A‘râf Suresi 192. Ayette “Onlara Yardım Etmeye Güçleri Yetmez; Kendilerine Bile Yardım Edemezler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsanın dayandığı şey, en zor anda kendisini bile ayakta tutamıyorsa ona mutlak güç vermek büyük bir yanılgıdır. Sebepler değerlidir; fakat hiçbir sebep Allah’ın yerini tutmaz.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 191. ayetinde:
Allah’a:
ortak koşulan:
varlıklar hakkında:
çok temel:
bir soru:
sorulmuştu:
“Hiçbir şey yaratamayan, üstelik kendileri de yaratılmış olan varlıkları mı Allah’a ortak koşuyorlar?”
- ayet:
mantığı:
bir adım:
daha ileri:
götürür.
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“Onlara yardım etmeye güçleri yetmez; kendilerine bile yardım edemezler.”
Yani:
Allah’a:
ortak:
koşulan:
varlıklar:
yalnız:
yaratıcı:
değildir.
Aynı zamanda:
kendilerine:
bağlanan:
insanlara:
bağımsız ve mutlak bir yardım gücü
de:
sağlayamazlar.
Dahası:
ayet:
çok:
çarpıcı:
bir:
ölçü:
koyar:
Kendisine bile mutlak biçimde yardım edemeyen bir varlık, nasıl Allah’ın ortağı olabilir?
Burada:
tevhid:
çok:
sade:
bir:
mantıkla:
anlatılır.
Yaratılmış:
olan:
sınırlıdır.
Muhtaçtır.
Zarar:
görebilir.
Yok:
olabilir.
Başka:
şeylere:
ihtiyaç:
duyar.
Allah ise:
yaratılmış:
değildir.
Mutlak:
kudret:
O’na:
aittir.
Bu ayet:
insana:
sebepleri:
reddetmesini:
değil,
sebeplerin sınırını bilmesini
öğretir.
“Onlara Yardım Edemezler” İfadesi Kimlerden Söz Ediyor
Ayet:- ayetin:
Orada:
Allah’a:
ortak:
koşulan,
hiçbir:
şey:
yaratamayan
ve:
kendileri:
yaratılmış:
olan:
varlıklardan:
söz:
edilmişti.
- ayette:
varlıkların:
insanlara:
yardım:
edemeyeceği:
bildirilir.
Bağlamın:
öncelikli:
hedefi:
ilahlaştırılan putlar ve yaratılmış varlıklardır.
Ancak:
ayet:
bundan:
daha geniş:
bir:
tevhid:
ilkesi:
de:
öğretir:
Yaratılmış hiçbir varlık bağımsız ve mutlak kudret sahibi değildir.
Buradaki “Yardım” Ne Anlama Gelir
Arapçada:nasr
kökü:
yardım etmek,
desteklemek,
üstün gelmesine:
yardımcı olmak
ve:
korumak:
gibi:
anlamlar:
taşır.
Buradaki:
mesele:
insanların:
birbirlerine:
hiç:
yardım:
edememesi:
değildir.
İnsan:
insana:
yardım:
eder.
Doktor:
hastaya:
yardım:
eder.
Arkadaş:
arkadaşına:
yardım:
eder.
Anne-baba:
çocuğuna:
yardım:
eder.
Ayetin:
reddettiği:
şey:
bir yaratılmışa Allah’tan bağımsız, sınırsız ve ilahî yardım gücü vermektir.
İnsan İnsana Yardım Edebiliyorsa Ayetle Çelişki Oluşmaz mı
Hayır.Çünkü:
insanların:
yardımı:
sınırlıdır.
Bir:
doktor:
tedavi:
eder.
Ama:
her hastayı:
kurtaramaz.
Bir:
avukat:
savunur.
Ama:
sonucu:
garanti:
edemez.
Bir:
anne:
çocuğunu:
korur.
Ama:
onu:
hayatın:
bütün:
tehlikelerinden:
sonsuz:
süre:
koruyamaz.
Bir:
arkadaş:
para:
verebilir.
Ama:
senin:
bütün:
hayatını:
kontrol:
edemez.
İnsanların:
yardımı:
gerçektir.
Fakat:
mutlak değildir.
Sebeplere Başvurmak Allah’tan Başkasına Güvenmek midir
Hayır.Sebepler:
hayatın:
bir:
parçasıdır.
Açsan:
yemek:
yersin.
Hastaysan:
doktora:
gidersin.
İş:
arıyorsan:
başvuru:
yaparsın.
Bir:
sorunun:
varsa:
uzman:
yardımı:
alırsın.
Tevhid:
“Hiçbir insandan yardım alma.”
demez.
Tevhid:
şunu:
öğretir:
Yardım aldığın varlığın da yaratılmış ve sınırlı olduğunu unutma.
“Kendilerine Bile Yardım Edemezler” Ne Demektir
Bu:ayetin:
en:
çarpıcı:
kısmıdır.
Allah’a:
ortak:
koşulan:
varlıklar:
başkalarını:
koruyamadıkları:
gibi:
kendilerini:
de:
mutlak:
biçimde:
koruyamazlar.
Put:
kırılabilir.
Heykel:
devrilebilir.
İnsan:
hastalanabilir.
Güçlü:
bir:
hükümdar:
tahttan:
indirilebilir.
Zengin:
bir:
insan:
servetini:
kaybedebilir.
En:
güçlü:
beden:
yaşlanır.
Yani:
yaratılmış olanın kendi varlığı bile mutlak güvence altında değildir.
Kendini Koruyamayan Bir Varlığın İlahlaştırılması Neden Çelişkilidir
Çünkü:ilah:
olarak:
görülen:
bir:
varlıktan:
mutlak:
kudret:
beklenir.
Ama:
kendisi:
korunmaya:
muhtaçsa:
sınırlıdır.
Sınırlı:
olan:
mutlak:
olamaz.
Muhtaç:
olan:
mutlak:
ilah:
olamaz.
Bir:
varlık:
başkası:
tarafından:
taşınıyor,
temizleniyor,
tamir:
ediliyor
ve:
korunuyorsa:
onun:
mutlak:
güç:
sahibi:
olduğunu:
söylemek:
mantıksal:
bir:
çelişki:
oluşturur.
Putların Korunmaya Muhtaç Olması Ayetin Mesajını Nasıl Güçlendirir
Bir:put:
insan:
tarafından:
yapılabilir.
Sonra:
insanlar:
onu:
bir:
binanın:
içine:
koyar.
Korur.
Temizler.
Kırılmasın:
diye:
önlem:
alır.
Ardından:
aynı:
nesneden:
kendilerini:
korumasını:
isteyebilirler.
Kur’an:
bu:
çelişkiyi:
ortaya:
çıkarır:
Sen onu koruyorsun; o seni mutlak anlamda nasıl koruyacak?
Ayetin Mantığı Sadece Taş Putlar İçin mi Geçerlidir
Hayır.Temel:
ilke:
çok daha:
geniştir.
Bir:
insanı:
mutlaklaştırırsan:
o da:
ölümlüdür.
Parayı:
mutlaklaştırırsan:
para:
kaybedilebilir.
Gücü:
mutlaklaştırırsan:
güç:
el değiştirebilir.
Teknolojiyi:
mutlaklaştırırsan:
teknoloji:
bozulabilir,
yanılabilir
ve:
yetersiz:
kalabilir.
Bu:
şeylerin:
değersiz:
olduğu:
anlamına:
gelmez.
Onların Allah olmadığı anlamına gelir.
Para İnsana Yardım Etmiyor mu
Elbette:ediyor.
Para:
birçok:
sorunu:
çözebilir.
Ev:
alabilirsin.
Tedavi:
masrafını:
karşılayabilirsin.
Eğitim:
alabilirsin.
İhtiyaç:
sahibine:
yardım:
edebilirsin.
Ama:
para:
sınırsız:
değildir.
Ölümü:
iptal:
edemez.
Gerçek:
sevgiyi:
garanti:
edemez.
Geçmişi:
geri:
getiremez.
Vicdanı:
satın:
alamaz.
Bu yüzden:
parayı araç olarak kullanmak başka, onu mutlak güven kaynağı görmek başkadır.
Güçlü İnsanlar Gerçekten Kendilerine Bile Her Zaman Yardım Edemez mi
Evet.Tarih:
çok:
güçlü:
insanların:
da:
sınırlı:
olduğunu:
gösterir.
Orduları:
olan:
hükümdarlar:
ölmüştür.
Servetleri:
olan:
zenginler:
hastalanmıştır.
Milyonlarca:
insanı:
etkileyen:
kişiler:
kendi:
hayatlarının:
bütün:
sonuçlarını:
kontrol:
edememiştir.
Bu:
insanı:
küçümsemek:
değildir.
İnsanın insan olduğunu hatırlamaktır.

Bu Ayet İnsanların Birbirinden Yardım İstemesini Yasaklar mı
Hayır.Böyle:
bir:
sonuç:
ayet:
bağlamını:
aşar.
Kur’an:
insanların:
birbirlerine:
yardım:
etmesini:
başka:
yerlerde:
teşvik:
eder.
Buradaki:
eleştiri:
yardım istemek değil, yaratılmış bir varlığa Allah’a özgü mutlak güç atfetmektir.
Bir:
arkadaşına:
“Şu kutuyu taşımama yardım eder misin?”
demekle:
bir:
yaratılmışı:
evrenin:
mutlak:
kudret:
sahibi:
saymak:
aynı:
şey:
değildir.

Tevekkül Hiçbir İnsana Güvenmemek Demek midir
Hayır.Tevekkül:
insanlarla:
ilişkiyi:
ortadan:
kaldırmaz.
Eşine:
güvenebilirsin.
Arkadaşına:
güvenebilirsin.
Doktoruna:
güvenebilirsin.
Bir:
uzmana:
güvenebilirsin.
Ama:
bu:
güven:
sınırlı:
insan:
güvenidir.
İman:
insana:
şunu:
hatırlatır:
Hiçbir yaratılmış, hayatının mutlak garantörü değildir.

Bir İnsana Aşırı Bağımlı Olmak Bu Ayet Açısından Düşündürücü müdür
Evet:ahlaki:
ve:
manevi:
bir:
öz muhasebe:
bakımından:
düşündürücü:
olabilir.
Bir:
insanı:
çok:
sevebilirsin.
Ama:
“O olmadan ben hiçbir şeyim.”
dediğinde:
kendi:
varlığını:
başka:
bir:
yaratılmışa:
fazla:
bağlamış:
olabilirsin.
Çünkü:
o:
insan da:
sınırlıdır.
Hata:
yapabilir.
Değişebilir.
Senden:
ayrılabilir.
Ölebilir.
Sağlıklı:
sevgi:
sevgiyi büyütür ama karşıdaki insanı Allah’ın yerine koymaz.

Bu Ayet İnsana Güç Hakkında Ne Öğretiyor
Gücün:göreli:
olduğunu:
öğretiyor.
Bugün:
çok:
güçlü:
olan:
yarın:
güçsüz:
olabilir.
Bugün:
başkalarına:
yardım:
eden:
yarın:
kendisi:
yardıma:
muhtaç:
kalabilir.
Bu:
hayatın:
normal:
gerçeğidir.
İnsan:
bu:
gerçeği:
hatırlarsa:
gücü:
eline:
geçtiğinde:
daha:
mütevazı:
olabilir.
Çünkü:
bugünkü gücünün sonsuz olmadığını bilir.

Yardıma Muhtaç Olmak İnsanı Değersiz mi Yapar
Hayır.İnsan:
zaten:
karşılıklı:
yardımlaşmaya:
muhtaç:
bir:
varlıktır.
Bebekken:
tamamen:
başkalarına:
muhtacız.
Yaşlandığımızda:
yeniden:
yardıma:
ihtiyaç:
duyabiliriz.
Hastalandığımızda:
bir:
başkasına:
muhtaç:
kalabiliriz.
Bu:
utanç:
değildir.
Muhtaç olmak insan olmanın parçasıdır; problem, muhtaç bir varlığı mutlak ilah gibi görmektir.

Allah’ın Yardımı ile İnsanların Yardımı Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
İnsanların:yardımı:
Allah’ın:
yarattığı:
imkânlar:
içinde:
gerçekleşir.
Sınırlıdır.
Şarta:
bağlıdır.
Bazen:
başarılı:
olur.
Bazen:
olamaz.
Allah’ın:
kudreti ise:
yaratılmış:
bir:
kudret:
değildir.
Mutlak:
kudret:
O’na:
aittir.
Bu nedenle:
mümin:
insanların:
yardımını:
küçümsemez.
Ama:
nihai dayanağını yaratılmışların sınırlı kudretine hapsetmez.

Bu Ayet Kendi Gücümüze Fazla Güvenmememizi de Söyler mi
Evet.Çünkü:
ayet:
“kendilerine bile yardım edemezler”
diyor.
Bu:
başkaları:
hakkında:
olduğu:
kadar:
kendimiz:
hakkında:
da:
düşündürücüdür.
İnsan:
şöyle:
diyebilir:
“Ben her şeyi çözerim.”
Ama:
bir gün:
kontrol:
edemediği:
bir:
durum:
çıkar.
Hastalık:
gelir.
Beklenmedik:
bir:
kayıp:
gelir.
Bir:
plan:
bozulur.
İşte:
insan:
orada:
kendi:
sınırını:
yeniden:
hatırlar.

A‘râf Suresi 191. ve 192. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayet:
ortak:
koşulan:
varlıkların:
hiçbir şey yaratamadığını ve kendilerinin de yaratılmış olduğunu
söylemişti.
- ayet:
ikinci:
bir:
ölçü:
ekler:
Onlar, kendilerine yönelenlere yardım edemezler; kendilerine bile mutlak olarak yardım edemezler.
Böylece:
iki ayet:
birlikte:
şu:
mantığı:
kurar:
Yaratamıyor.
Kendisi yaratılmış.
Başkalarına mutlak yardım edemiyor.
Kendisini bile mutlak biçimde koruyamıyor.
O hâlde:
nasıl Allah’a ortak olabilir?

Sonuç: A‘râf Suresi 192. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 192. ayet:tevhidin:
çok:
güçlü:
ama:
son derece:
sade:
bir:
ölçüsünü:
ortaya:
koyar:
“Onlara yardım edemezler; kendilerine bile yardım edemezler.”
Bu:
cümleyi:
yalnız:
eski:
putların:
önünde:
okursak:
ayet:
hayatımızdan:
uzak:
kalabilir.
Ama:
biraz:
düşündüğümüzde:
mesajın:
bugünkü:
insana:
da:
çok:
yakın:
olduğunu:
görebiliriz.
Çünkü:
insan:
her zaman:
kendisine:
bir:
güven:
noktası:
arar.
Para:
bir:
güven:
noktasıdır.
Aile:
bir:
güven:
noktasıdır.
İş:
bir:
güven:
noktasıdır.
Sağlık:
bir:
güven:
noktasıdır.
Devlet:
bir:
güven:
noktası:
olabilir.
Arkadaşlar:
bir:
güven:
noktası:
olabilir.
Teknoloji:
bir:
güven:
noktası:
olabilir.
Bunların:
hepsi:
değerlidir.
Hiçbirini:
küçümsemek:
gerekmez.
Ama:
problem:
şurada:
başlar:
Bir sebebi mutlak güvence zannettiğimizde.
İnsan:
çok:
parası:
olduğunda:
şöyle:
düşünebilir:
“Artık başıma ne gelirse gelsin çözerim.”
Sonra:
öyle:
bir:
sorun:
gelir ki:
parası:
yetmez.
Bir:
insan:
çok:
güçlü:
bağlantıları:
olduğunda:
“Kimse bana bir şey yapamaz.”
diyebilir.
Sonra:
o:
bağlantılar:
kaybolabilir.
Bir:
insan:
çok:
sağlıklı:
olduğunda:
bedenini:
sanki:
hiç:
bozulmayacak:
gibi:
görebilir.
Sonra:
bir:
hastalık:
ona:
bedenin:
de:
emanet:
olduğunu:
hatırlatabilir.
Bir:
insan:
eşine:
çok:
güvenebilir.
Bu:
güzel:
bir:
şeydir.
Ama:
eşini:
bütün:
hayatının:
mutlak:
dayanağı:
yaparsa:
karşıdaki:
insana:
taşıyamayacağı:
bir:
yük:
yükleyebilir.
Çünkü:
o:
da:
insandır.
O da:
yorulur.
O da:
hata:
yapar.
O da:
hastalanabilir.
O da:
bir gün:
bu:
dünyadan:
ayrılır.
İşte:
ayet:
bize:
sevgiyi:
azaltmayı:
değil,
sevgiyi doğru yere koymayı
öğretir.
Eşini:
çok:
sev.
Ama:
Allah’ın:
yerine:
koyma.
Çocuğunu:
çok:
sev.
Ama:
onu:
hayatının:
mutlak:
anlamı:
hâline:
getirme.
Paranı:
iyi:
yönet.
Ama:
paranın:
her şeyi:
çözeceğini:
sanma.
Doktoruna:
güven.
Ama:
doktorun:
insan:
olduğunu:
unutma.
Kendine:
güven.
Ama:
kendini:
yanılmaz:
ve:
dokunulmaz:
görme.
Çünkü:
ayet:
insana:
çok:
sade:
bir:
sınır:
çizer:
Yaratılmış olan sınırlıdır.
Bu:
insanın:
gücünü:
küçültmek:
için:
değildir.
Gücü:
gerçek:
yerine:
koymak:
içindir.
İnsan:
çok:
şey:
yapabilir.
Bir:
doktor:
ameliyatla:
hayat:
kurtarabilir.
Bir:
itfaiyeci:
bir:
çocuğu:
yangından:
çıkarabilir.
Bir:
öğretmen:
bir:
öğrencinin:
hayatını:
değiştirebilir.
Bir:
anne:
çocuğunu:
koruyabilir.
Bir:
baba:
ailesine:
yıllarca:
emek:
verebilir.
Bir:
arkadaş:
en:
zor:
gününde:
yanında:
durabilir.
Bunların:
hepsi:
çok:
değerli:
yardımlardır.
Ayet:
bunları:
inkâr:
etmez.
Ama:
şunu:
söyler:
Bunların hiçbiri mutlak değildir.
İtfaiyeci:
her:
yangına:
yetişemez.
Doktor:
her:
hastayı:
kurtaramaz.
Anne-baba:
çocuğunu:
her:
tehlikeden:
koruyamaz.
En:
sadık:
arkadaş:
bile:
senin:
yerine:
ölemez.
İnsan:
yardımı:
sınırlıdır.
Bu:
gerçeği:
kabul:
etmek:
insana:
çok:
derin:
bir:
tevazu:
kazandırabilir.
Ayet:
aynı zamanda:
bize:
başka:
bir:
şey:
daha:
öğretir:
Kendi gücünü de ilahlaştırma.
Bazen:
insanın:
Allah’ın:
yerine:
koyduğu:
şey:
bir:
başkası:
değildir.
Kendisidir.
“Ben hallederim.”
“Benim başıma gelmez.”
“Ben herkesten akıllıyım.”
“Ben kimseye muhtaç değilim.”
gibi:
cümleler:
insanın:
kendisini:
gerçekte:
olduğundan:
daha:
mutlak:
görmeye:
başladığını:
gösterebilir.
Oysa:
hayat:
bazen:
insana:
birkaç:
saniye:
içinde:
şunu:
hatırlatabilir:
Sen de muhtaçsın.
Bir:
gece:
hastalanırsın.
Birinin:
seni:
hastaneye:
götürmesine:
ihtiyaç:
duyarsın.
Bir:
gün:
düştüğünde:
birinin:
elini:
uzatmasına:
ihtiyacın:
olur.
Bir:
sorun:
çıkar.
Bilmediğin:
bir konuda:
uzmana:
ihtiyaç:
duyarsın.
İnsan:
böyledir.
Birbirimize muhtacız.
Ama:
tam:
burada:
tevhid:
çok:
güzel:
bir:
denge:
kurar:
İnsanlardan:
yardım:
al.
İnsanlara:
yardım:
et.
Ama:
hiçbir:
insanın:
mutlak:
güç:
sahibi:
olmadığını:
unutma.
Bu:
bizi:
insanlara:
karşı:
nankör:
yapmaz.
Tam tersine:
daha:
teşekkür:
eden:
bir:
insan:
yapabilir.
Çünkü:
birinin:
sana:
yardım:
etmesinin:
zorunlu:
olmadığını:
bilirsin.
Bir:
insan:
sana:
el:
uzattığında:
“Zaten yapmak zorundaydı.”
demek:
yerine:
teşekkür:
edersin.
Ama:
aynı zamanda:
şunu:
da:
bilirsin:
O insan hayatımın ilahı değildir.
Bu:
sağlıklı:
ilişkiler:
için:
de:
çok:
önemlidir.
Bir:
insanı:
aşırı:
yüceltirsen:
ondan:
insanüstü:
şeyler:
beklemeye:
başlarsın.
Hiç:
hata:
yapmasın.
Seni:
her:
zaman:
anlasın.
Her:
sorununu:
çözsün.
Hiç:
yorulmasın.
Seni:
hiç:
üzmesin.
Her:
an:
yanında:
olsun.
Ama:
hiçbir:
insan:
bütün:
bunları:
kusursuz:
ve:
sonsuz:
biçimde:
yapamaz.
Sonra:
beklentilerin:
karşılanmadığında:
hayal:
kırıklığı:
yaşarsın.
Belki:
problem:
yalnız:
karşındaki:
insanda:
değildir.
Belki:
ona:
insanın taşıyamayacağı kadar büyük bir rol
vermişsindir.
A‘râf 192:
bu nedenle:
yalnız:
putperestliği:
eleştiren:
bir:
ayet:
değildir.
İnsanın:
mutlaklaştırma eğilimini
de:
sorgulatır.
Neyi:
mutlaklaştırıyorum?
Paramı mı?
İşimi mi?
Eşimi mi?
Çocuğumu mu?
Bir:
lideri mi?
Bir:
din:
adamını mı?
Kendi:
zekâmı mı?
Teknolojiyi mi?
Bunların:
hepsi:
bir:
gün:
sınırını:
gösterebilir.
Çünkü:
hepsi:
yaratılmış:
dünyanın:
içindedir.
Bu:
nedenle:
mümin:
sebepleri:
küçümsemez.
Ama:
sebeplerin:
ötesindeki:
Allah’ı:
unutmaz.
Hastalandığında:
şöyle:
demez:
“Doktora gitmeyeceğim, Allah yardım eder.”
Doktora:
gider.
Ama:
şunu:
da:
bilir:
Doktorun da gücü sınırlıdır.
İş:
arar.
Başvuru:
yapar.
İnsanlardan:
referans:
ister.
Ama:
şunu:
da:
bilir:
Rızkım yalnız bu insanın elinde değil.
Bir:
arkadaşından:
yardım:
ister.
Ama:
arkadaşı:
yardım:
edemezse:
hayatının:
bittiğini:
sanmaz.
Çünkü:
nihai:
dayanağı:
bir:
yaratılmış:
değildir.
İşte:
tevhid:
insana:
böyle:
bir:
iç:
özgürlük:
kazandırabilir.
İnsanlara:
bağlanırsın:
ama:
köle:
olmazsın.
Seversin:
ama:
ilahlaştırmazsın.
Teşekkür:
edersin:
ama:
mutlak:
gücü:
onlara:
vermezsin.
Kendi:
gücünü:
kullanırsın:
ama:
kendini:
Allah:
sanmazsın.
Belki de A‘râf 192’nin bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hayatımızda yardım beklediğimiz şeylerin sınırını gerçekten biliyor muyuz; yoksa yaratılmış ve sınırlı bir varlıktan yalnız Allah’a ait olan mutlak güvenceyi mi bekliyoruz?
Çünkü:
insanın:
hayal:
kırıklıklarının:
bir kısmı:
yanlış:
insanlardan:
yardım:
beklemekten:
değil,
doğru insanlardan bile insanüstü bir yardım beklemekten
doğabilir.
Bir:
eş:
seni:
sevebilir.
Ama:
bütün:
acını:
yok:
edemez.
Bir:
doktor:
seni:
tedavi:
edebilir.
Ama:
ölümsüz:
yapamaz.
Para:
sana:
rahatlık:
verebilir.
Ama:
kalıcı:
huzuru:
garanti:
edemez.
Bir:
çocuk:
hayatına:
büyük:
mutluluk:
katabilir.
Ama:
varoluşunun:
bütün:
anlamını:
tek başına:
taşıyamaz.
Ve:
sen:
çok:
güçlü:
olabilirsin.
Ama:
kendini:
her:
zarardan:
koruyamazsın.
Bütün:
bunların:
ötesinde:
A‘râf 192:
insana:
çok:
sade:
bir:
tevhid:
ölçüsü:
bırakır:
Yardımı sebeplerden isteyebilirsin; fakat sebepleri mutlak kudret sahibi sanma. İnsanlara dayanabilirsin; fakat hiçbir yaratılmışı Allah’ın yerine koyma. Çünkü yaratılmış olan, başkasına yardım ederken bile kendi sınırlılığını taşır.
“Bir insan sana yardım edebilir, bir doktor seni tedavi edebilir, para birçok kapıyı açabilir ve sevdiğin biri en zor gününde elini tutabilir. Bunların hepsi kıymetlidir; fakat hiçbiri mutlak değildir. Sebeplere sarıl, insanlara teşekkür et, ama kalbinin son dayanağını yalnız Allah’ta tut.”
Ersan Karavelioğlu