A‘râf Suresi 105. Ayette “Bana Düşen, Allah Hakkında Yalnız Gerçeği Söylemektir. Size Rabbinizden Apaçık Bir Delil Getirdim; Artık İsrailoğullarını Benimle Birlikte Gönder” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Hakikati savunmanın en temiz biçimi, onu kendi çıkarına eğip bükmeden söylemek ve gücü elinde tutandan da başkasının hakkını istemektir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 104. ayetinde Hz. Musa:
“Ey Firavun! Şüphesiz ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.”
demişti.
- ayette ise Hz. Musa hem kendi sorumluluğunu hem de Firavun’dan talebini açık biçimde ortaya koyar:
Bu ayette üç güçlü tema vardır:
hakikati çarpıtmadan söylemek,
delil sunmak
ve
ezilen insanların serbest bırakılmasını istemek.
Hz. Musa yalnız:
“Ben peygamberim.”
demekle kalmaz.
Aynı zamanda:
“Söylediğim şey Allah hakkında hakikattir ve elimde delil vardır.”
der.
Ardından çok somut bir talepte bulunur:
“İsrailoğullarını benimle gönder.”
Yani vahiy:
yalnız teorik bir inanç çağrısı olarak kalmaz.
İnsanın özgürlüğü ve zulümden kurtuluşu
gibi gerçek bir meseleye dokunur.
“Bana Düşen, Allah Hakkında Yalnız Gerçeği Söylemektir” Ne Demektir
Hz. Musa:Allah adına:
yanlış,
uydurma,
abartılı
bir şey söylemeyeceğini bildirir.
Peygamberin görevi:
Allah’ın mesajını:
olduğu gibi iletmektir.
Kendi arzusunu:
vahiy gibi sunmak
değildir.
Allah Hakkında Doğru Konuşmak Neden Bu Kadar Önemlidir
Çünkü din alanında söylenen söz:insanların:
inancını,
vicdanını,
hayatını
etkileyebilir.
Bir insan:
kendi görüşünü:
“Allah kesin böyle istiyor.”
diye sunarsa:
çok ağır bir iddiada bulunmuş olur.
Bu yüzden:
bilmediğimiz yerde:
“Bilmiyorum.”
diyebilmek:
dini dürüstlüğün parçasıdır.
Kişisel Yorumu Allah’ın Sözü Gibi Sunmak Neden Tehlikelidir
Çünkü insanın yorumu:yanılabilir.
Ama kişi:
yorumunu ilahi hüküm gibi sunarsa:
eleştirilemez hâle getirmeye çalışabilir.
Böylece:
kendi düşüncesini:
Allah’ın otoritesiyle
korumaya kalkabilir.
Bu nedenle:
vahiy ile yorum arasındaki farkı korumak
çok önemlidir.
Hz. Musa’nın Sözü Neden Güven Vericidir
Çünkü Hz. Musa:mesajının kaynağını
ve sınırını
açıklar.
“Allah hakkında yalnız hakkı söylemek bana düşer.”
der.
Yani:
kendi çıkarı için:
mesajı değiştirmeyeceğini
bildirir.
Bu:
emanet bilincidir.
“Size Rabbinizden Apaçık Bir Delil Getirdim” Ne Anlama Gelir
Hz. Musa:iddiasını yalnız sözle bırakmaz.
Firavun’a:
delil
getirdiğini söyler.
Bu delil:
ilerleyen ayetlerde:
mucizevi işaretlerle
gösterilecektir.
Yani:
iddia ile delil
birlikte gelir.
Dinî Bir İddia Delilden Bağımsız mı Olmalıdır
Kur’an’ın anlatımında:peygamberler:
insanları düşünmeye,
işaretlere bakmaya,
delilleri değerlendirmeye
çağırır.
Bu nedenle:
“Sadece inan, soru sorma.”
şeklinde bir yaklaşım:
Kur’an’ın pek çok çağrısının ruhuyla
örtüşmez.
İman:
körü körüne değil,
düşünme ve kavrayışla
da ilişkilidir.
Hz. Musa Neden Firavun’a Delil Sunuyor
Çünkü Firavun’a:sadece:
“Bana itaat et.”
demiyor.
Önce:
kim olduğunu,
kim tarafından gönderildiğini,
delil getirdiğini
açıklıyor.
Yani Hz. Musa’nın çağrısı:
çıplak otorite talebi değildir.
Hakikat Güce Karşı Delille mi Konuşmalıdır
Mümkün olduğunca:evet.
Güçlü birine karşı:
yalnız öfke
değil,
gerekçe ve delil
sunmak:
daha sağlamdır.
Hz. Musa:
Firavun’un gücüne:
kanıtsız sloganla değil, işaret ve mesajla
karşı çıkar.
“Rabbinizden” İfadesi Neden Dikkat Çekicidir
Hz. Musa:Firavun’a:
“Rabbinizden”
der.
Bu çok önemlidir.
Yani Allah:
yalnız Hz. Musa’nın Rabbi değildir.
Firavun’un da:
Rabbidir.
Bu ifade:
Firavun’un:
kendini mutlaklaştırmasını
reddeder.
Firavun da Allah’ın Kulu mudur
Kur’an’ın tevhid anlayışına göre:evet.
Ne kadar güçlü olursa olsun:
hiçbir insan:
yaratıcı,
mutlak,
sınırsız
değildir.
Firavun da:
yaratılmış bir insandır.
Bu nedenle:
gücü onu kulluktan çıkarmaz.

“İsrailoğullarını Benimle Birlikte Gönder” Ne Demektir
Hz. Musa’nın:Firavun’a yönelttiği:
çok somut bir taleptir.
İsrailoğulları:
Firavun’un yönetimi altında:
baskı görmekteydi.
Hz. Musa:
onların:
serbest bırakılmasını
ister.
Yani peygamberlik çağrısı:
zulüm altında tutulan insanların özgürleşmesini de
içerir.

Hz. Musa Neden Sadece İnançtan Bahsetmiyor
Çünkü insanın:inancı,
hayatı
ve özgürlüğü
birbirinden tamamen ayrı değildir.
Bir topluma:
zulmediliyorsa,
onları:
baskı altında tutan düzene karşı:
ahlaki tavır almak
gerekebilir.
Hz. Musa:
teorik konuşmanın ötesine geçer.

Din ile Özgürlük Arasında Nasıl Bir Bağ Kurulabilir
Hz. Musa kıssasında:çok güçlü bir bağ vardır.
Firavun:
insanları:
kendi otoritesine bağlı tutmak ister.
Hz. Musa ise:
onları:
Allah’ın kulları
olarak görür.
Bu bakış:
insanın:
başka bir insanın mutlak mülkü olmadığını
hatırlatır.

Bir İnsanı Zorla Kendine Bağlamak Neden Ahlaken Sorunludur
Çünkü insan:eşya değildir.
İradesi,
onuru,
hakları
vardır.
Başkasının:
gücünü kullanarak:
insanı ezmesi,
korkutması,
özgürlüğünü elinden alması
zulme dönüşebilir.
Hz. Musa’nın talebi:
bu zulme karşıdır.

Hz. Musa’nın Talebi Neden Bu Kadar Cesurdur
Çünkü Firavun’dan:küçük bir iyilik
istemiyor.
Onun:
ekonomik ve toplumsal düzeninde:
önemli yere sahip olabilecek bir topluluğu:
serbest bırakmasını
istiyor.
Bu:
Firavun’un çıkarlarına
doğrudan dokunan
bir taleptir.

Doğruyu Söylemek Yetmez, Haksızlığa Karşı Somut Talepte Bulunmak da Gerekir mi
Bazen:evet.
Bir insan:
“Haksızlık kötüdür.”
demekle yetinebilir.
Ama imkânı varsa:
haksızlığın sona ermesi için:
somut adım
istemesi gerekebilir.
Hz. Musa:
ahlaki ilkeyi:
somut bir talebe
dönüştürür.

“İsrailoğullarını Benimle Gönder” Sözü Bir Kurtuluş Çağrısı mıdır
Evet.Bu cümle:
Firavun düzeninden:
çıkışı
ifade eder.
İnsanların:
zorla tutulduğu bir yapıdan:
ayrılabilmesini
ister.
Bu yüzden Musa kıssası:
Kur’an’da:
özgürleşme ve kurtuluş
temasının en güçlü örneklerinden biridir.

A‘râf Suresi 104. ve 105. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette Hz. Musa:
demişti.
- ayette:
Allah hakkında yalnız gerçeği söylemek,
Rabden delil getirmek,
İsrailoğullarının serbest bırakılmasını istemek.
Yani peygamberlik:
söz,
delil
ve:
ahlaki eylem talebi
olarak ortaya çıkar.

Sonuç: A‘râf Suresi 105. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 105. ayet:Hz. Musa’nın görev anlayışını:
çok açık biçimde ortaya koyar.
İlk olarak:
“Allah hakkında yalnız gerçeği söylemek bana düşer.”
der.
Bu söz:
din adına konuşan herkes için:
çok büyük bir ahlaki uyarıdır.
Çünkü insan:
bazen kendi düşüncesini:
Allah’ın hükmü gibi sunmak
isteyebilir.
Kendi öfkesine:
dinî gerekçe
bulabilir.
Kendi çıkarını:
kutsallaştırabilir.
Kendi yorumuna:
“Allah böyle diyor.”
etiketi koyabilir.
Hz. Musa’nın tavrı:
bunun tersidir.
Allah hakkında:
yalnız hakikati
söylemek.
Bilmediğine:
bilgi eklememek.
Mesajı:
kişisel çıkara göre
değiştirmemek.
İkinci olarak Hz. Musa:
delilden
söz eder.
Bu da:
hakikat iddiasının:
sorgulamadan kaçmak zorunda olmadığını
gösterir.
Doğru:
sorudan korkmaz.
Delil:
incelenebilir.
İddia:
değerlendirilebilir.
Üçüncü olarak ise:
Hz. Musa:
çok somut bir şey ister:
“İsrailoğullarını benimle gönder.”
İşte ayetin belki de en güçlü taraflarından biri:
buradadır.
Çünkü din:
yalnız zihinsel bir kabul olarak:
bırakılmaz.
Birileri:
zulüm altındaysa,
onların hayatına:
dokunur.
Hz. Musa:
Firavun’a:
yalnız:
“Allah’a inan.”
demiyor.
Aynı zamanda:
“Zulmettiğin insanları bırak.”
diyor.
Bu:
inanç ile ahlak arasındaki:
çok güçlü bağı gösterir.
İnsan:
Allah’tan söz edip:
başkasının hakkını:
çiğneyemez.
İbadetten söz edip:
zulmü:
normalleştiremez.
Hakikatten söz edip:
insanın özgürlüğünü:
önemsiz göremez.
Belki de A‘râf 105’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Allah adına konuşurken gerçekten Allah’ın söylediğini mi aktarıyoruz, yoksa kendi düşüncelerimizi kutsal bir dilin arkasına mı saklıyoruz?
Ve ikinci soru:
Doğru olduğunu söylediğimiz değerler, başkasının hakkı söz konusu olduğunda hayatımıza gerçekten yansıyor mu?
Çünkü hakikat:
yalnız doğru cümle kurmak değildir.
Bazen:
haksız yere tutulan insan için “Onu serbest bırak” diyebilmektir.
“Allah adına konuşuyorsan sözüne kendi çıkarını karıştırma; hak adına konuşuyorsan başkasının hakkını da savun. Çünkü hakikat, yalnız dilde doğru olmak değil, zulüm karşısında da doğru yerde durabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu