A‘râf Suresi 107. Ayette “Bunun Üzerine Musa Asasını Yere Attı; Bir de Ne Görsünler, Apaçık Bir Ejderha Olmuştu” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Hakikat bazen sözle anlatılır, bazen de insanın mazeret bırakmayacağı kadar açık bir işaretle karşısına çıkar. Asıl mesele, işaretin büyüklüğü değil, insanın ona nasıl baktığıdır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 106. ayetinde Firavun, Hz. Musa’ya:
“Eğer bir ayet getirdiysen ve doğru söyleyenlerden isen onu ortaya koy.”
demişti.
- ayette ise Hz. Musa bu talebe doğrudan cevap verir:
Bu ayet:
Hz. Musa’ya verilen mucizelerden ilkinin:
asanın olağanüstü biçimde büyük bir yılana dönüşmesi
olduğunu anlatır.
Burada dikkat çekici olan şey şudur:
Firavun delil istemiştir.
Hz. Musa:
delili göstermiştir.
Yani tartışma:
sözden:
gözle görülen işarete
geçmiştir.
Ama kıssanın asıl düğümü şimdi başlayacaktır:
İnsan apaçık bir delil gördüğünde mutlaka inanır mı?
Hz. Musa Neden Asasını Yere Attı
Çünkü Firavun:peygamberlik iddiasının delilini
görmek istemişti.
Hz. Musa da:
Allah’ın kendisine verdiği mucizeyi
gösterdi.
Yani asa:
sıradan bir gösteri amacıyla değil,
peygamberlik işareti olarak
ortaya kondu.
Asa Neden Önemli Bir Unsurdur
Asa:Hz. Musa’nın günlük hayatında kullandığı:
sıradan bir araçtır.
Kur’an’ın başka bölümlerinde:
onun:
asaya dayandığını,
hayvanları için yaprak silkelediğini
söylediği görülür.
Yani mucize:
çok sıradan görünen bir nesne üzerinden:
olağanüstü bir işarete
dönüşür.
Ayetteki “Apaçık Bir Ejderha” İfadesi Ne Demektir
Arapça metinde:“su‘bânun mubîn”
ifadesi geçer.
Bu:
büyük,
açıkça görülen,
gerçek bir yılan
anlamında anlaşılmıştır.
Türkçe meallerde:
“ejderha”,
“büyük yılan”
gibi çeviriler görülebilir.
Buradaki amaç:
onun küçük bir hayal veya belirsiz görüntü olmadığını:
gözle seçilebilen olağanüstü bir dönüşüm
olarak anlatmaktır.
Bu Olay Gerçek Bir Mucize Olarak mı Anlatılıyor
Kur’an’ın anlatımında:evet.
Metin:
Hz. Musa’nın asasının:
gerçek biçimde:
yılana dönüştüğünü
mucize olarak sunar.
Bunu:
yalnız mecaz,
psikolojik yanılsama
veya sıradan illüzyon
olarak açıklamak:
ayetlerin doğal anlatımından uzaklaşır.
Mucize Nedir
Mucize:peygamberin doğruluğuna işaret eden,
alışılmış düzenin dışında gerçekleşen:
olağanüstü olaydır.
Peygamber:
mucizeyi kendi bağımsız gücüyle
üretmez.
Mucize:
Allah’ın izni ve kudretiyle
gerçekleşir.
Hz. Musa Asayı Kendi Gücüyle mi Yılana Dönüştürdü
Hayır.Kur’an’ın anlatısında:
bu olay:
Hz. Musa’nın kişisel büyücülüğü
değildir.
O:
Allah’ın:
kendisine verdiği işareti
gösterir.
Bu ayrım:
ilerleyen ayetlerde:
sihirbazlarla yaşanacak karşılaşmayı anlamak için
çok önemlidir.
Mucize ile Sihir Arasında Ne Fark Vardır
Kur’an bağlamında:mucize:
Allah’ın peygambere verdiği:
gerçek bir ilahi işarettir.
Sihir ise:
insanın:
algı,
hile,
ustalık
veya başka yollarla oluşturduğu:
etki olarak anlatılabilir.
Hz. Musa’nın mucizesi:
sihirbazların yaptıklarıyla:
aynı kategoriye konulmaz.
Firavun Neden Bu Kadar Açık Bir İşaret İstedi
Çünkü Hz. Musa:çok büyük bir iddiada bulunmuştu:
“Ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderildim.”
Firavun da:
bunun işaretini
görmek istedi.
Bu açıdan:
istek:
mantıksız değildir.
Ama asıl mesele:
işareti gördükten sonra:
onu nasıl yorumlayacağıdır.
Delil Gözle Görülür Olunca İnanmak Kolaylaşır mı
Her zaman değil.İnsan bazen:
gözünün önündeki şeyi bile:
ön kabulüne göre
yorumlayabilir.
Eğer bir kişi:
başından beri:
“Bu adam mutlaka yalancı.”
diye karar vermişse:
gördüğü mucizeyi:
başka bir kategoriye sokmaya
çalışabilir.
İşte kıssanın devamında:
bu psikoloji görülecektir.
İnsan Gördüğü Şeyi Neden Reddetmek İster
Çünkü kabul etmek:çok şey değiştirebilir.
Firavun:
Hz. Musa’nın peygamber olduğunu kabul ederse:
kendi konumunu,
otoritesini,
İsrailoğullarına yaptığı baskıyı
yeniden değerlendirmesi gerekecektir.
Bu nedenle bazen:
insan gerçeği reddetmez;
gerçeğin kendisinden isteyeceği değişimi reddeder.

Mucize Neden Herkesi Otomatik Olarak İman Ettirmez
Çünkü iman:yalnız görmekle ilgili değildir.
İrade,
tevazu,
ahlaki açıklık
da önemlidir.
İnsan:
çok güçlü bir işaret görebilir
ama:
kibri nedeniyle:
onu kabul etmeyebilir.
Bu yüzden:
mucize:
insanı zorla iman ettiren mekanik bir araç değildir.

Asa Neden Yılan Biçiminde Bir Mucizeye Dönüşüyor
Kur’an:bunun neden özellikle yılan biçiminde olduğunu
ayrıntılı şekilde açıklamaz.
Bu konuda:
kesin olmayan yorumları:
ayetmiş gibi sunmamak gerekir.
Ancak anlatının devamında:
sihirbazların da iplerini ve değneklerini:
yılan gibi gösterdikleri
anlatılacaktır.
Dolayısıyla mucizenin biçimi:
ileride yaşanacak büyük karşılaşma açısından:
önemli olacaktır.

Hz. Musa Bu Mucizeyi Gösterirken Gösteriş mi Yapıyor
Hayır.Amaç:
şöhret,
eğlence,
seyirci toplamak
değildir.
Firavun:
“Delilini göster.”
demiştir.
Hz. Musa da:
görevinin işaretini
ortaya koymuştur.
Yani eylem:
mesajın doğruluğunu göstermek içindir.

Mucizeyi Görmek ile Mucizenin Mesajını Anlamak Aynı Şey midir
Hayır.İnsan:
olayı görebilir.
Ama:
onun neye işaret ettiğini
kabul etmeyebilir.
Bu çok önemli bir ayrımdır.
Bir işaret:
gözün önünde olabilir.
Ama insan:
kalbiyle ve zihniyle:
ona kapanabilir.

Bu Ayet Akıl ile Mucizeyi Karşı Karşıya mı Getiriyor
Hayır.Kur’an:
mucizeyi:
akla düşman bir şey gibi
sunmaz.
Tam tersine:
insandan:
gördüğü işareti:
değerlendirmesini ister.
Yani soru:
“Akıl mı, mucize mi?”
değildir.
Asıl soru:
“Gördüğün işareti dürüstçe değerlendirecek misin?”
dir.

Mucize Bugün Her İddia İçin Kullanılabilecek Bir Kavram mıdır
Dikkatli olmak gerekir.Kur’an’ın peygamberlere nispet ettiği mucizeler:
vahyin bildirdiği:
özel olaylardır.
Bugün herhangi bir olağanüstü iddia karşısında:
hemen:
“Bu mucizedir.”
demek doğru değildir.
Bir olayın:
doğal açıklaması,
yanılsama ihtimali,
yanlış aktarımı
araştırılmalıdır.

Olağanüstü Bir Olay Görmek İnançta Tek Başına Yeterli midir
Hayır.İman:
yalnız şaşırmak değildir.
Bir insan:
olağanüstü bir şey görüp:
hayran olabilir.
Ama ahlaki hayatında:
hiçbir değişiklik yapmayabilir.
Kur’an’ın asıl amacı:
insanı yalnız şaşırtmak değil,
hakikate yöneltmektir.

A‘râf Suresi 106. ve 107. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette Firavun:
demişti.
- ayette Hz. Musa:
ve asa:
apaçık büyük bir yılana dönüşür.
Yani:
talep edilmiş delil:
gösterilmiştir.
Şimdi kıssa:
çok kritik bir aşamaya gelir:
Firavun bu delile nasıl cevap verecektir?

Sonuç: A‘râf Suresi 107. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 107. ayet:Hz. Musa’nın ilk büyük mucizesini:
çok kısa fakat güçlü biçimde anlatır:
“Asasını yere attı; o anda apaçık bir büyük yılan oldu.”
Firavun:
delil istemişti.
Hz. Musa:
delili göstermiştir.
Burada insan psikolojisi açısından:
çok önemli bir eşik vardır.
Çünkü biz çoğu zaman:
şöyle düşünürüz:
“Gerçek karşıma tamamen açık biçimde çıkarsa elbette kabul ederim.”
Ama insanın tarihi:
bunun her zaman böyle olmadığını
gösterir.
Bazen sorun:
bilginin yetersizliği değildir.
Sorun:
kabul etmek istememektir.
İnsan:
yanıldığını kabul ederse:
özür dilemek zorunda kalabilir.
Bir çıkarından:
vazgeçmesi gerekebilir.
Hayat tarzını:
değiştirmesi gerekebilir.
Yıllarca savunduğu fikrin:
yanlış olduğunu söylemesi gerekebilir.
İşte bu noktada:
ego devreye girer.
Ve insan:
delile cevap vermek yerine:
onu yeniden isimlendirmeye
başlayabilir.
Mucizeye:
“sihir” diyebilir.
Gerçeğe:
“aldatma” diyebilir.
Dürüst uyarıya:
“tehdit” diyebilir.
Böylece:
gerçek değişmez.
Ama insan:
gerçeğe verdiği ismi
değiştirerek:
kendini rahatlatabilir.
Bu ayet bize:
bir başka önemli şeyi de hatırlatır:
Allah bazen:
çok sıradan görünen bir şeyi:
çok büyük bir işaretin aracına
dönüştürebilir.
Hz. Musa’nın elindeki:
bir asa,
tarihin en meşhur mucizelerinden birinin:
parçası olur.
Bu bize:
değerin her zaman:
nesnenin görünüşünde olmadığını
düşündürür.
Sıradan görünen bir insan,
küçük görünen bir söz,
basit görünen bir araç:
büyük bir dönüşümün:
başlangıcı olabilir.
Belki de A‘râf 107’nin bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Karşımıza kendi düşüncemizi sarsan açık bir gerçek çıktığında onu gerçekten değerlendiriyor muyuz, yoksa eski fikrimizi korumak için ona hemen başka bir isim mi veriyoruz?
Çünkü bazen insanın ihtiyacı:
daha büyük bir delil değildir.
Daha dürüst bir bakıştır.
“Gerçek bazen gözünün önüne kadar gelir; fakat onu görmek için yalnız açık göz değil, açık bir zihin ve kibirden arınmış bir kalp de gerekir. Delil büyüdükçe değil, insan dürüstleştikçe hakikat daha görünür olur.”
Ersan Karavelioğlu