A‘râf Suresi 104. Ayette “Musa ‘Ey Firavun! Şüphesiz Ben Âlemlerin Rabbi Tarafından Gönderilmiş Bir Peygamberim’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Hakikat bazen en büyük gücün karşısında çok sade bir cümleyle durur. Gücünü bağırmaktan değil, nereden geldiğini bilmekten alır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 103. ayetinde:
“Sonra Musa’yı ayetlerimizle Firavun’a ve ileri gelenlerine gönderdik; fakat onlar ayetlere haksızlık ettiler. Bak bozguncuların sonu nasıl oldu.”
denilmişti.
- ayette ise Hz. Musa’nın Firavun karşısındaki ilk açık sözü aktarılır:
Bu cümle çok kısa görünür.
Ama aslında:
Firavun’un bütün iktidar anlayışına karşı:
çok büyük bir meydan okumadır.
Hz. Musa:
“Ben kendi adıma konuşmuyorum.”
der.
“Ben bir çıkar grubunun temsilcisi değilim.”
der.
“Ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderildim.”
der.
Yani otoritenin kaynağını:
Firavun’dan alıp:
Allah’a
bağlar.
Hz. Musa Neden Söze “Ey Firavun” Diye Başlıyor
Çünkü mesaj:doğrudan iktidarın merkezine
yöneltilir.
Hz. Musa:
dolaylı konuşmaz.
Sözünü:
gizlemez.
Firavun’un karşısına çıkar
ve doğrudan:
“Ey Firavun!”
diye hitap eder.
Bu:
cesaret kadar:
mesajın açıklığını
da gösterir.
Hz. Musa Firavun’dan Korkmuyor muydu
Kur’an’ın başka bölümlerinde Hz. Musa’nın:korku,
endişe,
dua
gibi insani hâller yaşadığı görülür.
Yani onun cesareti:
hiç korkmamak
değildir.
Asıl cesaret:
korkuya rağmen:
görevini yerine getirmektir.
Bu çok önemli bir farktır.
Cesaret Korkusuzluk mudur
Hayır.Cesaret:
korkunun hiç olmaması
değildir.
Bazen cesaret:
korkuyu hissederken:
yine de doğru olanı
yapabilmektir.
Hz. Musa’nın Firavun karşısındaki duruşu:
bu açıdan:
çok güçlü bir örnektir.
“Şüphesiz Ben Bir Peygamberim” Ne Demektir
Hz. Musa:kendisini:
Allah’ın elçisi
olarak tanıtır.
Yani söylediği sözlerin:
kişisel bir siyasi proje,
kişisel çıkar,
kişisel öfke
olmadığını belirtir.
Onun iddiası:
vahiy aldığı ve görevle gönderildiğidir.
Peygamber Olmak Ne Anlama Gelir
Peygamber:Allah’ın mesajını:
insanlara ulaştırmakla
görevlendirilen kişidir.
Peygamberin görevi:
kendi dinini icat etmek
değildir.
Mesajı:
aldığı biçimde iletmektir.
Bu nedenle Hz. Musa:
“Ben böyle düşünüyorum”
demek yerine:
“Ben gönderildim.”
der.
“Âlemlerin Rabbi” İfadesi Neden Çok Önemlidir
Çünkü Firavun:kendi ülkesinde:
mutlak otorite gibi davranmaktadır.
Hz. Musa ise:
“Âlemlerin Rabbi”
ifadesini kullanır.
Yani:
Rab:
yalnız İsrailoğullarının değil,
yalnız Mısır’ın değil,
yalnız belli bir halkın değil,
bütün âlemlerin Rabbidir.
“Âlemlerin Rabbi” Firavun’un Otorite İddiasını Nasıl Sarsar
Firavun:kendisini:
en yüksek otorite gibi
görebilir.
Ama Hz. Musa’nın mesajı:
şöyledir:
“Sen de daha büyük bir Rabbin hükmü altındasın.”
Bu:
siyasi,
ahlaki
ve teolojik açıdan:
çok güçlü bir sınırlamadır.
Çünkü artık Firavun:
hesap vermeyen mutlak güç
değildir.
Bir Yönetici Kendini Mutlak Görmeye Başladığında Ne Olur
İnsan:hesap vermeyeceğine inanırsa:
gücünü:
daha kolay kötüye kullanabilir.
Eleştiriyi:
tehdit sayabilir.
Kendi kararını:
doğruyla eşitleyebilir.
Bu yüzden:
gücün üstünde bir ahlaki ölçü
olması:
çok önemlidir.
Hz. Musa’nın Mesajı Sadece Dinî miydi
Temeli:dinîdir.
Ama sonuçları:
toplumsaldır.
Çünkü Allah’ı:
âlemlerin Rabbi
olarak kabul etmek:
hiçbir insanın:
mutlaklaştırılamayacağı
anlamına gelir.
Bu da:
zulüm,
köleleştirme,
baskı
gibi uygulamaları:
ahlaki olarak sorgular.
“Ben Âlemlerin Rabbi Tarafından Gönderildim” Sözü Hz. Musa’ya Ne Tür Bir Güç Verir
Bu:askeri güç
değildir.
Maddi güç
değildir.
Hz. Musa’nın gücü:
görevinin kaynağını:
bilmesinden gelir.
O:
Firavun’dan:
meşruiyet istemez.
Çünkü yetkisini:
Firavun’dan değil, Allah’tan aldığını
söyler.

Bir İnsan Doğru Bildiğini Savunurken Kaynağını Bilmek Neden Önemlidir
Çünkü insan:neden konuştuğunu
bilirse:
daha sağlam durur.
Sırf:
öfkeyle,
çıkarla,
kalabalığın etkisiyle
konuşuyorsa:
kolay savrulabilir.
Ama neyi:
neden savunduğunu bilen kişi:
daha tutarlı
olabilir.

Hz. Musa’nın Üslubunda Hakaret Var mı
Hayır.Firavun:
çok ağır zulümlerle ilişkilendirilen
bir hükümdardır.
Buna rağmen Hz. Musa’nın ilk sözü:
hakaret değildir.
O:
kimliğini,
görevini
ve mesajının kaynağını
açıklar.
Bu bize:
sert hakikatin bile hakaret etmeden söylenebileceğini
gösterir.

Doğruyu Söylemek İçin Sert ve Kaba Olmak Gerekir mi
Hayır.Bir insan:
çok net olabilir
ama:
kaba olmak zorunda değildir.
Hz. Musa:
Firavun’un karşısında:
geri çekilmez.
Ama sözünü:
hakarete dönüştürmez.
Bu:
kararlılık ile nezaketin birlikte mümkün olduğunu
gösterir.

Firavun’un Gücü Hz. Musa’nın Sözünü Değersizleştirir mi
Hayır.Bir insanın:
zayıf olması,
sözünü:
yanlış yapmaz.
Bir hükümdarın:
güçlü olması da:
sözünü:
doğru yapmaz.
Hakikat:
güç dengelerinden bağımsızdır.

Neden Kur’an Bu İlk Cümleyi Özellikle Aktarıyor
Çünkü bütün kıssanın:ana çatışması
bu cümlede vardır.
Firavun:
dünyevi güç
iddiasındadır.
Hz. Musa ise:
âlemlerin Rabbinin otoritesini
hatırlatır.
Böylece iki farklı dünya görüşü:
ilk cümlede karşı karşıya gelir.

İnsan Neden Güçlü Birinin Karşısında Doğruyu Söylemekte Zorlanır
Çünkü bedel olabilir.İşini kaybedebilir.
Dışlanabilir.
Tehdit edilebilir.
Statüsü zarar görebilir.
Bu yüzden güçlüye karşı:
doğruyu söylemek:
çoğu zaman:
daha fazla cesaret
gerektirir.

Her Güç Sahibine Karşı Çıkmak Doğru mudur
Hayır.Güç sahibi olmak:
tek başına yanlışlık değildir.
Bir yönetici:
adil de olabilir.
Bir patron:
dürüst de olabilir.
Bir ebeveyn:
gücünü merhametle kullanabilir.
Sorun:
gücün zulme dönüşmesidir.
Hz. Musa’nın karşı çıktığı şey:
salt otorite değil,
zulüm ve ilahlık iddiasına varan kibirdir.

A‘râf Suresi 103. ve 104. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
Firavun’a ve ileri gelenlerine:
Allah’ın ayetleriyle gönderildiği
bildirilmişti.
- ayette ise:
“Ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.”
der.
Yani 103. ayet:
görevlendirmeyi,
- ayet:
anlatır.

Sonuç: A‘râf Suresi 104. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 104. ayet:Hz. Musa ile Firavun arasındaki:
büyük karşılaşmanın:
ilk cümlelerinden biridir.
Bir tarafta:
saray vardır.
Güç vardır.
Otorite vardır.
İleri gelenler vardır.
Diğer tarafta:
bir peygamber vardır.
Ve o peygamber:
çok sade bir cümle kurar:
“Ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderildim.”
Bu cümlede:
büyük bir özgürlük vardır.
Çünkü Hz. Musa:
kendi değerini:
Firavun’un onayına
bağlamaz.
“Beni kabul edersen peygamberim.”
demez.
“Saray beni tanırsa görevim geçerlidir.”
demez.
Görevinin kaynağını:
daha yukarıya bağlar.
Bu bize:
insanın değerini ve doğruyu:
yalnız güçlü insanların onayında
aramaması gerektiğini
düşündürür.
Bazen insan:
patronundan,
çevresinden,
ailesinden,
kalabalıktan
onay bekler.
Ve onay gelmezse:
doğru bildiğinden
şüphe etmeye başlar.
Oysa bir şey:
sırf güçlü biri reddetti diye
yanlış olmaz.
Ayetin:
“âlemlerin Rabbi”
ifadesi de:
insan gücünü yerine oturtur.
Ne kadar büyük olursa olsun:
hiçbir insan:
mutlak değildir.
Hiçbir makam:
sonsuz değildir.
Hiçbir güç:
hesapsız değildir.
Bu düşünce:
güçsüzü cesaretlendirdiği kadar:
güçlüyü de:
sorumluluğa çağırır.
Çünkü:
yüksek makam:
insanı:
Allah’ın üstüne çıkarmaz.
Tam tersine:
daha büyük sorumluluk
yükleyebilir.
Belki de A‘râf 104’ün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Doğru bildiğimiz bir şeyi, karşımızdaki kişi çok güçlü olduğu için söylemekten vazgeçiyor muyuz?
Çünkü gerçek cesaret:
bağırmak değildir.
Gerçek cesaret:
gücün karşısında bile doğru bildiğini, ölçüyü bozmadan söyleyebilmektir.
“Hakikatin sesi her zaman yüksek çıkmayabilir; bazen tek bir insan, tek bir cümleyle büyük bir gücün karşısında durur. Cesaret, korkunun yokluğu değil, doğruyu korkuya rağmen söyleyebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu