📖 İsrâ Suresi 72. Ayette “Kim Bu Dünyada Kör Olursa Ahirette de Kör ve Yolca Daha Sapkın Olacaktır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,902
2,736,294
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İsrâ Suresi 72. Ayette “Kim Bu Dünyada Kör Olursa Ahirette de Kör ve Yolca Daha Sapkın Olacaktır” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsanın gözlerinin açık olması, hakikati mutlaka gördüğü anlamına gelmez. Bazen insan önündeki delili görür, sözü işitir ve doğruyla yanlışı ayırt edecek imkâna sahip olur; fakat kibri, çıkarı veya alışkanlıkları yüzünden gerçeğe sırt çevirebilir. Kur’an’ın uyardığı asıl körlük, gözün değil, hakikate kapanan kalbin körlüğüdür.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İsrâ Suresi 72. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 72. ayeti, dünya hayatında ilahî hakikate karşı manevi körlük geliştiren insanın ahirette de bunun ağır sonucuyla karşılaşacağını bildirmektedir.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Kim bu dünyada kör ise ahirette de kördür ve yol bakımından daha da sapıktır.”
İsrâ Suresi, 17:72
Bu ayette geçen “körlük”, öncelikle fiziksel görme engelinden söz eden bir ifade değildir. Bağlam, insanın hidayeti görmemesi, Allah'ın ayetlerine karşı duyarsızlaşması ve doğru yolu fark edecek imkânlara sahip olduğu hâlde onlardan yüz çevirmesi ile ilgilidir.

Bu ayrım son derece önemlidir. Fiziksel olarak görme engelli bir insanın bu ayet sebebiyle manevi açıdan eksik veya günahkâr kabul edilmesi kesinlikle doğru değildir.

2️⃣ Ayetteki “Körlük” Fiziksel Görme Engeli midir ❓​

Hayır.

Kur’an birçok yerde “görme”, “körlük”, “işitme” ve “sağırlık” kavramlarını manevi algı ve hakikati kavrama anlamında da kullanır.

Buradaki körlük:

Delili görmemek.

Hakikate kapanmak.

İlahi uyarıyı önemsememek.

Doğruyu fark ettiği hâlde ona yönelmemek.

gibi anlamlarla ilişkilidir.

Bu nedenle ayeti fiziksel görme engeliyle ilişkilendirerek:

“Görmeyen insanlar ahirette de böyledir.”

demek ayetin bağlamını bozmak olur.

Bir insan fiziksel olarak hiç görmeyebilir ama kalbi son derece açık olabilir. Başka biri ise gözleriyle dünyayı çok iyi gördüğü hâlde hakikate karşı manevi körlük yaşayabilir.

3️⃣ Kur’an Neden “Körlük” Benzetmesini Kullanır ❓​

Çünkü görme, insanın yönünü bulmasıyla güçlü biçimde ilişkilidir. Göz açık olduğunda insan önündeki yolu, engeli ve yönü fark eder.

Manevi alanda da benzer bir durum vardır.

İnsan:

Doğruyu fark eder.

Yanlışı görür.

Sonuçları düşünür.

ve buna göre yönünü seçer.

Bu nedenle “manevi körlük” güçlü bir benzetmedir.

Ancak burada engelli bireyleri küçümseyen bir dil kullanmamak gerekir. Kur’an'ın benzetmesindeki amaç fiziksel körlüğü değersizlik gibi göstermek değil, hakikat karşısında yönünü kaybetmenin ciddiyetini anlatmaktır.

İnsan bedensel olarak görebilir ama ahlaken yönünü kaybedebilir.

4️⃣ Manevi Körlük Nasıl Oluşur ❓​

Manevi körlük çoğu zaman bir anda oluşmaz. İnsan bazı hakikatleri sürekli reddettikçe veya rahatsız olduğu doğrulardan kaçtıkça zamanla duyarlılığını kaybedebilir.

Örneğin kişi ilk kez haksızlık yaptığında vicdanı rahatsız olabilir. Aynı davranışı sürekli tekrar eder ve her seferinde kendisine bahane üretirse zamanla yaptığı şey ona normal görünmeye başlayabilir.

Bu durum yalnız dinî konularda değil ahlaki hayatta da görülür.

Sürekli yanlışın içinde yaşamak, yanlış karşısındaki hassasiyeti azaltabilir.

İnsan böylece artık:

“Neden yanlış?”

diye sormak yerine,

“Herkes böyle.”

demeye başlayabilir.

Manevi körlük bazen tam da bu normalleşmeyle büyür.

5️⃣ Bir Gerçeği Bilmemek ile Bilerek Görmezden Gelmek Aynı Şey midir ❓​

Hayır.

Bir insan gerçeği gerçekten bilmiyor olabilir. Yanlış bilgi almış olabilir. Bir konu hakkında hiç eğitim görmemiş olabilir veya doğru bilgi ona ulaşmamış olabilir.

Böyle bir durum ile doğruyu fark ettiği hâlde kibir, çıkar veya inat nedeniyle bilinçli biçimde reddetmek aynı değildir.

Allah insanların:

Bilgisini.

niyetini.

imkânlarını.

hangi şartlarda yaşadığını.

eksiksiz bilir.

Bu nedenle ilahî adaleti insanların yüzeysel değerlendirmeleriyle karıştırmamak gerekir.

Biz dışarıdan:

“Bu kişi hakikate kör.”

diye kolayca hüküm vermemeliyiz.

Kalbin gerçek durumunu Allah bilir.

Ayet öncelikle başkalarını etiketlemek için değil, kendi kalbimizi sorgulamak için okunmalıdır.

6️⃣ Soru Sormak veya Şüphe Duymak Manevi Körlük müdür ❓​

Hayır.

Samimi biçimde soru sormak, anlamaya çalışmak ve zihinsel tereddüt yaşamak tek başına manevi körlük değildir.

İnsan:

“Neden böyle?”

“Bunu nasıl anlamalıyım?”

“Bu konuda delil nedir?”

diye sorabilir.

Bunlar hakikat arayışının doğal parçaları olabilir.

Kur’an'ın eleştirdiği tavır, çoğu zaman hakikati anlamaya çalışmak değil; hakikati görmek istememek şeklindedir.

Samimi soru:

Bilgiye açılır.

Kibirli ret ise çoğu zaman cevabı baştan kabul etmemeye karar verir.

Bu nedenle dini anlatırken soru soran insanları hemen:

“Kalbi kör.”

diye damgalamak doğru değildir.

Hakikat, dürüst sorudan korkmaz.

7️⃣ Kibir İnsanı Nasıl Manevi Körlüğe Götürebilir ❓​

Kibir insana kendi düşüncesini mutlaklaştırma eğilimi verebilir.

Kişi:

“Ben yanılıyor olamam.”

noktasına geldiğinde artık yeni bir delili gerçekten değerlendirmesi zorlaşabilir.

İblis kıssasında bunun güçlü bir örneğini görmüştük. İblis Allah'ın emrini biliyordu ama:

“Ben ondan üstünüm.”

mantığı nedeniyle emre karşı çıktı.

Yani sorun bilgi eksikliği değildi.

Sorun kibrin bilgiyi etkisiz hâle getirmesiydi.

İnsan da kendi fikirlerini, grubunu veya geçmiş kararlarını korumak uğruna açık bir yanlışı savunmaya devam edebilir.

Kibir gözün gördüğünü değiştirmeyebilir; fakat insanın gördüğüne verdiği anlamı bozabilir.

8️⃣ Çıkar İnsanı Hakikate Karşı Körleştirebilir mi ❓​

Evet.

İnsan bazen doğruyu kabul ederse bir şey kaybedeceğini düşünebilir.

Para kaybedebilir.

Makam kaybedebilir.

Toplumdaki itibarını kaybedebilir.

Bir hatasını kabul etmek zorunda kalabilir.

Bu durumda kişi hakikati değerlendirmek yerine kendi çıkarını korumaya çalışabilir.

Örneğin bir iş insanı yaptığı uygulamanın haksız olduğunu biliyor ama çok kazanç sağladığı için onu savunuyor olabilir.

Bir kişi:

“Bu yanlış ama benim işime yarıyor.”

diyerek vicdanını susturabilir.

Hakikati görmek bazen bedel ödemeyi gerektirir.

Manevi basiret ise insanın çıkarı aleyhine olsa bile doğruyu kabul edebilme cesaretidir.

9️⃣ Alışkanlıklar Manevi Körlük Oluşturabilir mi ❓​

Evet.

İnsan sürekli yaptığı davranışlara alışır. Bu alışkanlık bazen vicdanın ilk uyarısını zayıflatabilir.

İlk yalan rahatsız eder.

Sonra ikinci gelir.

Bir süre sonra yalan sıradanlaşabilir.

İlk haksız kazanç vicdanı zorlayabilir.

Sonra insan kendi sistemini kurar ve yaptığını normal görmeye başlayabilir.

Bu nedenle küçük yanlışları:

“Bundan ne olacak?”

diye küçümsemek tehlikeli olabilir.

Her hata insanı otomatik olarak manevi kör yapmaz; ancak ısrarlı yanlışın normalleşmesi, insanın doğruyu görme hassasiyetini zedeleyebilir.

Tövbe bu açıdan yalnız günahın bağışlanmasını istemek değil, kalbin yeniden duyarlı hâle gelmesini de hedefleyen bir dönüş olabilir.

🔟 “Ahirette de Kör Olacaktır” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifadenin ayrıntılı mahiyeti hakkında tefsirlerde farklı açıklamalar bulunabilir. Bazı yorumlarda ahirette hidayet ve kurtuluş yolunu görememek, bazı açıklamalarda ise gerçek bir körlük hâliyle diriltilmek üzerinde durulmuştur.

Kur’an'ın başka ayetlerinde de bazı insanların kıyamet gününde kör olarak haşredilmesinden söz edilir. Bunun nasıl gerçekleşeceğinin bütün ayrıntılarını bugün kesin biçimde bilemeyiz.

Buradaki açık mesaj şudur:

Dünyada hakikate bilinçli biçimde kapanmak, ahirette ağır bir kayıp doğuracaktır.

İnsan dünya hayatında seçim yapma ve yön değiştirme imkânına sahiptir.

Ahirette ise artık imtihan değil, sonuçla yüzleşme söz konusudur.

1️⃣1️⃣ Ahirette Hakikati Görmek İman Etmek İçin Yeterli Olur mu ❓​

Ahirette insanlar dünyanın geçici belirsizlikleri içinde olmayacaktır. Hakikat çok daha açık biçimde ortaya çıkacaktır.

Fakat o aşamada:

“Artık gördüm, şimdi iman edeyim.”

demek dünya hayatındaki imanla aynı şey değildir.

Çünkü dünya hayatının özelliği, insanın özgür tercih alanı içinde hakikate yönelmesidir.

Sınav sonucu açıklandıktan sonra doğru cevabı görmek, sınav sırasında doğru cevabı seçmekle aynı değildir.

Ahiret keşif ve hesap yeridir; dünya ise tercih ve amel yeridir.

Bu nedenle Kur’an insanı:

“Sonra bakarım.”

diye hidayeti sürekli ertelememesi konusunda uyarır.

1️⃣2️⃣ “Yolca Daha Sapkın” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade insanın ahirette artık doğru yolu bulmak için dünyadaki imkânlara sahip olmayacağını düşündüren güçlü bir uyarıdır.

Dünyada insanın önünde hâlâ:

Tövbe.

öğrenme.

düşünme.

yanlışını düzeltme.

imkânları vardır.

Ahirette ise dünyadaki tercihlerin sonucu ortaya çıkmıştır.

Bu nedenle insanın oradaki kaybı çok daha ağırdır.

Dünyada yönünü şaşıran insan geri dönebilir; ölümden sonra imtihan yolculuğu sona ermiştir.

Ayetin sertliği de tam burada anlam kazanır.

Ama bu sertlik yaşayan insana umutsuzluk vermek için değil:

“Henüz vaktin varken yönünü düzelt.”

demek içindir.

1️⃣3️⃣ Bu Ayeti Fiziksel Görme Engelli İnsanlara Karşı Kullanmak Neden Yanlıştır ❓​

Çünkü ayetin bağlamındaki körlük manevi bir metafordur.

Fiziksel görme engelli insanlar:

İman sahibi olabilir.

Son derece bilgili olabilir.

ahlaken örnek olabilir.

Allah'a yakın kullar arasında bulunabilir.

Görme yetisi insanın Allah katındaki manevi değerinin ölçüsü değildir.

Bu yüzden fiziksel engelliliği:

Günah.

manevi eksiklik.

ilahî ceza.

gibi göstermek yanlış olur.

Bedensel farklılık ile manevi körlük aynı şey değildir.

Kur’an'ın kullandığı metaforu engelli insanları aşağılayan bir dile dönüştürmek ayetin maksadına aykırı bir ahlaki sonuç doğurabilir.

1️⃣4️⃣ Manevi Basiret Nedir ❓​

Basiret, hakikati yalnız yüzeysel görüntülerle değil, daha derin bir bilinçle değerlendirme yeteneği olarak düşünülebilir.

Basiret sahibi insan:

Her duyduğuna inanmaz.

Ama doğruyu da inatla reddetmez.

Kendi çıkarını hakikatin önüne koymamaya çalışır.

Yanlış yaptığında bunu kabul edebilir.

Bir olayın yalnız anlık sonucuna değil, ahlaki ve uzun vadeli etkilerine de bakar.

Basiret gözün gördüğünden fazlasını, aklın ve vicdanın birlikte değerlendirebilmesidir.

İnsan çok eğitimli olup basiretsiz olabilir.

Başka biri akademik olarak çok ilerlememiş olabilir ama son derece sağlam bir ahlaki sezgiye sahip olabilir.

Bilgi değerlidir; fakat basiret bilgiyi doğru yönde kullanabilmektir.

1️⃣5️⃣ Günümüzde Bilgi Çokluğu Manevi Körlüğü Ortadan Kaldırır mı ❓​

Hayır.

Bugün insanlık tarihte hiç olmadığı kadar büyük miktarda bilgiye erişebiliyor. Birkaç saniye içinde binlerce kaynak bulunabilir.

Fakat bilgiye erişim ile hakikati kabul etmek aynı şey değildir.

İnsan yalnız kendi görüşünü destekleyen içerikleri seçebilir.

Algoritmalar sürekli hoşuna giden fikirleri önüne getirebilir.

Yanlış bilgi milyonlarca kez paylaşılabilir.

Böylece kişi çok bilgi tükettiği hâlde düşünsel olarak daha kapalı hâle gelebilir.

Bu nedenle modern çağın problemi yalnız bilgi eksikliği değildir.

Bilgiyi nasıl seçtiğimiz, doğruladığımız ve karşıt delillere ne kadar açık olduğumuz da önemlidir.

Basiret, yalnız daha fazla bilgi değil, daha dürüst düşünme gerektirir.

1️⃣6️⃣ Kendi Grubumuza Karşı Körleşmek Mümkün müdür ❓​

Evet.

İnsan sevdiği grubun yanlışlarını görmekte zorlanabilir.

Bir siyasi hareketi destekliyorsa:

Kendi tarafının hatasını küçümseyebilir.

Karşı tarafın aynı hatasını büyütebilir.

Bir dini çevreye bağlıysa kendi grubunun yanlışlarını savunabilir.

Bu durum seçici körlük oluşturabilir.

İsrâ 71'de insanların önderleriyle çağrılması anlatılmıştı. 72. ayet ise hemen ardından körlükten söz eder.

Bu sıralama insana şu soruyu düşündürür:

Takip ettiğim kişiye veya gruba bağlılığım, gerçeği görmemi engelliyor mu?

Gerçek sadakat, sevdiğimiz kişiye her durumda “haklısın” demek değil; yanlışında da hakikati koruyabilmektir.

1️⃣7️⃣ İsrâ Suresi 71 ve 72. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

71. ayette kıyamet günü insanların önderleriyle çağrılacağı, amel kitabı sağından verilenlerin kitaplarını okuyacağı ve hiçbir haksızlığa uğramayacağı anlatılmıştı.

72. ayet ise hemen ardından dünya hayatındaki manevi körlüğün ahiretteki sonucunu bildirir.

Bu iki ayet birlikte çok güçlü bir tablo oluşturur.

71. ayet:

“Kimi takip ettiğine ve ne yaptığına dikkat et.”

der.

72. ayet:

“Hakikat önündeyken ona körleşme.”

mesajını verir.

Yani insan yanlış rehberleri takip edebilir, grubunun peşinden düşünmeden yürüyebilir ve sonunda kendi amel kitabıyla karşılaşabilir.

Takip ile basiret birlikte olmalıdır.

İnsan rehber edinir ama gözlerini kapatmaz.

Bir gruba ait olur ama vicdanını teslim etmez.

1️⃣8️⃣ İsrâ Suresi 72. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Hakikate karşı gözlerini kendi ellerinle kapatma; çünkü bugün görmezden geldiğin şey yarın ortadan kalkmış olmayacaktır.

İnsan bazen bir gerçeği bilir ama:

Şimdi işime gelmiyor.

Sonra düşünürüm.

Herkes böyle.

Ben değişemem.

diyerek erteleyebilir.

Fakat ertelemek gerçeği yok etmez.

Ölüm.

Hesap.

Kul hakkı.

yanlış davranışın sonucu.

beklemeye devam eder.

Bu nedenle manevi basiret, yalnız gerçeği fark etmek değil, fark ettiği gerçeğin gereğini yapmaya cesaret edebilmektir.

İnsan hakikati ne kadar erken kabul ederse düzeltme için o kadar fazla zamana sahip olur.

1️⃣9️⃣ İsrâ Suresi 72. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 72. ayeti, dünya hayatında ilahî hakikate karşı bilinçli bir körlük geliştiren insanın ahirette bunun ağır sonucuyla karşılaşacağını ve dünyada hidayet yolunu görmek istemeyen kişinin ahirette çok daha büyük bir kayıp yaşayacağını öğretmektedir.

Ayetin ilk büyük mesajı, fiziksel görme ile manevi görmenin farklı şeyler olduğudur. İnsan gözleriyle dünyayı görebilir ama hakikati anlamak istemeyebilir. Başka bir insan fiziksel olarak görmeyebilir ama Allah'a karşı son derece açık, bilinçli ve güzel bir kalbe sahip olabilir.

Bu nedenle ayeti fiziksel görme engelli kişilere karşı kullanmak büyük bir yanlış olur.

Kur’an'ın burada eleştirdiği şey bedenin değil, hakikate kapanan iradenin körlüğüdür.

İkinci büyük mesaj, hakikati görmenin yalnız bilgi edinmek olmadığını anlamaktır. İnsan bir şeyin doğru olduğunu zihnen anlayabilir ama hayatını buna göre değiştirmek istemeyebilir.

Örneğin:

Kul hakkının yanlış olduğunu bilir.

Ama işine geldiğinde yine yapar.

Yalanın kötü olduğunu bilir.

Ama çıkarı için yalan söyler.

Kibrin yanlış olduğunu bilir.

Ama başkalarını küçümsemeye devam eder.

Bu durumda problem bilgi eksikliği değildir.

Bilginin davranışa dönüşmemesidir.

Manevi görme, gerçeği yalnız anlamak değil, ona cevap verebilmektir.

Üçüncü büyük mesaj, insanın kendi kör noktalarını aramasıdır. Hepimizin kendimizi görmekte zorlandığımız alanları olabilir.

İnsan:

Kendi öfkesini haklı görebilir.

Kendi kibrini özgüven sanabilir.

Kendi cimriliğini tedbir sayabilir.

Kendi çıkarcılığını akıllılık olarak adlandırabilir.

Başkalarının yanlışını kolay görürken kendisininkini açıklamak için onlarca mazeret bulabilir.

Manevi basiret, başkasının hatasını görmekten önce kendi mazeretlerini sorgulayabilmektir.

Bu yüzden ayet başkalarına tutulacak projektörden önce kendimize tutulacak bir aynadır.

Dördüncü büyük mesaj, kibrin hakikatin önünde ciddi bir perde olabileceğidir. İnsan çok bilgili olabilir ama:

“Ben yanılmam.”

dediği anda bilgisinin faydası azalabilir.

Bilim insanı da yanılabilir.

Âlim de yanılabilir.

Yönetici de yanılabilir.

Biz de yanılabiliriz.

Bu gerçeği kabul etmek zayıflık değildir.

Yanılabileceğini kabul eden insan düzeltilebilir; kendisini hatasız gören insan ise kendi kapısını içeriden kilitleyebilir.

Tevazu, hakikati görmenin önemli şartlarından biridir.

Beşinci büyük mesaj, çıkarın gerçeği eğip bükmesine izin vermemektir. İnsan doğruyu kabul ederse para kaybedebilir.

Makamı zarar görebilir.

Bir dostuyla arasına mesafe girebilir.

Kendi geçmiş kararının yanlış olduğunu kabul etmesi gerekebilir.

İşte hakikat sevgisi böyle anlarda sınanır.

Doğru yalnız bize kazandırdığında doğru değildir.

Bazen gerçek ahlak, hakikatin bedelini ödeyebilmektir.

Bu yüzden Kur’an'ın manevi körlük uyarısı yalnız teorik inanç değil, günlük hayatın çıkar çatışmalarıyla da ilgilidir.

Altıncı büyük mesaj, yanlışın normalleşmesine dikkat etmektir. İnsan sürekli aynı kötülüğün içinde yaşadığında zamanla ona alışabilir.

Bir toplumda rüşvet çok yaygınsa:

“Herkes yapıyor.”

denebilir.

Hakaret normalleşirse:

“Burası böyle.”

denebilir.

Yalan günlük hayatın parçası olursa kimse şaşırmayabilir.

Fakat yaygınlaşmak yanlışın ahlaki niteliğini değiştirmez.

Manevi körlük bazen kötülüğün artık bizi rahatsız etmemesiyle kendisini gösterir.

Vicdanın rahatsızlığı bazen korunması gereken bir nimettir.

Yedinci büyük mesaj, günah karşısındaki hassasiyetimizi kaybetmemektir. İnsan hata yapabilir; önemli olan hatayı hata olarak görebilmeye devam etmesidir.

Bir günah işleyip:

“Bu yanlıştı.”

diyebilen insanın dönüş kapısı açıktır.

Asıl tehlike:

“Bunda ne var?”

noktasına gelmek olabilir.

Çünkü insan artık yanlışını düzeltme ihtiyacı hissetmez.

Tövbe yalnız Allah'tan af istemek değil, vicdanın yeniden görmeye başlamasıdır.

Bu yüzden manevi hayatın önemli hedeflerinden biri kalbi tamamen duyarsızlaşmaktan korumaktır.

Sekizinci büyük mesaj, samimi soruları körlükle suçlamamaktır. Bir genç dini konuda soru sorabilir.

Bir insan anlamakta zorlanabilir.

Bir başkası bazı konularda şüphe yaşayabilir.

Bunlara:

“Senin kalbin kör.”

demek hem aceleci hem de kırıcı olabilir.

Belki kişi gerçekten anlamaya çalışıyordur.

Belki kötü bir din anlatımı nedeniyle zorlanıyordur.

Belki doğru bilgiye ulaşamamıştır.

Hidayet dili insanı susturmak değil, anlamasına yardımcı olmak için kullanılmalıdır.

Kur’an'ın körlük metaforunu başkalarının sorularını bastıran bir silaha çevirmemek gerekir.

Dokuzuncu büyük mesaj, fiziksel engellilik konusunda çok hassas olmaktır. Görme engelli bir insanın manevi değeri konusunda bedensel durumundan hiçbir olumsuz sonuç çıkarılamaz.

Kur’an'ın kullandığı metafor:

“Görme engelli insanlar eksiktir.”

mesajı taşımaz.

Bu nedenle dini dilimizde de engelli insanların insanlık onurunu zedeleyecek ifadelerden kaçınmak gerekir.

Bir insan:

Gözleriyle görmeyebilir.

Ama basiretiyle çok şey görebilir.

Başka biri bütün renkleri görürken adaleti göremeyebilir.

Asıl ölçü bedenin imkânı değil, insanın Allah ve hakikat karşısındaki tavrıdır.

Onuncu büyük mesaj, bilgi çağında bile insanın körleşebileceğini bilmektir. Bugün milyonlarca sayfa bilgi elimizin altındadır.

Fakat insan sadece kendi görüşünü doğrulayan kaynakları okuyabilir.

Sürekli aynı düşünceleri dinleyebilir.

Karşı görüşü hiç anlamadan küçümseyebilir.

Böylece bilgi miktarı artarken düşünsel açıklık azalabilir.

Bu durum modern bir paradokstur.

Çok şey bilmek ile gerçeğe açık olmak aynı şey değildir.

Basiret, yalnız veri toplamak değil, kendi fikrimizin yanlış olabileceğini de dürüstçe değerlendirebilmektir.

On birinci büyük mesaj, sosyal medyanın oluşturabileceği yankı odalarına karşı dikkatli olmaktır. Algoritmalar çoğu zaman ilgimizi çeken içerikleri daha fazla gösterir.

Sonuçta insan:

Herkesin kendisi gibi düşündüğünü.

Karşı görüşün tamamen akılsız olduğunu.

kendi grubunun hiç hata yapmadığını.

sanmaya başlayabilir.

Bu durum düşünsel körlüğü artırabilir.

Bu yüzden bilinçli insan farklı güvenilir kaynaklara da bakar.

Sürekli bize haklı olduğumuzu söyleyen ortam, her zaman hakikate en yakın ortam değildir.

Bazen rahatsız edici ama doğru bir bilgi, binlerce onaydan daha değerlidir.

On ikinci büyük mesaj, siyasi veya toplumsal aidiyetin gerçeğin önüne geçmemesidir. İnsan kendi grubunun yanlışını savunduğunda aslında grubuna iyilik etmiyor olabilir.

Gerçek sadakat:

Yanlışını örtmek değil.

Düzeltmesine yardımcı olmaktır.

Bir davranış karşı taraf yaptığında yanlışsa, bizim tarafımız yaptığında da yanlış olmalıdır.

Ahlakın ölçüsü taraf değiştirdikçe değişiyorsa artık ahlak değil çıkar konuşuyor olabilir.

İsrâ 71 ve 72 birlikte bu noktada güçlü bir muhasebe oluşturur:

Kimi takip ediyoruz ve bu takip gözümüzü kapatıyor mu?

On üçüncü büyük mesaj, dinî çevrelerin de eleştiriden muaf olmadığını bilmektir. Bir kişi din adına konuşuyor diye her söylediği otomatik olarak doğru olmaz.

İnsan:

Kaynağı sorabilir.

Delili inceleyebilir.

Güvenilir ilim ehline danışabilir.

Bu saygısızlık değildir.

Dine bağlılık ile insana kör bağlılık aynı şey değildir.

Bir dini liderin hatasını kabul etmek dine ihanet değildir.

Tam tersine dini insan hatalarından ayırmak olabilir.

Gerçek tevhid, hiçbir insanı Allah'ın yerine mutlak otorite hâline getirmemeyi gerektirir.

On dördüncü büyük mesaj, insanın kendi vicdanını sürekli canlı tutmasıdır. Vicdan tek başına vahyin yerine geçmez ve insanın vicdanı da eğitilmeye muhtaç olabilir.

Ancak kişi yanlış yaptığında içindeki rahatsızlığı tamamen susturmamalıdır.

Bir davranış içimizi sürekli rahatsız ediyorsa:

“Neden?”

diye sormak faydalıdır.

Belki gerçekten yanlış yapıyoruzdur.

Vicdanın sesini sürekli bastırmak zamanla manevi duyarlılığı zayıflatabilir.

Bu yüzden insan kendisini savunmadan önce bazen sessizce kendisini dinlemelidir.

On beşinci büyük mesaj, ahiretteki körlüğü bugün bir korku sloganına çevirmemektir. Ayet ciddi bir uyarı yapmaktadır.

Ama insanlara:

“Sen kesin ahirette kör olacaksın.”

diye hüküm dağıtmak bize düşmez.

Kimin son hâlinin ne olacağını bilmiyoruz.

İnsan bugün yanlış yolda olabilir.

Yarın tövbe edebilir.

Allah'a yönelebilir.

Hayatının son kısmını büyük bir iyilik içinde geçirebilir.

Yaşayan insan için dönüş kapısı açıktır.

Bu nedenle ayetin uyarısı başkasının geleceğini kapatmak değil, bugün kendi yönümüzü düzeltmek içindir.

On altıncı büyük mesaj, tövbenin manevi görme yetisini yeniden canlandırabilmesidir. İnsan yıllarca bazı yanlışları normal görmüş olabilir.

Sonra bir olay yaşar.

Bir ayet okur.

Bir insanın sözünden etkilenir.

Ve:

“Ben ne yapıyorum?”

diye fark eder.

İşte bu fark ediş çok değerlidir.

Geçmişte kör olmak, gelecekte de zorunlu olarak kör kalacağımız anlamına gelmez.

İnsan yön değiştirebilir.

Tövbe bazen gözlerin açılması gibi bir ahlaki uyanıştır.

İnsan daha önce göremediği kul hakkını, kibri veya yanlış alışkanlığı bir anda daha açık fark edebilir.

On yedinci büyük mesaj, 71 ve 72. ayetlerde liderlik ile bireysel basiretin birlikte ele alınmasıdır. İnsan önderlerle çağrılabilir ama kendi kitabını okuyacaktır.

Bu çok önemli bir dengedir.

Rehberimiz vardır.

Ama bizim de gözümüz olmalıdır.

Toplumumuz vardır.

Ama bizim de vicdanımız vardır.

Öğretmenimiz vardır.

Ama bizim de sorumluluğumuz vardır.

Doğru rehber, insanın gözünü kapatmaz; daha iyi görmesine yardım eder.

Bir lider takipçilerinden:

“Düşünmeyin, yalnız bana uyun.”

bekliyorsa burada dikkatli olmak gerekir.

İman, düşüncesiz teslimiyeti insanlara değil Allah'a yöneltir.

On sekizinci büyük mesaj, dünyada görme imkânımız varken bunu değerlendirmektir. Bugün hâlâ:

Özür dileyebiliriz.

Kul hakkını ödeyebiliriz.

Yanlış bilgimizi düzeltebiliriz.

Kibirden dönebiliriz.

İbadetimize başlayabiliriz.

Bir haksızlığı durdurabiliriz.

Yani dünya hayatında yön değiştirme imkânımız vardır.

Ahiret uyarısının en büyük rahmet boyutu budur:

Sonuç gelmeden önce haber veriliyor.

Ayet bize:

“Artık çok geç.”

demiyor.

Tam tersine yaşayan insana:

“Geç olmadan gör.”

diyor.

İsrâ Suresi'nin 72. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur: Gözümün önündeki hangi gerçekleri işime gelmediği için görmezden geliyorum? Kendi grubumun yanlışlarını savunurken karşı tarafın hatalarını mı büyütüyorum? Bir fikri gerçekten delili güçlü olduğu için mi savunuyorum, yoksa yıllardır savunduğum için mi bırakamıyorum? Çıkarım tehlikeye girdiğinde hakikate sadık kalabiliyor muyum? Günahlarım zamanla bana normal görünmeye mi başladı? Soru soran insanları hemen manevi körlükle mi suçluyorum? Fiziksel engellilik ile manevi körlüğü yanlış biçimde birbirine karıştırıyor muyum? Sosyal medyada yalnız beni onaylayan içeriklerle mi çevriliyim? Yanlış yaptığımı fark ettiğimde yön değiştirecek kadar mütevazı mıyım?

Bu sorular ayetin yalnız ahiretteki bir sonucu anlatmadığını; bugün de basiret, kibir, çıkar, alışkanlık, grup psikolojisi, bilgi ahlakı, engellilik konusunda saygı, tövbe ve hakikat karşısında dürüstlük konusunda çok kapsamlı bir manevi muhasebe sunduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:

Fiziksel körlük ile manevi körlüğü birbirine karıştırma.

Görme engelli insanları bu ayetle ilişkilendirerek küçümseme.

Hakikati işine gelmediğinde görmezden gelme.

Kibrinin seni kendi yanlışına kör etmesine izin verme.

Çıkarını gerçeğin önüne koyma.

Yanlışın yaygınlaşmasını doğruluğun kanıtı sanma.

Samimi soruları manevi hastalık gibi etiketleme.

Kendi grubunun ve sevdiğin insanların yanlışlarını da görebilecek kadar adil ol.

Tövbe kapısını açık tut.

Ve bugün görme, düşünme ve yön değiştirme imkânın varken hakikate karşı gözlerini kapatma.


Çünkü Kur’an'ın bu ayetteki uyarısı gözlerimizin ne kadar iyi gördüğüyle ilgili değildir.

Asıl soru, hakikat önümüze geldiğinde kalbimizin ve irademizin onu görmeye ne kadar hazır olduğudur.

⠀

🌿 Son Söz​

“Dünyada en tehlikeli körlük, gözlerin görmemesi değil; insanın işine gelmeyen hakikati görmek istememesidir. Kendi grubumuzun yanlışına, kendi kibrimize ve kendi bahanelerimize karşı da gözümüzü açık tutalım. Görme engelli bir insanın kalbi hakikate ışıl ışıl açık olabilir; bütün dünyayı gören biri ise adaleti göremeyebilir. Bu yüzden Rabbimizden yalnız gözlerimizin değil, vicdanımızın ve basiretimizin de açık olmasını isteyelim; çünkü henüz bu dünyadayken yönümüzü değiştirebilme imkânımız vardır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt