📖 A‘râf Suresi 100. Ayette “Önceki Sahiplerinden Sonra Yeryüzüne Mirasçı Olanlara Şu Gerçek Açıklanmadı mı: Dileseydik Günahları Sebebiyle Onları

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,721
2,724,963
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 A‘râf Suresi 100. Ayette “Önceki Sahiplerinden Sonra Yeryüzüne Mirasçı Olanlara Şu Gerçek Açıklanmadı mı: Dileseydik Günahları Sebebiyle Onları da Cezalandırırdık; Kalplerini Mühürlerdik de Artık İşitemezlerdi” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​


“İnsan kendisinden önce düşenlerin yerine geçtiğinde iki yol açılır: Onların hatasından ders almak ya da aynı yanlışı yeni imkânlarla tekrar etmek.”
Ersan Karavelioğlu

A‘râf Suresi'nin 99. ayetinde:

“Allah’ın tuzak ve tedbirinden ancak ziyana uğrayan toplum emin olur.”

denilerek insanın kendisini:

dokunulmaz,

sonuçlardan muaf,

hesaptan uzak

görmesinin ne kadar tehlikeli olduğu anlatılmıştı.

  1. ayette ise dikkat:
önceki toplumların ardından gelen yeni nesillere çevrilir:

“Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olanlara şu gerçek açıklanmadı mı: Dileseydik günahları sebebiyle onları da cezalandırırdık. Kalplerini mühürlerdik de artık işitemezlerdi.”

Bu ayet:

tarih, miras, tekrar eden hatalar, kalbin mühürlenmesi ve ibret alma

temalarını bir araya getirir.

Buradaki en önemli mesajlardan biri şudur:

Bir toplumun yok olması,

sonraki toplum için yalnız boşalan bir toprak değildir.

Aynı zamanda:

açılmış bir tarih dersidir.

Yeni gelenler:

öncekilerin evlerini,

topraklarını,

şehirlerini

miras alabilir.

Ama asıl mesele:

onların hatalarını da mı miras alacaklarıdır?

1️⃣ “Önceki Sahiplerinden Sonra Yeryüzüne Mirasçı Olanlar” Kimlerdir ❓​

Bu ifade:

önceki toplumların ardından gelen:

yeni halkları,

yeni nesilleri,

yeni toplumları

ifade eder.

Bir toplum gider.

Yerine:

başka bir toplum gelir.

Evler kalabilir.

Topraklar kalabilir.

Şehirler kalabilir.

Ama insanlar:

değişir.

Kur’an burada:

tarihsel devamlılığa

dikkat çeker.

2️⃣ “Mirasçı Olmak” Burada Ne Anlama Gelir ❓​

Buradaki miras:

yalnız kişisel mal mirası değildir.

Bir toplum:

başka bir toplumun ardından:

topraklarına,

şehirlerine,

imkânlarına,

medeniyet alanına

yerleşebilir.

Yani:

bir önceki neslin bıraktığı dünyada yaşamaya başlar.

3️⃣ İnsan Sadece Toprağı mı Miras Alır ❓​

Hayır.

İnsan:

toprakla birlikte:

kültürü,

alışkanlıkları,

kurumları,

hikâyeleri,

hataları

da miras alabilir.

Bazen yeni kuşak:

öncekinin yanlışlarını:

sorgulamadan

devam ettirir.

Bu yüzden miras:

yalnız nimet değil, sorumluluk da olabilir.

4️⃣ “Onlara Açıklanmadı mı?” Sorusu Ne Anlama Gelir ❓​

Bu soru:

uyarıcıdır.

Adeta şöyle denir:

“Sizden önce yaşayanların başına gelenleri görmediniz mi?”

Yani sonraki toplumların:

bilgisiz olmadığı

vurgulanır.

Önlerinde:

tarih vardır.

Örnek vardır.

Sonuç vardır.

Buna rağmen aynı hata:

tekrar edilebilir.

5️⃣ İnsan Tarihten Ders Almakta Neden Zorlanır ❓​

Çünkü her nesil:

kendisini farklı sanabilir.

Şöyle düşünebilir:

“Onlar hata yaptı ama biz daha güçlüyüz.”

“Onlar cahildi, biz daha gelişmişiz.”

“Bizim başımıza aynı şey gelmez.”


Bu düşünce:

tarihi:

ibret olmaktan çıkarıp:

sadece geçmiş hikâyesi

hâline getirebilir.

6️⃣ Teknolojik Gelişmişlik Eski Hataların Tekrarını Engeller mi ❓​

Hayır.

Teknoloji:

araçları değiştirir.

Ama insanın:

kibri,

çıkarı,

hırsı,

adaletsizliği

aynı kalabilir.

Bir toplum:

çok ileri teknolojiye sahip olabilir

ama:

ahlaki açıdan:

çok eski hataları yeniden üretebilir.

7️⃣ “Dileseydik Günahları Sebebiyle Onları da Cezalandırırdık” Ne Demektir ❓​

Bu ifade:

yeni gelen toplumların da:

dokunulmaz olmadığını

gösterir.

Önceki toplumların sona ermiş olması:

sonrakilerin:

otomatik olarak güvence altında olduğu

anlamına gelmez.

Aynı ahlaki bozulma:

aynı sorumluluğu

gündeme getirebilir.

8️⃣ Günahların Sonucu Her Zaman Hemen Gelir mi ❓​

Hayır.

İnsan:

uzun süre yanlış yapabilir

ve hemen bir sonuç görmeyebilir.

Bu:

önceki ayetlerde de vurgulanan:

yanlış güven

problemidir.

Sonucun gecikmesi:

“Artık gelmeyecek.”

anlamına gelmez.

9️⃣ “Kalplerini Mühürlerdik” Ne Anlama Gelir ❓​

Kur’an’daki:

kalbin mühürlenmesi

ifadesi:

insanın hakikate karşı:

duyarlılığını kaybetmesi,

ısrarlı reddedişin sonunda:

artık uyarıdan etkilenmez hâle gelmesi

olarak anlaşılır.

Bu:

bir anda sebepsiz yere gerçekleşen keyfî bir durum gibi

anlaşılmamalıdır.

Bağlamda:

ısrarlı reddediş

vardır.

🔟 Allah Neden Kalbi Mühürler ❓​

Kur’an anlatısında:

insanlar önce:

uyarıyı duyar.

Sonra:

reddeder.

Tekrar reddeder.

İnat eder.

Hakikate kapanır.

Bu süreç:

zamanla:

kalbin duyarsızlaşmasına

dönüşebilir.

“Kalbin mühürlenmesi”:

bu yerleşmiş kapanmanın:

ilahi hükümle kesinleşmesini

ifade eder.

1️⃣1️⃣ Kalbin Mühürlenmesi Özgür İradeyi Ortadan Kaldırır mı ❓​

Bu konu:

teolojik olarak derindir.

Kur’an hem:

insanın seçimini,

hem de:

ısrarlı reddedişin ardından kalbin kapanmasını

anlatır.

Bu nedenle:

“İnsan hiçbir şey yapmadan Allah kalbini kapatıyor.”

şeklinde basitleştirmek doğru değildir.

Bağlamda insanın:

sürekli seçimi ve ısrarı

vardır.

1️⃣2️⃣ “Artık İşitemezlerdi” Ne Demektir ❓​

Buradaki işitme:

yalnız kulakla ses duymak değildir.

İnsan:

sesi duyabilir

ama:

mesajı almamış olabilir.

Bir söz:

kulağa gelir

ama:

kalbe ulaşmaz.

Yani:

duymak ile gerçekten işitmek aynı şey değildir.

1️⃣3️⃣ İnsan Nasıl Duyduğu Hâlde İşitmez ❓​

Çünkü önceden karar vermiş olabilir.

Şöyle düşünebilir:

“Ne söylenirse söylensin fikrimi değiştirmem.”

Bu durumda:

karşı tarafın sözü:

kulaktan geçer

ama:

zihne ve vicdana

ulaşmaz.

Bu:

zihinsel kapanma

hâlidir.

1️⃣4️⃣ Aynı Uyarıya Sürekli Direnmek İnsanı Duyarsızlaştırabilir mi ❓​

Evet.

İnsan:

ilk kez yanlış yaptığında

rahatsız olabilir.

İkinci kez:

daha az.

Üçüncü kez:

daha da az.

Bir süre sonra:

vicdanın sesi:

zayıflayabilir.

Bu yüzden küçük yanlışların:

sürekli tekrarı:

büyük bir duyarsızlık

üretebilir.

1️⃣5️⃣ Kalbin Katılaşması Bir Anda mı Olur ❓​

Çoğu zaman:

bir süreçtir.

İnsan:

her defasında:

biraz daha mazeret üretir.

Biraz daha:

yanlışı savunur.

Biraz daha:

eleştiriye kapanır.

Sonunda:

önceden rahatsız olduğu şey:

normalleşir.

Bu nedenle:

ahlaki duyarlılık korunması gereken bir şeydir.

1️⃣6️⃣ Tarih Bilmek Neden Ahlaki Sorumluluk Getirir ❓​

Çünkü geçmişi bilen insan:

“Bilmiyordum.”

demekte daha zorlanır.

Önceki toplumların:

hangi hataları yaptığını,

hangi sonuçlarla karşılaştığını

biliyorsa:

aynı davranışları tekrarladığında:

sorumluluğu artabilir.

Bilgi:

yalnız avantaj değil,

yükümlülük de getirir.

1️⃣7️⃣ Geçmiş Nesilleri Eleştirmek Neden Kolay, Kendimizi Görmek Neden Zordur ❓​

Çünkü geçmişteki insanın:

hatasını dışarıdan görürüz.

Ama kendi hayatımızda:

çıkarımız,

alışkanlığımız,

duygumuz

devreye girer.

Bu yüzden:

“Ben olsam yapmazdım.”

demek kolaydır.

Asıl soru:

“Bugün benzer durumda ne yapıyorum?”

olmalıdır.

1️⃣8️⃣ A‘râf Suresi 99. ve 100. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor ❓​

  1. ayette:
Allah’ın hükmünden tamamen emin olma

yanılgısı eleştirilmişti.

  1. ayette ise:
önceki toplumların ardından gelenlere:

tarih üzerinden aynı uyarı yapılır.

Yani:

“Onlardan sonra geldiniz diye siz güvende değilsiniz.”

mesajı vardır.

Bir toplumun çöküşü:

sonraki toplumun:

dokunulmazlık belgesi değildir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: A‘râf Suresi 100. Ayet Bize Ne Öğretiyor ❓​

A‘râf Suresi 100. ayet:

tarihe nasıl bakmamız gerektiğini

çok güçlü biçimde öğretir.

Önceki toplumlar:

yaşamıştır.

Şehir kurmuştur.

Evler yapmıştır.

Zenginleşmiştir.

Güçlenmiştir.

Sonra:

gitmiştir.

Ve başka insanlar:

onların bıraktığı yerlere

yerleşmiştir.

Kur’an bu yeni insanlara:

adeta şöyle sorar:

“Sizden öncekilerin başına gelenlerden hiçbir şey öğrenmediniz mi?”

Bu soru:

bugün için de çok anlamlıdır.

İnsanlık:

savaşlar görmüştür.

Açlık görmüştür.

Ekonomik çöküşler görmüştür.

Toplumsal zulümler görmüştür.

Ahlaki çürümeler görmüştür.

Ama yeni kuşak:

aynı davranışları:

yeni isimlerle

tekrar edebilir.

İşte burada tarih:

yalnız:

“Ne oldu?”

sorusuna cevap veren bir alan olmaktan çıkar.

Daha önemli bir soruya dönüşür:

“Biz aynı şeyi tekrar ediyor muyuz?”

Ayetin:

“kalplerini mühürlerdik de artık işitemezlerdi”

ifadesi de:

çok güçlü bir psikolojik uyarıdır.

İnsan için en büyük tehlike:

yanlış yapmak değildir.

Çünkü yanlış yapan insan:

pişman olabilir.

Asıl tehlike:

yanlış yaptığını artık hissedememektir.

Vicdanın ilk rahatsızlığı:

aslında bir nimettir.

Çünkü insanın içinde:

hâlâ:

“Burada bir sorun var.”

diyen bir ses vardır.

Ama kişi:

bu sesi sürekli susturursa:

bir süre sonra:

sessizlik başlar.

Ve o sessizlik:

rahatlık gibi görünebilir.

Oysa bazen:

vicdanın susması huzur değil, duyarsızlıktır.

Ayet bu yüzden:

tarih ile kalbi

bir araya getirir.

Dışarıda:

önceki toplumların izleri vardır.

İçeride ise:

insanın kendi vicdanı.

İkisi de:

uyarabilir.

Ama insan:

her iki sesi de:

susturabilir.

Belki de A‘râf 100’ün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:

Geçmiş insanların yaptığı hataları okurken onları mı yargılıyoruz, yoksa aynı hataların bugün kendi hayatımızdaki biçimlerini de görebiliyor muyuz?

Çünkü tarihten ders almak:

geçmişi ezberlemek değildir.

Geçmişteki hatayı bugünkü yüzüyle tanıyabilmektir.


“Geçmişin yıkıntıları yalnız ölmüş toplumları anlatmaz; yaşayanlara da soru sorar. En büyük ders, ‘Onlar neden düştü?’ demek değil, ‘Aynı hatanın bende hangi biçimi yaşıyor?’ diye sorabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt