A‘râf Suresi 103. Ayette “Sonra Bunların Ardından Musa’yı Ayetlerimizle Firavun’a ve İleri Gelenlerine Gönderdik; Fakat Onlar Ayetlere Haksızlık Ettiler. Bak Bozguncuların Sonu Nasıl Oldu” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Güç, gerçeği değiştiremez; yalnızca gerçeği reddetmenin bedelini bir süre erteleyebilir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 102. ayetinde geçmiş toplumların çoğunda:
ahde bağlılık bulunmadığı ve onların sınırları aşan kimseler hâline geldiği
anlatılmıştı.
- ayetle birlikte surede yeni ve çok önemli bir kıssa başlar:
Ayet şöyle bildirir:
“Sonra bunların ardından Musa’yı ayetlerimizle Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar ayetlere karşı haksızlık ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu.”
Bu ayetle anlatım:
önceki kavimlerden:
Mısır’daki Firavun düzenine
geçer.
Burada artık karşımızda:
yalnız bir toplum değil,
çok güçlü bir:
iktidar, saray çevresi ve baskı düzeni
vardır.
Hz. Musa ise:
bu düzenin karşısına:
Allah’ın ayetleriyle
çıkar.
Yani karşı karşıya gelen şey:
yalnız iki kişi değildir.
Bir tarafta:
vahiy ve hakikat,
diğer tarafta:
güç, kibir ve baskı
vardır.
“Sonra Bunların Ardından Musa’yı Gönderdik” Ne Demektir
Bu ifade:önceki peygamber kıssalarından sonra:
Hz. Musa dönemine geçildiğini
gösterir.
Nûh,
Hûd,
Sâlih,
Lût,
Şuayb
kıssalarının ardından:
şimdi:
Musa ve Firavun
kıssası başlar.
Bu kıssa A‘râf Suresi’nde:
uzun bir bölüm boyunca
devam edecektir.
Hz. Musa Kimdir
Hz. Musa:Kur’an’da en çok adı geçen peygamberlerden biridir.
İsrailoğullarına gönderilmiş,
Firavun’un baskıcı düzenine karşı:
tevhid,
adalet
ve özgürleşme
çağrısı yapmıştır.
Onun kıssası:
yalnız bireysel iman değil,
toplumsal zulüm ve kurtuluş
temalarını da içerir.
Firavun Kimdir
Firavun:bir şahıs adı olmaktan çok:
Mısır hükümdarları için kullanılan bir unvan olarak anlaşılır.
Kur’an’daki Firavun:
kendisini:
son derece güçlü gören,
İsrailoğullarına zulmeden,
Hz. Musa’nın mesajını reddeden
bir hükümdar olarak anlatılır.
Kur’an:
onun tarihsel kimliğini:
isim vererek kesinleştirmez.
Bu nedenle:
hangi Mısır hükümdarı olduğu konusunda:
kesin konuşmak doğru değildir.
Neden Musa Doğrudan Firavun’a Gönderiliyor
Çünkü toplumdaki baskının merkezinde:Firavun’un iktidarı vardır.
İsrailoğulları:
ezilmektedir.
Firavun’un siyasi ve toplumsal gücü:
çok büyüktür.
Bu yüzden Hz. Musa’nın çağrısı:
yalnız bireylere değil,
zulüm düzeninin merkezine
yönelir.
“Firavun’a ve İleri Gelenlerine” Neden Birlikte Hitap Ediliyor
Çünkü baskıcı düzen:genellikle tek kişiyle ayakta kalmaz.
Yönetici:
çevresindeki:
danışmanlar,
çıkar grupları,
yöneticiler,
ileri gelenler
tarafından desteklenebilir.
Bu nedenle Kur’an:
yalnız Firavun’u değil,
onun çevresindeki seçkinleri de
sorumluluğa dahil eder.
Bir Zulüm Düzeni Sadece Liderden mi Oluşur
Hayır.Bir sistem:
emir veren,
uygulayan,
destekleyen,
normalleştiren,
çıkar sağlayan
çok sayıda insanla devam edebilir.
Bu yüzden ahlaki sorumluluk:
yalnız en tepede bulunan kişiye:
indirgenemez.
“Musa’yı Ayetlerimizle Gönderdik” Ne Anlama Gelir
Hz. Musa:yalnız sözle gönderilmemiştir.
Kur’an:
ona verilen:
ayetlerden ve mucizelerden
söz eder.
Bunlar:
peygamberliğinin işaretleri
olarak sunulur.
İlerleyen ayetlerde:
asa,
beyaz el
gibi işaretler
anlatılacaktır.
“Ayet” Kelimesi Burada Ne Demektir
Ayet:işaret,
delil,
gösterge
anlamlarına gelir.
Kur’an’ın cümleleri de:
ayet olarak adlandırılır.
Ama Hz. Musa kıssasında:
aynı kelime:
mucizevi işaretler
için de kullanılabilir.
Yani Allah’ın:
insana:
hakikati gösteren işaretleri
vardır.
Firavun ve İleri Gelenler Ayetleri Görünce Neden İnanmadılar
Çünkü delil görmek:otomatik olarak iman etmek
demek değildir.
İnsan:
delili:
çıkarına,
kibrine,
mevcut gücüne
tehdit olarak görebilir.
Firavun için Hz. Musa’nın çağrısı:
yalnız dinî bir iddia değil,
otoritesini sorgulayan bir mesaj
olarak da algılanmış olabilir.
“Ayetlere Haksızlık Ettiler” Ne Demektir
Ayetin ifadesi:onların:
Allah’ın ayetlerini:
yerli yerince değerlendirmediğini,
onlara karşı:
haksız ve yanlış bir tavır aldığını
anlatır.
Yani:
işareti gördüler
ama:
gereken sonucu çıkarmadılar.
Hakikati:
hak ettiği yere koymadılar.

Bir İnsan Delile Nasıl Haksızlık Edebilir
Delili:çarpıtarak.
Görmezden gelerek.
Bilerek yanlış yorumlayarak.
Sırf çıkarına ters olduğu için:
reddederek.
İnsan bazen:
gerçeğin zayıf olduğu için değil,
kendisine pahalıya mal olacağı için
onu reddeder.

Güçlü İnsanlar Hakikati Kabul Etmekte Neden Zorlanabilir
Çünkü kabul etmek:bazı ayrıcalıklardan vazgeçmek
anlamına gelebilir.
Hz. Musa’nın çağrısı:
Firavun’un:
mutlak otorite iddiasını
sarsıyordu.
Bu nedenle mesele:
yalnız teolojik değil,
aynı zamanda:
güç ve çıkar meselesidir.

Güç İnsanı Haklı Yapar mı
Hayır.Bir insan:
çok güçlü olabilir.
Ordusu olabilir.
Serveti olabilir.
Toplum üzerinde:
büyük etkisi olabilir.
Ama bunların hiçbiri:
söylediğinin doğru olduğunu
kanıtlamaz.
Güç, delilin yerine geçmez.

Firavun Kıssası Neden İnsanlık Tarihinde Bu Kadar Güçlü Bir Sembol Hâline Gelmiştir
Çünkü Firavun:yalnız bir tarihsel hükümdar değil,
Kur’an anlatısında:
kibrin, baskının ve mutlak güç iddiasının
sembolüdür.
Bu yüzden Firavun kıssası:
yalnız geçmişte yaşamış bir kişiyi değil,
insandaki:
“Ben hesap vermem.”
duygusunu da
sorgular.

“Bak Bozguncuların Sonu Nasıl Oldu” İfadesi Ne Anlama Gelir
Bu ifade:okuyucuyu:
yalnız olayın başlangıcına değil,
sonuna da bakmaya
çağırır.
Firavun:
başlangıçta:
çok güçlüdür.
Hz. Musa ise:
görünüşte:
çok daha zayıftır.
Ama Kur’an:
hikâyeyi:
başlangıçtaki güç dengesiyle değil,
sonuçla
değerlendirir.

Bozgunculuk Burada Ne Anlama Gelir
Bozgunculuk:yalnız fiziksel yıkım
değildir.
Zulüm,
insanların haklarını çiğneme,
baskı,
korku düzeni,
hakikati reddetme
gibi davranışlar da:
fesat kapsamında
düşünülebilir.
Firavun’un düzeni:
Kur’an’da:
insanları ezen bir yapı
olarak anlatılır.

Bu Ayet Güç Sahibi Her İnsan İçin Bir Uyarı mıdır
Genel ahlaki anlamıyla:evet.
Güç:
insana:
büyük imkân verir.
Ama aynı zamanda:
büyük sorumluluk getirir.
Bir insan:
makam sahibi olduğunda:
“Kimse bana hesap soramaz.”
duygusuna kapılırsa:
Firavun kıssasının:
temel uyarılarından birine
yaklaşabilir.

A‘râf Suresi 102. ve 103. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
- ayette:
ahde sadık kalmadığı
ve sınırı aştığı
anlatılmıştı.
- ayette ise:
çok güçlü bir örneğine geçilir:
Firavun.
Yani önce:
genel ilke verilir.
Sonra:
güç,
kibir,
inkâr ve bozgunculuğun:
somut büyük bir örneği
anlatılmaya başlanır.

Sonuç: A‘râf Suresi 103. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 103. ayet:Kur’an’ın en büyük kıssalarından birinin:
kapısını açar:
Hz. Musa ve Firavun.
Bir tarafta:
Mısır’ın güçlü hükümdarı vardır.
Saray vardır.
İleri gelenler vardır.
Düzen vardır.
Otorite vardır.
Diğer tarafta:
Hz. Musa vardır.
Ve onun elindeki temel güç:
Allah’ın ayetleridir.
Bu karşılaşma:
insanlık tarihinin çok temel bir sorusunu
gündeme getirir:
Güç mü hakikati belirler, hakikat mi gücün sınırını belirler?
Firavun’un düzeninde:
güç:
haklılık gibi
görünebilir.
Çünkü o:
emir verir.
İnsanlar:
itaat eder.
Karşı çıkan:
baskı görür.
Ama Kur’an:
bize sürekli:
şunu hatırlatır:
İnsanların sana itaat etmesi, senin haklı olduğun anlamına gelmez.
Bu bireysel hayatta da:
geçerlidir.
Bir patron:
güçlü olabilir.
Bir ebeveyn:
otorite sahibi olabilir.
Bir öğretmen:
sınıfta söz sahibi olabilir.
Bir yönetici:
karar verebilir.
Ama güç sahibi olmak:
adaletli olmakla:
aynı şey değildir.
Ayetin:
“Onlar ayetlere haksızlık ettiler.”
ifadesi de:
çok dikkat çekicidir.
Çünkü insan bazen:
hakikati çürütemez.
Ama:
çarpıtabilir.
Görmezden gelebilir.
Küçümseyebilir.
Karşı tarafı:
itibarsızlaştırabilir.
Yani:
delile cevap veremediğinde:
delili getiren kişiye saldırabilir.
Firavun kıssasında ilerleyen ayetlerde:
bu psikolojinin farklı biçimlerini
göreceğiz.
Ayetin sonunda ise:
“Bak bozguncuların sonu nasıl oldu.”
denir.
Bu ifade:
çok büyük bir tarih dersidir.
Başlangıçta:
kimin güçlü olduğuna
bakma.
Sonunda:
neyin ayakta kaldığına
bak.
Çünkü bazı güçler:
çok büyük görünür
ama:
çok kısa yaşar.
Bazı doğrular ise:
başlangıçta yalnızdır
ama:
yüzyıllar sonra bile
hatırlanır.
Bugün Firavun’un:
serveti,
sarayındaki lüksü,
günlük emirleri
hatırlanmıyor.
Ama Hz. Musa’nın:
hakikat mücadelesi
hâlâ anlatılıyor.
Bu bile:
gücün gerçek anlamı üzerine:
çok şey söyler.
Belki de A‘râf 103’ün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bir düşünceyi değerlendirirken kimin daha güçlü olduğuna mı bakıyoruz, yoksa kimin elinde daha güçlü bir delil olduğuna mı?
Çünkü güç:
insanı susturabilir.
Ama hakikati:
değiştiremez.
“Güç, bir süre insanları susturabilir; fakat susturulan şey yanlış olmak zorunda değildir. Hakikat bazen sarayın karşısında tek başına durur, ama değerini kalabalıktan değil, doğru oluşundan alır.”
Ersan Karavelioğlu