Nahl Suresi 27. Ayette “Kıyamet Günü Allah Onları Rezil Eder ve ‘Uğrunda Müminlere Karşı Çıktığınız Ortaklarım Nerede?’ Der” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Nahl Suresi 26. ayette, hakikate karşı kurulan planların ve zulüm üzerine inşa edilen düzenlerin mutlak ve dokunulmaz olmadığı anlatılmıştı. 27. ayette ise dünya hayatında gizlenen gerçeklerin ahirette açığa çıkacağı bildirilir: ‘Sonra kıyamet günü Allah onları rezil eder ve “Uğrunda müminlere karşı çıktığınız ortaklarım nerede?” der. Kendilerine ilim verilenler de “Bugün rezillik ve kötülük inkârcılar üzerinedir” derler.’ Buradaki ‘ortaklarım’ sözü Allah’ın gerçekten ortakları bulunduğunu kabul eden bir ifade değildir; tam tersine, insanların Allah’a ortak saydığı varlıkların aslında hiçbir ilahî ortaklık taşımadığını açığa çıkaran reddedici bir hitaptır. Ayetin ahiret zilletini anlatması da mümine dünyada insanları aşağılama, hakaret etme veya tek tek kişilerin ahiret sonunu kesinleştirme hakkı vermez. Nihai hüküm Allah’a aittir.”
Ersan Karavelioğlu
Nahl Suresi 27. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası şöyledir:ثُمَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُخْزِيهِمْ وَيَقُولُ أَيْنَ شُرَكَائِيَ الَّذِينَ كُنتُمْ تُشَاقُّونَ فِيهِمْ ۚ قَالَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ إِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّوءَ عَلَى الْكَافِرِينَ
Okunuşu:
“Summe yevme’l-kıyâmeti yuhzîhim ve yekûlu eyne şurakâiyellezîne kuntum tuşâkkûne fîhim. Kâlellezîne ûtu’l-ilme inne’l-hizye’l-yevme ve’s-sûe ale’l-kâfirîn.”
Genel anlamı:
“Sonra kıyamet günü Allah onları rezil eder ve ‘Uğrunda karşı çıkıp mücadele ettiğiniz ortaklarım nerede?’ der. Kendilerine ilim verilenler de ‘Bugün rezillik ve kötülük inkârcılar üzerinedir’ derler.”
Ayet, dünya hayatında güçlü görünen iddiaların ahirette gerçek değerinin ortaya çıkacağını anlatır. İnsanların Allah’a ortak saydığı, uğruna mücadele ettiği ve bazen hakikate karşı savunduğu varlıkların o gün hiçbir ilahî güce sahip olmadığı açığa çıkacaktır.
“Yuhzîhim” Yani “Onları Rezil Eder” Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “yuhzîhim”, utandırmak, zillete düşürmek, kişinin yanlış iddiasını açığa çıkarıp onu mahcup etmek anlam alanına sahiptir.Buradaki zillet, dünyadaki sıradan bir hakaret veya insanın başka insanı küçük düşürmesiyle aynı şey değildir. Ahiretteki zillet, hakikatin tamamen ortaya çıkması ve insanın savunduğu yanlışın artık saklanamaması ile ilgilidir.
Bu nedenle ayeti okuyup:
“Allah onları rezil edecek, ben de şimdi aşağılayayım.”
demek ayetin maksadını tersine çevirmek olur.
İlâhî hüküm başka, insanın hakaret etme arzusu başkadır.
Ahiretteki Rezillik Dünyevî Hakaret Anlamına mı Gelir
Hayır.Bir insanın bugün başka birine:
“Sen rezilsin, Allah seni de rezil edecek.”
demesi, kendisini Allah’ın nihai hükmünü biliyormuş gibi konumlandırabilir.
Ayet belirli bir ahiret sahnesini anlatır. Orada Allah, insanların dünyada savunduğu yanlış ilah anlayışını açığa çıkarır.
Müminin görevi ise dünyada:
Adaletli olmak, doğruyu anlatmak, delille konuşmak ve insan onurunu korumaktır.
Ahiret azabı, dünyadaki kabalığın ruhsatı değildir.
“Ortaklarım Nerede?” İfadesi Allah’ın Gerçek Ortakları Olduğu Anlamına Gelir mi
Hayır.Bu, ayetin en önemli noktalarından biridir.
Allah’ın:
“Ortaklarım nerede?”
demesi gerçek ortaklığı kabul eden bir ifade değildir. Bu, insanların dünyada Allah’a ortak saydığı varlıkların sahte konumunu açığa çıkaran reddedici ve hesap sorucu bir hitaptır.
Yani anlam yaklaşık olarak şöyledir:
“Hani benim ortağım olduğunu iddia ettiğiniz varlıklar? Şimdi nerede onlar?”
Buradaki soru bilgi edinmek için değildir. Allah zaten bilir. Soru, iddianın çöküşünü göstermek içindir.
Allah Neden Soru Soruyor; Bilmiyor mu
Elbette Allah bilir.Kur’an’da Allah’ın sorduğu bazı sorular, insanlardan bilgi almak için değildir. Bunlar:
Hesap sorma.
Gerçeği açığa çıkarma.
İddianın tutarsızlığını gösterme.
amaçları taşıyabilir.
Örneğin bir hâkim bazen delili bildiği hâlde sanığa:
“Bu belgeyi neden imzaladın?”
diye sorabilir.
Soru bilgi eksikliğinden değil, kişinin kendi sözünün ortaya çıkması içindir.
Nahl 27’deki soru da bu çerçevede anlaşılmalıdır.
“Uğrunda Karşı Çıktığınız” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayette geçen ifade, insanların Allah’a ortak saydıkları varlıklar uğruna hakikate karşı cephe almalarını anlatır.Yani mesele yalnız içten bir inanç taşıma değil; bu inanç adına:
Peygambere karşı çıkma, insanları engelleme, hakikati küçümseme ve toplumsal mücadele yürütme gibi tavırlar da söz konusu olabilir.
Bu bize önemli bir ilke verir:
Yanlış bir fikir, insan onu savunurken başkalarına zarar vermeye başladığında yalnız kişisel kanaat olmaktan çıkabilir.
İnanç özgürlüğü başkasına zulmetme hakkı değildir.
Bir İnsan Yanlış İnandığı İçin Otomatik Olarak Düşman mıdır
Hayır.Bu ayrım mutlaka korunmalıdır.
Bir kişi:
Farklı dine mensup olabilir.
Ateist olabilir.
Agnostik olabilir.
Bir dinî konuda yanlış düşünüyor olabilir.
Bu, onu otomatik olarak:
Düşman.
zalim.
saldırgan.
yapmaz.
Nahl 27’nin bağlamında söz konusu olan, yalnız farklı düşünmek değil; hakikate karşı mücadele ve büyüklük taslama tavrıdır.
Farklı inanç ile aktif düşmanlık aynı şey değildir.
“Şirk” Kavramı Her Farklı İnanca Gelişigüzel Uygulanabilir mi
Şirk, İslam teolojisinde ciddi ve özel bir kavramdır.Bir insanın:
Allah’a ortak atfetmesi.
Yaratılmışa ilahî bağımsızlık vermesi.
İbadeti Allah dışında ilah kabul ettiği varlığa yöneltmesi.
gibi durumlarla ilgilidir.
Bu nedenle günlük hayattaki her sevgi, saygı veya bağlılığa:
“Şirk.”
demek doğru değildir.
Bir insan:
Eşini çok seviyor.
Şirk değil.
Doktordan yardım istiyor.
Şirk değil.
Bir lideri destekliyor.
Bu da tek başına şirk değildir.
Teolojik kavramlar gelişi güzel etiket değildir.
“Kendilerine İlim Verilenler” Kimlerdir
Ayette:“Ellezîne ûtu’l-ilm”
yani:
“Kendilerine ilim verilenler.”
ifadesi geçer.
Tefsirlerde bunun kimleri kapsadığı konusunda farklı açıklamalar bulunabilir. Genel olarak hakikati bilen, Allah’ın mesajını anlayan ve o gün gerçeğin açığa çıktığını gören ilim sahipleri şeklinde anlaşılabilir.
Burada önemli olan, ilmin hakikate şahitlik etmesidir.
İlim:
Kibir üretmek için değil.
Gerçeği tanımak ve doğruyu söylemek için.
kullanılmalıdır.
İlim Sahibi Olmak Otomatik Kurtuluş Garantisi midir
Hayır.Bilmek tek başına yetmez.
İnsan:
Doğruyu bilir.
Ama uygulamaz.
Adaleti bilir.
Ama zulmeder.
Dinin hükümlerini bilir.
Ama bilgisini insanları sömürmek için kullanır.
Bu durumda bilgi, ahlaki sorumluluğu azaltmak yerine artırabilir.
Kur’an açısından ilmin değeri yalnız bilgi miktarında değil, insanı nasıl dönüştürdüğünde de görünür.
Bilgi + sorumluluk birlikte düşünülmelidir.

“Bugün Rezillik ve Kötülük İnkârcılar Üzerinedir” Ne Anlama Gelir
Bu ifade kıyamet günündeki nihai hakikat sahnesini anlatır.Dünyada bazı insanlar güçlü, itibarlı veya üstün görünebilir. Ahirette ise ölçüler değişir ve gerçek değer ortaya çıkar.
Ancak bu ifadeyi dünyada yaşayan belirli bir kişi için:
“Sen kesin ahirette rezil olacaksın.”
şeklinde kullanmak doğru değildir.
Çünkü insan yaşadığı sürece:
Fikrini değiştirebilir.
Tövbe edebilir.
Hidayete erebilir.
Bugün yanlışta olan yarın dönebilir.
Yaşayan bir insanın ahiret dosyasını biz kapatamayız.

Bugün İnanmayan Birinin Cehennemlik Olduğunu Kesin Söyleyebilir miyiz
Tek tek kişiler hakkında bu kadar kesin konuşmak doğru değildir.Kur’an genel ilkeler ve bazı açık hükümler bildirir; fakat belirli bir insanın:
Ne kadar bilgiye ulaştığını.
Ne anladığını.
Hangi şartlarda yaşadığını.
İç dünyasını.
son nefesindeki hâlini.
tam olarak Allah bilir.
Bu nedenle yaşayan insanlar hakkında:
“Kesin cennetlik.”
veya:
“Kesin cehennemlik.”
gibi nihai hükümler vermekten kaçınmak gerekir.
Nihai hesap Allah’a aittir.

Ahiret Adaleti Müminin İntikam Duygusunu Beslemeli mi
Hayır.Bir insan kendisine zulmeden biri için:
“Allah adalet etsin.”
diyebilir. Bu anlaşılabilir.
Fakat dinî hayatın amacı insanı:
“İnşallah şu kişi sonsuza kadar acı çeker.”
gibi sürekli intikam tutkusu içinde tutmak değildir.
Allah’ın adaleti:
İnsan öfkesinden daha kapsamlıdır.
Allah:
Niyeti.
şartları.
zararı.
tövbeyi.
her şeyi bilir.
İnsan ise sınırlı bilgiyle değerlendirir.
Bu nedenle ahiret inancı adalet umudu üretmeli, sadistik haz üretmemelidir.

Bir Zalimden Hesap Sorulmasını İstemek Yanlış mıdır
Hayır.Adalet istemek yanlış değildir.
Bir insan sana:
Haksızlık yaptı.
Malını aldı.
İftira attı.
Şiddet uyguladı.
Hakkını arayabilirsin.
Mahkemeye gidebilirsin.
Zararın telafisini isteyebilirsin.
Ahirette de ilahî adaletin gerçekleşmesini umabilirsin.
Merhamet:
Zulme razı olmak
demek değildir.
Fakat adalet istemekle:
Kendi öfkeni ilahî hüküm gibi sunmak
aynı şey değildir.

Dünya Hayatında İtibar Kaybı Allah’ın Özel Cezası mıdır
Her zaman hayır.Bir insan skandal yaşıyor.
İtibarı düşüyor.
Hemen:
“Allah onu rezil etti.”
demek doğru değildir.
Belki kişi gerçekten yanlış yaptı ve davranışının doğal sonucu olarak itibar kaybetti. Belki hakkında yanlış suçlama yapıldı. Belki olay henüz aydınlanmadı.
İnsanların dünyevî itibar durumu, Allah katındaki nihai değerlerinin kesin göstergesi değildir.
Popüler olmak Allah’ın sevgisinin, rezil edilmek de Allah’ın özel nefretinin otomatik işareti değildir.
Delile ve adalete bakmak gerekir.

Bir Müslümanın Başkasını Toplum Önünde Küçük Düşürmesi Doğru mudur
Genel olarak insan onurunu korumak gerekir.Bir suç veya zarar varsa bazen kamuoyunu bilgilendirme, hukukî süreç veya kamusal uyarı gerekli olabilir. Fakat amaç:
İntikam almak için insanı ezmek
olmamalıdır.
Özellikle sosyal medyada insanlar bazen bir hatayı görüp:
Binlerce hakaret.
tehdit.
aşağılama.
ile kişinin üzerine çökebilir.
Bir yanlışın eleştirilmesi başka, toplu linç başka.
Adalet, ölçüsüz aşağılamaya dönüşmemelidir.

İlmi Olan Kişinin Görevi İnsanları Aşağılamak mı, Aydınlatmak mı
Aydınlatmaktır.İlim sahibi olmak:
“Ben biliyorum, siz cahilsiniz.”
kibri üretmemelidir.
Gerçek ilim:
Daha dikkatli konuşmayı.
Kanıt göstermeyi.
Belirsizlik varsa belirtmeyi.
İnsanların sorularını ciddiye almayı.
gerektirir.
Bir âlim veya uzman:
Yanlış görüşü eleştirebilir.
Ama kişinin onurunu gereksiz yere ezmemelidir.
Hakikati savunmak, kötü üslubu zorunlu kılmaz.

Nahl Suresi 26 ve 27. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Nahl 26’da hakikate karşı plan kuranların yapılarının temelden çöktüğü anlatılmıştı.Nahl 27 ise bu hikâyeyi dünya hayatıyla bırakmaz; kıyamet gününe taşır.
Dünya hayatında:
Planlar çöker.
Ahirette:
İddialar çöker.
Yani insan sadece sistemini değil, inancını ve savunduğu değerleri de hesap gününde karşısında bulur.
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 28. ayette, meleklerin kendilerine zulmederken canlarını aldığı kimselerin teslimiyet göstermeye çalışmaları anlatılacak ve şöyle buyurulacaktır: “Melekler, kendilerine zulmetmekte olanların canlarını alırken onlar ‘Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk’ diyerek teslimiyet gösterirler. Hayır! Allah yaptıklarınızı çok iyi bilir.” Bu ayeti ele alırken özellikle “kendilerine zulmetmek” ifadesi, ölüm anındaki inkâr ve mazeret, Allah’ın fiilleri bilmesi, meleklerin ölümdeki görevi, her ölümün ceza sayılmaması, son anda söylenen sözlerin otomatik kurtuluş garantisi olmaması ve kişinin kendisine zarar veren ahlaki tercihlerinin sorumluluğu üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Nahl Suresi 27. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Nahl Suresi 27. ayet insanın dünyada savunduğu şeylerle ahirette yüzleşeceğini anlatır.Dünyada insan çok güçlü bir anlatı kurabilir.
Bir fikri sürekli tekrarlayabilir.
Kendisine destekçiler bulabilir.
Bir yanlışın etrafında büyük bir sistem kurabilir.
Ama ahirette propaganda yoktur.
Algı yönetimi yoktur.
Sosyal medya yoktur.
İtibar danışmanı yoktur.
Hakikat olduğu gibi ortaya çıkar.
İşte ayetin:
“Ortaklarım nerede?”
sorusu bu yüzden son derece güçlüdür.
İnsanların Allah’a ortak saydığı varlıklar:
Nerede?
Kendilerine verilen güç nerede?
Uğruna mücadele edilen sahte mutlaklıklar nerede?
Dünya hayatında:
Çok büyük.
çok güçlü.
çok etkileyici.
görünen şey, ahirette hiçbir gerçek ilahî güce sahip olmadığını gösterebilir.
Bu durum yalnız eski putları düşündürmez. Ahlaki tefekkür açısından insanın bugün neyi mutlaklaştırdığını da sorgulamasına yardımcı olabilir.
Para çok güçlüdür.
Ama mutlak değildir.
Devlet güçlüdür.
Ama mutlak değildir.
Teknoloji güçlüdür.
Ama mutlak değildir.
Bir lider etkili olabilir.
Ama mutlak değildir.
Bir din âlimi bilgili olabilir.
Ama mutlak değildir.
İnsan bunların hepsinden yararlanabilir ve bazılarına büyük saygı duyabilir. Fakat hiçbirini Allah’ın yerine koymamalıdır.
Nahl 27’nin başka büyük mesajı dünyevî imaj ile gerçek değer arasındaki farktır.
Bir insan dünyada çok itibarlı olabilir.
Herkes onu alkışlıyor.
Ama perde arkasında ağır haksızlıklar yapıyor.
Başka biri ise toplumda sıradan görünür.
Kimse tanımıyor.
Ama dürüst ve merhametli.
Dünya görünürlüğü, ahiretteki değerin kesin ölçüsü değildir.
Bu, insana şunu öğretir:
İnsanların seni nasıl gördüğünden daha önemli olan, gerçekte ne olduğundur.
Bu elbette toplumdaki itibarın tamamen önemsiz olduğu anlamına gelmez. Güvenilir olmak değerlidir. İnsanların hakkımızda iyi düşünmesi güzel olabilir. Fakat bütün ahlakı:
“Yakalanmayayım.”
veya:
“İmajım bozulmasın.”
üzerine kurarsak derinlik kaybolur.
Ayet insanı içten dürüstlüğe çağırır.
Nahl 27’nin başka önemli mesajı ilim sahiplerinin sorumluluğudur.
Ayette ilim verilenler konuşuyor.
Bu bize ilmin yalnız bilgi depolamak olmadığını düşündürür.
İlim bazen hakikatin yanında şahitlik etmeyi gerektirir.
Bir doktor bir ürünün insanlara zarar verdiğini biliyor.
Susuyor çünkü şirket baskı yapıyor.
Bir mühendis binanın riskli olduğunu biliyor.
Susuyor.
Bir din âlimi yanlış bilgi yayıldığını biliyor.
Ama popülerliğini kaybetmemek için konuşmuyor.
Burada bilgi vardır.
Ama bilgi sorumluluğa dönüşmüyor.
İlim, gerçeği bilmenin yanında doğru yerde doğruyu söyleme cesareti de ister.
Ancak bu cesaret de ölçüsüzlük değildir.
İlim sahibi kişi:
Bilmediğinde susar.
Bildiğinde delil sunar.
İhtilaf varsa ihtilafı söyler.
Kesin olmayanı kesinleştirmez.
Bu bilgi ahlakıdır.
Nahl 27’nin:
“Kendilerine ilim verilenler...”
ifadesi, bilginin makam değil emanet olduğunu düşündürür.
Bilgi büyüdükçe insanın sorumluluğu da büyüyebilir.
Bir uzmanın tek yanlış cümlesi binlerce kişiyi etkileyebilir.
Bu yüzden:
“Bilmiyorum.”
demek ilim sahibinin en değerli cümlelerinden biridir.
Nahl 27’nin başka önemli mesajı ahiret adaletini insan aşağılamasının bahanesi yapmamaktır.
Bir kişi inanmıyor.
Sen:
“Kıyamette göreceksin, rezil olacaksın.”
diyerek onu aşağılıyorsun.
Bu üslup insanı hakikate yaklaştırmak yerine daha da uzaklaştırabilir.
Kur’an’ın ahiret uyarıları ciddi olabilir; fakat müminin görevi kendisini cellat veya nihai hâkim gibi görmek değildir.
Sen davet edersin; Allah hükmeder.
Bu sınır çok önemlidir.
İnsan din adına konuşurken Allah’ın makamına oturmamalıdır.
Bir kişinin bugün ne olduğuna bakıp sonsuz sonucunu kesinleştiremezsin.
Belki yarın değişecek.
Belki sen değişeceksin.
Bu ihtimal insanı tevazuya götürmelidir.
Nahl 27’nin başka güçlü mesajı yanlış ittifakların sonuçlarıdır.
İnsan bazen bir fikir veya kişi uğruna o kadar ileri gider ki artık gerçeği değerlendiremez.
Kendi grubunu savunmak için:
Yalanı savunur.
Haksızlığı görmezden gelir.
Rakibin doğru sözünü bile reddeder.
Bu noktada mesele artık fikir değil kimlik bağımlılığı hâline gelir.
Ayetin:
“Uğrunda karşı çıktığınız ortaklar...”
ifadesi bu açıdan düşündürücüdür.
Bir insan:
“Benim grubum yanlış yapmaz.”
dediği anda gerçeğin önüne aidiyeti koymuş olabilir.
Oysa sağlıklı ahlak:
Kendi grubun yanlışsa:
“Yanlış.”
diyebilmektir.
Rakibin doğruysa:
“Bu konuda haklı.”
diyebilmektir.
Bu çok zor ama çok değerlidir.
Çünkü hakikat:
Takım tutar gibi tutulmaz.
Nahl 27’nin başka önemli boyutu güçlülerin yanında durmanın her zaman güven sağlamamasıdır.
İnsan dünyada güçlü gördüğü yapıya bağlanabilir.
“Bunun yanında olursam bana bir şey olmaz.”
diye düşünebilir.
Ama güç değişebilir.
Makam gider.
Sistem çöker.
Lider ölür.
Şirket batar.
Bu yüzden insan ahlaki kararını yalnız:
“Kim daha güçlü?”
sorusuna göre vermemelidir.
Daha önemli soru:
“Kim haklı?”
olmalıdır.
Güç ile hakikat aynı şey değildir.
Bu ayrım Nahl Suresi boyunca tekrar tekrar karşımıza çıkar.
Nahl 27 ayrıca dünya hayatındaki aşağılanma ile ahiret zilletini birbirinden ayırmayı öğretir.
Bir insan toplumda dışlanmış olabilir.
Fakir olabilir.
İtibarı yok olabilir.
Bu onun Allah katında değersiz olduğu anlamına gelmez.
Peygamberler bile toplumları tarafından:
Alay edilmiş.
Dışlanmış.
İftiraya uğramış.
olabilir.
Dolayısıyla:
Dünya itibarı = Allah katındaki değer
değildir.
Bunun tersi de geçerlidir.
Dünyada çok saygın olmak da otomatik ilahî onay değildir.
Bu, insanı hem kibirden hem aşağılık duygusundan koruyan güçlü bir ölçüdür.
İnsanların alkışı gelirse:
Güzel.
Ama Allah’ın razı olduğu insan olmak daha önemli.
İnsanlar seni küçümsüyorsa:
Hatan varsa düzelt.
Ama sırf insanlar beğenmedi diye kendini değersiz görme.
Toplumsal popülerlik ahlaki hakikatin ölçüsü değildir.
Nahl 27’nin bir başka boyutu hakikatin gecikmesi ile yok olması arasındaki farktır.
Bir yanlış yıllarca başarılı olabilir.
Bir yalan uzun süre inanılabilir.
Bir iftira uzun süre düzeltilmeyebilir.
Bu durum:
“Demek gerçek değildi.”
anlamına gelmez.
Gerçek bazen geç ortaya çıkar.
Ahiret inancı bu konuda en büyük ufku açar:
Hiçbir hakikat Allah’ın bilgisinden kaybolmaz.
Bu mağdur için teselli olabilir.
Ama aynı zamanda zalim için uyarıdır.
Bir insan:
“Kimse görmedi.”
diyebilir.
Nahl 19’da öğrenmiştik:
Allah gizliyi de bilir.
Bir kişi:
“Herkesi kandırdım.”
diyebilir.
Nahl 27:
Ahirette hakikatin açığa çıkacağını hatırlatır.
Bu yüzden dinî ahlakın merkezinde yalnız yakalanmama hesabı değil, vicdan vardır.
Nahl 27’nin başka önemli mesajı ilim ile kibir arasındaki gerilimdir.
İlim verilenler hakikati söylüyor.
Ama bu onların insanları küçümsemesi anlamına gelmez.
Bugün bilgi sahibi biri:
“Ben biliyorum, sen hiçbir şey bilmiyorsun.”
tavrına düşebilir.
Bu bilgi ahlakına aykırıdır.
Gerçek uzmanlık çoğu zaman daha dikkatli konuşur.
Çünkü konunun karmaşıklığını bilir.
Bir insan bir alanda uzman olabilir ama başka alanda sıradan olabilir.
Bir profesör:
Telefonunu tamir edemeyebilir.
Bir teknisyen:
Profesörün bilmediği pratik şeyi bilebilir.
Bu bize insan bilgisinin parçalı ve tamamlayıcı olduğunu gösterir.
Kimse her şeyi bilmez.
Allah’ın bilgisi ise kuşatıcıdır.
Bu fark tevhidin epistemik boyutudur.
Nahl 27’nin başka önemli mesajı günümüzde idol kültürü açısından düşünülebilir.
Bir sanatçı.
Siyasetçi.
sporcu.
fenomen.
çok sevilebilir.
Bu normal olabilir.
Ama bir noktada hayranlık:
“O asla yanlış yapmaz.”
seviyesine çıkarsa problem başlar.
Bir hayran, sevdiği kişinin açık hatasını bile savunuyor.
Mağduru suçluyor.
Delili reddediyor.
Çünkü idolün imajı gerçeğin önüne geçmiş.
Bu doğrudan ayetteki şirk hükmü değildir; fakat yaratılmışı mutlaklaştırmama ilkesi açısından güçlü bir çağdaş tefekkürdür.
İnsan sevdiği kişiye de adalet uygulayabilmelidir.
Gerçek sevgi:
Yanlış yaptığında:
“Bu yanlıştı.”
diyebilmektir.
Kör savunma sevgi değil, bazen kimlik bağımlılığı olabilir.
Nahl 27’nin başka güçlü mesajı hakikate karşı grupçuluğu bırakmaktır.
İnsanlar bazen:
Bizimkiler.
Onlar.
diye ayrılır.
Bizim taraf hata yaptıysa:
Bahane.
Karşı taraf aynı hatayı yaptıysa:
Skandal.
Bu ahlaki tutarsızlıktır.
Adalet:
Kendi aleyhine de olsa aynı ölçüyü kullanmaktır.
Bir davranış yanlışsa:
Kimin yaptığına göre değişmemelidir.
Bu, Kur’an’ın tevhid ve hesap anlayışıyla çok uyumludur.
Çünkü Allah’ın hükmü kabile, parti veya sosyal statü üzerinden satın alınamaz.
Nahl 27’nin ahiret sahnesi tam da bütün bu dünya tarafgirliklerinin sona ereceği bir alanı gösterir.
Orada:
Marka yok.
Parti etiketi yok.
Sosyal statü yok.
İnsan yaptığıyla karşı karşıya.
Bu, mümin için güçlü bir vicdan eğitimidir.
Nahl Suresi 27. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Kıyamet günü Allah onları rezil eder ve ‘Uğrunda karşı çıktığınız ortaklarım nerede?’ der” ifadesini, dünyada insanları aşağılamak veya belirli kişilerin ahiret sonunu kesin ilan etmek için kullanma. Allah’ın ‘ortaklarım’ hitabı gerçek ortaklık kabulü değil, insanların sahte ortaklık iddiasını çökerten bir sorudur. Büyük mesaj şudur: Dünyada mutlaklaştırdığın yaratılmışlar ahirette sana ilahî bir koruma sağlayamaz. Hakikati grup, lider, servet veya güç uğruna reddetme; ilim verilmişse kibirlenme, gerçeğe şahitlik et ve ahiret adaletini kişisel intikam arzusuna dönüştürme. Çünkü nihai hesap insanların değil Allah’ın hükmüdür.”
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 28. ayette, ölüm anındaki mazeret ve inkâr sahnesi anlatılacak ve şöyle buyurulacaktır: “Melekler, kendilerine zulmederken canlarını aldıkları kimselere geldiklerinde onlar ‘Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk’ diyerek teslim olurlar. Hayır! Şüphesiz Allah yaptıklarınızı çok iyi bilir.” Bu ayeti ele alırken özellikle kişinin kendisine zulmetmesi, ölüm anındaki inkâr ve mazeret, Allah’ın fiilleri eksiksiz bilmesi, meleklerin ölümdeki görevi, her ölümün ilahî ceza sayılmaması, son anda söylenen sözlerin otomatik kurtuluş garantisi olmaması, insanın kendi yanlışını inkâr etmesinin psikolojisi ve hesap gününde gerçeğin saklanamaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Nahl Suresi 27. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Hayatımızda hangi şeyleri gereğinden fazla büyütüyoruz? Bir lideri, grubu, ideolojiyi veya sevdiğimiz kişiyi hatasız görmeye mi başladık? Dünyadaki itibarımızı Allah katındaki değerimizle mi karıştırıyoruz? Bir insanın bugün inanmıyor olması üzerinden onun sonsuz sonunu kesinleştirmeye mi çalışıyoruz? Ahiret adaletine inanırken bunu başkalarının acısından zevk alma isteğine mi dönüştürüyoruz? Bilgimiz varsa onu insanları ezmek için mi, gerçeği aydınlatmak için mi kullanıyoruz? Ve en önemlisi, kıyamet günü bütün sahte mutlaklıklar çökecekse, bugün neden yaratılmış bir varlık uğruna hakikati, adaleti veya vicdanımızı feda edelim?
“Nahl 27, ‘Sonra kıyamet günü Allah onları rezil eder ve “Uğrunda karşı çıktığınız ortaklarım nerede?” der’ buyurarak dünyada ilahlaştırılan sahte güçlerin ahirette hiçbir gerçek ilahî kudrete sahip olmadığının açığa çıkacağını bildirir. Bu ayet mümine dünyada insanları aşağılamak veya tek tek kişilerin ahiret hükmünü kesinleştirmek için verilmiş değildir; nihai hüküm Allah’a aittir. Ayetin büyük dersi şudur: Hiçbir yaratılmışı mutlaklaştırma, hakikati grup veya güç uğruna feda etme, ilmin varsa kibir değil sorumluluk taşı ve ahiret adaletini intikam hazzına dönüştürme. Çünkü dünya imajların, ahiret ise hakikatin tamamen açığa çıktığı yerdir.”
Ersan Karavelioğlu