Kehf Suresi 87. Ayette “Zülkarneyn ‘Kim Zulmederse Onu Cezalandıracağız; Sonra Rabbine Döndürülecek ve Allah da Onu Ağır Bir Azapla Cezalandıracaktır’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Gerçek adalet, güçlü olanın öfkesini kanun hâline getirmesi değil; gücünü zulmü sınırlandırmak için kullanmasıdır. Zülkarneyn kendisine verilen büyük yetkiyi kişisel intikam için değil, davranış ile karşılık arasında adil bir ölçü kurmak için kullanıyor. Üstelik dünyevî hükmün son hüküm olmadığını da biliyor: İnsan yöneticinin önüne çıkabilir, fakat en sonunda herkes bütün gerçeği bilen Allah’ın huzuruna dönecektir.”
Ersan Karavelioğlu
Kehf Suresi 87. Ayetin Anlamı Nedir
Kehf Suresi'nin 87. ayeti, Zülkarneyn'in batı yönündeki yolculuğunda karşılaştığı topluma nasıl davranacağını açıklayan ilk cevabıdır. Bir önceki ayette kendisine, o toplumla ilgili olarak cezalandırma veya güzel davranma imkânı verilmişti. Zülkarneyn ise keyfî bir tercih yapmak yerine zulmü ölçü alarak adalet esaslı bir cevap vermektedir.Ayetin anlamı genel olarak şöyledir:
Buradaki temel ayrım son derece önemlidir. Zülkarneyn bütün toplumu aynı şekilde değerlendirmiyor; zulmeden kişiyi hedef alıyor. Bir sonraki ayette ise iman edip salih amel işleyenlerin güzel karşılık göreceğini söyleyecektir. Böylece yönetiminin temeline toplu cezalandırma değil, bireysel davranış ve adalet yerleştirilmektedir.“Zülkarneyn dedi ki: ‘Kim zulmederse onu cezalandıracağız. Sonra Rabbine döndürülecek; O da onu görülmemiş bir azapla cezalandıracaktır.’”
Kehf Suresi, 18:87
Ayetteki “Kim Zulmederse” İfadesi Neden Önemlidir
Çünkü bu ifade Zülkarneyn'in cezasının insan kimliğine, soyuna veya ait olduğu topluluğa değil, işlenen zulme bağlandığını gösterir.Ayet:
“Bu topluluğun hepsini cezalandıracağız.”
demiyor.
“Kim zulmederse…”
diyor.
Bu ayrım adaletin temelidir. İnsan yalnız bir gruba ait olduğu için suçlu ilan edilemez. Bir kişinin yaptığı yanlış ailesine, kabilesine veya bütün toplumuna yüklenemez.
Ayet bize çok güçlü bir hukuk ve ahlak ilkesi düşündürür: Suç bireyselleştirilmeli, ceza da haksız biçimde masumlara taşmamalıdır.
Ayetteki Zulüm Ne Anlama Gelir
“Zulüm” Kur’an dilinde geniş anlamlı bir kavramdır. Hakkı çiğnemek, sınırı aşmak, haksızlık yapmak ve insanı veya bir değeri olması gereken yerden uzaklaştırmak gibi anlamlar taşıyabilir. Ayetin özel bağlamında Zülkarneyn'in yönetim alanındaki haksızlık ve kötülük yapan insanlardan söz edilmektedir.Burada her hata ile her zulmü aynı seviyeye koymamak gerekir. İnsan unutabilir, yanılabilir veya küçük bir kusur işleyebilir. Zulüm ise çoğu zaman başkasının hakkını çiğneyen, sınırı aşan daha ciddi bir davranış biçimidir.
Bu yüzden adalet sistemi davranışların ağırlığını ayırabilmelidir.
Her yanlış aynı değildir; adalet, farklı davranışları aynı kefeye koymamayı da gerektirir.
Zülkarneyn’in Cezalandırma Yetkisi Keyfî Bir Güç müdür
Hayır.Ayetin bağlamı, Zülkarneyn'in sahip olduğu yönetim yetkisini adalet çerçevesinde kullandığını göstermektedir. Ceza kişisel öfkeye değil, zulme bağlanmıştır.
Bu son derece önemlidir. Çünkü güçlü insanların en büyük tehlikelerinden biri kendi duygularını hukuk hâline getirmeleridir.
Bir yönetici kendisini eleştireni:
“Bana karşı geldi.”
diye cezalandırıyorsa adalet bozulur.
Kendisini öveni koruyup eleştireni ezmeye başlıyorsa hukuk kişiselleşmiş olur.
Zülkarneyn'in ölçüsü ise kendisi değildir.
Ölçü zulüm ve adalettir.
Gerçek otorite, “Ben istiyorum” demek değil; haklı olanı uygulayabilecek kadar nefsini sınırlandırabilmektir.
Dünyadaki Ceza ile Allah’ın Ahiretteki Cezası Aynı Şey midir
Hayır.Ayet iki farklı hesap alanını açık biçimde ayırmaktadır. Önce Zülkarneyn'in dünya düzeni içinde uygulayacağı bir karşılıktan söz edilir; ardından kişinin Rabbine döndürüleceği belirtilir.
Bu ayrım çok önemlidir.
Dünya mahkemesi insanın görebildiği delillere göre karar verir.
Allah ise insanın:
niyetini,
gizlediğini,
açıkça yaptığını,
şartlarını
ve bütün hakikati bilir.
Dolayısıyla dünyevî ceza Allah'ın nihai hesabının yerine geçmez.
İnsan hukuku sınırlıdır; Allah’ın adaleti ise bütün gerçeği kuşatır.
Bir İnsan Dünyada Cezasını Çekerse Ahiretteki Hesabı Kesin Olarak Bitmiş Olur mu
Bu ayetten böyle genel ve kesin bir sonuç çıkarılamaz. Ahiretteki hüküm Allah'a aittir ve insanın imanı, tevbesi, niyeti, hak ilişkileri ve diğer bütün şartları Allah tarafından eksiksiz bilinmektedir.Bu nedenle:
“Dünyada ceza aldı, ahirette kesin ceza görür.”
veya tam tersine:
“Dünyadaki cezasını çekti, ahirette kesin hiçbir hesabı kalmaz.”
gibi bütün durumlara uygulanabilecek mutlak hükümler vermek doğru değildir.
Ayetin vurgusu şudur: Dünya hesabı son hesap değildir.
İnsan mahkemeden kaçabilir.
Delil bulunmayabilir.
Gücü sayesinde cezasız kalabilir.
Ama Allah'ın huzurunda hiçbir gerçek kaybolmaz.
“Sonra Rabbine Döndürülecek” İfadesi Ne Anlama Gelir
Bu ifade insanın dünya hayatının son durak olmadığını hatırlatır.İnsan ne kadar güçlü olursa olsun sonunda Allah'a dönecektir.
Hükümdar da.
Yoksul da.
Yönetici de.
Yönetilen de.
Zalim de.
Mazlum da.
Herkes Allah'ın huzuruna çıkacaktır.
Bu gerçek, insanın dünya gücünü mutlaklaştırmasını engeller.
Bir zalim bugün:
“Bana kimse dokunamaz.”
diyebilir.
Fakat Kehf 87 ona şu gerçeği hatırlatır:
Dünyada kaçabileceğin kapılar olabilir; Allah’ın huzurundan kaçış yoktur.
Bu, mazlum için umut; zalim için ciddi bir uyarıdır.
Allah’ın Hesabı Neden İnsan Mahkemelerinden Farklıdır
Çünkü insan mahkemesi delile ihtiyaç duyar ve yalnız ulaşabildiği bilgiler üzerinden karar verir. Tanık yanılabilir, belge kaybolabilir, insan yalan söyleyebilir veya güçlü biri hukuku kendi lehine kullanmaya çalışabilir.Allah için böyle bir bilgi eksikliği yoktur.
Hiçbir davranış O'ndan saklı değildir.
Hiçbir niyet kaybolmaz.
Hiçbir mazlumun hakkı unutulmaz.
Bu nedenle ahiret hesabı, dünyevî adaletin yetişemediği yerde nihai adalet umudunu canlı tutar.
Fakat bu inanç:
“Nasıl olsa Allah ahirette hesap soracak, dünyada adalet aramayalım.”
anlamına gelmez.
Tam tersine Zülkarneyn'in kendisi dünyada zulme karşı müdahale etmektedir.
Ahirete iman, dünya adaletinden vazgeçmek değil; dünya adaletinin sınırlarını bilerek onu daha ciddi taşımaktır.
Zülkarneyn’in Tavrı Toplu Cezalandırmayı Reddediyor mu
Ayetin dili bireysel davranışı merkeze aldığı için güçlü bir şekilde bireysel sorumluluğu öne çıkarır.“Kim zulmederse…”
ifadesi, herkesi aynı kefeye koymaktan uzak bir yaklaşımdır.
Bu günlük hayatta son derece önemlidir. Bir kişinin suçu ailesine taşınamaz. Bir grubun içindeki bazı kişilerin yanlışları nedeniyle bütün grup otomatik olarak suçlanamaz.
Öfke insanı genellemeye iter.
Adalet ise ayrım yapar.
Zalime karşı çıkarken masuma zulmetmek, adalet değildir.
Bu nedenle bir topluma karşı tepki gösterirken bile bireylerin haklarını korumak gerekir.
Ceza Vermenin Amacı İntikam Olabilir mi
Adil bir hukuk düzeninde cezanın amacı kişisel öfkeyi tatmin etmek olmamalıdır. Ceza, hakkı koruma, toplumsal düzeni sağlama, suçun karşılığını belirleme ve şartlara göre caydırıcılık gibi amaçlarla bağlantılı olmalıdır.Zülkarneyn'in sözünde:
“Beni kızdıranı cezalandıracağım.”
denmiyor.
“Zulmedeni…”
deniyor.
Bu fark çok büyüktür.
İntikam:
“Benim canım yandı, onun da yansın.”
diye hareket edebilir.
Adalet ise:
“Ne oldu, kim sorumlu, hangi karşılık ölçülüdür?”
diye sorar.
Bu nedenle hukuk öfkeye teslim edildiğinde adalet zayıflar.

Güç Sahibi Birinin En Büyük Sınavlarından Biri Neden Ceza Yetkisidir
Çünkü cezalandırma yetkisi insana büyük bir üstünlük hissi verebilir.Bir yönetici birini görevden alabilir.
Bir patron çalışanı işten çıkarabilir.
Bir öğretmen disiplin uygulayabilir.
Bir ebeveyn çocuğuna yaptırım koyabilir.
Bu güçler gerekli durumlarda kullanılabilir; fakat ölçüsüz kullanıldığında zulme dönüşebilir.
İnsan özellikle öfkeliyken daha ağır ceza vermeye meyledebilir.
Bu nedenle güç sahibinin kendisine şu soruyu sorması gerekir:
“Ben şu anda hakkı mı koruyorum, yoksa öfkemi mi tatmin ediyorum?”
Bu soru bazen büyük haksızlıkları önleyebilir.

Zülkarneyn’in Adalet Anlayışı Günümüz Yöneticilerine Ne Söyler
En temel mesaj şudur: Yetki, kişisel mülk değildir.Yönetici kendisine verilen gücü kendi ailesinin, çevresinin veya kişisel çıkarlarının hizmetine tahsis ederse emanet anlayışı bozulur.
Adil yönetimde kişinin kim olduğu değil, ne yaptığı önemlidir.
Yakının zulmediyorsa zulüm yanlıştır.
Rakibin iyi bir iş yaptıysa iyi işin hakkı teslim edilmelidir.
Bu çok zor bir ahlaki sınavdır.
İnsan sevdiğine karşı yumuşak, sevmediğine karşı sert olmak isteyebilir.
Ama adalet:
“Kişiye göre değil, hakka göre karar ver.”
der.
Zülkarneyn'in kıssasının gücü burada ortaya çıkar.

Bu Ayet Anne Baba ve Öğretmenlere de Bir Ölçü Sunar mı
Evet, fakat doğrudan devlet cezasıyla aile veya okul disiplinini eşitlemeden.Ayetin genel adalet ilkesi aile ve eğitim hayatında da düşünülebilir.
Bir çocuk hata yaptığında:
“Sen zaten kötüsün.”
demek yerine davranışın kendisi konuşulmalıdır.
Bir öğretmen sevdiği öğrenciye ayrı, sevmediğine ayrı ölçü uygulamamalıdır.
Bir anne-baba iki kardeş aynı hatayı yaptığında birine ağır, diğerine hafif davranıyorsa çocuklar adaletsizliği hisseder.
Disiplinin güvenilir olabilmesi için ölçüsü kişiye göre değişmemelidir.
İnsan davranışı düzeltmeye çalışmalı, çocuğun bütün kişiliğini cezalandırmamalıdır.

Zulüm Yapan Birinin Değişme ve Tevbe Etme İhtimali Var mıdır
Evet. İnsan yaşadığı sürece tevbe ve değişim imkânı vardır.Kehf 87 zulmü hafife almaz. Fakat bir insanın bugün zalimce davranmış olması, onun ömrünün sonuna kadar değişmeyeceğini bizim kesin olarak ilan edebileceğimiz anlamına gelmez.
İnsan pişman olabilir.
Hakkı geri verebilir.
Özür dileyebilir.
Tevbe edebilir.
Davranışını değiştirebilir.
Bu nedenle adalet ile ümit birbirini yok etmez.
Yanlışa yanlış de, fakat insanın dönüş ihtimalini Allah adına kapatma.
Özellikle kul hakkı varsa yalnız sözlü pişmanlık değil, mümkün olduğunca hakkın iadesi ve zararın telafisi de önemlidir.

Ahiret Hesabına İnanmak Mazluma Nasıl Bir Umut Verir
Dünyada her hak tamamen alınamayabilir.Bazı suçlar ortaya çıkmaz.
Bazı güçlü insanlar cezadan kaçabilir.
Bazı mazlumlar hayatları boyunca adaletin gerçekleştiğini göremeyebilir.
Eğer insan hayatı yalnız dünyadan ibaret görülürse bu tür durumlar büyük bir adalet boşluğu oluşturur.
Ahiret inancı ise şu güveni verir:
Hiçbir gerçek iyilik kaybolmaz ve hiçbir zulüm Allah’ın bilgisinden kaçmaz.
Bu, mazlumun acısını küçümsemek değildir.
“Boş ver, ahirette alırsın.”
deyip dünya adaletini ihmal etmek de değildir.
Tam tersine mümin hem dünyada hakkı savunur hem de eksik kalan nihai hesabın Allah katında tamamlanacağına inanır.

Bu Ayet Bize Gücün Geçiciliğini Nasıl Hatırlatır
Zülkarneyn büyük bir güç sahibidir; fakat onun konuşmasında dahi son söz kendisine ait değildir.Zalim kişi sonunda:
“Rabbine döndürülecek.”
Bu cümle aslında Zülkarneyn'in kendi gücünü de sınırlar.
O da Allah'ın kuludur.
O da bir gün Rabbine dönecektir.
Bu nedenle gerçek mümin lider:
“Ben son merciyim.”
diye düşünmez.
Kendisinin üzerinde Allah'ın hükmü bulunduğunu bilir.
Bu bilinç gücü ahlaken sınırlandırır.
Hesap vereceğini bilen güç ile kendisini dokunulmaz gören güç aynı değildir.
Ahirete iman, otorite sahibinin nefsine karşı en güçlü frenlerden biri olabilir.

Kehf Suresi 86–88. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
- ayette Zülkarneyn batı yönündeki yolculuğunun uzak bir noktasına ulaşmış, güneşi ufukta koyu bir su alanında batıyor gibi görmüş ve orada bir toplumla karşılaşmıştı. Kendisine o toplum karşısında nasıl davranacağı konusunda bir sorumluluk alanı verilmişti.
- ayette Zülkarneyn yönetim ilkesinin ilk tarafını açıklar: Zulmeden kişi karşılık görecek ve ardından Allah'ın huzuruna dönecektir. Böylece dünyevî adalet ile ahiret hesabı birlikte anılır.
- ayette ise adaletin ikinci tarafı açıklanacaktır. İman edip salih amel işleyen kimsenin güzel bir karşılık göreceği ve Zülkarneyn'in ona işlerinde kolaylık sağlayacağı bildirilecektir.

Kehf Suresi 87. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Güç senin elinde olabilir; fakat son hüküm senin değildir.
Zülkarneyn cezalandırma yetkisine sahiptir ama kişinin sonunda Rabbine döneceğini açıkça hatırlatır.
Bu bilinç iki büyük kibri kırar.
Zalim:
“Bana kimse hesap soramaz.”
diyemez.
Yönetici de:
“Son söz benim.”
diyemez.
Her iki tarafın üzerinde Allah vardır.
Bu nedenle ayetin ruhu şu cümlede özetlenebilir:
Dünyada adaleti uygula ama kendini mutlak hâkim sanma; çünkü hükmün de, gücün de, ömrün de Allah’ın huzurunda sona erecektir.

Kehf Suresi 87. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
Kehf Suresi'nin 87. ayeti, Zülkarneyn'in gücünün gerçek karakterini ilk kez açık biçimde ortaya koymaktadır. Ona büyük imkânlar verilmiş, uzak bölgelere ulaşmış ve artık karşısında yönetim sorumluluğu taşıdığı insanlar bulunmaktadır. İşte tam bu noktada gücünün neye hizmet edeceği belli olmaya başlar.Zülkarneyn'in ilk ölçüsü zulümdür.
İnsanların kimliğine bakmıyor.
Hangi aileden geldiklerine bakmıyor.
Hangi topluluktan olduklarına göre toplu hüküm vermiyor.
“Kim zulmederse…”
diyor.
Bu cümle gerçek adaletin temelini oluşturur: Davranış üzerinden sorumluluk.
Bu ölçü bugün de son derece değerlidir. İnsanlar bazen bir kişinin yaptığı yanlışı bütün ailesine, bütün milletine veya bütün grubuna taşımaya eğilimlidir.
Oysa adalet kişiselleştirilmelidir.
Suçu işleyen kimse, sorumluluk ona ait olmalıdır.
Masum bir insan, başkasının fiili nedeniyle cezalandırılmamalıdır.
Toplu öfke çoğu zaman adaleti körleştirir.
Ayet ayrıca cezalandırma yetkisinin ahlakını öğretir. Zülkarneyn güçlüdür ve ceza verebilir. Fakat yetkisinin dayanağı kişisel ego değildir.
Bu çok önemlidir.
Çünkü insan güç sahibi olduğunda karşısındaki kişinin:
“Beni eleştirdi.”
“Bana saygı göstermedi.”
“Benim sözümü dinlemedi.”
gibi kişisel davranışlarını ahlaki suçlarla karıştırabilir.
İşte burada yönetici nefsini hukuktan ayırmak zorundadır.
Sana karşı olmak ile zulmetmek aynı şey değildir.
Eleştiri her zaman isyan değildir.
Muhalefet her zaman kötülük değildir.
Bir insanın senden hoşlanmaması suç değildir.
Adalet, yöneticinin kendi benliğini toplumun hakkıyla karıştırmamasını gerektirir.
Kehf 87 bu açıdan son derece güçlü bir liderlik ölçüsü verir.
Ayetin ikinci büyük mesajı, dünya cezasının son söz olmadığıdır. Zülkarneyn:
“Ben cezalandırırım ve her şey biter.”
demiyor.
Ardından:
“Sonra Rabbine döndürülecek.”
diyor.
Bu ifade aslında Zülkarneyn'in kendi yetkisine çizdiği manevi sınırdır.
O dünyada hüküm verebilir.
Fakat kalpleri tam olarak bilemez.
Bütün gizli ayrıntıları kuşatamaz.
Nihai hüküm Allah'ındır.
Bu, bütün yöneticilerin hatırlaması gereken büyük bir ilkedir:
Sen hâkim olabilirsin ama Allah değilsin.
Sen yönetici olabilirsin ama mutlak hüküm sahibi değilsin.
Sen ceza verebilirsin ama kişinin bütün hakikatini bilmiyorsun.
Bu bilinç, otoriteyi daha ihtiyatlı ve adil hâle getirebilir.
Kehf 87 aynı zamanda mazlum için büyük bir umut taşır.
Dünyadaki adalet sistemleri kusurlu olabilir.
Bazen suçlu bulunamaz.
Bazen güçlü kişi delilleri yok eder.
Bazen para, nüfuz veya makam insanların hakkını almasını zorlaştırır.
Bazen bir insan bütün ömrü boyunca uğradığı haksızlığın karşılığını göremez.
Ayet bütün bu eksikliklerin ötesinde Allah’ın nihai hesabını hatırlatır.
Mazlumun hakkı Allah'ın bilgisinden kaybolmaz.
Bu inanç, insanın dünyadaki adalet arayışını gereksiz hâle getirmez.
Tam tersine ona manevi bir temel sağlar.
Çünkü mümin şöyle düşünür:
“Allah adildir; ben de gücüm yettiğince adalet için çalışmalıyım.”
Ahirete inanmak dünyadan kaçmak değildir.
Dünyayı Allah'ın ölçülerine göre daha adil kılmaya çalışmaktır.
Ayetin bize verdiği bir başka önemli ders de cezanın insanın bütün kimliğine dönüşmemesi gerektiğidir.
Bir insan zulmedebilir.
Bu ağır bir yanlıştır.
Ama insan yaşadığı sürece tevbe kapısı tamamen kapanmış değildir.
Dolayısıyla:
“Sen artık sonsuza kadar kötüsün.”
diyerek insanın geleceğini mutlak biçimde mühürlemek bize ait değildir.
Adalet davranışa karşılık verir.
Tevbe ise insanın yönünü değiştirebilme ihtimalini açık tutar.
Bu iki değer birbirine zıt değildir.
Merhamet suçu inkâr etmek değildir; adalet de insanın değişme ihtimalini yok saymak değildir.
Bir insan başkasının malını aldıysa geri vermelidir.
Birini kırdıysa mümkünse telafi etmelidir.
Bir haksızlık yaptıysa yalnız:
“Allah affetsin.”
demekle yetinmemeli, zarar verdiği insanın hakkını da düşünmelidir.
Çünkü tevbe, mümkün olduğunca davranış değişikliği ve telafiyle güçlenir.
Kehf 87 iş hayatı açısından da önemli bir ölçü sunar.
Bir patron çalışanlarının üzerinde ciddi güce sahiptir.
Maaş.
Görev.
İşten çıkarma.
Terfi.
Bu yetkiler kişisel hoşlanma üzerinden kullanılmaya başlarsa adalet bozulur.
Sevdiği çalışan hata yaptığında görmezden gelip sevmediği kişiye aynı hata için ağır ceza vermek zulüm doğurabilir.
Sağlıklı yönetim için kurallar mümkün olduğunca açık, tutarlı ve ölçülü olmalıdır.
Aynı ilke ailede de geçerlidir.
Anne-baba bir çocuğa:
“Sen benim favorimsin.”
diye ayrıcalık tanıyıp diğerine sürekli ağır davranırsa kardeşler arasında derin yaralar oluşabilir.
Adalet evde başlar.
Çocuğa sevgini eşit biçimde göstermek başka, her çocuğun ihtiyacına göre davranmak başka olabilir; fakat haksız ayrımcılık güveni yok eder.
Kehf 87 bize adaletin öfke anında daha çok gerekli olduğunu da öğretir.
İnsan sakin olduğunda adaletli olmak kolaydır.
Asıl sınav kızdığında gelir.
Birisi seni aşağılamış.
Sinirlisin.
Elinde de güç var.
İşte o anda:
“İstediğimi yapabilirim.”
demek kolaydır.
Ahlak ise şunu söyler:
“Yapabilirim ama hakkım olmayanı yapmayacağım.”
Bu cümle gerçek güçtür.
Kendini kontrol edemeyen insan başkasını kontrol etse bile tam anlamıyla güçlü değildir.
Nefsini adaletle sınırlandırabilen insan ise büyük bir ahlaki güç taşır.
Ayetin ahiret vurgusu bu öz denetimi daha da güçlendirir.
Çünkü insan:
“Kimse görmedi.”
diyebilir.
Ama Allah görür.
“Bunu kimse kanıtlayamaz.”
diyebilir.
Ama Allah bilir.
“Ben güçlü olduğum için sonuç çıkmaz.”
diyebilir.
Ama Allah'ın huzurunda makam, para ve nüfuz dünyadaki anlamını kaybeder.
Ahiret inancı, gizli zulmün bile hesabı olduğunu insana hatırlatır.
Bu yüzden gerçek iman yalnız ibadet anında değil, güç kullanırken de ortaya çıkar.
Zülkarneyn'in:
“Sonra Rabbine döndürülecek.”
demesi kendi liderliğine de bir sınır çiziyor gibidir.
O da biliyor ki dünya hükmü geçicidir.
İşte böyle bir lider, gücünün sarhoşluğuna daha az kapılır.
Çünkü tacın üzerinde Allah'ın hükmünü görür.
Kehf Suresi'nin 87. ayeti bugün bize şu soruları sordurur: Birine kızdığımda adaletimi kaybediyor muyum? Yetkim olduğunda sevdiğimle sevmediğime farklı ölçüler mi uyguluyorum? Bir grubun içindeki bazı insanların yanlışını bütün gruba mı yayıyorum? Haksızlıktan kaçarken bir gün Allah’ın huzuruna çıkacağımı gerçekten hatırlıyor muyum?
Bu sorular ayetin yalnız Zülkarneyn'in zulmedenleri cezalandıracağını söylemesini anlatmadığını; güç, bireysel sorumluluk, hukuk, hesap verebilirlik, ahiret ve adaletin öfkeye üstün gelmesi hakkında çok kapsamlı bir hayat ölçüsü sunduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak Kehf 87 bize şunu öğretmektedir: Zülkarneyn kendisine verilen büyük gücü keyfî biçimde kullanmamış, zulmedenle diğer insanları birbirinden ayırmış ve dünyevî adaletin ardından herkesin Allah'ın huzuruna döneceğini hatırlatmıştır. Böylece gerçek liderliğin yalnız ceza verebilmek değil, cezayı adaletle sınırlandırmak ve kendi gücünün üzerinde Allah’ın hükmünün bulunduğunu bilmektir.
Zulme sessiz kalma.
Ama zalime karşı çıkarken masuma haksızlık etme.
Gücünü intikam için kullanma.
Kendini son hüküm sahibi sanma.
Ve karar verirken şu gerçeği unutma:
Dünyada sana hesap sorulmayacağını düşünebilirsin; fakat herkesin en sonunda döneceği makam, hiçbir haksızlığın saklanamayacağı Allah’ın huzurudur.
⠀
Son Söz
⠀“Zülkarneyn’in büyüklüğü cezalandırabilecek kadar güçlü olmasında değil, gücünü zulmün sınırında tutabilmesindeydi. Sen de bir gün bir insan üzerinde yetki sahibi olduğunda öfkeni hukuk, sevdiğini ayrıcalık ve gücünü dokunulmazlık sanma. Zalime karşı adil ol, masumun hakkını koru ve verdiğin her hükmün üzerinde Allah’ın hükmü bulunduğunu hatırla. Çünkü dünya makamları geçicidir; sonunda yönetici de yönetilen de aynı Rabbin huzuruna dönecektir.”
Ersan Karavelioğlu