İsrâ Suresi 62. Ayette “Şu Benden Üstün Kıldığını Gördün mü? Eğer Beni Kıyamet Gününe Kadar Ertelersen Onun Soyunu Pek Azı Dışında Hâkimiyetim Altına Alacağım” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İblis’in Âdem’e öfkesi yalnız bir secdeyi reddetmekle kalmadı; kibri zamanla insan nesline karşı düşmanlık iddiasına dönüştü. Fakat şeytanın tehdidi, insanın iradesini elinden alan mutlak bir güç değildir. Kur’an insanı korkuya teslim etmek için değil, düşmanını tanıyıp kendi tercihinin sorumluluğunu bilmesi için uyarmaktadır.”
Ersan Karavelioğlu
İsrâ Suresi 62. Ayetin Anlamı Nedir
İsrâ Suresi'nin 62. ayeti, İblis'in Hz. Âdem'e secde etmeyi reddetmesinden sonra duyduğu kibir, haset ve düşmanlığın insan nesline yönelişini anlatmaktadır.Ayetin anlamı şöyledir:
İblis burada Hz. Âdem'e verilen değeri hâlâ kabullenememektedir. Onu adıyla bile anmak yerine küçümseyici biçimde “şu benden üstün kıldığın” anlamındaki bir ifade kullanır ve ardından Âdem'in neslini saptıracağına dair meydan okuyan bir iddiada bulunur.“Dedi ki: ‘Şu benden üstün kıldığını gördün mü? Eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, onun soyundan pek azı dışında kalanları mutlaka peşimden sürükleyeceğim.’”
İsrâ Suresi, 17:62
Fakat bu ayeti şeytanın insan üzerinde sınırsız bir güce sahip olduğu şeklinde anlamamak gerekir. Devam eden ayetler, özellikle İsrâ 65, şeytanın Allah'ın gerçek kulları üzerinde zorlayıcı bir egemenliğe sahip olmadığını açıkça gösterecektir.
“Şu Benden Üstün Kıldığını Gördün mü?” Sözü Ne Anlama Gelir
İblis'in cümlesi, önceki ayette ortaya çıkan kibrin devamıdır. Allah Hz. Âdem'e değer vermiş ve meleklere ona secde etmelerini emretmiştir. İblis ise bu ilahî tercihi içselleştirmek yerine hâlâ:“Neden o?”
mantığıyla hareket etmektedir.
Burada yalnız bir fikir ayrılığı yoktur. İblis'in dili küçümseyicidir. Hz. Âdem'in Allah tarafından değerli kılınmasını kendi makamına yönelik bir hakaret gibi algılar.
Bu bize hasedin önemli bir özelliğini gösterir: İnsan bazen başkasına verilen nimeti kendi değerinin azaltılması gibi görebilir. Oysa Allah'ın başka bir kula lütuf vermesi, bizim sahip olduğumuz her şeyi değersizleştirmez.
İblis bunu kabul edemedi ve başkasının şerefi onun düşmanlığının sebebine dönüştü.
İblis Neden Hz. Âdem’e Verilen Değeri Kabullenemedi
Çünkü kendisini Hz. Âdem'den üstün görüyordu. Önceki ayetlerdeki mantığı, kendi yaratılış özelliğini daha değerli saymasına dayanıyordu.Kibir yalnız:
“Ben iyiyim.”
demek değildir.
Tehlikeli hâli:
“Ben daha üstünüm ve bu yüzden diğerine verilen değeri kabul etmiyorum.”
noktasında başlar.
İblis'in problemi kendi özelliğini bilmesi değil, bu özelliği Allah'ın hükmüne karşı üstünlük iddiasına dönüştürmesidir.
İnsan da bugün aynı ruh hâline farklı biçimlerde düşebilir. Kendi eğitimini, ailesini, servetini, makamını veya dinî bilgisini başkalarının değerini küçültmek için kullanabilir.
Kibir insanın kendisini değerli görmesi değil, değerini başkasını aşağılamak üzerinden kurmasıdır.
İblis’in Âdem’e Düşmanlığı Neden Âdem’in Soyuna Yönelmiştir
İblis'in öfkesi yalnız Hz. Âdem'in şahsıyla sınırlı kalmamıştır. Ayette onun, Âdem'in soyunu da saptırmayı hedeflediği bildirilmektedir.Burada insanlık tarihine yayılan şeytanî vesvese ve saptırma mücadelesinin başlangıcı görülmektedir.
İblis açısından insan, Allah'ın kendisine değer verdiği ve onun kıskandığı varlığın neslidir. Bu yüzden düşmanlığını sonraki kuşaklara taşımak ister.
Kur’an insanı bu konuda uyarır. Şeytan:
İnsanın zaaflarını kullanmaya.
Kötülüğü güzel göstermeye.
Günahı hafif göstermeye.
İyiliği erteletmeye.
çalışabilir.
Fakat bu çaba insan iradesini ortadan kaldırmaz.
Şeytan teklif eder; insan tercih eder.
Bu ayrım bütün sorumluluk anlayışının temelidir.
“Beni Kıyamet Gününe Kadar Ertelersen” Ne Anlama Gelir
İblis Allah'tan belirli bir süre istemektedir. Kur’an'ın başka ayetlerinde de onun mühlet talebi anlatılır.Bu mühlet, İblis'in Allah'a rağmen kazandığı bağımsız bir dokunulmazlık değildir.
Mühleti veren Allah'tır.
Dolayısıyla İblis:
Allah'ın rakibi.
kontrol dışı ikinci bir güç.
evrende bağımsız bir kötülük tanrısı.
değildir.
İslam'ın tevhid anlayışında Allah ile şeytan arasında birbirine denk iki güç savaşı yoktur.
Şeytan yaratılmıştır.
Sınırlıdır.
Allah'ın hükümranlığının dışına çıkamaz.
Bu nedenle İslam'daki şeytan anlayışı, evreni paylaşan iki eşit ilah düşüncesinden tamamen farklıdır.
Allah İblis’e Neden Mühlet Vermiştir
Kur’an bize bu mühletin bütün hikmet ayrıntılarını tek bir ayette açıklamaz. Fakat genel Kur’ani çerçevede dünya hayatının imtihan alanı olmasıyla bağlantı kurulabilir.İnsan:
İyilik ile kötülük arasında seçim yapar.
Nefsinin arzularıyla mücadele eder.
Şeytanın vesvesesine karşı durur.
Allah'ın rehberliğini takip eder.
Bu süreç insanın ahlaki tercihini ortaya çıkarır.
Ancak burada yanlış bir sonuç çıkarılmamalıdır:
“Allah şeytana insanları zorla günaha sokma yetkisi verdi.”
Hayır.
Şeytanın faaliyet alanı, insanın iradesini ortadan kaldıran mutlak hâkimiyet değildir.
Kur’an'ın sonraki ayetlerde göstereceği üzere onun gücü vesvese, çağrı, aldatma ve teşvik düzeyindedir.
İnsan yine kendi tercihlerinden sorumludur.
“Onun Soyunu Pek Azı Dışında Hâkimiyetim Altına Alacağım” Ne Demektir
Ayetteki ifade güçlü bir tehdit ve meydan okuma taşımaktadır. İblis, Âdem'in soyundan çok sayıda insanı peşinden sürükleyeceğini, saptıracağını ve etkisi altına alacağını iddia etmektedir.Buradaki ifade şeytanın insanların iradesine zorla el koyduğu şeklinde anlaşılmamalıdır.
İblis'in hedefi:
İnsanı kandırmak.
Günahı süslemek.
Allah'ı unutturmak.
kibri büyütmek.
şehvet ve öfkeyi yanlış yönlendirmek.
iyiliği erteletmek.
gibi yollarla insanı peşinden sürüklemektir.
Şeytanın başarısı, insanın ona kapı açmasıyla ilgilidir.
Bu yüzden insan:
“Şeytan beni mecbur etti.”
diyerek sorumluluktan kaçamaz.
Şeytan İnsanı Günah İşlemeye Zorlayabilir mi
Kur’an'ın genel öğretisine göre hayır.Şeytanın insan üzerinde zorlayıcı ve iradeyi yok eden bir egemenliği yoktur.
İnsanın önüne:
Bir düşünce getirebilir.
Günahı cazip gösterebilir.
Kötü bir davranışı normalleştirebilir.
“Bir defadan bir şey olmaz.”
gibi vesveseler oluşturabilir.
Ama son karar insana aittir.
Bir insan hırsızlık yaparsa:
“Şeytan yaptırdı, ben sorumlu değilim.”
diyemez.
Şeytan çağırmış olabilir.
Fakat eli uzatan insandır.
Vesvese sorumluluğu kaldırmaz.
Bu nedenle Kur’an insanı şeytandan sakınmaya çağırırken aynı zamanda kendi nefsinden ve seçimlerinden de sorumlu tutar.
Şeytanın En Güçlü Silahı Nedir
Tek bir yöntemden söz etmek zordur. Kur’an'ın farklı ayetlerinden şeytanın insanı birçok kapıdan etkileyebileceğini görürüz.Bazen korku üzerinden.
Bazen arzu üzerinden.
Bazen kibir üzerinden.
Bazen öfke üzerinden.
Bazen de iyilik görüntüsü altında.
En tehlikeli yöntemlerden biri, yanlışın yanlış olduğunu hissettirmemektir.
İnsan açık kötülükten uzak durabilir. Fakat kötülük:
“Sen bunu hak ediyorsun.”
“Herkes yapıyor.”
“Sonra tövbe edersin.”
“Bir kereden bir şey olmaz.”
şeklinde sunulursa daha kolay yaklaşabilir.
Şeytan çoğu zaman günaha “günah” etiketi yapıştırarak gelmez; onu makul ve cazip göstermeye çalışır.
Bu yüzden manevi uyanıklık yalnız büyük kötülükleri değil, küçük gerekçelendirmeleri de fark etmeyi gerektirir.
“Pek Azı Dışında” İfadesi Ne Anlama Gelir
İblis kendi iddiasında Âdem'in soyundan yalnız az sayıda kişinin kendisinden kurtulacağını söylemektedir.Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Bu cümle İblis'in konuşmasıdır.
Dolayısıyla şeytanın söylediği her şeyi Allah'ın kendi hükmü gibi okumamak gerekir.
İblis kendinden emin ve meydan okuyucu konuşmaktadır.
Kur’an'ın başka ayetlerinde Allah'ın samimi kulları üzerinde şeytanın zorlayıcı hâkimiyetinin olmadığı açıklanır.
Dolayısıyla ayetteki “azı dışında” ifadesinden:
“İnsanlığın kesin şu yüzdesi kurtulacak.”
gibi matematiksel sonuçlar çıkarılamaz.
Bu ayet bir istatistik tablosu değildir.
Asıl mesaj, şeytanın insanlığın büyük kısmını saptırmayı hedefleyen düşmanlığıdır.

Şeytan İnsanların Zayıf Noktalarını Biliyor mu
Şeytan insanı yaratmış değildir ve Allah gibi insanın bütün iç dünyasını mutlak biçimde bilmez.Allah'ın ilmiyle şeytanın bilgisi birbirine karıştırılmamalıdır.
Ancak insanlarla uzun süreli düşmanlık içinde olması ve insan davranışlarının tekrar eden zaaflarından yararlanması düşünülebilir.
Örneğin insanlarda:
Kibir.
öfke.
açgözlülük.
kıskançlık.
şehvet.
tembellik.
bulunabilir.
Şeytan bu eğilimleri vesveseyle kötü yöne çekmeye çalışabilir.
Fakat:
“Şeytan kalbimdeki bütün gizli düşünceleri Allah gibi bilir.”
demek doğru değildir.
Mutlak gayb bilgisi Allah'a aittir.
Şeytan yaratılmış ve sınırlıdır.

Nefis ile Şeytan Aynı Şey midir
Hayır.İnsanın kendi içinde de arzular, öfke, alışkanlıklar ve zaaflar bulunabilir. Bunlar genel anlamda nefisle ilgili mücadele olarak konuşulur.
Şeytan ise ayrı bir yaratılmış varlıktır ve insana vesvese verir.
Bu ikisini tamamen aynı görmek doğru değildir.
Bazen insan yaptığı her yanlışı:
“Şeytandan.”
diye açıklayarak kendi karakter sorunlarını görmezden gelebilir.
Örneğin yıllardır geliştirdiği kötü bir alışkanlığı yalnız şeytana yüklemek, kişisel sorumluluğunu azaltmaz.
Şeytan vesvese edebilir; fakat insanın nefsi ve alışkanlıkları da mücadele alanıdır.
Manevi gelişim bu iki alanı da tanımayı gerektirir.

Şeytanın Vesvesesi ile Kendi Düşüncelerimizi Nasıl Ayırt Edebiliriz
Her akla gelen olumsuz düşünceye:“Kesin şeytan söyledi.”
demek doğru değildir.
İnsan zihni doğal olarak çok sayıda düşünce üretir.
Kaygı.
hatıralar.
alışkanlıklar.
duygusal tepkiler.
zihinsel çağrışımlar.
da düşüncelerimizi etkiler.
Bu nedenle manevi hayatı sürekli paranormal bir iç savaş şeklinde yorumlamak sağlıklı olmayabilir.
Daha kullanışlı ölçü şudur:
Bir düşünce bizi:
Haksızlığa.
günaha.
kibre.
umutsuzluğa.
Allah'tan uzaklaşmaya.
sürüklüyorsa ona teslim olmamak gerekir.
Düşüncenin kaynağını her zaman kesin teşhis edemeyebiliriz; fakat bizi götürdüğü yönü değerlendirebiliriz.
Bu, hem manevi hem psikolojik açıdan daha dengeli bir yaklaşımdır.

Şeytan İnsana Neden Özellikle Kibir Üzerinden Yaklaşır
Çünkü kendi düşüşünün merkezinde de kibir bulunmaktadır.İblis:
“Ben ondan üstünüm.”
mantığıyla isyan etti.
Bu nedenle insanı da benzer tuzağa çekmeye çalışması son derece anlamlıdır.
Kibir insana:
Özür dilememeyi.
hatasını kabul etmemeyi.
başkasını küçümsemeyi.
öğüt dinlememeyi.
tövbeyi gereksiz görmeyi.
öğretebilir.
Bir insan günah işleyip pişman olursa dönüş kapısı açıktır.
Fakat kibirli insan:
“Ben yanlış yapmam.”
demeye başladığında dönüşü zorlaştırır.
Kibrin tehlikesi yalnız günah üretmesi değil, günahı kabul etmeyi de engellemesidir.
Bu yüzden tevazu şeytanın önemli kapılarından birini kapatabilir.

Şeytandan Korunmak Sadece Bazı Duaları Okumakla mı Olur
Allah'a sığınmak ve dua etmek çok önemlidir. Fakat şeytandan korunmayı yalnız sözlü ifadeye indirgemek eksik olur.İnsan aynı zamanda:
Haramdan kaçınmaya.
öfkesini yönetmeye.
gözünü ve dilini korumaya.
iyi arkadaş çevresi seçmeye.
bilgi edinmeye.
tövbeyi geciktirmemeye.
çalışmalıdır.
Bir insan dua edip ardından sürekli kendisini günaha götüren ortamı bilerek arıyorsa tedbir boyutunu ihmal etmiş olabilir.
Manevi korunma dua ile davranışın birlikte hareket etmesini gerektirir.
Allah'a sığınırız.
Ama aynı zamanda şeytanın kullanabileceği kapıları kendi elimizle sürekli açık bırakmamaya çalışırız.

Günah İşlediğimizde Şeytanın Kazandığını mı Düşünmeliyiz
Bir insan günah işleyebilir. Bu, şeytanın onu yanlış bir tercihe yönlendirmede etkili olduğu bir an olabilir.Fakat hikâye orada bitmek zorunda değildir.
İnsan:
Pişman olabilir.
Tövbe edebilir.
Hakkı iade edebilir.
Yanlışını düzeltebilir.
Hatta yaşadığı hata onu daha bilinçli bir insana dönüştürebilir.
Şeytanın ikinci tuzağı bazen günahın kendisinden sonra gelir:
“Sen bittin. Allah seni artık affetmez.”
düşüncesi.
Bu da tehlikelidir.
Günahı küçümsemek yanlış olduğu gibi, günah işledikten sonra Allah'ın rahmetinden ümit kesmek de doğru değildir.
Mümin düşebilir ama yeniden kalkmayı öğrenir.

İsrâ Suresi 61–65. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
61. ayette İblis'in kibrinin kaynağı gösterildi: Hz. Âdem'e secde etmeyi reddetti.62. ayette bu kibir, insan nesline yönelik açık bir düşmanlık ilanına dönüşüyor: “Onun soyunu peşimden sürükleyeceğim.”
Sonraki ayetlerde ise bu tehdidin sınırları ve yöntemleri açıklanacaktır. İblis'e:
İnsanları sesiyle kışkırtması.
çeşitli yollarla üzerlerine gelmesi.
mallar ve çocuklar konusunda onları aldatması.
gibi imkânlardan söz edilir; fakat ardından çok önemli bir sınır konur:
Allah'ın kulları üzerinde şeytanın zorlayıcı bir hâkimiyeti yoktur.
Bu bütünlük son derece önemlidir.
Yalnız 62. ayeti okuyup:
“Şeytan isterse herkesi kontrol eder.”
sonucuna varmak yanlış olur.
Kur’an tehdidi anlatır, sonra tehdidin sınırını da gösterir.

İsrâ Suresi 62. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Şeytanın seni düşman bildiğini bil; fakat onu senden daha güçlü ve kaçınılmaz bir kader hâline getirme.
Kur’an şeytanı küçümsememizi istemez.
Onu açık düşman olarak tanıtır.
Fakat aynı Kur’an insanı çaresiz de bırakmaz.
Şeytan:
Çağırabilir.
Süsleyebilir.
kandırabilir.
vesvese verebilir.
Ama senin iradeni tamamen ele geçiren bağımsız bir ilah değildir.
Bu nedenle müminin tavrı iki aşırılıktan uzak olmalıdır.
Bir tarafta:
“Şeytan diye bir tehlike yok.”
rehaveti.
Diğer tarafta:
“Şeytan beni tamamen kontrol ediyor, hiçbir sorumluluğum yok.”
çaresizliği.
Doğru denge şudur:
Düşmanını tanı, Allah'a sığın, nefsini eğit ve seçiminin sorumluluğunu üstlen.

İsrâ Suresi 62. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
İsrâ Suresi'nin 62. ayeti, İblis'in Hz. Âdem'e verilen değeri hâlâ kabullenemediğini, kibrini insan nesline yönelik düşmanlığa dönüştürdüğünü ve kıyamete kadar mühlet verilmesi hâlinde Âdem'in soyundan birçok kişiyi saptırıp peşinden sürükleyeceğini iddia ettiğini anlatmaktadır.Ayetin ilk büyük mesajı, haset ile kibrin birleştiğinde düşmanlığa dönüşebileceğidir. İblis yalnız kendisini üstün görmedi; Âdem'e verilen değerden rahatsız oldu. Daha sonra bu rahatsızlık Âdem'in çocuklarına karşı uzun süreli bir düşmanlık iddiasına dönüştü.
İnsan ilişkilerinde de benzer bir mekanizma görülebilir. Bir insan başkasının başarısını kabullenemezse önce küçümseyebilir, sonra onun başarısız olmasını isteyebilir ve sonunda ona zarar vermeye çalışabilir.
Bu nedenle haset küçük bir iç rahatsızlık olarak görülmemelidir.
Başkasının nimetinden rahatsız olmak, kontrol edilmediğinde ahlaki düşmanlığa dönüşebilir.
İkinci büyük mesaj, İblis'in Allah'a denk bir güç olmadığıdır. Kıyamete kadar mühlet istediği için bile onun bağımlılığı açıkça görülür.
Eğer mutlak güç sahibi olsaydı mühlet istemeye ihtiyaç duymazdı.
Mühleti veren Allah'tır.
İblis yaratılmıştır.
Sınırlıdır.
Allah'ın egemenliği altındadır.
İslam'da Allah ile şeytan arasında eşit güçte iki kutup yoktur.
Bu, tevhid açısından son derece önemli bir noktadır.
Üçüncü büyük mesaj, şeytanın tehdidini ciddiye alırken onu abartmamaktır. Kur’an şeytanı gerçek düşman olarak tanıtır.
Dolayısıyla:
“Hiçbir etkisi yoktur.”
demek doğru değildir.
Ama:
“İnsan üzerinde mutlak kontrolü vardır.”
demek de yanlıştır.
Şeytanın etkisi insanın iradesini zorla yok etmekten çok aldatma ve çağrı şeklindedir.
İnsan onun çağrısına cevap verirse sorumludur.
Şeytan günaha davet eder; günahı insanın yerine işlemez.
Dördüncü büyük mesaj, insanların her yanlışını şeytana yüklememektir. Bazen insan kendi hatasının sorumluluğunu taşımak istemez.
“Şeytana uydum.”
der.
Bu, hatanın manevi yönünü açıklayabilir ama kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
İnsan:
Karar verdi.
Davranışı yaptı.
Sonucu oluşturdu.
Bu nedenle gerçek tövbe:
“Şeytan yaptırdı.”
demekten önce,
“Ben yanlış tercih yaptım.”
diyebilmeyi gerektirir.
Sorumluluk kabul edilmeden gerçek değişim zorlaşır.
Beşinci büyük mesaj, şeytanın insandaki mevcut zaafları kullanabileceğidir. Şeytan insanın içinde sıfırdan her arzuyu yaratmak zorunda değildir.
İnsanın zaten:
Öfkesi.
hırsı.
şehveti.
kıskançlığı.
kibri.
olabilir.
Şeytan bunları yanlış yöne çekmeye çalışabilir.
Bu nedenle manevi mücadele yalnız dış düşmana karşı değildir.
İnsan kendi nefsini tanımadıkça şeytanın hangi kapıyı kullanacağını da fark etmekte zorlanabilir.
Kendini tanımak, manevi korunmanın önemli bir parçasıdır.
Altıncı büyük mesaj, küçük günahları normalleştirmenin tehlikesidir. Büyük kötülüklerin çoğu insanın karşısına ilk günden devasa biçimde çıkmayabilir.
Önce:
“Bir defa.”
denir.
Sonra:
“Zaten herkes yapıyor.”
Sonra davranış alışkanlığa dönüşebilir.
İşte şeytanın yöntemlerinden biri insanı aşamalı biçimde sürüklemek olabilir.
Büyük düşüşlerin bazısı küçük tavizlerle başlar.
Bu yüzden insan yalnız büyük sınır ihlallerine değil, kendisini yavaşça nereye götürdüğüne de dikkat etmelidir.
Yedinci büyük mesaj, günahın süslenmesine dikkat etmektir. İnsan açıkça kötü görünen bir davranıştan kaçınabilir.
Fakat aynı davranış:
“Özgürlük.”
“hak.”
“intikam.”
“mecburiyet.”
“herkes böyle yapıyor.”
gibi gerekçelerle süslendiğinde kendisini ikna edebilir.
Her gerekçe yanlış değildir; fakat insan bazen sadece nefsine uygun sonucu meşrulaştırmak için gerekçe üretir.
Kötülüğün en tehlikeli hâli, iyilik görüntüsü kazanmış kötülük olabilir.
Bu nedenle insan niyetini ve gerekçelerini dürüstçe sorgulamalıdır.
Sekizinci büyük mesaj, tövbeyi ertelemenin şeytanî bir tuzak olabileceğidir. İnsan günahı bırakmak istemediğinde:
“Yarın.”
der.
Sonra yarın geldiğinde başka bir yarın belirler.
Şeytanın:
“Hiç tövbe etme.”
demesine gerek kalmayabilir.
“Daha sonra tövbe edersin.”
demesi yeterli olabilir.
Bu yüzden insan doğru olduğunu bildiği dönüşü gereksiz yere ertelememelidir.
Hayatın ne kadar süreceğini bilmiyoruz.
Tövbenin zamanı, dönüş imkânının bulunduğu zamandır.
Dokuzuncu büyük mesaj, şeytanın umutsuzluğu da kullanabileceğidir. Bazı insanlar yalnız günahla değil, günah sonrası ümitsizlikle kaybedebilir.
İnsan:
“Ben çok kötü şey yaptım.”
“Allah beni affetmez.”
“Artık dönüş yok.”
diye düşünebilir.
Bu düşünce kişiyi daha fazla günaha sürükleyebilir.
Kur’an'ın rahmet mesajı ise dönüş kapısını açık tutar.
Şeytanın seni günaha sürüklemesine izin verdiysen, seni tövbeden de uzaklaştırmasına izin verme.
Pişmanlık insanı Allah'tan kaçırmak değil Allah'a döndürmek için kullanılmalıdır.
Onuncu büyük mesaj, şeytandan korkunun takıntıya dönüşmemesidir. İnsan hayatındaki her küçük aksiliği:
“Şeytan yaptı.”
diye yorumlamaya başlarsa sağlıksız bir korku geliştirebilir.
Bir eşya bozulabilir.
İnsan hata yapabilir.
Zihin istemsiz düşünceler üretebilir.
Her şeyi görünmez şeytan saldırısıyla açıklamak gerekmez.
Kur’an şeytanı gerçek bir düşman olarak tanıtır ama insanı paranoya içinde yaşamaya çağırmaz.
Mümin Allah'a sığınır, tedbir alır ve normal hayatını sürdürür.
Şeytanı tanımak başka, hayatın merkezine şeytanı yerleştirmek başkadır.
On birinci büyük mesaj, Allah'ın insanı savunmasız bırakmadığıdır. İblis büyük bir iddiada bulunuyor olabilir.
Ama Allah insana:
Akıl.
vicdan.
vahiy.
peygamberlerin örnekliği.
tövbe imkânı.
dua.
vermiştir.
İnsan savaş alanına hiçbir rehberlik olmadan bırakılmış değildir.
Şeytanın çağrısı varsa Allah'ın hidayeti de vardır.
Üstelik Allah'ın rehberliği şeytanın vesvesesiyle aynı güç düzeyinde iki rakip ses değildir.
Allah Rabdir.
Şeytan ise yaratılmış bir düşmandır.
Bu ayrım mümine güven verir.
On ikinci büyük mesaj, şeytanın en eski silahlarından birinin üstünlük duygusu olduğunu unutmamaktır. İblis'in hikâyesi:
“Ben ondan daha üstünüm.”
düşüncesiyle başladı.
Dolayısıyla insanın:
Irk.
soy.
para.
güzellik.
eğitim.
dindarlık.
üzerinden geliştirdiği kibir yalnız toplumsal bir sorun değil, ciddi bir manevi risk olarak da görülmelidir.
Şeytana karşı mücadele bazen başka insanı küçümsememekle başlar.
Bu, kıssanın günlük hayata en güçlü yansımalarından biridir.
On üçüncü büyük mesaj, başkasının nimetinden rahatsız olmamaktır. İblis:
“Âdem'e neden değer verildi?”
diye öfkelendi.
İnsan da:
“Niye o kazandı?”
“Niye onu seviyorlar?”
“Niye onun işi iyi gidiyor?”
diye içten içe rahatsız olabilir.
Bu duyguyu fark ettiğinde beslemek yerine dönüştürmek gerekir.
Başkasının nimeti için hayır dilemek ve kendi nimetlerine şükretmek kalbi rahatlatabilir.
Başkasının ışığını söndürmek senin ışığını büyütmez.
Bu gerçek hasetle mücadelede son derece önemlidir.
On dördüncü büyük mesaj, Allah'ın verdiği değerleri kendi nefsimize göre yeniden sıralamamaktır. İblis Allah'ın Âdem'e verdiği değeri kabul etmek istemedi.
Çünkü kendi ölçüsünde kendisini daha uygun görüyordu.
İnsan da bazen:
“Bu kişi bunu hak etmiyor; ben hak ediyorum.”
diyebilir.
Bazen bu gerçekten adalet talebi olabilir.
Ama bazen yalnız kıskançlıktır.
İnsanın kendisini dürüstçe sorgulaması gerekir:
Ben adalet mi arıyorum, yoksa bana verilmeyeni başkasında görmeye mi dayanamıyorum?
Bu sorunun cevabı kalbin yönünü değiştirebilir.
On beşinci büyük mesaj, şeytanın düşmanlığına rağmen insanın özünde mahkûm olmadığıdır. İblis büyük bir tehditte bulunur.
Fakat bu:
“İnsanların çoğu hiçbir şekilde kurtulamaz.”
şeklinde kaderci bir sonuç doğurmamalıdır.
İnsan Allah'a yönelebilir.
Tövbe edebilir.
İbadet edebilir.
Yanlışından dönebilir.
Şeytanın vesvesesine direnebilir.
İnsan günaha açık olduğu kadar hidayete de açıktır.
Kur’an'ın bütün mesajı insanı sorumluluk ve umut içinde tutar.
On altıncı büyük mesaj, iman hayatında yalnız dış düşmana değil iç kapılara da bakmaktır. İnsan sürekli:
“Şeytan bana ne yapıyor?”
diye sorabilir.
Ama daha önemli soru bazen şudur:
“Ben ona hangi kapıları açıyorum?”
Öfke kontrolsüzse.
Kibir sürekli besleniyorsa.
Göz ve dil korunmuyorsa.
Yanlış ortamlar bilinçli biçimde aranıyorsa.
vesvese için daha fazla alan oluşabilir.
Bu nedenle şeytandan korunmak yalnız savunma değil, karakter eğitimi meselesidir.
On yedinci büyük mesaj, şeytanın insanlığın tamamına yönelik düşmanlığı karşısında insanların birbirini düşmanlaştırmamasıdır. Şeytanın hedefi Âdem'in neslidir.
Buna rağmen insanlar:
Aile.
mezhep.
ırk.
siyaset.
servet.
gibi sebeplerle birbirlerini insanlıktan çıkaracak kadar düşmanlaşabilir.
Bu da şeytanın arzu ettiği parçalanmaya hizmet edebilir.
Farklılıklar gerçek olabilir.
Ciddi fikir ayrılıkları da olabilir.
Ama adalet sınırını kaybetmek, düşmanlığın insanı yönetmeye başladığını gösterebilir.
Kur’an'ın şeytan uyarısı aynı zamanda insanın birbirine karşı ahlakını korumasını da düşündürmelidir.
On sekizinci büyük mesaj, şeytanın iddiasından daha büyük olanın Allah'ın rehberliği olduğunu bilmektir. İblis:
“Onları peşimden sürükleyeceğim.”
diyebilir.
Fakat son söz ona ait değildir.
Kur’an'ın sonraki ayetlerinde onun yöntemleri açıklanacak ve ardından:
Allah'ın gerçek kulları üzerinde zorlayıcı hâkimiyeti olmadığı
bildirilecektir.
Bu nedenle mümin şeytandan sakınır ama ondan umutsuzca korkmaz.
Allah'a yönelir.
Şeytanın tehdidi büyük olabilir; Allah'ın koruması ve hidayeti ondan daha büyüktür.
İsrâ Suresi'nin 62. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur: Başkasına verilen nimeti kendi değerime saldırı gibi mi görüyorum? Haset ettiğim bir insanın başarısız olmasını içten içe istiyor muyum? Kendi hatalarımı sürekli şeytana yükleyip sorumluluktan kaçıyor muyum? Günahı bana makul gösteren bahaneleri fark edebiliyor muyum? “Sonra tövbe ederim” diyerek dönüşü erteliyor muyum? Bir hata yaptıktan sonra Allah'ın rahmetinden gereksiz yere ümit kesiyor muyum? Şeytan korkusunu sağlıksız bir takıntıya mı dönüştürüyorum? Kibir, öfke ve kıskançlık gibi hangi zaaflarımın daha kolay kullanılabileceğini biliyor muyum? Allah'ın bana verdiği akıl, vahiy ve tövbe imkânlarını gerçekten değerlendiriyor muyum?
Bu sorular ayetin yalnız İblis'in eski bir tehdidini aktarmadığını; bugün de kibir, haset, şeytanın vesvesesi, insan iradesi, günah, tövbe, sorumluluk ve Allah'a sığınma konusunda çok güçlü bir manevi eğitim sunduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:
İblis'in tehdidini ciddiye al ama onu mutlak güç sahibi sanma.
Şeytanın Allah'a rakip olmadığını unutma.
Haset ve kibri kalbinde büyütme.
Başkasına verilen nimeti düşmanlık sebebi yapma.
Her hatanı şeytana yükleyerek sorumluluktan kaçma.
Vesvese ile zorlamayı birbirine karıştırma.
Nefsinin hangi kapılardan zayıf olduğunu tanı.
Günahı küçük gösteren bahanelere dikkat et.
Tövbeyi erteleme.
Düştüğünde Allah'ın rahmetinden ümit kesme.
Ve şeytanın insanı peşinden sürüklemek istemesine karşı, kendi iradeni Allah'ın hidayetine yönelt.
Çünkü İblis'in en büyük hedeflerinden biri insana:
“Ben seni mutlaka yöneteceğim.”
duygusunu kabul ettirmektir.
Oysa Kur’an'ın devam eden mesajı bunun karşısına çok daha güçlü bir hakikat koyacaktır:
Allah'a samimiyetle bağlanan kul, şeytanın zorunlu esiri değildir.
⠀
Son Söz
⠀“İblis, Âdem’in neslini peşinden sürükleyeceğine dair büyük bir iddiada bulundu; fakat insan şeytanın elinde iradesiz bir kukla olarak yaratılmadı. Vesvese gelir, günah süslenebilir ve nefis bahaneler üretebilir; yine de insanın önünde Allah’ın rehberliği, tövbe ve yeniden doğrulma imkânı vardır. Bu yüzden düşmanımızı küçümsemeyelim ama gözümüzde ilahlaştırmayalım; asıl mücadeleyi kibrimiz, hasedimiz ve yanlış tercihlerimizle verip kalbimizi Rabbimizin hidayetine açık tutalım.”
Ersan Karavelioğlu