynağını:
unutabilir.
“Allah Onlara Salih Bir Evlat Verince” Ne Anlama Gelir
- ayette:
Allah’a:
şöyle:
dua etmişti:
“Bize salih bir evlat verirsen şükredenlerden olacağız.”
- ayet:
karşılığının:
verildiğini:
anlatır:
Allah onlara istedikleri nimeti verdi.
Yani:
buradaki:
hikâyenin:
en dikkat:
çekici:
noktası:
şudur:
İnsan:
önce:
ihtiyaç:
içindedir.
Dua:
eder.
Sonra:
nimet:
gelir.
Ve:
işte:
nimetten sonraki davranış
imtihanın:
ikinci:
aşamasıdır.
Nimeti İstemek ile Nimete Şükretmek Arasında Ne Fark Vardır
Bir:nimeti:
istemek:
kolay:
olabilir.
İnsan:
çocuk:
ister.
Sağlık:
ister.
Para:
ister.
İş:
ister.
Ev:
ister.
Başarı:
ister.
Ama:
nimete:
kavuşunca:
şükür:
başka:
bir:
sorumluluk:
başlatır.
Çünkü:
şükür:
yalnız:
“Elhamdülillah.”
demek:
değildir.
Nimetin:
kaynağını:
unutmamak:
ve:
onu:
doğru:
kullanmak:
demektir.
“Allah’a Ortaklar Koştular” Ne Demektir
Ayette:“cealâ lehû şürekâe”
ifadesi:
yer alır.
Yaklaşık:
anlamıyla:
“O’na ortaklar nispet ettiler.”
Şirk:
Allah’a:
ait:
olan:
ilahî:
yetki,
ibadet,
yaratıcılık
veya:
mutlak:
kudrette:
başka:
varlıklara:
ortaklık:
tanımaktır.
Buradaki:
ana:
eleştiri:
şudur:
Nimeti veren Allah olduğu hâlde, nimetin kaynağı veya kutsal sahibi olarak başka varlıkları öne çıkarmak.
Bu Ayetteki Çift Kesin Olarak Hz. Âdem ve Hz. Havva mıdır
Ayet:isim:
vermez.
- ayetteki:
ifadesi:
klasik:
tefsirlerde:
çoğunlukla:
Hz. Âdem:
olarak:
yorumlanmıştır.
Onun:
eşinin de:
Hz. Havva:
olduğu:
kabul edilmiştir.
Ancak:
- ayetin:
önemli:
bir:
tefsir:
tartışması:
vardır.
Bu nedenle:
“Kur’an kesin olarak Âdem ve Havva’nın şirk işlediğini söylüyor.”
demek:
fazla:
kesin:
bir ifade:
olur.
Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın Şirk Koştuğunu Söyleyen Rivayetler Var mıdır
Bazı:eski:
tefsir:
kaynaklarında:
böyle:
rivayetler:
yer almıştır.
Bu:
rivayetlerde:
çocuğa:
şirk:
çağrıştıran:
bir isim:
verilmesiyle:
ilgili:
anlatılar:
bulunur.
Ancak:
bu rivayetlerin:
güvenilirliği:
ve:
ayetle:
ilişkisi:
alimler:
arasında:
eleştirilmiştir.
Bu nedenle:
bunları:
Kur’an’ın açıkça anlattığı kesin tarih
gibi:
sunmak:
doğru:
değildir.
Ayetin Sonundaki Çoğul İfade Neden Önemlidir
Ayet:sonunda:
şöyle:
der:
“Allah onların ortak koştuklarından yücedir.”
Burada:
“yuşrikûn”
çoğul:
bir:
ifadedir.
Bu:
bazı:
müfessirlerin:
dikkatini:
çekmiştir.
Çünkü:
anlatı:
iki:
kişiden:
başlamış:
gibi:
görünürken:
sonunda:
daha:
geniş:
bir:
topluluğa:
geçilir.
Bu nedenle:
ayet:
insanlığın genel şirk eğilimine geçiş yapan bir temsil
olarak:
da:
yorumlanmıştır.
Ayet Belirli Bir Çiftten Çok Genel Bir İnsan Davranışını Anlatıyor Olabilir mi
Evet.Bu:
önemli:
yorum:
yollarından:
biridir.
İnsan:
darda:
kalınca:
Allah’a:
yönelir.
“Allah’ım, bunu bana verirsen…”
der.
Sonra:
istediğine:
kavuşunca:
başka:
şeyleri:
mutlaklaştırabilir.
Başarısını:
yalnız:
kendi:
zekâsına:
bağlayabilir.
Rızkını:
yalnız:
işverenine:
bağlayabilir.
Çocuğunu:
başka:
kutsal:
güçlerin:
hediyesi:
sayabilir.
Böylece:
dua anındaki tevhid, nimet anında unutulabilir.
Şirk Sadece Putlara Secde Etmek midir
Şirkin:en açık:
biçimlerinden biri:
Allah’tan:
başka:
varlıklara:
ibadet:
etmektir.
Ama:
Kur’an’ın:
tevhid:
öğretisi:
daha:
geniş:
bir:
bilinç:
kazandırır.
İnsan:
mutlak:
yaratıcılığı,
ilahî:
kudreti
ve:
ibadeti:
Allah’a:
ait:
bilmelidir.
Bununla:
birlikte:
her:
sevgi,
saygı
veya:
sebebe:
başvurma:
şirk:
değildir.
Bu:
ayrımı:
korumak:
çok:
önemlidir.
Doktora, İlaca veya Bir İnsana Teşekkür Etmek Şirk midir
Hayır.Bir:
doktor:
sana:
yardım:
ettiyse:
ona:
teşekkür:
etmek:
doğaldır.
Bir:
öğretmen:
sana:
bilgi:
verdiyse:
ona:
minnet:
duyabilirsin.
Bir:
insan:
zor:
gününde:
yanında:
olduysa:
onu:
takdir:
edebilirsin.
Sorun:
sebepleri:
kullanmak:
değil,
sebebi Allah’tan bağımsız mutlak güç sahibi saymaktır.
Tevhid:
sebepleri:
inkâr:
etmez.
Sebebin de Allah’ın yarattığı düzen içinde çalıştığını kabul eder.
Çocuğu Bir Nimet Olarak Görmek Ne Anlama Gelir
Çocuk:anne-babanın:
biyolojik:
bağıyla:
dünyaya:
gelir.
Ama:
anne-baba:
çocuğun:
yaratıcısı:
değildir.
Onun:
hücrelerini:
tek tek:
kurmaz.
Kalbinin:
atmasını:
başlatmaz.
Ruhunu:
yaratmaz.
Bu nedenle:
mümin:
çocuğuna:
bakar
ve:
“Bu yalnız benim başarım değil; bana verilmiş bir emanettir.”
diye:
düşünür.
Bu:
ebeveynlikte:
çok:
önemli:
bir:
tevazu:
oluşturabilir.

Çocuğu “Benim Eserim” Gibi Görmek Neden Problemli Olabilir
Çünkü:anne-baba:
çocuğun:
hayatında:
çok:
büyük:
bir:
etkiye:
sahiptir.
Ama:
çocuk:
anne-babanın:
mülkü:
değildir.
Kendine:
özgü:
kişiliği,
iradesi,
yetenekleri
ve:
sorumluluğu:
olan:
bir:
insandır.
Anne-baba:
“Seni ben yaptım, o hâlde benim istediğim gibi yaşayacaksın.”
mantığına:
girdiğinde:
nimeti:
emanetten:
mülkiyete:
çevirmiş:
olabilir.

Nimeti Allah’tan Bilmek İnsan Çabasını Değersizleştirir mi
Hayır.Bir:
çocuk:
yetiştirirken:
anne:
büyük:
emek:
verir.
Baba:
emek:
verir.
Geceler:
uykusuz:
kalınabilir.
Para:
harcanır.
Zaman:
ayrılır.
Sabır:
gösterilir.
Bütün:
bunlar:
gerçek:
insan:
emeğidir.
Ama:
mümin:
şunu:
da:
bilir:
“Bu emeği verebilme imkânını, sağlığı, zamanı ve hayatı da kendim yaratmadım.”
Şükür:
emeği:
silmez.
Emeği daha büyük bir anlam içine yerleştirir.

İnsan Neden Nimete Kavuşunca Allah’ı Unutmaya Eğilim Gösterebilir
Çünkü:ihtiyaç:
çok:
güçlü:
bir:
hatırlatıcıdır.
İnsan:
çaresiz:
olduğunda:
kendi:
sınırını:
görür.
Ama:
işleri:
düzeldiğinde:
kendisini:
yeniden:
merkeze:
koyabilir.
Hastayken:
“Allah’ım şifa ver.”
der.
İyileşince:
sağlığını:
garanti:
zannedebilir.
İşsizken:
dua:
eder.
İş bulunca:
rızkın:
yalnız:
kendi:
başarısı:
olduğunu:
düşünebilir.
İhtiyaç hatırlatır; bolluk bazen unutturur.

Şükür Unutmanın İlacı Olabilir mi
Evet.Şükür:
insana:
nimetin:
sıradan:
olmadığını:
hatırlatır.
Bir:
sabah:
uyanabilmek:
nimettir.
Nefes:
alabilmek:
nimettir.
Sevdiğinin:
yanında:
olması:
nimettir.
Çocuğunun:
sana:
“Anne”
veya:
“Baba”
demesi:
nimettir.
Şükür:
insana:
“Bunların hiçbiri bana zorunlu olarak verilmiş değildi.”
bilincini:
kazandırabilir.

Allah’a Şükretmek İnsanlara Teşekkür Etmeye Engel midir
Hayır.Tam tersine:
Allah’a:
şükreden:
bir insan:
kendisine:
iyilik:
yapan:
insanların:
emeğini:
de:
görmelidir.
Çünkü:
“Her şeyi Allah verdi.”
diyerek:
insanın:
emeğini:
görmezden:
gelmek:
şükür:
ahlakı:
değildir.
Bir:
eş:
yıllarca:
senin:
yanında:
olduysa:
ona:
teşekkür:
et.
Anne-baban:
sana:
emek:
verdiyse:
kıymetlerini:
bil.
Bir:
doktor:
seni:
tedavi:
ettiyse:
ona:
teşekkür:
et.
Allah’a şükür ile insana teşekkür birbirinin rakibi değildir.

Bu Ayet İnsanların Nimetleri Kutsallaştırmasına Karşı da Bir Uyarı mıdır
Evet.İnsan:
nimeti:
o kadar:
büyütebilir ki:
nimetin:
kendisi:
hayatının:
merkezi:
hâline:
gelebilir.
Çocuğunu:
her şeyin:
üstüne:
koyabilir.
Parasını:
hayatının:
anlamı:
yapabilir.
Makamını:
kimliğine:
dönüştürebilir.
Eşini:
onsuz:
var olamayacağı:
mutlak:
bir:
dayanak:
gibi:
görebilir.
Oysa:
tevhid:
insana:
şunu:
öğretir:
Nimet değerlidir; ama ilah değildir.

Nimet ile Nimetin Sahibi Arasındaki Denge Nasıl Kurulur
Nimeti:sev.
Çocuğunu:
sev.
Eşini:
sev.
Malını:
koru.
İşini:
önemse.
Sağlığını:
koru.
Ama:
bunların:
hiçbirini:
Allah’ın:
yerine:
koyma.
Çünkü:
her:
nimet:
değişebilir.
İnsan:
kaybedebilir.
Ama:
Allah’la:
ilişkisini:
yalnız:
nimetin:
varlığına:
bağlarsa:
nimet:
gidince:
imanı da:
sarsılabilir.
Nimeti sev; ama kalbinin nihai merkezini Allah olarak koru.

A‘râf Suresi 189. ve 190. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
şöyle:
dua:
ediyordu:
“Bize salih bir evlat verirsen şükredenlerden olacağız.”
- ayet:
nimetin:
gelmesinden:
sonra:
insanın:
sözünü:
unutabileceğini:
gösterir.
İşte:
iki ayetin:
birlikte:
verdiği:
çok güçlü:
ders:
şudur:
Duada Allah’ı hatırlamak yetmez; nimete kavuşunca da tevhidi ve şükrü korumak gerekir.
Sıkıntıda:
Allah’a:
yönelmek:
önemlidir.
Ama:
bollukta:
Allah’ı:
unutmamak:
belki:
daha:
zor:
bir:
imtihandır.

Sonuç: A‘râf Suresi 190. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 190. ayet:insanın:
çok:
tanıdık:
bir:
zayıflığını:
gözler:
önüne:
serer:
İnsan istemeden önce başka, kavuşunca başka davranabilir.
Bir:
çocuk:
ister.
Aylarca:
veya:
yıllarca:
dua:
eder.
“Allah’ım, yeter ki bir evladım olsun.”
der.
Sonra:
çocuk:
dünyaya:
gelir.
İlk gün:
ona:
bakarken:
gözleri:
dolar.
“Allah’ım sana şükürler olsun.”
der.
Ama:
zaman:
geçer.
Çocuk:
büyür.
Hayatın:
normal:
bir:
parçasına:
dönüşür.
Ve:
insan:
bir zamanlar:
gözyaşıyla:
istediği:
nimetin:
kıymetini:
unutabilir.
Bu:
yalnız:
çocuk:
konusunda:
değildir.
Bir:
insan:
yıllarca:
ev:
almak:
ister.
Ev:
alır.
İlk:
gece:
çok:
mutludur.
Bir süre:
sonra:
daha:
büyük:
evlere:
bakmaya:
başlar.
Bir:
araba:
ister.
Aldığında:
çok:
sevinir.
Bir yıl:
sonra:
başka:
model:
ister.
İş:
ister.
İşe:
girdiğinde:
şükreder.
Sonra:
o:
iş:
ona:
yetersiz:
gelir.
İnsan:
nimete:
çok:
hızlı:
alışabilir.
Bu:
insan:
psikolojisinin:
çok:
güçlü:
bir:
özelliğidir.
Ve:
A‘râf 190:
bizi:
alışmanın:
daha:
tehlikeli:
bir:
sonucuna:
karşı:
uyarır:
Nimete alışırken nimetin sahibini unutma.
Çünkü:
insan:
bir zamanlar:
Allah’tan:
istediği:
şeye:
kavuşunca:
şöyle:
demeye:
başlayabilir:
“Ben yaptım.”
“Ben kazandım.”
“Ben başardım.”
Burada:
ince:
bir:
denge:
vardır.
İnsan:
gerçekten:
çalışmış:
olabilir.
Sen:
bir:
iş:
kurduysan:
gecelerce:
uyumamış:
olabilirsin.
Risk:
almış:
olabilirsin.
Yıllarca:
emek:
vermiş:
olabilirsin.
Bunları:
inkâr:
etmek:
gerekmez.
Ama:
şunu:
sormak:
gerekir:
O aklı sana kim verdi?
O sağlığı?
O zamanı?
O imkânı?
Karşına çıkan insanları?
Yaşadığın dünyayı?
İnsan:
emeğini:
kabul:
eder.
Ama:
kendini:
varlığın:
nihai:
kaynağı:
hâline:
getirmez.
Bu yüzden:
müminin:
cümlesi:
şöyle:
olabilir:
“Çok çalıştım; Allah da nasip etti.”
Burada:
hem:
emek:
vardır,
hem:
tevazu:
vardır.
Ayetin:
şirk:
uyarısı:
işte:
bu:
noktada:
çok:
ciddidir.
Nimetin:
kaynağını:
Allah’tan:
koparıp:
başka:
güçlere:
ilahî:
pay:
vermek:
tevhid:
bilincini:
bozar.
Ama:
bu ayet:
başkalarını:
kolayca:
“müşrik”
ilan etmek:
için:
bir:
araç:
hâline:
getirilmemelidir.
Şirk:
çok:
ciddi:
bir:
teolojik:
hükümdür.
Bir:
insanın:
bir:
doktora:
teşekkür:
etmesi:
şirk:
değildir.
Bir:
annenin:
“Doktorumuz sayesinde çocuğum kurtuldu.”
demesi:
tek başına:
onu:
Allah’a:
ortak:
koşan:
biri:
yapmaz.
Günlük:
dilde:
insan:
bir:
sebebin:
önemini:
vurgulayabilir.
Asıl:
mesele:
kalpte:
ve:
inançta:
o:
sebebe:
nasıl:
bir:
konum:
verildiğidir.
Doktor:
sebep:
olabilir.
Ama:
ilah:
değildir.
İlaç:
sebep:
olabilir.
Ama:
şifayı:
bağımsız:
yaratan:
bir:
ilahî:
güç:
değildir.
Anne-baba:
çocuğun:
dünyaya:
gelmesinin:
sebebidir.
Ama:
çocuğun:
mutlak:
yaratıcısı:
değildir.
İşte:
tevhid:
bu:
ayrımı:
korur.
Ayetin:
belki de:
bugünün:
insanına:
vereceği:
en:
önemli:
derslerden:
biri:
şudur:
Sebepleri kullan ama sebeplerin arkasındaki nihai hakikati unutma.
Doktora:
git.
Ama:
Allah’a:
dua:
et.
Çalış.
Ama:
rızkını:
yalnız:
kendi:
zekânın:
ürünü:
sayma.
Çocuğunu:
yetiştir.
Ama:
onun:
bütün:
geleceğini:
kontrol:
edebileceğini:
sanma.
Plan:
yap.
Ama:
planın:
Allah’ın:
yerini:
almasın.
Bu:
denge:
insanı:
hem:
tembellikten
hem:
kibirden:
korur.
Çünkü:
iki:
uç:
vardır.
Birinci:
uç:
şöyle:
der:
“Allah verir, benim hiçbir şey yapmama gerek yok.”
Bu:
doğru:
değildir.
İnsan:
çalışmakla:
sorumludur.
İkinci:
uç:
ise:
şöyle:
der:
“Her şeyi ben yaptım, Allah’ın hiçbir ilgisi yok.”
Tevhid:
bilinci:
bunu da:
reddeder.
Doğru:
denge:
şudur:
Çalışırım çünkü sorumluyum; şükrederim çünkü mutlak sahip ben değilim.
Ayet:
anne-babalık:
üzerinden:
başka:
çok:
derin:
bir:
ders:
daha:
verebilir.
İnsan:
çocuğu:
için:
dua:
eder:
“Allah’ım, sağlıklı olsun.”
Çocuk:
sağlıklı:
doğar.
Sonra:
anne-baba:
çocuğu:
kendi:
başarısının:
göstergesine:
çevirebilir.
“Benim çocuğum en başarılı olacak.”
“Benim çocuğum herkesten üstün olacak.”
“Benim çocuğum benim istediğim hayatı yaşayacak.”
Bir:
nimet:
böylece:
şükür:
vesilesinden:
ego:
projesine:
dönüşebilir.
Oysa:
çocuk:
bir:
emanettir.
Senin:
uzantın:
değildir.
Senin:
mülkün:
değildir.
Allah’ın:
yarattığı:
bağımsız:
bir:
insandır.
Onu:
korursun.
Eğitirsin.
Seversin.
Yol:
gösterirsin.
Ama:
onun yerine yaşamazsın.
Bu da:
şükrün:
bir:
parçasıdır.
Ayetin:
sonundaki:
ifade:
çok:
güçlüdür:
“Allah onların ortak koştuklarından yücedir.”
Bu:
tevhidin:
son:
çizgisidir.
İnsan:
ne:
kadar:
güçlü:
bir:
varlığı:
Allah’a:
ortak:
düşünürse:
düşünsün,
Allah:
o:
tasavvurdan:
yücedir.
Bir:
put:
olabilir.
Bir:
insan:
olabilir.
Bir:
melek:
olabilir.
Bir:
peygamber:
olabilir.
Bir:
servet:
olabilir.
Bir:
iktidar:
olabilir.
Hiçbiri:
Allah’ın:
ortağı:
değildir.
Allah’ın:
yarattığı:
hiçbir:
varlık:
Allah’la:
aynı:
düzleme:
çıkarılamaz.
Bu:
İslam’ın:
en:
temel:
cümlesinin:
hayata:
yansımasıdır:
Lâ ilâhe illallah.
Allah’tan:
başka:
ilah:
yoktur.
Ama:
bu:
yalnız:
dille:
söylenen:
bir:
cümle:
değildir.
Hayatta:
şöyle:
sınanır:
Para:
geldiğinde:
parayı ilahlaştıracak mısın?
Çocuğun:
olduğunda:
çocuğunu hayatının mutlak merkezi mi yapacaksın?
Makam:
geldiğinde:
kendini dokunulmaz mı göreceksin?
Bilgi:
geldiğinde:
kendini her şeyi bilen biri mi sanacaksın?
Başarı:
geldiğinde:
nimetin sahibini unutacak mısın?
İşte:
tevhid:
yalnız:
putların:
önünde:
değil,
insanın kendi egosunun önünde de sınanabilir.
İnsan:
bazen:
taştan:
bir:
puta:
tapmaz.
Ama:
başarısına:
o kadar:
bağlanır ki:
bütün:
değerini:
ondan:
çıkarır.
Parasını:
kaybedince:
kendisini:
hiç:
hisseder.
Makamını:
kaybedince:
kimliğini:
kaybeder.
Bir:
insanı:
kaybedince:
hayatın:
tamamen:
anlamsız:
olduğunu:
düşünür.
Bu:
durumların:
hepsini:
teolojik:
anlamda:
otomatik:
şirk
diye:
etiketlemek:
doğru:
olmaz.
Ama:
tevhid:
bilinci:
bize:
şunu:
sordurur:
Kalbimin mutlak dayanağı ne?
Çünkü:
nimet:
gider.
İnsan:
gider.
Para:
gider.
Sağlık:
değişir.
Makam:
sona:
erer.
Çocuklar:
büyür
ve:
kendi:
hayatlarına:
gider.
Ama:
kulun:
Allah’la:
ilişkisi:
bunların:
hepsinin:
ötesinde:
bir:
temel:
olmalıdır.
Belki de A‘râf 190’ın bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Allah’tan istediğimiz şey bize verildiğinde, nimeti mi büyütüyoruz yoksa nimeti veren Allah’a olan şükrümüzü mü?
Çünkü:
nimetten:
önce:
dua:
etmek:
kolay:
olabilir.
Asıl:
imtihan:
nimetten:
sonra:
başlar.
Bir zamanlar:
“Allah’ım ver.”
dediğin:
şeye:
sahip:
olduğunda:
şimdi:
şunu:
sormalısın:
“Allah’ım, bunu doğru kullanabiliyor muyum?”
İşte:
şükür:
burada:
derinleşir.
Ve:
A‘râf 190’ın:
bize bıraktığı:
çok güçlü:
ölçü:
şudur:
Nimeti alırken Rabbini hatırladığın gibi, nimet senin olduğunda da Rabbini hatırla. Sebeplere teşekkür et ama onları mutlaklaştırma; emeğini küçümseme ama kendini nimetin yaratıcısı sanma. Çünkü gerçek şükür, verilen şeyi sevmekten önce onu kimin verdiğini unutmamaktır.
“Bir zamanlar gözyaşıyla istediğin nimete kavuştuğunda, ona alışıp Rabbini unutma. Emeğini bil ama kibirlenme; sebeplere teşekkür et ama onları ilahlaştırma. Çünkü nimetin şükrü, yalnız ‘verildi’ diye sevinmek değil, onu kimin verdiğini hayat boyunca hatırlayabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu