📖 İsrâ Suresi 26. Ayette “Akrabaya Hakkını Ver; Yoksula ve Yolda Kalmışa da Hakkını Ver, Fakat Saçıp Savurma” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,756
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İsrâ Suresi 26. Ayette “Akrabaya Hakkını Ver; Yoksula ve Yolda Kalmışa da Hakkını Ver, Fakat Saçıp Savurma” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan sahip olduğu nimetlerin yalnız kendisine ait bir ayrıcalık olmadığını fark ettiğinde paylaşmanın anlamı değişir. Akrabayı gözetmek, yoksulun ihtiyacına duyarlı olmak ve yolda kalmışa el uzatmak merhametin davranışa dönüşmesidir. Fakat iyilik yaparken bile ölçüyü kaybetmemek gerekir; çünkü cömertlik ile savurganlık aynı şey değildir. Gerçek denge, ne cimrilikle kalbi kapatmak ne de düşüncesizce nimeti tüketmektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İsrâ Suresi 26. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 26. ayeti, insanın sahip olduğu imkânları yalnız kendisi için kullanmamasını; akrabasını, ihtiyaç sahibini ve yolda kalmış kişiyi gözetmesini, fakat bunu yaparken de malını ölçüsüz biçimde saçıp savurmamasını öğütlemektedir.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Akrabaya hakkını ver; yoksula ve yolda kalmışa da hakkını ver. Fakat malını saçıp savurma.”
İsrâ Suresi, 17:26
Bu ayet son derece önemli bir denge kurmaktadır.

Bir tarafta:

Paylaşmak.

Diğer tarafta:

Ölçülü olmak.

Yani Kur’an:

“Malını yalnız kendine sakla.”

demez.

Ama:

“Ne yaptığını düşünmeden her şeyi dağıt.”

da demez.

Cömertlik ile sorumluluk birlikte yürütülür.

2️⃣ “Akrabaya Hakkını Ver” Ne Anlama Gelir ❓​

Akraba hakkı yalnız maddi yardımdan ibaret değildir.

Akraba:

Aranır.

Sorulur.

Zor zamanda yalnız bırakılmaz.

İmkân varsa maddi destek sağlanır.

Hasta olduğunda ilgilenilir.

Düğününde, cenazesinde, sıkıntısında yanında olunur.

Aile bağları mümkün olduğunca korunur.

Dolayısıyla:

“Hakkını ver.”

ifadesi geniş bir sorumluluk alanı oluşturur.

Her akrabanın ihtiyacı aynı değildir.

Birinin paraya ihtiyacı vardır.

Diğerinin yalnızca bir telefon beklediği olabilir.

Bir başkası hastaneye götürülecek birine ihtiyaç duyabilir.

Akrabalık hakkı bazen parayla, bazen zamanla, bazen de ilgiyle ödenir.

3️⃣ Akrabaya Yardım Neden Özellikle Vurgulanmıştır ❓​

Çünkü insan bazen çok uzak insanlara yardım ederken kendi ailesindeki ihtiyacı görmeyebilir.

Bu elbette uzak insana yardımın yanlış olduğu anlamına gelmez.

Ama insanın en yakınındaki sorumluluklarını tamamen unutması dengeli değildir.

Bir akraba gerçekten ihtiyaç içerisindeyse ve sen yardım edebilecek durumdaysan onu gözetmek hem sosyal dayanışmayı hem aile bağlarını güçlendirebilir.

İyilik en uzak noktadan başlamadan önce bazen yanı başımızdaki insanı fark etmekle başlar.

Ayrıca akrabaya yapılan destek sadece maddi problemi çözmez.

Aile içerisinde güven duygusunu da güçlendirebilir.

İnsan:

“Zor durumda kalırsam ailem beni tamamen yalnız bırakmaz.”

duygusunu hissedebilir.

4️⃣ Akrabanın “Hakkı” Her İstediğini Vermek midir ❓​

Hayır.

Akrabaya hakkını vermek:

“Ne isterse yapmak zorundasın.”

anlamına gelmez.

Bir akraba senden haksız bir şey isteyebilir.

Borç alıp sürekli geri ödemeyebilir.

Seni kullanmaya çalışabilir.

Haram bir işe destek isteyebilir.

Bu durumda sınır koymak mümkündür.

Akrabalık, haksızlığı meşru yapmaz.

Yardım etmek ile sömürülmeye izin vermek aynı şey değildir.

İnsan mümkün olduğunca güzel bir üslupla:

“Buna yardımcı olamam.”

diyebilir.

Ama imkan varsa gerçek bir ihtiyacı farklı biçimde karşılayabilir.

5️⃣ Yoksulun Hakkını Vermek Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin ikinci grubu ihtiyaç sahipleridir.

Yoksulluk yalnız:

“Hiçbir şeyi olmayan insan.”

demek değildir.

Bazı insanlar çalışır fakat geliri temel ihtiyaçlarına yetmez.

Bazıları borç içindedir.

Bazıları hastalık nedeniyle geçimini sağlayamaz.

Bazıları çocuklarını okutmakta zorlanır.

Ayet insanı bu insanların durumuna duyarlı olmaya çağırır.

Toplum yalnız güçlülerin rahat yaşadığı bir yer olmamalıdır.

İmkânı olan insan ihtiyaç sahibine destek verebilir.

Bu destek:

Para.

Gıda.

Kıyafet.

Eğitim.

İş imkânı.

gibi birçok biçimde olabilir.

6️⃣ Yardım Etmek Sadece Para Vermek midir ❓​

Hayır.

Bazen insana para vermekten daha değerli bir yardım vardır.

İş bulmasına yardım etmek.

Meslek öğretmek.

Eğitim desteği sağlamak.

Bir problemi çözmesine aracılık etmek.

Doğru bilgi vermek.

Bir yaşlıyı hastaneye götürmek.

Bunların hepsi büyük iyilik olabilir.

İdeal yardım yalnız bugünü kurtarmak değil, mümkünse insanın yarın kendi ayakları üzerinde durmasına da katkı sağlamaktır.

Elbette acil ihtiyaç varsa önce o karşılanır.

Aç insana uzun ekonomik teori anlatılmaz.

Önce ihtiyacı görülür.

Sonra mümkünse kalıcı çözüm aranır.

7️⃣ Yardım Ederken İnsanın Onurunu Korumak Neden Önemlidir ❓​

İhtiyaç sahibi olmak insanın değerini azaltmaz.

Bir insan ekonomik sıkıntı yaşayabilir.

Bu onu aşağılanacak biri yapmaz.

Yardım ederken:

Fotoğrafını çekmek.

İnsanların önünde küçük düşürmek.

“Ben olmasam aç kalırdın.”

demek.

yapılan iyiliğin ruhuna zarar verebilir.

Yardımın en güzel hâllerinden biri, ihtiyaç sahibinin onurunu koruyan yardımdır.

Bazen gizli yardım bu nedenle çok değerlidir.

Karşıdaki insan ihtiyacını giderir ama toplum önünde teşhir edilmez.

İyilik, gösteriye dönüşmek zorunda değildir.

8️⃣ “Yolda Kalmışa Hakkını Ver” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin işaret ettiği gruplardan biri de yolcu veya yolculuk sırasında imkânını kaybetmiş kişidir.

Bir insan normal hayatında varlıklı olabilir.

Ama seyahat sırasında:

Parasını kaybedebilir.

Kartlarına ulaşamayabilir.

Aracı bozulabilir.

Yabancı bir yerde kalabilir.

Bu durumda geçici olarak yardıma ihtiyaç duyabilir.

İşte ayet insanın ihtiyacını yalnız sürekli yoksulluğa bağlamamaktadır.

Bazen varlıklı bir insan bile belirli bir anda çaresiz kalabilir.

İnsanlık, ihtiyacın geldiği anda el uzatabilmektir.

9️⃣ Günümüzde “Yolda Kalmış” Kavramı Nasıl Anlaşılabilir ❓​

Günümüzde ulaşım şekilleri değişmiştir.

Ama ihtiyaç gerçeği değişmemiştir.

Başka şehirde mahsur kalan biri olabilir.

Pasaportunu veya parasını kaybetmiş bir yolcu olabilir.

Eve dönemeyen bir öğrenci olabilir.

Acil ulaşım ihtiyacı doğmuş biri olabilir.

Böyle kişilere:

Bilet almak.

Yol masrafına destek olmak.

Güvenli bir yere ulaşmasına yardımcı olmak.

gibi davranışlar ayetin ruhuyla uyumlu olabilir.

Ancak günümüzde dolandırıcılık ihtimalinin de bulunduğu unutulmamalıdır.

Merhametli olmak, tedbirsiz olmak değildir.

Yardım ederken makul ölçüde doğrulama yapılabilir.

🔟 “Saçıp Savurma” Ne Demektir ❓​

Saçıp savurma, nimetin ölçüsüz, gereksiz veya yanlış biçimde harcanması anlamına gelir.

İnsan parasını hiçbir fayda olmadan tüketebilir.

Gösteriş için gereksiz harcamalar yapabilir.

Kullanmayacağı şeyleri sırf başkalarına göstermek için satın alabilir.

Yiyecekleri çöpe atabilir.

Sahip olduğu kaynakları değersiz biçimde tüketebilir.

Ayet buna karşı açık bir sınır koymaktadır:

Nimet vardır diye sınırsız tüketme hakkı yoktur.

Mal insanın elinde emanettir.

İnsan onun nasıl kullanıldığından sorumludur.

1️⃣1️⃣ İsraf ile Saçıp Savurma Arasında Fark Var mıdır ❓​

Bu kavramlar birbirine yakın anlamlar taşır ve günlük kullanımda sık sık birbirinin yerine kullanılabilir.

Ancak genel olarak israf, meşru bir şeyde bile ölçüyü aşmayı; saçıp savurma ise malı anlamsız, yanlış veya gereksiz yerlere dağıtmayı düşündürebilir.

Örneğin:

İhtiyacından çok fazla yemek hazırlayıp çöpe atmak israftır.

Parayı tamamen anlamsız ve zararlı alanlarda tüketmek ise saçıp savurmaya daha açık bir örnek olabilir.

Asıl ortak mesaj şudur:

Malın kullanımında ölçü ve sorumluluk bulunmalıdır.

İslam ne cimriliği ne savurganlığı ideal görür.

1️⃣2️⃣ Pahalı Bir Şey Almak Her Zaman İsraf mıdır ❓​

Hayır.

Bir ürünün pahalı olması tek başına onun israf olduğu anlamına gelmez.

İnsan çok kaliteli bir ürün alabilir.

İmkânı vardır.

Gerçekten kullanacaktır.

Bütçesine zarar vermiyordur.

Bu durumda sırf fiyat yüksek diye otomatik olarak:

“Haram israf.”

demek doğru değildir.

İsraf değerlendirmesinde:

İhtiyaç.

Maddi imkân.

Niyet.

Kullanım.

Ölçü.

gibi unsurlar önemlidir.

Aynı harcama bir kişi için normal, başka biri için aşırı olabilir.

Bu nedenle başkalarının harcamalarını dışarıdan görüp kolayca hüküm vermek yerine insan önce kendi bütçesini sorgulamalıdır.

1️⃣3️⃣ Kendimize Güzel Şeyler Almak Yanlış mıdır ❓​

Hayır.

İnsan helal kazancıyla güzel şeylerden yararlanabilir.

Güzel giyinebilir.

İyi evde yaşayabilir.

Tatile gidebilir.

Sevdiği eşyayı alabilir.

İslam insanın bütün nimetlerden kaçmasını istemez.

Asıl mesele dengedir.

Kendisi lüks içinde yaşarken yanı başındaki zorunlu sorumluluğunu tamamen unutuyorsa problem olabilir.

Ya da aldığı şeyler yüzünden borca batıyorsa tekrar düşünmesi gerekir.

Nimetten yararlanmak başka, nimetin kontrolünü kaybetmek başkadır.

Mümin hem şükreder hem ölçülü davranmaya çalışır.

1️⃣4️⃣ Cömertlik ile Savurganlık Arasındaki Sınır Nedir ❓​

Cömertlik, insanın malını anlamlı ve hayırlı biçimde paylaşmasıdır.

Savurganlık ise ölçünün ve hikmetin kaybolmasıdır.

Bir insan ihtiyacı olan kişiye yardım eder.

Bu cömertliktir.

Ama ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak hâle gelip bütün parasını düşünmeden dağıtıyorsa burada denge problemi olabilir.

Aynı şekilde:

“Ben cömertim.”

diyerek gösteriş amacıyla büyük paralar saçmak da sağlıklı değildir.

Gerçek cömertlik akıl, merhamet ve sorumlulukla birlikte yürür.

İyilik yapmak, diğer meşru sorumlulukları tamamen yok saymak değildir.

1️⃣5️⃣ Yardım Ederken Önce Aileyi mi, Başkalarını mı Düşünmek Gerekir ❓​

İnsanın bakımından sorumlu olduğu kişilerin haklarını ihmal etmemesi gerekir.

Eş.

Çocuk.

Anne baba.

Gerçekten ihtiyaç içerisindeki yakınlar.

Bunların hakkını tamamen yok sayarak dışarıya yardım dağıtmak doğru denge olmayabilir.

Ancak bu:

“Ailem var, başkasına hiç yardım etmem.”

anlamına da gelmez.

İnsan bütçesini dengeli biçimde düzenleyebilir.

Önce zorunlu sorumluluklarını yerine getirir.

Sonra imkânına göre daha geniş çevreye destek olabilir.

İyilik, bir hakkı yerine getirirken başka bir hakkı ezmemelidir.

1️⃣6️⃣ Günümüzde Savurganlığın En Yaygın Biçimleri Nelerdir ❓​

Savurganlık yalnız çok para harcamak değildir.

Yiyecekleri çöpe atmak.

Kullanılabilir eşyaları sırf modası geçti diye sürekli değiştirmek.

Gösteriş için gereksiz borçlanmak.

Enerjiyi ve suyu bilinçsiz kullanmak.

İhtiyaç olmadığı hâlde sürekli tüketmek.

bunlar da savurganlık bilinci açısından düşünülebilir.

Modern tüketim kültürü insana sürekli:

“Daha fazlasını al.”

diyebilir.

İnsan sahip olduğu şeyden memnun olmakta zorlanabilir.

Yeni telefon.

Yeni araç.

Yeni kıyafet.

Sürekli yenisi.

Ayet ise insana:

“Tüketmeden önce düşün.”

bilinci kazandırmaktadır.

1️⃣7️⃣ İsrâ Suresi 23–26. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

Bu ayetlerde ahlakın çevresi adım adım genişlemektedir.

23. ayette:

Anne babaya iyilik emredildi.

24. ayette:

Anne babaya merhamet, tevazu ve dua öğretildi.

25. ayette:

Allah'ın insanın içini bildiği ve kendisine yöneleni bağışladığı hatırlatıldı.

26. ayette ise aile çevresi daha da genişletilerek:

Akraba, yoksul ve yolda kalmış insanın hakkı gündeme getirilmektedir.

Böylece Kur’an insanı yalnız kendi bireysel ibadetine kapatmaz.

Anne babadan başlayarak topluma doğru açar.

Gerçek kulluk, insan ilişkilerinde de sorumluluk üretir.

1️⃣8️⃣ İsrâ Suresi 26. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Sahip olduğun şeyde başkasının hakkını da gör, fakat iyilik yaparken ölçüyü kaybetme.

İnsan:

“Bu para benim, istediğim gibi kullanırım.”

diye düşünebilir.

Fakat İslam insanın malına sorumluluk bilinci kazandırır.

Aile hakkı vardır.

Yoksulun ihtiyacı vardır.

Toplumsal dayanışma vardır.

Aynı zamanda kişinin kendi ihtiyaçları ve gelecekteki sorumlulukları da vardır.

Bu nedenle ayet iki uçtan da uzaklaştırır:

Cimrilikten.

ve

Savurganlıktan.

Gerçek denge:

Paylaş ama düşünerek paylaş; kullan ama ölçülü kullan.

1️⃣9️⃣ İsrâ Suresi 26. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 26. ayeti, akrabanın, yoksulun ve yolda kalmış insanın gözetilmesini; insanın sahip olduğu nimetleri başkalarının ihtiyaçlarına karşı tamamen kapatmamasını ve aynı zamanda malını ölçüsüz biçimde saçıp savurmamasını öğütlemektedir.

Bu ayetin ilk büyük mesajı, malın yalnız bireysel haz aracı olmadığıdır.

İnsan kazandığı malın mülkiyetine sahip olabilir.

Ama İslam ona aynı zamanda sorumluluk yükler.

Ailesini düşünür.

Akrabasını gözetir.

İhtiyaç sahibini unutmaz.

Toplumdaki zor durumda olan insana tamamen duyarsız kalmaz.

Mülkiyet hakkı, merhamet sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

İkinci büyük mesaj, akrabalık bağlarının korunmasıdır.

İnsan bazen maddi olarak yükseldikçe ailesinden uzaklaşabilir.

Zenginleşir.

Yeni çevre edinir.

Eski akrabalarını küçümsemeye başlayabilir.

Ayet bunun tersine akrabanın hakkını hatırlatmaktadır.

İnsan yükseldikçe köklerini küçümsememelidir.

İmkânı varsa ailesindeki gerçek ihtiyacı görmelidir.

Üçüncü büyük mesaj, yoksulu insan olarak görmektir.

Yoksul yalnız yardım listesinde bir rakam değildir.

Onuru olan insandır.

Ailesi vardır.

Hayalleri vardır.

Belki hayat şartları onu zorlamıştır.

Bu nedenle yardım ederken onu aşağılamamak gerekir.

İyiliğin amacı yalnız açlığı gidermek değil, insanın onurunu da korumaktır.

Dördüncü büyük mesaj, geçici ihtiyaçların da görülmesidir.

Yolda kalmış insan her zaman yoksul değildir.

Ama o anda desteğe ihtiyaç duyar.

Bu bize toplumdaki yardımı sadece kalıcı ekonomik sınıflarla sınırlamamayı öğretir.

Bazen insanın ihtiyacı bir günlüktür.

Ama o bir günlük yardım hayatında çok büyük anlam taşıyabilir.

İyilik, ihtiyacın süresine değil gerçekliğine bakar.

Beşinci büyük mesaj, yardımın farklı biçimlerde olabileceğidir.

Herkes para veremeyebilir.

Ama zaman verebilir.

Bilgi verebilir.

Bir iş fırsatı sağlayabilir.

Birinin yükünü taşıyabilir.

Bir öğrencinin eğitimine destek olabilir.

Bu açıdan herkesin iyilik kapasitesi farklıdır.

Paylaşacak şeyi olmayan insan neredeyse yoktur; bazen paylaşılacak şey paradır, bazen emek, bazen bilgidir.

Altıncı büyük mesaj, cömertlik ile savurganlığı ayırmaktır.

İnsan büyük para dağıtıyor diye otomatik olarak cömert sayılmaz.

Bunu gösteriş için yapabilir.

Düşüncesizce harcayabilir.

Gerçek cömertlik ihtiyaç ile imkânı doğru buluşturur.

Cömertlik hikmetli paylaşım, savurganlık ise ölçüsüz tüketimdir.

Bu ayrım çok önemlidir.

Yedinci büyük mesaj, aile sorumluluğunu ihmal etmemektir.

İnsan dışarıya çok yardım edip kendi evindeki temel sorumlulukları aksatıyorsa dengeyi yeniden düşünmelidir.

Çocuklarının zorunlu ihtiyacını karşılamadan gösteriş için büyük yardım dağıtmak doğru olmayabilir.

İyilik başka bir hakkı ezmemelidir.

Hayır yapmanın da bir adabı ve dengesi vardır.

Sekizinci büyük mesaj, harcamada niyet kadar sonuçları da düşünmektir.

Bir insan:

“Ben iyi niyetliyim.”

diyerek mali kararlarının sonuçlarını tamamen göz ardı edemez.

Büyük borca girip ailesini zor durumda bırakabilir.

Gereksiz alışveriş alışkanlığı oluşturabilir.

İyilik niyeti güzel olsa bile akıl ve planlama gerekir.

Sorumlu insan yalnız bugünkü harcamayı değil, yarınki sonucunu da düşünür.

Dokuzuncu büyük mesaj, tüketim kültürüne karşı bilinçli olmaktır.

Modern dünyada insan sürekli daha fazlasını almaya teşvik edilir.

Yeni model.

Yeni moda.

Yeni kampanya.

Yeni ihtiyaç.

Bir süre sonra insan ihtiyaç ile arzu arasındaki farkı kaybedebilir.

Ayet bu döngünün ortasında güçlü bir kelime söyler:

“Saçıp savurma.”

Yani:

Dur.

Düşün.

Gerçekten ihtiyacın var mı?

Bu para daha anlamlı bir yerde kullanılabilir mi?

Bu sorular tüketimi bilinçli hâle getirir.

Onuncu büyük mesaj, nimetlerin kıymetini bilmektir.

Yiyecek çöpe atılıyorsa...

Su gereksiz akıyorsa...

Kullanılabilir eşya hiç düşünmeden atılıyorsa...

insan sahip olduğu nimetin değerini unutmuş olabilir.

Şükür yalnız:

“Allah'a şükür.”

demek değildir.

Nimeti doğru kullanmak da şükrün bir parçasıdır.

İnsan elindekinin kıymetini bildikçe savurganlık azalabilir.

On birinci büyük mesaj, yardımda gösterişten uzaklaşmaktır.

İnsan iyilik yapar.

Sonra herkese anlatır.

Karşıdaki kişinin fotoğrafını paylaşır.

Onu rencide eder.

Böylece iyilik, karşıdaki insan açısından aşağılayıcı bir deneyime dönüşebilir.

Bu nedenle yardımın şekli de önemlidir.

Bir insanın ihtiyacını giderirken onurunu almak iyiliğin ruhuna aykırıdır.

Mümkün olduğunda yardım nazik ve mahrem biçimde yapılabilir.

On ikinci büyük mesaj, ekonomik adalet bilincidir.

Toplumda bazı insanların çok fazla imkânı varken bazı insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamaması insanı düşünmeye sevk etmelidir.

Bireysel yardım bütün ekonomik sorunları tek başına çözmez.

Ama toplumsal dayanışmanın önemli bir parçasıdır.

İnsan:

“Beni ilgilendirmez.”

demek yerine:

“Benim yapabileceğim nedir?”

diye sorabilir.

Bazen küçük bir katkı bile büyük bir değişim oluşturabilir.

On üçüncü büyük mesaj, yardım ederken araştırmanın mümkün olmasıdır.

Merhametli olmak kolay aldanmak anlamına gelmez.

Özellikle günümüzde yardım duygusunu kötüye kullanan kişiler olabilir.

Bu nedenle mümkünse güvenilir yöntemlerle yardım etmek güzel olur.

Gerçek ihtiyaç sahibini bulmak.

Güvenilir kuruluşlardan yararlanmak.

Doğrudan ihtiyacı karşılamak.

Bunlar düşünülebilir.

Tedbir merhametin düşmanı değildir; merhametin doğru yere ulaşmasını sağlayabilir.

On dördüncü büyük mesaj, borç ile tüketim arasındaki dengeyi korumaktır.

İnsan sırf başkalarına zengin görünmek için borca girebilir.

Düğün.

Araç.

Telefon.

Tatil.

Sosyal çevre.

Bunların hiçbiri tek başına yanlış değildir.

Ama gösteriş uğruna insanın yıllarca ödeyemeyeceği borca girmesi ciddi sorun oluşturabilir.

Başkalarına zengin görünmek için geleceğini fakirleştirmek akıllıca değildir.

Ayetin ölçü anlayışı mali hayatta da çok değerlidir.

On beşinci büyük mesaj, çocuklara paylaşmayı öğretmektir.

İnsan yalnız kendisi yardım etmemeli, çocuklarına da paylaşmanın değerini gösterebilir.

Bir çocuk:

“Bu bizim.”

demeyi öğrenirken:

“Bundan ihtiyacı olana da verebiliriz.”

düşüncesini öğrenmelidir.

Bu eğitim ileride daha merhametli bir toplum oluşturabilir.

Paylaşma kültürü ailede başlayan ahlak eğitimidir.

On altıncı büyük mesaj, yardımı bağımlılık üretmeyecek biçimde düşünmektir.

Bazı durumlarda sürekli para vermek problemi çözmez.

İnsan iş bulabilecek durumdaysa iş fırsatı daha kalıcı olabilir.

Meslek edinmesine destek olunabilir.

Eğitim sağlanabilir.

Elbette herkesin şartı farklıdır ve bazı insanlar sürekli yardıma ihtiyaç duyabilir.

Ama mümkün olduğunda:

İnsanı yardım alan konumdan kendi hayatını kurabilen konuma geçirmek çok değerli bir iyiliktir.

On yedinci büyük mesaj, kendi imkânını küçümsememektir.

Bir insan:

“Ben zengin değilim, kimseye yardım edemem.”

diyebilir.

Oysa yardımın miktarı kadar samimiyeti ve kişinin imkânına göre yaptığı fedakârlık da önemlidir.

Bir bardak su.

Bir öğün yemek.

Bir ulaşım desteği.

Bir telefon.

Bazen çok büyük anlam taşıyabilir.

İyilik yapmak için mutlaka çok zengin olmak gerekmez.

İnsan sahip olduğundan paylaşır.

On sekizinci büyük mesaj, cimrilik ile savurganlığın ortasında dengeli bir hayat kurmaktır.

Bir uçta:

“Benim malım, kimseye vermem.”

anlayışı vardır.

Diğer uçta:

“Hiç düşünmeden harcarım.”

anlayışı.

Kur’an ikisini de ideal görmez.

İnsanın malıyla ilişkisi sorumlu olmalıdır.

Kendisine harcar.

Ailesine harcar.

İhtiyaç sahibine verir.

Biriktirir.

Geleceğini planlar.

Ama kalbini mala teslim etmez.

Mali olgunluk, hem paylaşmayı hem sınır koymayı bilmektir.

İsrâ Suresi'nin 26. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur:

Akrabalarım arasında gerçek ihtiyaç sahibi biri var mı ve ben bunun farkında mıyım?

Yardım ederken insanları rencide ediyor muyum?

İyiliği gösterişe dönüştürüyor muyum?

Kendime harcadığım para ile başkalarına ayırdığım pay arasında vicdanlı bir denge var mı?

Gerçek ihtiyaç ile geçici arzuyu ayırabiliyor muyum?

Kullanmadığım şeyleri sürekli satın alıyor muyum?

Yiyecek, su ve diğer nimetleri gereksiz yere tüketiyor muyum?

Cömertlik adı altında ailemin temel haklarını ihmal ediyor muyum?

Başkasına yardım etmek için mutlaka çok zengin olmayı mı bekliyorum?


Bu sorular ayetin yalnız ekonomik bir tavsiye olmadığını göstermektedir.

İsrâ Suresi'nin 26. ayeti akrabalık, sosyal dayanışma, yoksulluk, insan onuru, tüketim, cömertlik, israf ve mali sorumluluk arasında güçlü bir denge kurmaktadır.

Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:

Akrabanı unutma.

Yoksulu küçümseme.

Yolda kalmış insana imkanın ölçüsünde el uzat.

Yardım ederken insan onurunu koru.

Yaptığın iyiliği başa kakma.

Cömertliği gösterişe dönüştürme.

Kendine ve ailene ait meşru sorumlulukları ihmal etme.

Malını düşünmeden saçıp savurma.

Nimetten yararlan ama nimetin değerini kaybetme.

Ve sahip olduğun şeylerin yalnız tüketilecek mallar değil, nasıl kullandığının sorulacağı emanetler olduğunu hatırla.


Çünkü gerçek zenginlik yalnız çok mala sahip olmak değildir.

Gerçek zenginlik, elindekini ne zaman tutacağını, ne zaman kullanacağını ve ne zaman paylaşacağını bilecek kadar ölçülü bir kalbe sahip olmaktır.

⠀

🌿 Son Söz​

“Malın gerçek değeri yalnız ne kadar biriktirdiğimizle değil, gerektiğinde onunla ne kadar iyilik üretebildiğimizle ortaya çıkar. Akrabamızın ihtiyacını görmezden gelip uzağa cömert görünmek de, iyilik adına düşünmeden her şeyi tüketmek de denge değildir. Elindekini koru ama kalbini kapatma; paylaş ama aklını bırakma; nimetlerden yararlan ama onları çöpe dönüştürme. Çünkü Allah’ın verdiği her şey bir gün tükenebilir, fakat o nimeti merhametle ve ölçüyle kullanmış olmanın değeri kalabilir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt