İsrâ Suresi 52. Ayette “Allah’ın Sizi Çağıracağı Gün O’na Hamd Ederek Çağrısına Uyacak ve Dünyada Çok Az Kaldığınızı Sanacaksınız” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsan dünyayı yaşarken yılları uzun, bekleyişleri ağır ve sahip olduklarını kalıcı sanabilir. Fakat ebediyetin kapısı açıldığında bütün bir dünya ömrü geriye dönüp bakılan kısa bir an gibi görünebilir. Kur’an ölümden sonrasını anlatırken yalnız geleceği haber vermez; bugünün değerini de değiştirir: Madem vakit sandığımızdan daha kısa, kırmaya değil onarmaya, haksızlığa değil adalete, ertelemeye değil iyiliğe ayırmaya değer.”
Ersan Karavelioğlu
İsrâ Suresi 52. Ayetin Anlamı Nedir
İsrâ Suresi'nin 52. ayeti, önceki ayetlerde tartışılan ölümden sonra yeniden dirilişin gerçekleşeceği anı tasvir etmektedir.Ayetin anlamı şöyledir:
Önceki ayetlerde yeniden dirilişi imkânsız görenlere:“Sizi çağıracağı gün, O’na hamd ederek çağrısına uyarsınız ve dünyada çok az kaldığınızı sanırsınız.”
İsrâ Suresi, 17:52
“Sizi ilk defa yaratan yeniden diriltecektir.”
cevabı verilmişti.
Şimdi ise tartışma:
“Diriliş mümkün mü?”
sorusundan çıkıp,
“Diriliş gerçekleştiğinde ne olacak?”
sorusuna geçmektedir.
Ayetin verdiği cevap çok çarpıcıdır:
Allah çağıracaktır.
İnsanlar cevap verecektir.
Ve dünya hayatının veya ölüm ile diriliş arasındaki sürenin kendilerine çok kısa gelmiş olduğunu fark edeceklerdir.
“Allah’ın Sizi Çağıracağı Gün” Ne Anlama Gelir
Buradaki çağrı, kıyamet sonrası yeniden diriliş çağrısını ifade eder.Dünyada insanlar Allah'ın çağrısına karşı farklı tavırlar gösterebilirler.
Biri inanır.
Biri reddeder.
Biri düşünür.
Biri erteler.
Biri alay eder.
Fakat yeniden diriliş gerçekleştiğinde artık mesele teorik değildir.
Gerçeklik doğrudan karşıdadır.
Ayet:
“Sizi çağıracağı gün…”
diyerek Allah'ın bütün insanları yeniden hayata kaldırmasının kolaylığını da düşündürmektedir.
İnsanlığın tamamı.
Farklı çağlarda yaşamış milyarlarca insan.
Allah'ın çağrısına karşılık verecektir.
İnsanların sayısının çokluğu, Allah'ın kudreti açısından bir zorluk oluşturmaz.
Allah’ın Çağrısına “Cevap Vermek” Ne Demektir
Ayet, insanların çağrıya cevap vereceğini bildirmektedir.Bu, dünyadaki gibi:
“İstersem giderim, istersem gitmem.”
anlamında değildir.
Yeniden diriliş Allah'ın hükmüdür.
İnsan:
İnanmış olsun.
İnanmamış olsun.
zengin olsun.
yoksul olsun.
güçlü olsun.
zayıf olsun.
o çağrı karşısında Allah'ın hükmünden kaçamayacaktır.
Dünyada insanın imtihan alanında seçimleri vardır; ahirette ise yeniden dirilişin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini seçemez.
Bu, dünya hayatının neden bu kadar önemli olduğunu gösterir.
Çünkü tercih zamanı buradadır.
“Hamd Ederek Çağrısına Uyarsınız” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayetin bu kısmı farklı yorumlara açık bir derinlik taşır.“Hamd ile cevap vermek”, Allah'ın kudret ve hükümranlığının o gün tartışılmaz biçimde ortaya çıkması karşısında O'nun yüceliğinin kabul edilmesi şeklinde anlaşılabilir.
Fakat buradan:
“Ahirette herkes hamd edecek, öyleyse herkes otomatik olarak kurtulacaktır.”
sonucu çıkarılmamalıdır.
Çünkü ahirette hakikatin ortaya çıkması ile dünyadaki iman ve sorumluluk aynı şey değildir.
Dünya imtihan alanıdır.
Ahirette ise insan birçok gerçeği artık doğrudan görmektedir.
Gerçeği hesap günü görmek ile onu dünyada özgür iradeyle kabul edip ona göre yaşamak aynı değildir.
Ayetin hamd ifadesi Allah'ın mutlak hâkimiyetini güçlü biçimde hatırlatmaktadır.
Ahirette Allah’ın Varlığını Kabul Etmek Neden Dünyadaki İmanla Aynı Değildir
Çünkü iman yalnız bir gerçeğin zorunlu biçimde görülmesinden ibaret değildir.Dünya hayatında insan:
Görmeden inanır.
Düşünür.
Delilleri değerlendirir.
Tercih eder.
İyilik ile kötülük arasında karar verir.
Allah'a yönelir veya yüz çevirir.
Ahiret gerçekleştiğinde ise birçok tartışma artık bitmiştir.
Dirilişi inkâr eden kişi de dirilmiş olacaktır.
Hesabı reddeden kişi de hesap gerçeğinin karşısındadır.
Bu nedenle:
“Gördüm, artık inanıyorum.”
demek dünya imtihanındaki imanla aynı konumda değildir.
Kur’an'ın sürekli bugün üzerinde durmasının nedeni budur.
İman ve tövbe için değerli olan zaman, hakikatin zorunlu hâle gelmesinden önceki zamandır.
“Çok Az Kaldığınızı Sanacaksınız” Ne Anlama Gelir
Bu ifade insanın zaman algısının ahiret karşısında nasıl değişeceğini anlatmaktadır.İnsan dünyada:
70 yıl.
80 yıl.
90 yıl.
yaşayabilir.
Bize çok uzun gelebilir.
Çocukluk.
Gençlik.
Yetişkinlik.
Yaşlılık.
bir ömür oluşturur.
Fakat ebediyet perspektifinden bakıldığında bütün bu süre son derece kısa görünebilir.
Ayetteki “az kalma” ifadesi konusunda dünya hayatının kısalığı veya ölüm ile diriliş arasındaki bekleyişin kısa hissedilmesi şeklinde açıklamalar yapılmıştır.
Kesin ayrıntıyı zorlamadan temel mesaj açıktır:
İnsan bugün çok uzun sandığı zamanı, ahiret karşısında çok kısa görebilir.
Buradaki “Az Kalmak” Dünya Hayatını mı Yoksa Kabir Süresini mi Anlatır
Bu konuda yorumlarda farklı açıklamalar bulunabilir.Bir anlayışa göre insan ahiret karşısında dünya hayatının ne kadar kısa olduğunu fark edecektir.
Başka bir yorumda ise ölüm ile yeniden diriliş arasındaki sürenin insana çok kısa gelmesi üzerinde durulur.
Her iki durumda da ayetin ortak mesajı değişmez:
İnsanın bugün uzun sandığı zaman, ebediyet karşısında küçülecektir.
Bu nedenle ayeti kullanarak ölüm ile kıyamet arasındaki sürenin tam olarak insan tarafından nasıl algılanacağını saniye, gün veya yıl hesabıyla belirlemeye çalışmak doğru olmaz.
Kur’an burada kronometre vermiyor.
Perspektif veriyor.
Dünya Hayatı Gerçekten Kısa mıdır
İçindeyken bazen hiç kısa gelmez.Bir insan acı çekiyorsa bir yıl çok uzun olabilir.
Bir çocuk büyümeyi beklerken zaman yavaş geçebilir.
Bir hastalığın günleri çok ağır hissedilebilir.
Ama insan geçmişe baktığında yıllar şaşırtıcı biçimde kısalmış görünür.
40 yaşındaki biri:
“Daha dün çocuk gibiydim.”
diyebilir.
70 yaşındaki insan:
“Hayat nasıl geçti anlamadım.”
diyebilir.
Kur’an bu insani zaman tecrübesini çok daha büyük bir perspektife taşımaktadır:
Ebediyet karşısında dünya ömrünün tamamı kısa kalacaktır.
Bu, dünyayı değersiz yapmaz.
Tam tersine sınırlı olduğu için daha kıymetli hâle getirir.
Dünya Kısaysa Dünyadaki Hayat Önemsiz midir
Hayır.Kısa olmak ile önemsiz olmak aynı şey değildir.
Bir sınav birkaç saat sürebilir.
Ama sonucu yılları etkileyebilir.
Bir karar birkaç saniyede verilebilir.
Ama bütün hayatı değiştirebilir.
Dünya hayatı da ahiret anlayışında böyledir.
Süre bakımından ebediyete göre kısadır.
Ama sonuçları son derece büyüktür.
Bu nedenle İslam:
“Dünya geçici, hiçbir şeyi önemsemeyin.”
demez.
Aksine:
Adaletli ol.
Çalış.
Ailene iyi davran.
Helal kazan.
Kul hakkından sakın.
İyilik yap.
der.
Çünkü geçici dünya, ebedî sonuçların hazırlandığı yerdir.
Bu Ayet “Hayat Çok Kısa, İstediğini Yap” Anlayışını Destekler mi
Tam tersine.Günümüzde:
“Hayat kısa, canın ne istiyorsa yap.”
şeklinde bir anlayış görülebilir.
Kur’an'ın perspektifi farklıdır:
Hayat kısa, o hâlde onu yanlışlarla tüketme.
Hayat kısa olduğu için:
Yıllarca kin taşımaya değmez.
Kul hakkıyla yaşamaya değmez.
Haksız kazanç uğruna vicdanı satmaya değmez.
Sevdiğin insanlara sevgini sürekli ertelemeye değmez.
Tövbeyi yıllarca bekletmeye değmez.
Hayatın kısalığı sınırsız haz için değil, bilinçli yaşam için gerekçedir.
Bu, ayetin bugünkü insana verdiği çok güçlü derslerden biridir.

Zamanın Kısa Olduğunu Bilmek İnsan İlişkilerini Nasıl Etkilemelidir
İnsan bazı kırgınlıkları yıllarca taşır.Kardeşiyle konuşmaz.
Anne babasına küser.
Arkadaşıyla gurur savaşı yapar.
Sonra bir ölüm haberi gelir ve artık düzeltme imkânı kalmaz.
Bu yüzden hayatın kısalığı şu soruyu sordurmalıdır:
“Gerçekten bu kırgınlığı yıllarca taşımaya değer mi?”
Elbette her ilişkide barışmak zorunlu değildir.
Zarar veren bir insana sınır koymak gerekebilir.
Affetmek, yeniden aynı ilişkiye dönmek anlamına da gelmez.
Fakat gereksiz gurur ve küçük meseleler yüzünden sevdiğimiz insanlarla zamanımızı tüketmemek önemlidir.
Bazı özürler mezar başında değil, insan hayattayken söylenmelidir.

Bu Ayet Ertelemeye Karşı Nasıl Bir Uyarı Taşır
İnsan:“Yarın yaparım.”
demeyi çok sever.
Yarın namaza başlarım.
Yarın tövbe ederim.
Yarın borcumu öderim.
Yarın özür dilerim.
Yarın aileme zaman ayırırım.
Yarın sağlığıma dikkat ederim.
Fakat hayatın en büyük gerçeklerinden biri şudur:
Yarın bize verilmiş bir garanti değildir.
52. ayet, insanın bütün dünya zamanını bir gün:
“Ne kadar azmış.”
diye görebileceğini bildiriyor.
Bu nedenle:
Doğru olduğunu bildiğimiz şeyi sürekli geleceğe bırakmamak gerekir.
Erteleme bazen açık bir reddedişten daha sessiz ama çok güçlü bir kayıp sebebi olabilir.

Ahiret Perspektifi Zamanı Nasıl Değerli Hâle Getirir
İnsan zamanının sınırlı olduğunu bilirse her gün aynı değerde görünmemeye başlar.Bir saat:
İyilik yapılabilecek.
Bilgi öğrenilebilecek.
Aileye zaman ayrılabilecek.
İbadet edilebilecek.
Bir sorunun çözülebileceği.
bir fırsattır.
Ahiret bilinci insana:
“Vaktin yalnız geçmiyor; hayatın yazılıyor.”
mesajını verir.
Bu insanı sürekli telaşa sokmak için değildir.
Her dakika bir şey üretmek zorunda değildir.
Dinlenmek de gereklidir.
Uyumak da.
Eğlenmek de.
Ama insan zamanın tamamını farkında olmadan tüketmemelidir.
Dinlenmek başka, hayatı amaçsız biçimde tüketmek başkadır.

“Dünya Çok Kısa” Düşüncesi İnsanları Karamsarlığa Sürüklememeli mi
Doğru anlaşıldığında hayır.Dünyanın geçici olduğunu bilmek:
“Nasıl olsa her şey bitecek.”
diyerek hayatı anlamsız görmek zorunda değildir.
Tam tersine:
“Madem zaman sınırlı, onu güzel kullanmalıyım.”
bilincine dönüşebilir.
Bir çiçeğin birkaç gün yaşaması onun güzelliğini değersiz yapmaz.
Güneşin batacak olması gündüzü anlamsız yapmaz.
İnsan hayatının sınırlı olması da hayatı değersizleştirmez.
Geçicilik, değersizlik değildir.
Kur’an'ın ahiret öğretisi geçici dünyayı ebedî anlamla ilişkilendirir.
Bu nedenle mümin hem dünyayı yaşar hem dünyanın son olmadığını bilir.

Ahiret İnancı Başarı ve Servet Anlayışımızı Nasıl Değiştirir
İnsan dünyada başarıyı çoğu zaman:Para.
Ev.
Araba.
Makam.
takipçi sayısı.
şöhret.
ile ölçebilir.
Bunların kendisi kötü değildir.
İnsan çalışabilir.
Zengin olabilir.
Başarılı olabilir.
Fakat 52. ayetin perspektifinde bunların hepsi çok kısa bir dünya süresinin içindedir.
Bir gün insan:
“Ne kadar kısa kalmışım.”
diyecektir.
O zaman soru şuna dönüşür:
Bu imkânları ne için kullandım?
Servetimle haksızlık mı yaptım, iyilik mi?
Makamım insanlara zulüm mü getirdi, fayda mı?
Ahiret, sahip olduklarımızın miktarından çok onları nasıl kullandığımızı önemli hâle getirir.

Bu Ayet Ölüm ve Kıyamet Korkusunu Nasıl Dengeler
Ayet yeniden dirilişi güçlü biçimde bildirir.Bu insanda sorumluluk hissi oluşturabilir.
Ama amaç sürekli korku içinde yaşamak değildir.
Mümin:
Allah'ın adaletini.
Rahmetini.
bağışlamasını.
da hatırlar.
Ahiret bilinci iki uç arasında denge kurmalıdır.
Bir uç:
“Nasıl olsa affedilirim, istediğimi yaparım.”
Diğer uç:
“Benim için artık hiçbir umut yok.”
Her ikisi de sağlıklı değildir.
Doğru denge:
Günahı ciddiye almak.
Tövbeyi önemsemek.
Allah'ın rahmetinden de umut kesmemektir.
Hesap bilinci sorumluluk, rahmet bilinci umut verir.

İsrâ Suresi 49–52. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
Bu dört ayet birlikte yeniden diriliş konusunda son derece güçlü bir bütünlük oluşturmaktadır.49. ayette insanlar:
“Kemik ve ufalanmış kalıntı olduktan sonra yeniden mi diriltileceğiz?”
diye itiraz ettiler.
50. ayette:
“İster taş olun ister demir.”
cevabı geldi.
51. ayette:
“İsterseniz gözünüzde daha zor görünen başka bir yaratık olun; sizi ilk defa yaratan yeniden diriltecektir.”
buyuruldu.
52. ayette ise artık dirilişin gerçekleştiği an tasvir edilmektedir:
Allah çağıracak ve insanlar cevap verecektir.
Böylece tartışma tamamlanır:
İmkânsız dediniz.
Allah'ın kudreti hatırlatıldı.
İlk yaratılış gösterildi.
Sonra yeniden diriliş gerçekleşmiş hâliyle anlatıldı.
Kur’an itirazı yalnız reddetmiyor; insanı adım adım ilk yaratılıştan ahiretteki ayağa kalkışa götürüyor.

İsrâ Suresi 52. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Bugün çok uzun sandığın hayat, bir gün sana son derece kısa görünecek; o hâlde kısa olanı ebedî olan uğruna güzel kullan.
Bugün:
Bir tartışma çok büyük görünebilir.
Bir mal çok önemli görünebilir.
Bir makam vazgeçilmez görünebilir.
Bir öfke yıllarca taşınabilir.
Fakat ahiret perspektifinden baktığında bütün bunların ölçüsü değişebilir.
İnsan bir gün:
“Ben bunun için mi yıllarımı harcadım?”
dememelidir.
Bu yüzden hayatın en değerli sorularından biri şudur:
“Bugün yaptığım şey, hayatımın gerçekten önemli bir bölümüne değer mi?”
Ahiret bilinci insanın önceliklerini yeniden düzenler.
Vakit kısa olabilir; fakat anlamı çok büyüktür.

İsrâ Suresi 52. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
İsrâ Suresi'nin 52. ayeti, Allah'ın yeniden diriliş günü bütün insanları çağıracağını, onların bu çağrıya karşılık vereceğini ve dünya hayatının veya ölümden sonra geçen sürenin kendilerine son derece kısa görünmeye başlayacağını öğretmektedir.Bu ayetin ilk büyük mesajı, yeniden dirilişin kesinliğidir.
Önceki ayetlerde insanlar:
“Kim bizi diriltecek?”
diye sormuşlardı.
Cevap:
“Sizi ilk defa yaratan.”
olmuştu.
52. ayette artık soru aşaması geçmiştir.
Allah çağırmaktadır.
İnsan cevap vermektedir.
Bu, Kur’an'ın dirilişi uzak bir ihtimal olarak değil, gelecekte gerçekleşecek bir hakikat olarak anlattığını göstermektedir.
İkinci büyük mesaj, insanın Allah'ın çağrısından kaçamayacağıdır.
Dünyada insan:
İnanmayabilir.
Kur’an'dan uzaklaşabilir.
Ahireti reddedebilir.
Ama reddetmek gerçeği ortadan kaldırmaz.
Bir insan ölümü inkâr etse de ölüm gelir.
Kur’an'ın perspektifinde yeniden diriliş de böyledir.
Gerçeklik, insanın onu kabul etmesine bağlı değildir.
Bu yüzden akıllı insan:
“Ben inanmak istiyor muyum?”
sorusundan önce:
“Doğru olan nedir?”
diye araştırmalıdır.
Üçüncü büyük mesaj, dünya hayatının ebediyet karşısında son derece kısa olmasıdır.
İnsan 80 yıl yaşayabilir.
Bu dünyada uzun bir ömürdür.
Ama sonsuzlukla karşılaştırıldığında bir başlangıç anı gibi kalabilir.
Bu düşünce, insanın dünya hayatını küçümsemesine değil doğru ölçmesine yardımcı olur.
Dünya sonsuz değildir.
Bu nedenle bütün varlığımızı geçici şeylere bağlamak akıllıca değildir.
Ama dünya sonuçları büyük olduğu için önemsiz de değildir.
Kısadır fakat ciddidir.
Dördüncü büyük mesaj, zamanın sahip olduğumuz en değerli nimetlerden biri olduğudur.
Kaybedilen para yeniden kazanılabilir.
Satılan ev yeniden alınabilir.
Bazı fırsatlar tekrar bulunabilir.
Ama geçen bir gün geri gelmez.
Bu yüzden zamanın değeri çok büyüktür.
İnsan:
“Vaktimi neye harcıyorum?”
diye zaman zaman düşünmelidir.
Saatlerce anlamsız tartışma.
Bitmeyen dedikodu.
Sürekli başkalarının hayatını izleme.
kendi hayatımızdan zaman götürebilir.
Zaman harcanmaz; aslında hayat harcanır.
Beşinci büyük mesaj, tövbeyi ertelememektir.
İnsan gençken:
“Yaşlanınca.”
der.
Yaşlanınca:
“Biraz sonra.”
diyebilir.
Ama tövbenin en önemli şartlarından biri dönüş fırsatının mevcut olmasıdır.
Bir gün Allah'ın çağrısı geldiğinde dünya imtihanı sona ermiş olacaktır.
Bu nedenle:
“Bir gün değişirim.”
yerine:
“Bugün hangi yanlışı düzeltebilirim?”
sorusu daha değerlidir.
Manevi hayat erteleme üzerine kurulamaz.
Altıncı büyük mesaj, iyiliği ertelememektir.
Birine yardım edebiliyorsan.
Anne babanı arayabiliyorsan.
Bir kırgınlığı düzeltebiliyorsan.
Bir insana güzel söz söyleyebiliyorsan.
sürekli sonraya bırakmamak gerekir.
Çünkü bazen fırsat geri gelmez.
İyi niyet uygulanmadığında yalnız niyet olarak kalabilir.
Hayatın kısalığı iyilikte hızlanmayı öğretir.
Bu, düşünmeden davranmak değil; doğru olduğundan emin olunan iyiliği gereksiz yere ertelememektir.
Yedinci büyük mesaj, gereksiz kinleri taşımamaktır.
İnsan bir cümle yüzünden yıllarca konuşmayabilir.
Sonra taraflardan biri ölür.
Geriye:
“Keşke konuşsaydım.”
kalır.
Elbette ağır zarar ve istismar durumlarında sınır koymak gereklidir.
Kimseye:
“Ne olursa olsun barış.”
denilemez.
Fakat küçük gurur savaşlarını yıllarca sürdürmek başka şeydir.
Hayat kısa ise küçük meseleleri büyük hayatların önüne koymamak gerekir.
Bazen kazanan taraf olmak yerine huzurlu taraf olmak daha değerlidir.
Sekizinci büyük mesaj, kul hakkını ertelememektir.
Birine borcun varsa.
Hakkını yediysen.
Yanlış bilgi yaydıysan.
Emanetini elinde tuttuysan.
“Sonra düzeltirim.”
demek tehlikelidir.
Ahiret hesabına inanmak, insanlarla olan hesaplarımızı da ciddiye almak demektir.
Allah'a karşı tövbe etmek, insanların haklarını görmezden gelme ruhsatı değildir.
Mümkünse hakkı sahibine vermek ve yapılan zararı gidermeye çalışmak gerekir.
Dokuzuncu büyük mesaj, servetin geçiciliğini anlamaktır.
İnsan ömür boyu mal biriktirebilir.
Bunda yanlışlık yoktur.
Ama bir gün hepsi geride kalacaktır.
İnsan:
“Ne kadar servet bıraktım?”
sorusundan önce:
“Servetimle nasıl bir insan oldum?”
diye düşünmelidir.
Parası arttıkça merhameti azaldı mı?
Yoksa daha fazla fayda mı sağladı?
Mülkün geçiciliği, mülk sahibi olduğumuz süre boyunca taşıdığımız sorumluluğu büyütür.
Zenginlik bir üstünlük belgesi değil, aynı zamanda imtihan olabilir.
Onuncu büyük mesaj, makamın geçiciliğidir.
Bugün insanlar önünde ayağa kalkabilir.
Yarın o makamda başka biri oturur.
Bugün karar veren kişi yarın hatırlanmayabilir.
Ayetin:
“Çok az kaldığınızı sanacaksınız.”
mesajı makam sahipleri için de büyük uyarıdır.
Geçici yetkiyi kalıcı üstünlük sanma.
Sana verilen güçle adalet yap.
Çünkü makam biter.
Ama o makamda yaptıklarının hesabı devam eder.
On birinci büyük mesaj, insanın gençliğinin de geçici olduğunu bilmektir.
Gençken insan zamanın bitmeyeceğini hissedebilir.
Sağlık sürekli olacak sanılır.
Enerji hep devam edecekmiş gibi gelir.
Sonra yıllar hızla geçer.
Bu yüzden gençlik:
Yalnız eğlenme dönemi değil.
Öğrenme.
üretme.
güzel alışkanlık geliştirme.
imanı ve karakteri güçlendirme.
fırsatıdır.
Gençliğin değeri sonsuz olmasında değil, bir daha geri gelmemesinde yatar.
Ayet zaman nimetinin farkına varmayı öğretir.
On ikinci büyük mesaj, yaşlılığı da umutsuzluk dönemi görmemektir.
Bir insan:
“Artık çok geç.”
diyebilir.
Ama hayat devam ettiği sürece iyilik ve dönüş imkânı da vardır.
İnsan:
Tövbe edebilir.
Özür dileyebilir.
İbadetini düzeltebilir.
İyilik yapabilir.
Bilgisini paylaşabilir.
Bu nedenle:
“Çok zaman kaybettim.”
düşüncesi,
“Kalan zamanı da kaybedeyim.”
sonucuna götürmemelidir.
Geçmiş değişmez; fakat kalan zaman hâlâ emanettir.
Bu, ayetin umut veren yönlerinden biridir.
On üçüncü büyük mesaj, ahiret inancının insanı gösterişten kurtarabilmesidir.
Dünya kısa.
İnsanların alkışı da kısa.
Bugün seni överler.
Yarın başka birini konuşurlar.
Bu nedenle hayatı yalnız insanların onayı için kurmak büyük yorgunluk oluşturabilir.
Ahiret bilinci:
“Allah biliyor.”
merkezini güçlendirir.
İnsan iyiliğini yalnız görünür olmak için yapmamaya çalışır.
Geçici seyircilerin alkışından çok kalıcı hesabı düşünmek, insanı daha samimi yapabilir.
On dördüncü büyük mesaj, dünyadaki acıların da sonsuz olmadığını hatırlamaktır.
İnsan ağır bir dönem geçirirken:
“Bu hiç bitmeyecek.”
hissedebilir.
Fakat dünya hayatı bütünüyle geçicidir.
Bu, yaşanan acıyı küçümsemek değildir.
Acı gerçektir.
Ama Kur’an mümine:
“Bu da ebedî değil.”
perspektifi verir.
Hastalık.
Yoksulluk.
yalnızlık.
kayıp.
insanın bütün varoluşunun sonsuz kaderi değildir.
Dünya geçiciyse acısı da nihai değildir.
Bu düşünce insana sabır ve umut sağlayabilir.
On beşinci büyük mesaj, dünya zevklerinin de geçici olduğunu bilmektir.
Acılar geçici olduğu gibi hazlar da geçicidir.
Bu nedenle insan birkaç dakikalık veya birkaç yıllık haz uğruna büyük ahlaki bedeller ödememelidir.
Haksız kazanç.
İhanet.
Kul hakkı.
ahlaksızlık.
bir süre menfaat sağlayabilir.
Ama bir gün insan bütün dünya hayatını:
“Çok azmış.”
diye görecektir.
Kısa bir haz için uzun bir pişmanlık satın almamak gerekir.
Ahiret bilinci insanın dürtülerine ölçü kazandırır.
On altıncı büyük mesaj, yeniden dirilişin Allah için kolaylığını düşünmektir.
Milyarlarca insan.
Farklı çağlar.
Farklı coğrafyalar.
farklı ölüm biçimleri.
İnsan açısından tahayyül edilmesi bile zordur.
Fakat 52. ayette bütün bunlar:
Bir çağrı ve karşılık verme tasviriyle anlatılmaktadır.
Bu, Allah'ın kudretini insan hesaplarının üzerinde düşünmeyi öğretir.
İnsanlık Allah'ın bilgisi içinde kaybolmuş bir kalabalık değildir.
Her bir insan bilinir ve yeniden diriltilecektir.
Bu hem kudret hem hesap açısından çok büyük bir mesajdır.
On yedinci büyük mesaj, 49–52. ayetlerin insanın itirazını tamamen tersine çevirmesidir.
Başlangıçta insan:
“Bu nasıl mümkün olacak?”
diye Allah'ın kudretini sorguluyordu.
Sonunda aynı insan Allah'ın çağrısına cevap verir hâlde tasvir edilmektedir.
Yani bugün alay konusu yapılan şey yarın yaşanan gerçek olacaktır.
Bu çok güçlü bir uyarıdır.
Gerçeğin ertelenmesi, onun iptal edilmesi değildir.
İnsan bugün hesabı görmüyor diye hesabın olmadığını düşünmemelidir.
Dünya perdesi kalktığında tartışmaların bazıları anlamını tamamen yitirecektir.
On sekizinci büyük mesaj, hayatın gerçek büyüklüğünün süresinde değil nasıl yaşandığında olduğunu bilmektir.
Bir insan 90 yıl yaşayabilir ama hayatını haksızlıkla tüketebilir.
Başka biri daha kısa yaşayabilir fakat geride büyük iyilikler bırakabilir.
Dolayısıyla sadece:
“Kaç yıl yaşadım?”
sorusu yeterli değildir.
Asıl soru:
“O yılların içini neyle doldurdum?”
olmalıdır.
İsrâ 52 insanın zaman anlayışını değiştirir:
Ömür uzun görünebilir.
Ama bir gün çok kısa gelecektir.
Önemli olan zamanı büyütmek değil, zamanın içine değer koymaktır.
İsrâ Suresi'nin 52. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur:
Hayatımın sonsuz olmadığını gerçekten hatırlıyor muyum?
Doğru olduğunu bildiğim şeyleri sürekli erteliyor muyum?
Tövbe için hep gelecekteki bir günü mü bekliyorum?
Gereksiz kırgınlıklarla ne kadar zaman kaybediyorum?
Anne babama ve sevdiklerime yeterince zaman ayırıyor muyum?
Parayı ve makamı geçici olduklarını bilerek mi kullanıyorum?
Kimse görmediğinde de ahiret hesabını hatırlıyor muyum?
Dünya acılarının ve zevklerinin geçici olduğunu biliyor muyum?
Zamanımı insanların alkışını kazanmak için mi, gerçekten değerli şeyler için mi harcıyorum?
Bir gün bütün ömrüme bakıp “Ne kadar kısa geçmiş.” dediğimde en çok neye üzülmek istemem?
Bu sorular ayetin yalnız kıyamet günündeki bir sahneyi anlatmadığını; bugün de zaman, ölüm, diriliş, tövbe, kul hakkı, ilişkiler, servet, makam ve hayatın anlamı konusunda son derece güçlü bir muhasebe sunduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:
Allah'ın çağrısının geleceğini unutma.
Yeniden dirilişi uzak bir masal gibi görme.
Dünyadaki zamanını sonsuz sanma.
Tövbeyi erteleme.
İyiliği erteleme.
Kul hakkını erteleme.
Sevdiğin insanlara sevgini ifade etmeyi erteleme.
Geçici makam ve serveti kalıcı üstünlük sanma.
Acının da hazzın da dünyayla birlikte geçeceğini bil.
Ve bir gün bütün ömrüne dönüp baktığında onun sandığından çok daha kısa görünebileceğini hatırla.
Çünkü insan bugün:
“Daha çok zamanım var.”
diyebilir.
Fakat ahiret günü geriye baktığında:
“Ne kadar az kalmışım.”
diyecektir.
Bu yüzden Kur’an'ın çağrısı hayatı korkuyla tüketmek değil, vakit tükenmeden onu iman, adalet, merhamet ve iyilikle anlamlı hâle getirmektir.
⠀
Son Söz
⠀“Bir gün yıllarımıza dönüp baktığımızda, bugün bize çok uzun görünen hayatın ne kadar kısa geçtiğini anlayacağız. O gün keşke daha çok malım olsaydı demekten önce, keşke daha az kırıp daha çok sevseydim, daha az erteleyip daha çok iyilik yapsaydım, hakkı sahibine verseydim ve Rabbime daha bilinçli yönelseydim diyebiliriz. Vaktimizin ne kadar kaldığını bilmiyoruz; fakat elimizde olan tek gerçek zaman bugündür. Öyleyse kısa olan hayatı, sonradan pişman olacağımız şeylerle değil, ebediyette değerini koruyacak güzelliklerle doldurmaya çalışalım.”
Ersan Karavelioğlu