A‘râf Suresi 100. Ayette “Önceki Sahiplerinden Sonra Yeryüzüne Mirasçı Olanlara Şu Gerçek Açıklanmadı mı: Dileseydik Günahları Sebebiyle Onları da Cezalandırırdık; Kalplerini Mühürlerdik de Artık İşitemezlerdi” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan kendisinden önce düşenlerin yerine geçtiğinde iki yol açılır: Onların hatasından ders almak ya da aynı yanlışı yeni imkânlarla tekrar etmek.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 99. ayetinde:
“Allah’ın tuzak ve tedbirinden ancak ziyana uğrayan toplum emin olur.”
denilerek insanın kendisini:
dokunulmaz,
sonuçlardan muaf,
hesaptan uzak
görmesinin ne kadar tehlikeli olduğu anlatılmıştı.
- ayette ise dikkat:
“Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne mirasçı olanlara şu gerçek açıklanmadı mı: Dileseydik günahları sebebiyle onları da cezalandırırdık. Kalplerini mühürlerdik de artık işitemezlerdi.”
Bu ayet:
tarih, miras, tekrar eden hatalar, kalbin mühürlenmesi ve ibret alma
temalarını bir araya getirir.
Buradaki en önemli mesajlardan biri şudur:
Bir toplumun yok olması,
sonraki toplum için yalnız boşalan bir toprak değildir.
Aynı zamanda:
açılmış bir tarih dersidir.
Yeni gelenler:
öncekilerin evlerini,
topraklarını,
şehirlerini
miras alabilir.
Ama asıl mesele:
onların hatalarını da mı miras alacaklarıdır?
“Önceki Sahiplerinden Sonra Yeryüzüne Mirasçı Olanlar” Kimlerdir
Bu ifade:önceki toplumların ardından gelen:
yeni halkları,
yeni nesilleri,
yeni toplumları
ifade eder.
Bir toplum gider.
Yerine:
başka bir toplum gelir.
Evler kalabilir.
Topraklar kalabilir.
Şehirler kalabilir.
Ama insanlar:
değişir.
Kur’an burada:
tarihsel devamlılığa
dikkat çeker.
“Mirasçı Olmak” Burada Ne Anlama Gelir
Buradaki miras:yalnız kişisel mal mirası değildir.
Bir toplum:
başka bir toplumun ardından:
topraklarına,
şehirlerine,
imkânlarına,
medeniyet alanına
yerleşebilir.
Yani:
bir önceki neslin bıraktığı dünyada yaşamaya başlar.
İnsan Sadece Toprağı mı Miras Alır
Hayır.İnsan:
toprakla birlikte:
kültürü,
alışkanlıkları,
kurumları,
hikâyeleri,
hataları
da miras alabilir.
Bazen yeni kuşak:
öncekinin yanlışlarını:
sorgulamadan
devam ettirir.
Bu yüzden miras:
yalnız nimet değil, sorumluluk da olabilir.
“Onlara Açıklanmadı mı?” Sorusu Ne Anlama Gelir
Bu soru:uyarıcıdır.
Adeta şöyle denir:
“Sizden önce yaşayanların başına gelenleri görmediniz mi?”
Yani sonraki toplumların:
bilgisiz olmadığı
vurgulanır.
Önlerinde:
tarih vardır.
Örnek vardır.
Sonuç vardır.
Buna rağmen aynı hata:
tekrar edilebilir.
İnsan Tarihten Ders Almakta Neden Zorlanır
Çünkü her nesil:kendisini farklı sanabilir.
Şöyle düşünebilir:
“Onlar hata yaptı ama biz daha güçlüyüz.”
“Onlar cahildi, biz daha gelişmişiz.”
“Bizim başımıza aynı şey gelmez.”
Bu düşünce:
tarihi:
ibret olmaktan çıkarıp:
sadece geçmiş hikâyesi
hâline getirebilir.
Teknolojik Gelişmişlik Eski Hataların Tekrarını Engeller mi
Hayır.Teknoloji:
araçları değiştirir.
Ama insanın:
kibri,
çıkarı,
hırsı,
adaletsizliği
aynı kalabilir.
Bir toplum:
çok ileri teknolojiye sahip olabilir
ama:
ahlaki açıdan:
çok eski hataları yeniden üretebilir.
“Dileseydik Günahları Sebebiyle Onları da Cezalandırırdık” Ne Demektir
Bu ifade:yeni gelen toplumların da:
dokunulmaz olmadığını
gösterir.
Önceki toplumların sona ermiş olması:
sonrakilerin:
otomatik olarak güvence altında olduğu
anlamına gelmez.
Aynı ahlaki bozulma:
aynı sorumluluğu
gündeme getirebilir.
Günahların Sonucu Her Zaman Hemen Gelir mi
Hayır.İnsan:
uzun süre yanlış yapabilir
ve hemen bir sonuç görmeyebilir.
Bu:
önceki ayetlerde de vurgulanan:
yanlış güven
problemidir.
Sonucun gecikmesi:
“Artık gelmeyecek.”
anlamına gelmez.
“Kalplerini Mühürlerdik” Ne Anlama Gelir
Kur’an’daki:kalbin mühürlenmesi
ifadesi:
insanın hakikate karşı:
duyarlılığını kaybetmesi,
ısrarlı reddedişin sonunda:
artık uyarıdan etkilenmez hâle gelmesi
olarak anlaşılır.
Bu:
bir anda sebepsiz yere gerçekleşen keyfî bir durum gibi
anlaşılmamalıdır.
Bağlamda:
ısrarlı reddediş
vardır.
Allah Neden Kalbi Mühürler
Kur’an anlatısında:insanlar önce:
uyarıyı duyar.
Sonra:
reddeder.
Tekrar reddeder.
İnat eder.
Hakikate kapanır.
Bu süreç:
zamanla:
kalbin duyarsızlaşmasına
dönüşebilir.
“Kalbin mühürlenmesi”:
bu yerleşmiş kapanmanın:
ilahi hükümle kesinleşmesini
ifade eder.

Kalbin Mühürlenmesi Özgür İradeyi Ortadan Kaldırır mı
Bu konu:teolojik olarak derindir.
Kur’an hem:
insanın seçimini,
hem de:
ısrarlı reddedişin ardından kalbin kapanmasını
anlatır.
Bu nedenle:
“İnsan hiçbir şey yapmadan Allah kalbini kapatıyor.”
şeklinde basitleştirmek doğru değildir.
Bağlamda insanın:
sürekli seçimi ve ısrarı
vardır.

“Artık İşitemezlerdi” Ne Demektir
Buradaki işitme:yalnız kulakla ses duymak değildir.
İnsan:
sesi duyabilir
ama:
mesajı almamış olabilir.
Bir söz:
kulağa gelir
ama:
kalbe ulaşmaz.
Yani:
duymak ile gerçekten işitmek aynı şey değildir.

İnsan Nasıl Duyduğu Hâlde İşitmez
Çünkü önceden karar vermiş olabilir.Şöyle düşünebilir:
“Ne söylenirse söylensin fikrimi değiştirmem.”
Bu durumda:
karşı tarafın sözü:
kulaktan geçer
ama:
zihne ve vicdana
ulaşmaz.
Bu:
zihinsel kapanma
hâlidir.

Aynı Uyarıya Sürekli Direnmek İnsanı Duyarsızlaştırabilir mi
Evet.İnsan:
ilk kez yanlış yaptığında
rahatsız olabilir.
İkinci kez:
daha az.
Üçüncü kez:
daha da az.
Bir süre sonra:
vicdanın sesi:
zayıflayabilir.
Bu yüzden küçük yanlışların:
sürekli tekrarı:
büyük bir duyarsızlık
üretebilir.

Kalbin Katılaşması Bir Anda mı Olur
Çoğu zaman:bir süreçtir.
İnsan:
her defasında:
biraz daha mazeret üretir.
Biraz daha:
yanlışı savunur.
Biraz daha:
eleştiriye kapanır.
Sonunda:
önceden rahatsız olduğu şey:
normalleşir.
Bu nedenle:
ahlaki duyarlılık korunması gereken bir şeydir.

Tarih Bilmek Neden Ahlaki Sorumluluk Getirir
Çünkü geçmişi bilen insan:“Bilmiyordum.”
demekte daha zorlanır.
Önceki toplumların:
hangi hataları yaptığını,
hangi sonuçlarla karşılaştığını
biliyorsa:
aynı davranışları tekrarladığında:
sorumluluğu artabilir.
Bilgi:
yalnız avantaj değil,
yükümlülük de getirir.

Geçmiş Nesilleri Eleştirmek Neden Kolay, Kendimizi Görmek Neden Zordur
Çünkü geçmişteki insanın:hatasını dışarıdan görürüz.
Ama kendi hayatımızda:
çıkarımız,
alışkanlığımız,
duygumuz
devreye girer.
Bu yüzden:
“Ben olsam yapmazdım.”
demek kolaydır.
Asıl soru:
“Bugün benzer durumda ne yapıyorum?”
olmalıdır.

A‘râf Suresi 99. ve 100. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
yanılgısı eleştirilmişti.
- ayette ise:
tarih üzerinden aynı uyarı yapılır.
Yani:
“Onlardan sonra geldiniz diye siz güvende değilsiniz.”
mesajı vardır.
Bir toplumun çöküşü:
sonraki toplumun:
dokunulmazlık belgesi değildir.

Sonuç: A‘râf Suresi 100. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 100. ayet:tarihe nasıl bakmamız gerektiğini
çok güçlü biçimde öğretir.
Önceki toplumlar:
yaşamıştır.
Şehir kurmuştur.
Evler yapmıştır.
Zenginleşmiştir.
Güçlenmiştir.
Sonra:
gitmiştir.
Ve başka insanlar:
onların bıraktığı yerlere
yerleşmiştir.
Kur’an bu yeni insanlara:
adeta şöyle sorar:
“Sizden öncekilerin başına gelenlerden hiçbir şey öğrenmediniz mi?”
Bu soru:
bugün için de çok anlamlıdır.
İnsanlık:
savaşlar görmüştür.
Açlık görmüştür.
Ekonomik çöküşler görmüştür.
Toplumsal zulümler görmüştür.
Ahlaki çürümeler görmüştür.
Ama yeni kuşak:
aynı davranışları:
yeni isimlerle
tekrar edebilir.
İşte burada tarih:
yalnız:
“Ne oldu?”
sorusuna cevap veren bir alan olmaktan çıkar.
Daha önemli bir soruya dönüşür:
“Biz aynı şeyi tekrar ediyor muyuz?”
Ayetin:
“kalplerini mühürlerdik de artık işitemezlerdi”
ifadesi de:
çok güçlü bir psikolojik uyarıdır.
İnsan için en büyük tehlike:
yanlış yapmak değildir.
Çünkü yanlış yapan insan:
pişman olabilir.
Asıl tehlike:
yanlış yaptığını artık hissedememektir.
Vicdanın ilk rahatsızlığı:
aslında bir nimettir.
Çünkü insanın içinde:
hâlâ:
“Burada bir sorun var.”
diyen bir ses vardır.
Ama kişi:
bu sesi sürekli susturursa:
bir süre sonra:
sessizlik başlar.
Ve o sessizlik:
rahatlık gibi görünebilir.
Oysa bazen:
vicdanın susması huzur değil, duyarsızlıktır.
Ayet bu yüzden:
tarih ile kalbi
bir araya getirir.
Dışarıda:
önceki toplumların izleri vardır.
İçeride ise:
insanın kendi vicdanı.
İkisi de:
uyarabilir.
Ama insan:
her iki sesi de:
susturabilir.
Belki de A‘râf 100’ün bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Geçmiş insanların yaptığı hataları okurken onları mı yargılıyoruz, yoksa aynı hataların bugün kendi hayatımızdaki biçimlerini de görebiliyor muyuz?
Çünkü tarihten ders almak:
geçmişi ezberlemek değildir.
Geçmişteki hatayı bugünkü yüzüyle tanıyabilmektir.
“Geçmişin yıkıntıları yalnız ölmüş toplumları anlatmaz; yaşayanlara da soru sorar. En büyük ders, ‘Onlar neden düştü?’ demek değil, ‘Aynı hatanın bende hangi biçimi yaşıyor?’ diye sorabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu