📖 A‘râf Suresi 195. Ayette “Onların Yürüyecek Ayakları, Tutacak Elleri, Görecek Gözleri veya İşitecek Kulakları mı Var? De ki: Ortaklarınızı Çağırın | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 A‘râf Suresi 195. Ayette “Onların Yürüyecek Ayakları, Tutacak Elleri, Görecek Gözleri veya İşitecek Kulakları mı Var? De ki: Ortaklarınızı Çağırın

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,813
2,724,963
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 A‘râf Suresi 195. Ayette “Onların Yürüyecek Ayakları, Tutacak Elleri, Görecek Gözleri veya İşitecek Kulakları mı Var? De ki: Ortaklarınızı Çağırın, Sonra Bana Karşı Tuzak Kurun ve Bana Hiç Mühlet Vermeyin” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​


“Bir varlığa korkuyla veya alışkanlıkla güç yüklemek, onda bulunmayan kudreti meydana getirmez. Hakikat bazen insanın inandığı şeye değil, o şeyin gerçekte ne yapabildiğine bakmasını ister.”
Ersan Karavelioğlu

A‘râf Suresi'nin:

  1. ayetinden:
itibaren:

Kur’an:

Allah’a:

ortak koşulan:

varlıkların:

gerçekte:

ne kadar:

aciz:

olduklarını:

adım adım:

göstermektedir.

  1. ayette:
“Hiçbir şey yaratamıyorlar, kendileri yaratılmıştır.”

denilmişti.

  1. ayette:
“Size yardım edemezler, kendilerine bile yardım edemezler.”

buyurulmuştu.

  1. ayette:
“Onları çağırsanız da sussanız da sizin için aynıdır.”

denilmişti.

  1. ayette:
ise:

“Allah’ı bırakıp dua ettikleriniz de sizin gibi kullardır; haydi onları çağırın da size cevap versinler.”

buyurulmuştu.

  1. ayet:
bu:

akli:

sorgulamayı:

daha da:

somut:

hâle getirir.

Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:

“Onların yürüyecek ayakları mı var? Tutacak elleri mi var? Görecek gözleri mi var? İşitecek kulakları mı var? De ki: Ortaklarınızı çağırın, sonra bana karşı istediğiniz tuzağı kurun ve bana mühlet de vermeyin.”

Kur’an:

burada:

putlara:

ve:

ilahlaştırılan:

aciz:

varlıklara:

bakılmasını:

ister.

Gerçekten:

hareket:

edebiliyorlar mı?

Gerçekten:

işitebiliyorlar mı?

Gerçekten:

görebiliyorlar mı?

Gerçekten:

kendilerinden:

beklenen:

ilahî:

etkiyi:

gösterebiliyorlar mı?

Ve:

ardından:

Hz. Muhammed’e:

çok:

güçlü:

bir:

meydan okuma:

yaptırılır:

“Ortaklarınızı çağırın. Hep birlikte bana karşı plan kurun. Bana zaman bile vermeyin.”

Bu:

Peygamber’in:

kendi:

gücüne:

dayandığı:

anlamına:

gelmez.

Tam tersine:

önümüzdeki:

ayet:

onun:

gerçek:

dayanağını:

açıklayacaktır:

Allah.

Yani:

  1. ayet:
bir:

putun:

acizliğiyle:

Allah’a:

güvenen:

bir peygamberin:

cesaretini:

yan yana:

getirir.

1️⃣ “Onların Yürüyecek Ayakları mı Var?” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet:

çok:

somut:

bir:

soruyla:

başlar:

“Onların yürüyecek ayakları mı var?”

Burada:

putların:

ve:

ilahlaştırılan:

hareketsiz:

nesnelerin:

acizliği:

göz önüne:

serilir.

İnsan:

bir:

putu:

kendi:

eliyle:

bir:

yerden:

başka:

bir yere:

taşıyor.

Sonra:

aynı:

puttan:

kendisine:

olağanüstü:

yardım:

bekliyor.

Kur’an:

şunu:

sordurur:

Kendi başına yürüyemeyen bir varlık, seni bağımsız ilahî kudretiyle nasıl koruyacak?

2️⃣ “Tutacak Elleri mi Var?” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“eydün yebtişûne bihâ”

ifadesi:

geçer.

Buradaki:

anlam:

elleriyle:

tutmak,

kavramak,

harekete:

geçmek

ve:

güç:

uygulamak:

gibi:

anlamları:

içerir.

Yani:

Kur’an:

yalnız:

putun:

hareket:

edemediğini:

değil,

etkili bir eylem gerçekleştiremediğini

de:

vurgular.

İnsan:

onun:

eline:

bir:

nesne:

yerleştirir.

Ama:

o:

kendi:

iradesiyle:

o:

nesneyi:

bile:

kavrayamaz.

3️⃣ “Görecek Gözleri mi Var?” İfadesi Ne Anlatır ❓​

Bir:

putun:

yüzünde:

göz:

şekilleri:

olabilir.

Ama:

şeklin:

olması:

görmek:

demek:

değildir.

İnsan:

göz:

çizer.

Heykelin:

gözünü:

oyar.

Ama:

o:

göz:

görmez.

Kur’an:

böylece:

görüntü ile gerçek yeteneğin aynı şey olmadığını

gösterir.

Bir:

şey:

göze:

benzeyebilir.

Ama:

görmeyebilir.

Bir:

şey:

güçlü:

görünebilir.

Ama:

gerçekte:

güçsüz:

olabilir.

4️⃣ “İşitecek Kulakları mı Var?” Ne Demektir ❓​

Putun:

kulağı:

şekil:

olarak:

bulunabilir.

Ama:

ses:

işitmez.

İnsan:

ona:

seslenir.

Dua:

eder.

Yalvarır.

Ama:

put:

kendi:

bilinciyle:

sesi:

algılayamaz.

Bu:

nedenle:

ayet:

ilahlaştırılan:

nesnenin:

görünüşünü:

değil,

gerçek işlevini

sorgular.

Bu:

çok önemli:

bir:

hakikat:

ölçüsüdür:

Bir şeyin neye benzediğine değil, gerçekte ne olduğuna bak.

5️⃣ Bu Ayet Fiziksel Engeli Olan İnsanları Küçümsüyor mu ❓​

Kesinlikle:

hayır.

Bu:

çok önemli:

bir:

ayrımdır.

Ayetteki:

sorular:

insanların:

bedensel:

engelleriyle:

ilgili:

değildir.

Bir:

insanın:

yürüyememesi,

görememesi,

işitememesi

veya:

bir:

uzvunu:

kullanamaması:

onun:

insanlık:

değerini:

azaltmaz.

Buradaki:

eleştiri:

cansız ve aciz putlara ilahî güç yüklenmesidir.

Engelli:

bir:

insan:

bilinç,

irade,

duygu,

ahlaki:

değer

ve:

insanlık:

onuruna:

sahiptir.

Dolayısıyla:

ayet:

fiziksel:

engelliliği:

değersizlik:

ölçüsü:

olarak:

kullanmaz.

6️⃣ Kur’an Neden Ayak, El, Göz ve Kulak Gibi Somut Örnekler Veriyor ❓​

Çünkü:

soyut:

bir:

teolojik:

meseleyi:

herkesin:

görebileceği:

bir:

gerçeklik:

üzerinden:

anlatıyor.

Bir:

putun:

karşısındasın.

Şunu:

sor:

Yürüyor mu?

Tutuyor mu?

Görüyor mu?

İşitiyor mu?


Cevap:

hayır.

O hâlde:

ona yüklediğin ilahî kudret nerede?

Kur’an:

inancı:

somut:

gerçeklikle:

yüzleştirir.

7️⃣ Bu Soruların Amacı Putlarla Alay Etmek midir ❓​

Asıl:

amaç:

hakaret:

değil,

iddianın tutarsızlığını ortaya çıkarmaktır.

İnsan:

kendi:

yaptığı:

bir:

nesneyi:

kutsallaştırmışsa,

Kur’an:

ona:

bakmasını:

ister.

Belki:

alışkanlık:

nedeniyle:

fark:

etmediği:

bir:

çelişki:

vardır.

İnsan:

putu:

taşır.

Put:

insanı:

taşıyamaz.

İnsan:

putu:

korur.

Put:

kendisini:

koruyamaz.

İnsan:

ona:

göz:

yapar.

Ama:

o:

görmez.

Buradaki:

mantık:

son derece:

açıktır.

8️⃣ Bir Nesnenin Sembol Olması ile İlahlaştırılması Arasında Fark Var mıdır ❓​

Evet.

Bir:

nesnenin:

sembolik:

değeri:

olabilir.

Bir:

hatıra:

eşyası:

çok:

kıymetli:

olabilir.

Bir:

bayrak:

bir:

toplumu:

temsil:

edebilir.

Bir:

fotoğraf:

sevilen:

bir:

insanı:

hatırlatabilir.

Ama:

sembolik:

değer:

ile:

Allah’a ait mutlak kudreti nesneye vermek

aynı:

şey:

değildir.

Tevhid:

sembolleri:

yasaklayan:

bir:

anlayış:

değil,

sembol ile ilah arasındaki sınırı koruyan bir anlayıştır.

9️⃣ İnsan Neden Güçsüz Bir Nesneye Güç Atfedebilir ❓​

Bunun:

birçok:

nedeni:

olabilir:

Gelenek.

Korku.

Aileden:

öğrenilen:

inançlar.

Toplumsal:

baskı.

Belirsizlik:

karşısında:

güvenlik:

arayışı.

İnsanın:

görünür:

bir:

şeye:

bağlanma:

ihtiyacı.

Bu yüzden:

bir:

inancın:

nesiller:

boyunca:

devam etmesi:

tek başına:

doğru:

olduğunu:

göstermez.

Kur’an:

insanı:

alıştığını sorgulamaya

çağırır.

🔟 “Ortaklarınızı Çağırın” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin:

ikinci:

yarısında:

Hz. Muhammed’e:

şöyle:

demesi:

emredilir:

“Ortaklarınızı çağırın.”

Yani:

Allah’a:

ortak:

koştuğunuzu:

iddia ettiğiniz:

bütün:

varlıkları:

yardıma:

çağırın.

Onların:

gerçekten:

güçlü:

olduğuna:

inanıyorsanız:

hep birlikte:

harekete:

geçsinler.

Bu:

çok:

açık:

bir:

meydan:

okumadır.

1️⃣1️⃣ “Sonra Bana Karşı Tuzak Kurun” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“sümme kîdûnî”

ifadesi:

yer alır.

Yaklaşık:

olarak:

“Sonra bana karşı bütün planınızı kurun.”

anlamına:

gelir.

Peygamber:

müşriklere:

şunu:

söylüyor:

İlah olduklarını iddia ettiğiniz güçleri de yanınıza alın ve elinizden geleni yapın.

Bu:

putların:

acizliğini:

ortaya:

çıkaran:

son derece:

cesur:

bir:

ifadeyle:

sunulur.

1️⃣2️⃣ “Bana Mühlet Vermeyin” İfadesi Neden Bu Kadar Güçlüdür ❓​

Çünkü:

Peygamber:

sadece:

“Bana karşı plan kurun.”

demiyor.

Ardından:

“Bana hiç zaman da tanımayın.”

diyor.

Yani:

“Hazırlanmamı beklemeyin. Elinizden geleni hemen yapın.”

Bu:

çok:

yüksek:

bir:

güven:

ifadesidir.

Ama:

bu:

güven:

Peygamber’in:

kendi:

fiziksel:

gücünden:

kaynaklanmaz.

  1. ayette:
bunun:

kaynağı:

açıklanacaktır:

“Benim velim Kitab’ı indiren Allah’tır.”

1️⃣3️⃣ Peygamber Neden Böyle Cesur Bir Meydan Okuma Yapabiliyor ❓​

Çünkü:

onun:

inancı:

şudur:

Gerçek:

güç:

putlarda:

değildir.

Allah’tadır.

Karşısındaki:

insanların:

kalabalık:

olması:

onların:

ilahî:

kudret:

sahibi:

olduğu:

anlamına:

gelmez.

İnsan:

sayısı:

çok:

olabilir.

Ama:

Allah’ın:

kudretinin:

karşısında:

yaratılmış:

güç:

sınırlıdır.

Bu yüzden:

Peygamber’in:

cesareti:

kibir değil, tevekküldür.

1️⃣4️⃣ Tevekkül ile Tedbirsizlik Arasında Fark Var mıdır ❓​

Evet.

Bu:

ayet:

“Hiçbir tedbir alma, tehlikenin içine düşünmeden gir.”

demek:

değildir.

Hz. Muhammed’in:

hayatında:

tedbir:

vardır.

Plan:

vardır.

İstişare:

vardır.

Hicret:

planlaması:

vardır.

Savaşlarda:

strateji:

vardır.

Dolayısıyla:

Allah’a:

güvenmek:

sebepleri terk etmek

değildir.

Tevekkül:

sebepleri:

kullanıp:

sebepleri:

Allah’ın:

yerine:

koymamaktır.

1️⃣5️⃣ Cesaret Korkmamak mıdır ❓​

Her zaman:

değil.

Cesaret:

korkunun:

hiç:

olmaması:

değildir.

Korkuya:

rağmen:

doğru:

bildiğin:

şeyde:

ölçülü:

biçimde:

durabilmektir.

Peygamberlerin:

cesareti:

insani:

duygulardan:

yoksun:

olmaları:

demek:

değildir.

Onlar da:

tehlike:

karşısında:

tedbir:

alırlar.

Ama:

korku:

onları:

hakikatten:

vazgeçirmemelidir.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet İnsanların Korkularını da Sorgulamasını Sağlar mı ❓​

Evet.

İnsan:

bazen:

bir:

şeye:

gerçekte:

sahip:

olduğundan:

çok daha:

büyük:

bir:

güç:

yükleyebilir.

Bir:

patron:

gözünde:

hayatının:

tek:

rızık:

kapısı:

hâline:

gelebilir.

Bir:

insan:

“Bu kişi giderse hayatım biter.”

diye:

düşünebilir.

Bir:

makam:

“Bunu kaybedersem ben hiçim.”

duygusu:

oluşturabilir.

Bunlar:

doğrudan:

ayet:

bağlamındaki:

şirk:

hükmü:

değildir.

Ama:

tevhid:

insana:

şunu:

sordurur:

Korktuğum şeye gerçekte olduğundan fazla güç mü veriyorum?

1️⃣7️⃣ Gerçek Güç ile Görünen Güç Arasında Fark Olabilir mi ❓​

Evet.

Bir:

şey:

çok:

güçlü:

görünebilir.

Ama:

gerçek:

gücü:

sınırlı:

olabilir.

Bir:

iktidar:

sonsuz:

gibi:

görünebilir.

Ama:

sona:

erebilir.

Bir:

servet:

çok:

büyük:

olabilir.

Ama:

bir:

gecede:

değer:

kaybedebilir.

Bir:

beden:

çok:

güçlü:

olabilir.

Ama:

hastalanabilir.

Kur’an:

insana:

görünen:

gücü:

mutlaklaştırmamayı:

öğretir.

Yaratılmış güç büyüyebilir; ama mutlaklaşamaz.

1️⃣8️⃣ A‘râf Suresi 194. ve 195. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor ❓​

  1. ayette:
Allah’tan:

başka:

dua edilen:

varlıklar:

için:

“Onlar da sizin gibi kullardır. Haydi onları çağırın da size cevap versinler.”

denilmişti.

  1. ayette:
sorgulama:

daha:

somut:

hâle gelir:

Ayakları var mı ki yürüsünler?

Elleri var mı ki güç kullansınlar?

Gözleri var mı ki görsünler?

Kulakları var mı ki işitsinler?


Sonra:

Peygamber:

şöyle:

der:

“Ortaklarınızı çağırın, hep birlikte bana karşı plan kurun ve bana zaman da vermeyin.”

Yani:

bir tarafta:

cevap:

veremeyen:

aciz:

ilahlar:

vardır.

Diğer tarafta:

Allah’a güvenerek ayakta duran bir peygamber

vardır.

1️⃣9️⃣ Sonuç: A‘râf Suresi 195. Ayet Bize Ne Öğretiyor ❓​

A‘râf Suresi 195. ayet:

tevhid:

konusunu:

çok:

somut:

bir:

gerçeklik:

sınamasına:

dönüştürür.

Kur’an:

insana:

şöyle:

der:

Bak.

Gerçekten:

bak.

İlahlaştırdığın:

şey:

ne:

yapabiliyor?

Kendi:

başına:

hareket:

edebiliyor mu?

İşitebiliyor mu?

Görebiliyor mu?

İrade:

gösterebiliyor mu?

Sana:

verdiğini:

iddia ettiğin:

şeyi:

gerçekten:

bağımsız:

olarak:

verebiliyor mu?

Bu:

sorular:

yalnız:

eski:

bir:

putun:

karşısında:

sorulabilecek:

sorular:

değildir.

İnsan:

hayatında:

bazen:

gerçekte:

sınırlı:

olan:

şeyleri:

zihninde:

büyütebilir.

Bir:

kişiyi:

çok:

güçlü:

görür.

Sonra:

onun:

her şeyi:

yapabileceğine:

inanmaya:

başlar.

Bir:

işe:

çok:

bağlanır.

Sonra:

“Bu iş olmazsa hayatım biter.”

der.

Bir:

ilişkiye:

çok:

bağlanır.

“Bu insan giderse artık hiçbir şeyin anlamı kalmaz.”

der.

Bir:

paraya:

sahip:

olur.

“Bu para olduğu sürece bana hiçbir şey olmaz.”

diye:

düşünebilir.

Tekrar:

vurgulamak:

gerekir:

Bunların:

her biri:

ayet:

bağlamındaki:

teolojik:

şirk:

ile:

otomatik:

olarak:

eşit:

değildir.

Ama:

ayet:

insanın:

bir şeyi gerçekte olduğundan daha büyük görme eğilimini

çok:

güzel:

sorgulatır.

İnsan:

korktuğu:

şeyi:

büyütebilir.

Sevdiği:

şeyi:

büyütebilir.

Muhtaç:

olduğu:

şeyi:

büyütebilir.

Ve:

bir süre:

sonra:

o:

şey:

zihninde:

gerçek:

ölçüsünün:

çok:

ötesine:

geçebilir.

İşte:

tevhid:

insana:

şunu:

söyler:

Her şeyi kendi gerçek yerine koy.

Allah:

Allah’tır.

Kul:

kuldur.

Para:

paradır.

Makam:

makamdır.

İş:

iştir.

İnsan:

insandır.

Hiçbir:

yaratılmış:

Allah’ın:

yerini:

dolduramaz.

Bu:

insana:

çok:

büyük:

bir:

özgürlük:

kazandırabilir.

Bir:

insan:

sana:

“Ben olmazsam sen bittin.”

diyorsa,

tevhid:

sana:

şunu:

hatırlatır:

Hayatım yalnız senin elinde değil.

Bir:

işveren:

sanki:

rızkının:

mutlak:

sahibi:

gibi:

davranıyorsa,

sen:

işini:

kaybetmek:

istemeyebilirsin.

Tedbir:

alırsın.

İşini:

iyi:

yaparsın.

Ama:

kalbin:

şunu:

bilir:

Rızkın nihai sahibi patron değildir.

Bu:

insanı:

sorumsuz:

yapmamalıdır.

Tam tersine:

onurlu:

ve:

ölçülü:

yapabilir.

Çünkü:

Allah’a:

güvenmek:

işini:

kötü:

yapmak:

değildir.

Allah’a:

güvenmek:

işini:

iyi:

yaparken:

bir:

insanın:

önünde:

kulluğa:

düşmemektir.

Ayetin:

ayak,

el,

göz

ve:

kulak:

üzerinden:

kurduğu:

sorgulama:

bize:

başka:

bir:

ders:

daha:

verir:

Görüntüye aldanma.

Bir:

putun:

gözü:

vardır.

Ama:

görmez.

Kulağı:

vardır.

Ama:

işitmez.

Ayağı:

vardır.

Ama:

yürümez.

Eli:

vardır.

Ama:

tutmaz.

Yani:

bir:

şeye:

benzemek:

o:

şeyin:

gerçek:

özelliğine:

sahip:

olmak:

demek:

değildir.

Bu:

günlük:

hayatta:

da:

çok:

önemli:

bir:

ölçüdür.

Bir:

insan:

çok:

bilgili:

görünebilir.

Ama:

gerçekten:

bilgili:

olmayabilir.

Bir:

kişi:

çok:

dindar:

görünebilir.

Ama:

ahlakı:

başka:

bir:

şey:

söyleyebilir.

Bir:

şirket:

çok:

güvenilir:

bir:

imaj:

sunabilir.

Ama:

gerçek:

uygulamaları:

farklı:

olabilir.

Bir:

ilişki:

dışarıdan:

mükemmel:

görünebilir.

Ama:

içinde:

büyük:

sorunlar:

olabilir.

Yani:

şekil ile hakikat aynı değildir.

Kur’an:

putun:

gözüne:

bakıp:

“Bu görüyor mu?”

diye:

sordururken:

aslında:

insana:

görüntünün:

arkasını:

sorgulayan:

bir:

akıl:

kazandırır.

Bu:

iman:

açısından:

çok:

önemlidir.

İnsan:

yalnız:

gördüğü:

sembole:

bağlanmamalı.

Sembolün:

neyi:

temsil:

ettiğini:

ve:

ona:

yüklediği:

anlamın:

doğru:

olup:

olmadığını:

da:

düşünmelidir.

Ayetin:

ikinci:

yarısı:

ise:

çok:

farklı:

bir:

duygu:

taşır:

Cesaret.

Hz. Muhammed:

karşısındaki:

insanlara:

şöyle:

söylüyor:

“Ortaklarınızı çağırın.”

Sonra:

“Bana karşı bütün planınızı kurun.”

Ve:

daha:

da:

ileri:

giderek:

“Bana mühlet de vermeyin.”

diyor.

Bu:

çok:

güçlü:

bir:

iman:

duruşudur.

Ama:

bunu:

“Müslüman hiçbir tehlikeden korkmaz, hiçbir tedbir almaz.”

şeklinde:

anlamak:

yanlış:

olur.

Peygamber:

tedbir:

almıştır.

Hicret:

ederken:

plan:

yapmıştır.

Düşman:

hareketlerini:

izlemiştir.

Savaşta:

strateji:

uygulamıştır.

Yani:

tevekkül:

akılsızca:

risk:

almak:

değildir.

Tevekkül:

şudur:

Tedbirimi alırım ama nihai güvenimi tedbirime değil Allah’a bağlarım.

Bu:

çok:

ince:

ama:

çok:

önemli:

bir:

ayrımdır.

Bir:

insan:

arabaya:

bindiğinde:

emniyet:

kemerini:

takar.

“Allah korur.”

deyip:

kemeri:

takmamak:

tevekkül:

değildir.

Evini:

kilitler.

Sağlığına:

dikkat:

eder.

Doktora:

gider.

Parasını:

hesaplı:

kullanır.

Çocuğunu:

korur.

Bütün:

bunları:

yapar.

Ama:

bütün:

önlemlerin:

üzerinde:

şunu:

bilir:

Ben bütün ihtimalleri kontrol edemem.

İşte:

Allah’a:

güven:

burada:

başlar.

Ayetin:

Peygamber’in:

cesaretiyle:

ilgili:

başka:

bir:

çok önemli:

boyutu:

daha:

vardır:

İnsanların seni korkutması, onların gerçekten sandığın kadar güçlü olduğu anlamına gelmez.

Bazen:

bir:

tehdit:

gerçek:

gücünden:

daha:

büyük:

algılanır.

Korku:

onu:

zihninde:

büyütür.

Bir:

kişinin:

sana:

zarar:

verebilecek:

bazı:

imkânları:

olabilir.

Bunu:

küçümsememelisin.

Ama:

onu:

mutlak:

güç:

sahibi:

olarak:

da:

görmemelisin.

Çünkü:

o da:

yaratılmıştır.

Onun:

gücü:

de:

sınırlıdır.

Bu:

bilinç:

insana:

korkusuzluk:

değil,

ölçülü cesaret

kazandırır.

Bir:

haksızlığa:

karşı:

durman:

gerekiyorsa:

önce:

riskleri:

hesapla.

Hukuki:

yolları:

kullan.

Güvenliğini:

koru.

Yardım:

al.

Ama:

karşındaki:

insanı:

zihninde:

Allah’ın:

yerine:

koyup:

“O isterse hayatımı tamamen bitirir, hiçbir çıkışım yok.”

diye:

mutlaklaştırma.

Çünkü:

müminin:

nihai:

dayanağı:

yaratılmış:

bir:

güç:

değildir.

Ve:

  1. ayetten:
hemen:

sonra:

  1. ayet:
tam da:

bunu:

söyleyecektir:

“Benim velim, Kitab’ı indiren Allah’tır.”

Bu:

çok:

güzel:

bir:

bağlantıdır.

195:

“Bütün ortaklarınızı çağırın.”

der.

196:

“Benim dayanağım Allah’tır.”

diye:

cevap:

verir.

Yani:

Peygamber’in:

cesareti:

kendi:

egosundan:

değil,

Allah’a olan güveninden

doğar.

Ayet:

bize:

kendi:

hayatımız:

için:

de:

şu:

soruyu:

sordurabilir:

Benim korkularım arasında gerçekte olduğundan fazla güç verdiğim bir şey var mı?

Bir:

insanın:

sözü:

mü?

Bir:

iş:

mı?

Para:

mı?

Toplumun:

ne:

diyeceği:

mi?

Bir:

ilişki:

mi?

Bir:

makam:

mı?

Bazen:

insan:

Allah’tan:

çok:

insanların:

ne:

diyeceğinden:

korkabilir.

Doğruyu:

biliyor.

Ama:

“Beni dışlarlar.”

diye:

susuyor.

Bir:

haksızlığı:

görüyor.

Ama:

“İşim gider.”

diye:

hiçbir:

şey:

söylemiyor.

Burada:

herkesin:

kendini:

tehlikeye:

atması:

gerektiği:

söylenemez.

Tedbir:

ve:

güvenlik:

önemlidir.

Ama:

kalbin:

şunu:

hatırlaması:

önemlidir:

İnsanların gücü sınırlıdır; Allah’ın kudreti ise mutlak.

Belki de A‘râf 195’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Hayatımızda gerçekten sınırlı olan hangi varlıklara korkumuz, sevgimiz veya alışkanlığımız yüzünden gerçekte sahip olmadıkları kadar büyük bir güç veriyoruz?

Çünkü:

bazen:

insanın:

kurtulması:

gereken:

put:

taştan:

değildir.

Zihninde:

büyüttüğü:

bir:

korkudur.

Bir:

insanın:

onayıdır.

Bir:

makamdır.

Bir:

servettir.

Bir:

sosyal:

statüdür.

Bunları:

teolojik:

anlamda:

otomatik:

put:

veya:

şirk:

diye:

adlandırmak:

doğru:

değildir.

Ama:

ayet:

bize:

çok:

değerli:

bir:

öz muhasebe:

yaptırır:

Ben Allah’a ait olan mutlaklığı herhangi bir yaratılmışa taşıyor muyum?

Eğer:

taşıyorsam:

onu:

yeniden:

yerine:

koymalıyım.

İnsan:

insan:

olarak:

kalsın.

Para:

araç:

olarak:

kalsın.

Makam:

görev:

olarak:

kalsın.

Bilgi:

bilgi:

olarak:

kalsın.

Teknoloji:

araç:

olarak:

kalsın.

Ve:

Allah’ın yeri yalnız Allah’a ait olsun.

İşte:

A‘râf 195:

bu:

özgürlüğü:

öğretir.

Yaratılmışın:

sınırını:

gör.

Görüntüye:

aldanma.

Gerçek:

gücün:

nerede:

olduğunu:

sorgula.

Tedbirini:

al.

Ama:

korkunu:

ilahlaştırma.

Ve:

insanların:

önünde:

değil,

hakikatin:

önünde:

eğil.


“Seni korkutan her şeyi önce gerçek ölçüsüne indir: İnsan insandır, güç sınırlıdır, makam geçicidir, para araçtır ve hiçbir yaratılmış mutlak değildir. Tedbirini al ama kalbini korkunun esiri yapma; çünkü gerçek tevekkül, sebepleri küçümsemek değil, hiçbir sebebi Allah’ın yerine koymamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt