İsrâ Suresi 27. Ayette “Şüphesiz Saçıp Savuranlar Şeytanların Kardeşleridir; Şeytan ise Rabbine Karşı Çok Nankördür” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Nimetin çokluğu insanı zengin gösterebilir; fakat nimetin kıymetini bilmek insanı gerçekten olgunlaştırır. Savurganlık yalnız paranın azalması değildir; verilen imkâna karşı sorumluluk duygusunun da zayıflamasıdır. İnsan elindekini ölçüsüzce tükettiğinde sadece mal kaybetmez, şükretme bilincini de kaybetme tehlikesiyle karşılaşır.”
Ersan Karavelioğlu
İsrâ Suresi 27. Ayetin Anlamı Nedir
İsrâ Suresi'nin 27. ayeti, bir önceki ayette yasaklanan saçıp savurma davranışının ne kadar ciddi bir ahlaki problem olduğunu çok güçlü bir ifadeyle anlatmaktadır.Ayetin anlamı şöyledir:
Bir önceki ayette:“Şüphesiz saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.”
İsrâ Suresi, 17:27
Akrabaya hakkını vermek.
Yoksulu gözetmek.
Yolda kalmışa yardım etmek.
ve saçıp savurmamak emredilmişti.
27. ayet ise savurganlığın sadece ekonomik bir hata olmadığını, nimete karşı nankörlük ve yanlış kullanım boyutu taşıdığını göstermektedir.
“Saçıp Savuranlar Şeytanların Kardeşleridir” Ne Anlama Gelir
Buradaki “kardeşlik” ifadesini biyolojik veya gerçek akrabalık şeklinde anlamak doğru değildir.Bu, davranış ve yöneliş benzerliğini anlatan güçlü bir ifadedir.
Yani insan nimeti bilinçsizce tükettiğinde, Allah'ın verdiği imkânı yanlış yerde kullandığında ve şükür yerine ölçüsüzlüğü seçtiğinde şeytanın nankörlük çizgisine benzeyen bir davranış göstermiş olur.
Ayetin amacı insanı aşağılamak için rastgele ağır bir benzetme yapmak değildir.
Asıl amaç savurganlığın ciddi bir manevi tehlike olduğunu göstermektir.
Benzerlik soyda değil, davranıştadır.
Saçıp Savurma Tam Olarak Ne Demektir
Saçıp savurma, malı ve nimeti gereksiz, anlamsız, yanlış veya zararlı yerlerde tüketmek anlamı taşır.İnsan bazen çok para harcar ama yaptığı harcama gerçekten anlamlı olabilir.
Bazen ise küçük miktarları bile sürekli anlamsız biçimde harcayarak büyük bir savurganlık oluşturabilir.
Dolayısıyla ölçü yalnız rakam değildir.
Şunlar önemlidir:
Nereye harcanıyor?
Neden harcanıyor?
İhtiyaç var mı?
Başka sorumluluklar ihmal ediliyor mu?
Gösteriş amacı mı taşıyor?
Bu sorular savurganlığı anlamada daha doğru ölçülerdir.
Pahalı Bir Şey Satın Almak Otomatik Olarak Saçıp Savurmak mıdır
Hayır.Bir şeyin pahalı olması tek başına onu haram veya savurganlık yapmaz.
İnsan kaliteli bir ürün satın alabilir.
İmkânı geniş olabilir.
Gerçekten kullanabilir.
Bütçesini bozmayabilir.
Bu durumda yalnız fiyatına bakıp:
“Bu kesin israftır.”
demek doğru değildir.
Aynı harcama farklı insanlar için farklı sonuçlar doğurabilir.
Bir kişinin bütçesine göre sıradan olan şey, başka biri için ağır borç anlamına gelebilir.
Bu yüzden savurganlık değerlendirmesinde miktar kadar ihtiyaç, amaç, imkân ve sonuç da önemlidir.
İsraf ile Saçıp Savurma Aynı Şey midir
Bu kavramlar birbirine çok yakındır ve günlük dilde çoğu zaman aynı anlamda kullanılır.Ancak genel olarak israf, meşru bir şeyde bile ölçüyü aşmayı, saçıp savurma ise malı yanlış ve anlamsız yerlere dağıtmayı daha güçlü biçimde düşündürebilir.
Örneğin:
Yeterli miktarda yemek gerekirken gereğinden çok hazırlanıp çöpe atılması israf olabilir.
Paranın tamamen anlamsız ve zararlı alanlara tüketilmesi ise saçıp savurmaya daha açık bir örnek olabilir.
Fakat her iki durumda ortak mesaj aynıdır:
Nimetin kullanımında ölçü kaybolmuştur.
Kur’an insanı bu ölçüsüzlükten uzaklaştırmaktadır.
Şeytan ile Savurganlık Arasında Nasıl Bir Bağlantı Kurulmaktadır
Ayetin devamında:“Şeytan Rabbine karşı çok nankördür.”
buyurulmaktadır.
Böylece savurganlığın arkasındaki manevi problem gösterilir:
Nankörlük.
Şeytan Allah'ın nimetini doğru karşılamamış, kibir ve isyanı tercih etmiştir.
İnsan da kendisine verilen nimetleri değersiz görüp düşüncesizce tükettiğinde şükür bilincinden uzaklaşabilir.
Buradaki bağlantı şudur:
Allah verir.
İnsan nimeti tanırsa şükreder.
Nimetin değerini hiçe sayarsa nankörlük tehlikesi doğar.
Savurganlık, nimetin kıymetini unutmanın davranışa dönüşmüş hâllerinden biri olabilir.
“Şeytanların Kardeşleri” İfadesi Her Savurgan Kişiyi Şeytan mı Yapar
Hayır.Ayet insanı gerçek anlamda şeytana dönüştüğünü söylememektedir.
Bu güçlü ifade, davranış benzerliğine dikkat çekmektedir.
Ayrıca bir kişinin bir kez gereksiz harcama yapmasıyla bütün kimliğini:
“Şeytanın kardeşi.”
diye damgalamak doğru değildir.
İnsan hata yapabilir.
Harcamalarında ölçüyü kaçırabilir.
Sonra fark eder.
Düzeltir.
Tövbe eder.
Daha bilinçli yaşamaya başlar.
Kur’an'ın uyarıları insanları etiketlemek için değil, davranışı değiştirmek içindir.
Bu nedenle ayeti başkasına hakaret etmek yerine önce kendi tüketim alışkanlıklarımızı sorgulamak için okumak daha doğrudur.
Savurganlık Neden Nankörlükle İlişkilidir
Çünkü şükür yalnız:“Allah'a şükür.”
demek değildir.
Nimeti doğru kullanmak da şükrün bir parçasıdır.
Bir insan sürekli yiyecek alıyor ve büyük kısmını çöpe atıyorsa nimetin kıymetini yeterince düşünmüyor olabilir.
Suyu gereksiz akıtıyorsa yine aynı problem vardır.
Elindeki eşyaları daha kullanılabilirken sırf yenisini almak için atıyorsa tüketim alışkanlığını sorgulaması gerekebilir.
Şükür, nimeti tanımak ve ona değer vermektir.
Savurganlık ise nimetin değeriyle bağın zayıflamasına yol açabilir.
Bir İnsan Kendi Parasını İstediği Gibi Harcayamaz mı
Hukuken bir insanın malı üzerinde geniş tasarruf hakkı olabilir.Fakat İslam ahlakı:
“Benim param, istediğim gibi harcarım.”
anlayışına sorumluluk ekler.
Çünkü insan malını kazanırken bile Allah'ın verdiği:
Sağlığı.
Aklı.
Zamanı.
Fırsatı.
kullanmıştır.
Bu nedenle mal yalnız özgürlük değil, aynı zamanda emanettir.
İnsan helal olan birçok şeye para harcayabilir.
Fakat tamamen sorumsuz tüketim anlayışı teşvik edilmez.
Mülkiyet hakkı, hesapsızlık hakkı değildir.
Cömertlik ile Savurganlık Nasıl Ayırt Edilir
Cömert insan malını faydalı ve hayırlı yerlerde paylaşır.Savurgan insan ise ölçüyü ve amacı kaybedebilir.
Bir ihtiyaç sahibine büyük yardım yapmak cömertlik olabilir.
Ama sırf insanlar:
“Ne kadar zengin.”
desin diye anlamsız para saçmak gösteriş ve savurganlık boyutu taşıyabilir.
Burada niyet kadar sonuç da önemlidir.
Cömertlik:
İhtiyacı görür.
Ölçüyü bilir.
Aile sorumluluğunu unutmaz.
Yardım edilen kişinin onurunu korur.
Cömertlik kontrollü bir açıklık, savurganlık ise kontrolün kaybolmasıdır.

Gösteriş İçin Harcama Savurganlık Olabilir Mi
Evet, olabilir.İnsan bazen ihtiyacı olmadığı hâlde sırf başkalarını etkilemek için büyük harcamalar yapabilir.
Daha pahalı araç.
Daha büyük organizasyon.
Daha gösterişli eşya.
Sırf:
“İnsanlar ne der?”
düşüncesiyle alınabilir.
Burada sorun güzel şeylere sahip olmak değildir.
Sorun insanın kendi mali gerçekliğini ve ihtiyaçlarını tamamen başkalarının gözündeki imaja teslim etmesidir.
Özellikle bunun için ağır borca giriliyorsa ciddi bir dengesizlik oluşabilir.
İnsanların birkaç saatlik hayranlığı için yıllarca borç ödemek çoğu zaman sağlıklı bir ekonomik tercih değildir.

Yiyecekleri Çöpe Atmak Bu Ayet Açısından Nasıl Değerlendirilebilir
Yiyecek nimeti konusunda ölçülü davranmak son derece önemlidir.İhtiyaçtan fazla alıp sürekli çöpe atmak savurganlık bilinci açısından ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Çünkü aynı dünyada milyonlarca insan temel gıdaya ulaşmakta zorlanabilir.
İnsan ne kadar yiyeceğini yaklaşık olarak hesaplayabilir.
Artanı değerlendirebilir.
Paylaşabilir.
Uygun şekilde saklayabilir.
Elbette sağlık açısından bozulmuş gıda tüketilmemelidir.
Ama daha baştan gereksiz miktarda almak başka bir konudur.
Nimeti korumak, onu zorla tüketmek değil; baştan daha bilinçli kullanmaktır.

Su ve Enerji Tüketimi de Savurganlık Kapsamında Düşünülebilir Mi
Genel ilke açısından evet.Su.
Elektrik.
Yakıt.
Doğal kaynaklar.
bunlar da insana sunulmuş nimetlerdir.
İhtiyaç olduğu kadar kullanmak normaldir.
Ama hiçbir amaç olmadan sürekli açık bırakmak, gereksiz tüketmek veya:
“Parasını ben ödüyorum, istediğim kadar harcarım.”
demek sorumluluk bilincini zayıflatabilir.
Çünkü bazı kaynakların bedeli yalnız faturayla ölçülmez.
Toplumsal ve çevresel boyutu da vardır.
Nimetin fiyatını ödemek, onu sınırsız tüketme hakkı verdiği anlamına gelmez.
Ölçülü kullanım hem ekonomik hem ahlaki bir davranıştır.

Borçlanarak Lüks Tüketmek Savurganlık Olabilir Mi
Duruma göre olabilir.Borçlanmanın kendisi harcamanın otomatik olarak yanlış olduğu anlamına gelmez.
İnsan önemli bir ihtiyaç için borçlanabilir.
Ancak sırf görüntü, prestij veya geçici haz uğruna ödeme gücünün çok üzerinde borçlanıyorsa burada ciddi bir sorun ortaya çıkabilir.
İnsan:
Düğün için.
Araç için.
Telefon için.
Tatil için.
başkalarına zengin görünmeye çalışırken yıllarca ekonomik baskı altında kalabilir.
Bugünün gösterişini yarının yüküyle satın almak hikmetli olmayabilir.
Ayetin ölçü çağrısı borçlanma kararlarında da önemlidir.

Çocuklara Savurgan Olmamayı Nasıl Öğretebiliriz
Çocuklar çoğu zaman sözden çok davranışı öğrenir.Anne baba sürekli:
“İsraf etmeyin.”
diyor ama kendisi her şeyi düşünmeden tüketiyorsa mesaj zayıflar.
Çocuğa küçük yaşta:
Yemeği gerektiği kadar almak.
Suyu gereksiz akıtmamak.
Eşyayı hemen çöpe atmamak.
Kullanmadığını paylaşmak.
Para biriktirmek.
öğretilebilir.
Ayrıca çocuk her istediğini anında aldığında ihtiyaç ile arzu arasındaki farkı öğrenmekte zorlanabilir.
Çocuğa her şeyi vermek, ona her zaman iyilik yapmak değildir.
Bazen beklemeyi ve kıymet bilmeyi öğretmek daha büyük bir iyiliktir.

Savurganlığın Sadece Maddi Değil Manevi Boyutu da Var mıdır
Ayet doğrudan mal ve harcama bağlamındadır.Ancak ölçüsüzlük fikrinden hareketle insan hayatındaki başka nimetleri de düşünmek mümkündür.
Zamanı tamamen anlamsız biçimde tüketmek.
Sağlığı bilinçsizce yıpratmak.
Yeteneği hiç kullanmamak.
Fırsatları sürekli ertelemek.
Bunlar ayetin doğrudan teknik anlamındaki “saçıp savurma” ile birebir aynı hüküm olarak sunulmamalıdır.
Fakat manevi bir benzetme olarak insanı düşündürebilir.
Para gibi zaman da geri gelmeyen bir nimettir.
Bu nedenle ayetin ölçü bilinci, hayatın diğer alanlarına da hikmetli biçimde taşınabilir.

İsrâ Suresi 26 ve 27. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
Bu iki ayet birlikte dengeli bir mali ahlak oluşturur.26. ayette:
Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkının verilmesi emredildi.
Aynı ayetin sonunda:
“Saçıp savurma.”
uyarısı yapıldı.
27. ayette ise bu savurganlığın manevi tehlikesi açıklanarak:
“Saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir.”
buyuruldu.
Böylece Kur’an insanı iki uçtan uzaklaştırmaktadır:
Bir tarafta:
Cimrilik.
Diğer tarafta:
Savurganlık.
İdeal olan ise ölçülü cömertliktir.
Malı tamamen kendine kapatma.
Ama düşüncesizce de tüketme.

İsrâ Suresi 27. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Nimetin kıymetini bilmek şükrün, düşüncesizce tüketmek ise nankörlüğün kapısını açabilir.
İnsan daha çok kazandıkça daha çok harcamak zorunda değildir.
Sahip olduğu şey arttıkça tüketim standardını sonsuza kadar yükseltmek zorunda değildir.
Bazen gerçek zenginlik:
Alabileceği hâlde almamak.
Atabileceği hâlde değerlendirmek.
Gösteriş yapabileceği hâlde sade kalabilmek.
olabilir.
İnsanın mal üzerindeki gücü, her istediğini satın alabilmesinden çok, gerektiğinde kendisine “Yeter.” diyebilmesinde ortaya çıkar.
Bu, tüketim ahlakının en güçlü biçimlerinden biridir.

İsrâ Suresi 27. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
İsrâ Suresi'nin 27. ayeti, Allah'ın verdiği nimetleri ölçüsüz, anlamsız ve yanlış biçimde tüketmenin ciddi bir ahlaki problem olduğunu; bu davranışın şeytanın nankörlük çizgisine benzetildiğini bildirmektedir.Bu ayetin ilk büyük mesajı, savurganlığın küçümsenmemesidir.
İnsan:
“Parası benim.”
diyerek konuyu tamamen kişisel tercih olarak görebilir.
Fakat Kur’an malın kullanımına ahlaki sorumluluk yükler.
İnsan parasını kazanmıştır.
Ama bu kazanma imkânının arkasında Allah'ın verdiği hayat ve yetenekler vardır.
Bu nedenle:
Mal yalnız mülk değil, aynı zamanda emanettir.
İkinci büyük mesaj, “şeytanların kardeşleri” ifadesinin davranış benzerliği olduğudur.
Ayet gerçek anlamda akrabalık anlatmaz.
Savurganlığın şeytani nankörlük çizgisine benzediğini anlatır.
Bu nedenle bu ifadeyi insanlara hakaret etmek için kullanmak yanlış olur.
Bir kişinin davranışı eleştirilebilir.
Ama onu kolayca ağır sıfatlarla damgalamak doğru değildir.
Kur’an'ın sert uyarısı önce kendi davranışımızı düzeltmemiz içindir.
Üçüncü büyük mesaj, nankörlüktür.
Allah insana nimet verir.
İnsan nimeti görür ve şükrederse doğru bir ilişki kurar.
Ama nimeti değersizleştirir, sürekli çöpe atar ve hiçbir ölçü tanımadan tüketirse şükür bilinci zayıflayabilir.
Şükür sadece dil değildir.
Nimeti koruyarak kullanmak da şükürdür.
Dördüncü büyük mesaj, pahalı olan her şeyin israf olmadığıdır.
Bu ayrımı yapmak gerekir.
Bir insan pahalı bir ürün satın alabilir.
İhtiyacı vardır.
Kalitelidir.
Uzun süre kullanacaktır.
Maddi durumu uygundur.
Böyle bir durumda sırf fiyat yüksek diye kesin israf hükmü vermek doğru değildir.
Ölçü yalnız fiyat etiketi değildir.
İhtiyaç, imkân, niyet ve kullanım birlikte değerlendirilmelidir.
Beşinci büyük mesaj, ucuz şeylerde de savurganlık olabileceğidir.
İnsan:
“Zaten ucuz.”
diyerek sürekli gereksiz eşya alabilir.
Tek tek küçük rakamlar zamanla büyük toplam oluşturabilir.
Aynı zamanda ev kullanılmayan eşyalarla dolar.
Bu nedenle tüketim bilinci yalnız büyük harcamalarda değil küçük harcamalarda da önemlidir.
Savurganlık bazen büyük tek bir alışverişten değil, küçük fakat sürekli düşüncesiz tercihlerden oluşur.
Altıncı büyük mesaj, gösteriş ekonomisinden korunmaktır.
İnsan başkalarının ne düşüneceğine çok fazla önem verdiğinde gerçek ihtiyacını kaybedebilir.
Bir düğün başkalarını etkilemek için borç yarışına dönüşebilir.
Bir araç ulaşım aracından sosyal statü simgesine dönüşebilir.
Bir telefon ihtiyaçtan çok prestij aracına dönüşebilir.
Bunların kendisi otomatik olarak yanlış değildir.
Sorun, insanın bütün mali hayatını başkalarının gözüne göre kurmasıdır.
İnsanların beğenisinin faturası bazen yıllarca ödenebilir.
Yedinci büyük mesaj, yiyeceğin kıymetini bilmektir.
Dünyada gıda büyük bir nimettir.
Onu sürekli çöpe atmak, özellikle baştan önlenebilecek durumlarda, ciddi bir savurganlık göstergesi olabilir.
İnsan alışverişini planlayabilir.
Porsiyonunu ölçebilir.
Artanı değerlendirebilir.
Paylaşabilir.
Bir nimeti küçümsememek, şükrün günlük hayattaki biçimlerinden biridir.
Sekizinci büyük mesaj, doğal kaynaklarda sorumluluktur.
Su.
Enerji.
Yakıt.
Bunların hepsi sınırsızmış gibi kullanılmamalıdır.
İnsan:
“Parasını ben veriyorum.”
diyebilir.
Ama kaynakların toplumsal boyutu vardır.
Bu nedenle tasarruf yalnız ekonomik zorunluluk değildir.
Aynı zamanda bilinçli yaşam biçimidir.
Tasarruf fakirlik göstergesi değil, sorumluluk göstergesi olabilir.
Dokuzuncu büyük mesaj, çocuklara kıymet bilmeyi öğretmektir.
Bir çocuk her istediğini anında elde ederse bazı nimetlerin değerini kavramakta zorlanabilir.
Bazen beklemek.
Para biriktirmek.
Seçim yapmak.
Bir şeyden vazgeçmek.
çok önemli eğitimlerdir.
Çocuk:
“İstiyorum.”
ile:
“İhtiyacım var.”
arasındaki farkı öğrenmelidir.
Bu fark yetişkinlikte mali olgunluğun temelini oluşturabilir.
Onuncu büyük mesaj, cömertlik ile savurganlığı birbirinden ayırmaktır.
İnsan yardım ettiği için savurgan sayılmaz.
Tam tersine ayetlerin bağlamında ihtiyaç sahibine yardım edilmesi emredilmektedir.
Sorun hayırlı paylaşım değil, anlamsız tüketimdir.
Bu çok önemli bir ayrımdır.
Kur’an eli kapatmayı değil, eli akılla ve merhametle açmayı öğretir.
On birinci büyük mesaj, kişinin kendi bütçesini tanımasıdır.
Bir harcama başka biri için küçük olabilir.
Ama senin bütçen için büyük olabilir.
Sosyal medyada insanların hayatına bakarak aynı tüketim seviyesine çıkmaya çalışmak insanı mali sıkıntıya sürükleyebilir.
Herkesin geliri.
Borcu.
Aile sorumluluğu.
farklıdır.
Başkasının hayat standardı senin bütçenin ölçüsü olmak zorunda değildir.
On ikinci büyük mesaj, borç konusunda dikkatli olmaktır.
Borç bazen gerekli ve faydalı olabilir.
Fakat sürekli tüketim için kontrolsüz borçlanma insanın gelecekteki gelirini bugünden tüketmesine dönüşebilir.
Bu yüzden:
“Şimdi alırım, sonra bir şekilde öderim.”
anlayışı her zaman sağlıklı değildir.
İnsan mümkün olduğunca ödeme gücünü düşünmelidir.
Mali özgürlük yalnız çok kazanmak değil, harcamasını yönetebilmekle de ilgilidir.
On üçüncü büyük mesaj, kullanılabilir olanı hemen çöpe atmamak gerektiğidir.
Bir eşya artık sana lazım olmayabilir.
Ama başka birine faydalı olabilir.
Kıyafet.
Mobilya.
Elektronik eşya.
Kitap.
Bunlar paylaşılabilir veya yeniden değerlendirilebilir.
Bu anlayış hem savurganlığı azaltır hem başkasına fayda sağlar.
Senin için fazlalık olan şey, başkası için ihtiyaç olabilir.
On dördüncü büyük mesaj, şükrün davranışa dönüşmesidir.
İnsan:
“Allah bana çok verdi.”
diyorsa bunun bir sonucu olmalıdır.
Nimeti korur.
İsraf etmez.
Paylaşır.
Haramda kullanmaz.
İşte bu, şükrün davranış boyutudur.
Şükür nimeti yalnız fark etmek değil, nimete doğru muamele etmektir.
On beşinci büyük mesaj, tüketimle mutluluğu aynı şey sanmamaktır.
Modern dünyada insan sürekli:
“Bunu alırsan daha mutlu olursun.”
mesajıyla karşılaşabilir.
Yeni ürün alındığında kısa süreli mutluluk gelir.
Sonra alışılır.
Yeni bir şey istenir.
Bu döngü sonsuza kadar devam edebilir.
İnsan gerçek huzuru yalnız tüketimde ararsa hiçbir miktar yeterli olmayabilir.
İhtiyaçların sınırı vardır; arzuların sınırı olmayabilir.
Bu nedenle kalbin doyumu yalnız alışverişle sağlanamaz.
On altıncı büyük mesaj, savurganlığın sosyal boyutudur.
Bir toplumda büyük miktarda kaynak çöpe giderken başka insanlar temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa ortada ciddi bir vicdan sorusu vardır.
Birey bütün sistemi tek başına düzeltemez.
Ama kendi payına düşeni yapabilir.
Daha bilinçli tüketebilir.
Paylaşabilir.
Atığı azaltabilir.
Toplumsal değişim bazen milyonlarca küçük bireysel tercihin birleşmesiyle oluşur.
On yedinci büyük mesaj, kendimizi başkalarının harcamaları üzerinden yargıç hâline getirmemektir.
Birinin pahalı bir şey aldığını görüp hemen:
“Savurgan.”
demek doğru olmayabilir.
Onun gelirini.
İhtiyacını.
Hayat şartlarını.
bilmiyor olabiliriz.
Ayet önce kendi malımızla ilişkimize bakmamızı ister.
Başkalarının alışveriş sepetinden önce kendi kalbimizin ve bütçemizin hesabını yapmak daha doğrudur.
On sekizinci büyük mesaj, ölçülü hayatın insanı özgürleştirmesidir.
Sürekli tüketmek isteyen insan sürekli daha çok kazanmak zorunda kalabilir.
Daha çok kazanmak için daha çok çalışır.
Daha çok çalışmak için zamanından vazgeçer.
Sonunda aldığı şeyleri kullanacak zamanı bile kalmayabilir.
Ölçülü insan ise neyin gerçekten yeterli olduğunu daha iyi bilir.
“Yeter.” diyebilmek bazen büyük bir zenginliktir.
Bu söz insanı tüketim yarışından kurtarabilir.
İsrâ Suresi'nin 27. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur:
Gerçekten ihtiyacım olmayan şeyleri neden satın alıyorum?
Başkalarını etkilemek için gereksiz harcama yapıyor muyum?
Yiyecekleri, suyu ve enerjiyi düşünmeden tüketiyor muyum?
Pahalı olan her şeye otomatik olarak israf mı diyorum?
Kendi bütçemin sınırlarını biliyor muyum?
Borçlanırken gelecekteki yükü gerçekten hesaplıyor muyum?
Çocuklarıma nimetin kıymetini öğretiyor muyum?
Kullanmadığım eşyaları değerlendirmek veya paylaşmak yerine çöpe mi atıyorum?
Allah'ın verdiği nimetler arttıkça şükrüm de artıyor mu?
Bu sorular ayetin yalnız:
“Çok para harcamayın.”
demediğini göstermektedir.
İsrâ Suresi'nin 27. ayeti şükür, tüketim, ölçü, cömertlik, savurganlık, borç, gösteriş ve nimet bilinci arasında son derece güçlü bir ahlaki bağ kurmaktadır.
Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:
Nimeti küçümseme.
Malını anlamsız yere tüketme.
Gösteriş için hayatını borca bağlama.
Yiyeceğin, suyun ve diğer kaynakların kıymetini bil.
Pahalı olan her şeyi otomatik olarak israf sayma.
Cömertlikle savurganlığı birbirine karıştırma.
İhtiyaç ile arzuyu ayırmayı öğren.
Başkalarını savurganlıkla damgalamadan önce kendi alışkanlıklarına bak.
Ve sana verilen her nimetin şükrünü onu doğru kullanarak göstermeye çalış.
Çünkü gerçek zenginlik, her istediğini satın alabilmek değildir.
Gerçek zenginlik, satın alabilecek gücü olduğu hâlde neyin gerçekten gerekli olduğunu anlayabilecek kadar irade sahibi olabilmektir.
⠀
Son Söz
⠀“Bir nimetin değerini çoğu zaman kaybettiğimizde anlıyoruz; oysa şükür, kaybetmeden önce kıymet bilmektir. Elindeki para, yiyecek, su, enerji ve diğer imkânlar sana sınırsız tüketmen için değil, hikmetle kullanman için verilmiştir. Kendine güzel şeyler al, nimetlerden yararlan ve paylaş; fakat başkalarının gözündeki görüntün uğruna hayatını tüketme. Bazen insanın gerçek zenginliği daha fazlasını alabilmesinde değil, elindekinin yeterli olduğunu fark edip ‘Buna gerçekten ihtiyacım yok’ diyebilmesindedir.”
Ersan Karavelioğlu
Sıradaki başlık önerisi: