📖 İsrâ Suresi 67. Ayette “Denizde Size Bir Sıkıntı Dokunduğunda Allah’tan Başka Yalvardıklarınız Kaybolur; Sizi Karaya Çıkarınca da Yüz Çevirirsiniz, İnsan Çok Nankördür” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,771
2,736,293
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İsrâ Suresi 67. Ayette “Denizde Size Bir Sıkıntı Dokunduğunda Allah’tan Başka Yalvardıklarınız Kaybolur; Sizi Karaya Çıkarınca da Yüz Çevirirsiniz, İnsan Çok Nankördür” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan bazen bütün dayanaklarının elinden kaydığı anda, gerçekte kime muhtaç olduğunu daha açık fark eder. Fakat asıl iman, yalnız fırtınada Allah’ı hatırlamak değil; deniz sakinleşip hayat normale döndüğünde de aynı Rabbi unutmamaktır. Çünkü şükür, tehlike geçince verilen sözleri unutmayacak kadar sadık bir kalbin adıdır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İsrâ Suresi 67. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 67. ayeti, insanın ağır bir tehlike karşısında dünyevi dayanaklarının ne kadar sınırlı olduğunu fark ederek Allah'a yönelmesini, fakat tehlike geçtikten sonra aynı insanın yeniden gaflete düşebilmesini anlatmaktadır. Ayetin anlamı şöyledir:

“Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda O’ndan başka yalvardıklarınız kaybolup gider. Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. İnsan gerçekten çok nankördür.”
İsrâ Suresi, 17:67
Bir önceki ayette Allah'ın denizde gemileri yüzdürmesi ve insanların O'nun lütfundan rızık araması anlatılmıştı. Şimdi aynı deniz, bu defa insanın aczi, duası, tevekkülü ve şükrü üzerinden ele alınmaktadır. Deniz sakin olduğunda insan gücünü büyük görebilir; fakat fırtına başladığında teknoloji, para ve makamın her şeyi kontrol edemediği daha açık biçimde anlaşılabilir.

Ayetin temel mesajı yalnız deniz yolculuğuyla ilgili değildir. İnsan hayatının tamamında benzer bir ruh hâli görülebilir: Sıkıntıda Allah'ı hatırlamak, rahatlıkta ise O'nu unutmak.

2️⃣ “Denizde Size Bir Sıkıntı Dokunduğunda” Ne Anlama Gelir ❓​

Deniz, özellikle eski çağlarda insanın kendi sınırlarını çok güçlü biçimde fark ettiği alanlardan biriydi. Büyük dalgalar, fırtına, yön kaybı ve geminin zarar görmesi insanı kısa sürede çaresiz bırakabiliyordu. Günümüzde denizcilik teknolojisi çok ilerlemiş olsa da denizin riskleri tamamen ortadan kalkmış değildir.

Ayetin “sıkıntı” dediği durum yalnız fiziksel korkuyu değil, insanın kontrol duygusunun kırıldığı anı da ifade eder. İnsan günlük hayatta birçok şeyi yönettiğini düşünebilir. Program yapar, para biriktirir, teknoloji kullanır ve hayatını düzenler. Fakat bazen tek bir olay bütün bu kontrol hissini sarsabilir.

İşte böyle anlarda insan, daha önce mutlaklaştırdığı şeylerin aslında sınırlı olduğunu fark edebilir. Tehlike insanın gerçek güç dengelerini daha açık görmesine sebep olabilir.

3️⃣ “Allah’tan Başka Yalvardıklarınız Kaybolur” İfadesi Ne Demektir ❓​

Bu ifade, insanın Allah dışında ilahî güç atfettiği varlıkların gerçek çaresizliğinin kriz anında ortaya çıkmasını anlatmaktadır. İnsan normal zamanda birçok şeye mutlak güven yükleyebilir; fakat ağır tehlike geldiğinde bunların hiçbirinin Allah'tan bağımsız bir kurtarıcı olmadığını fark eder.

Buradaki “kaybolmak”, mutlaka fiziksel olarak ortadan yok olmak anlamına gelmez. İnsan zihninde onların kurtarıcı olarak taşıdığı sahte konumun çözülmesi anlamı da düşünülebilir.

Ayetin tevhid mesajı açıktır: Yaratılmışlar sebep olabilir; nihai ve bağımsız kudret Allah'a aittir.

Bu nedenle insanın kalbi, sebeplerin arkasında Rabbini unutmamalıdır.

4️⃣ Bu Ayet İnsanlardan Yardım İstemeyi Yasaklıyor mu ❓​

Hayır.

Denizde tehlikeye düşen bir insan sahil güvenliği arayabilir, yardım çağrısı yapabilir, can yeleği kullanabilir ve başka bir gemiden yardım isteyebilir. Bunların hiçbiri tevhidle çelişmez.

Bir insanın:

“Beni kurtarın.”

diye yardım ekibine seslenmesi, o ekibi ilah kabul ettiği anlamına gelmez.

Ayetin eleştirdiği şey, yaratılmışlara Allah'tan bağımsız mutlak kudret yüklemektir.

Mümin sebepleri kullanır. Kurtarma ekibini çağırır. Doktora gider. Teknik tedbir alır. Fakat bütün sebeplerin üzerinde Allah'ın hükümranlığını kabul eder.

Allah'a güvenmek, insan yardımını reddetmek değil; insan yardımını Allah'ın yerine koymamaktır.

5️⃣ İnsan Neden Büyük Tehlikelerde Allah’ı Daha Çok Hatırlayabilir ❓​

Çünkü tehlike insanın günlük hayatındaki birçok perdeyi kaldırır.

Normal zamanda insan:

Parasına.

makamına.

bilgisine.

çevresine.

teknolojisine.

fazlasıyla güvenebilir.

Ancak ölüm ihtimali çok yaklaştığında bunların hiçbirinin mutlak güvence olmadığı anlaşılır. İnsan, kendi sınırlarını daha çıplak biçimde görür.

Bu nedenle kriz anındaki dua bazen insanın fıtrî acz bilincinin yeniden ortaya çıkması olarak düşünülebilir.

Fakat burada her insanın aynı psikolojik tepkiyi vereceğini söylemek doğru değildir. Ayet insan tabiatındaki güçlü bir eğilime ve özellikle Allah'ı rahatlıkta unutan kimselerin çelişkisine dikkat çekmektedir.

6️⃣ Sıkıntıda Allah’a Yönelmek Samimiyetsiz Bir İman mıdır ❓​

Her zaman değil.

İnsan gerçekten korktuğunda Allah'a samimiyetle yönelebilir. Hatta hayatındaki büyük bir kriz, gerçek bir manevi dönüşümün başlangıcı olabilir.

Sorun sıkıntıda dua etmek değildir.

Sorun, tehlike geçtikten sonra sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi Allah'la kurulan bağı tamamen unutmak olabilir.

Bir insan hastalık döneminde Allah'a yönelip iyileştikten sonra ibadetine, ahlakına ve şükrüne devam ediyorsa kriz onun için gerçek bir dönüşüm vesilesi olmuş olabilir.

Ama:

“Allah'ım beni kurtar, artık hayatımı değiştireceğim.”

deyip tehlike geçtiğinde bütün sözlerini unutuyorsa ayetin uyarısı tam burada anlam kazanır.

Sıkıntıda dua etmek değerlidir; rahatlıkta sadakat göstermek ise duanın samimiyetini derinleştirir.

7️⃣ “Sizi Karaya Çıkarınca Yüz Çevirirsiniz” Ne Anlama Gelir ❓​

Karaya çıkmak burada yalnız fiziksel kurtuluşu değil, tehlikenin sona ermesini ve yeniden güven duygusuna kavuşmayı da temsil eder.

İnsan ölüm korkusu içindeyken:

“Rabbim beni kurtar.”

der.

Sonra kurtulur.

Bir süre geçer.

Hayat yeniden normale döner.

Ve insan eski gafletine geri dönebilir.

İşte ayet bu hızlı unutmayı eleştirir.

Bu yalnız deniz yolculuğunda olmaz. İnsan ciddi bir hastalıkta dua eder; iyileşince eski hayatına döner. Büyük bir ekonomik problem yaşar; yardım gelince şükrü unutabilir. Ağır bir korkudan kurtulur; birkaç ay sonra aynı yanlışları yeniden yapabilir.

İnsanın sınavlarından biri yalnız sıkıntıya dayanmak değil, kurtuluştan sonra nimet karşısında nasıl davranacağını bilmektir.

8️⃣ Tehlike Geçtikten Sonra Verilen Sözleri Unutmak Neden Bu Kadar Yaygındır ❓​

Çünkü insanın duyguları bulunduğu şartlardan güçlü biçimde etkilenir.

Tehlike anında ölüm yakın hissedilir.

Dünya küçülür.

Öncelikler değişir.

İnsan:

“Bundan sonra farklı yaşayacağım.”

diye düşünebilir.

Fakat tehlike geçince gündelik hayat yeniden devreye girer. İş, para, eğlence, tartışmalar ve alışkanlıklar eski yerini alır.

Bir süre sonra kriz anındaki manevi yoğunluk azalabilir.

Bu nedenle gerçek değişim yalnız duygusal kararlarla değil, kalıcı alışkanlıklarla desteklenmelidir.

İnsan gerçekten değişmek istiyorsa yalnız:

“Artık farklı olacağım.”

demek yerine hayatında somut düzenlemeler yapmalıdır.

9️⃣ “İnsan Çok Nankördür” İfadesi Bütün İnsanların Daima Nankör Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Kur’an'da insanın bazı genel zaaflarından güçlü ifadelerle söz edilir. Bu, her insanın her an aynı davranışı gösterdiği anlamına gelmez.

İnsan nankörlüğe yatkın olabilir.

Fakat aynı insan:

Şükreden.

sabreden.

iyilik yapan.

Allah'ı hatırlayan.

bir kul da olabilir.

Ayet insan tabiatındaki unutma ve nimeti sıradanlaştırma eğilimini uyarmaktadır.

Dolayısıyla:

“İnsan zaten nankördür, yapacak bir şey yok.”

sonucu çıkarılamaz.

Kur’an bir zaafı bildiriyorsa aynı zamanda onunla mücadele etmeye çağırmaktadır.

Zaafımız kaderimiz değildir.

🔟 Nankörlük Yalnız “Teşekkür Etmemek” midir ❓​

Hayır.

Kur’an'ın şükür anlayışı yalnız dil ile:

“Elhamdülillah.”

demekten daha geniştir.

İnsan nimeti tanır.

Nimetin sahibini bilir.

Ve nimeti doğru yerde kullanır.

Bu nedenle nankörlük de yalnız:

“Teşekkür etmedim.”

meselesi değildir.

Bir insan sağlığını zararlı alışkanlıklarda tüketiyorsa, servetini zulüm için kullanıyorsa veya kurtulduğu bir felaketten sonra hiçbir sorumluluk duygusu geliştirmiyorsa nimetin hakkını düşünmesi gerekir.

Şükür, nimeti görmek ve nimetin gerektirdiği ahlakı yaşamaktır.

Dil ile şükür değerlidir; fakat davranış da şükrün önemli bir parçasıdır.

1️⃣1️⃣ Bir Felaketten Kurtulmak Allah’ın Bizi Kesin Sevdiğini mi Gösterir ❓​

Bir insanın kurtulması elbette büyük bir nimettir ve şükür gerektirir. Fakat bundan:

“Ben kurtuldum, demek Allah beni diğerlerinden daha çok seviyor.”

gibi kesin bir sonuç çıkarmak doğru değildir.

Aynı felakette hayatını kaybeden insanlar olabilir.

Onların Allah katındaki değerini biz bilmiyoruz.

Dünyadaki kurtuluş veya kayıp, Allah'ın kişilere yönelik nihai sevgisini ve ahiret derecelerini basit biçimde ölçen bir cetvel değildir.

Bir insan kurtulduğunda:

“Ben üstünüm.”

diye değil,

“Bana yeniden bir zaman ve imkân verildi; bunu nasıl kullanacağım?”

diye düşünmelidir.

Nimet kibir değil, sorumluluk üretmelidir.

1️⃣2️⃣ Bir Felaketten Kurtulamayan Kişi Allah’ın Gazabına mı Uğramıştır ❓​

Böyle bir hüküm verilemez.

Bir deniz kazasında, depremde veya başka bir felakette hayatını kaybeden insanların:

“Allah tarafından günahları nedeniyle cezalandırıldığını”

vahiy olmadan söylemek doğru değildir.

İnsan ölümünün çok farklı sebepleri olabilir.

Dünya hayatı zaten fanidir.

İyi insanlar da ölür.

Çocuklar da ölür.

Peygamberler de vefat etmiştir.

Bu yüzden:

Kurtulan = Allah'ın sevdiği.

Ölen = Allah'ın cezalandırdığı.

gibi basit bir denklem Kur’an'ın bütüncül öğretisiyle bağdaşmaz.

Bir musibetin mağdurları hakkında Allah adına hüküm dağıtmak yerine merhamet, dua ve yardım dili kullanmak gerekir.

1️⃣3️⃣ Dua Ettikten Sonra Kurtarma Ekibi Bizi Kurtarırsa “Allah Kurtardı” Diyebilir miyiz ❓​

Evet; fakat bunu kurtarma ekibinin emeğini yok sayacak biçimde söylememek gerekir.

Örneğin bir kişi denizde kaybolur ve sahil güvenlik onu bulursa iki cümle birlikte doğru olabilir:

“Allah beni kurtardı.”

ve

“Kurtarma ekibi hayatımı kurtardı.”

Birincisi nihai nimet ve takdir açısından konuşur.

İkincisi ise Allah'ın yarattığı sebepler dünyasında gerçekleşen gerçek insan emeğini ifade eder.

Bunları birbirine rakip yapmak gerekmez.

Allah insanların birbirine yardım etmesini vesile kılabilir.

Şükür Allah'a yönelirken, emeği geçen insana teşekkür etmeyi de küçümsememelidir.

Manevi şükür, insani vefasızlığa dönüşmemelidir.

1️⃣4️⃣ Kurtuluştan Sonra Şükür Nasıl Yaşanmalıdır ❓​

Şükür, yalnız olaydan hemen sonra yapılan duayla sınırlı kalmamalıdır.

Bir insan ciddi bir tehlikeden kurtulduysa hayatına yeniden bakabilir.

Kırdığı insanlarla ilişkisini düzeltebilir.

Kul haklarını ödeyebilir.

İbadetini ciddiye alabilir.

Ailesine daha fazla zaman ayırabilir.

Sağlığını koruyabilir.

İmkânı varsa başkalarına yardım edebilir.

Buradaki amaç:

“Her felaket yaşayan insan mutlaka bütün hayatını bir gecede değiştirmelidir.”

demek değildir.

Ama kriz, insanın önceliklerini yeniden değerlendirmesi için güçlü bir fırsat olabilir.

Kurtuluşun en güzel şükrü, verilen yeni zamanı daha anlamlı kullanmaktır.

1️⃣5️⃣ Yalnız Zor Zamanda Dua Etmek Yanlış mıdır ❓​

Zor zamanda dua etmek yanlış değildir.

Tam tersine insanın Allah'a yönelmesi değerlidir.

Ancak Allah'la ilişkinin yalnız acil durumlara indirgenmesi eksik bir kulluktur.

Allah:

Hastalandığımızda hatırlanacak.

Borç geldiğinde çağrılacak.

Kaza anında sığınılacak.

sonra her şey düzelince unutulacak bir Rab değildir.

İman hayatın tamamını kapsar.

Dua yalnız fırtınada değil, deniz sakinken de devam etmelidir.

Belki de bu ayetin en derin mesajlarından biri budur: Allah'ı yalnız ihtiyacımız olduğunda değil, nimet içindeyken de hatırlamak.

Çünkü aslında insan her an Allah'a muhtaçtır; yalnız bazı anlarda bunu daha açık fark eder.

1️⃣6️⃣ Rahatlık Dönemleri de Bir İmtihan mıdır ❓​

Evet.

İnsan çoğu zaman imtihan deyince yalnız hastalık, kayıp ve sıkıntıyı düşünür. Oysa rahatlık da ciddi bir imtihan olabilir.

Sıkıntıda insan:

Sabırla sınanır.

Rahatlıkta ise:

Şükürle.

Bir kişi fakirken Allah'ı çok hatırlayabilir.

Zenginleşince unutabilir.

Hasta olduğunda dua eder.

İyileşince gaflete dönebilir.

Tehlikede söz verir.

Güvende olduğunda verdiği sözü unutabilir.

Bu yüzden nimet de imtihandır.

Hatta bazı insanlar için nimet sınavı sıkıntı sınavından daha zor olabilir; çünkü rahatlık insanın muhtaçlığını unutmasını kolaylaştırabilir.

1️⃣7️⃣ İsrâ Suresi 66 ve 67. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

66. ayette Allah'ın gemileri denizde yüzdürdüğü ve insanların O'nun lütfundan rızık aradığı anlatılmıştı. Deniz orada nimet, ticaret ve rahmet açısından ele alınmıştı.

67. ayette aynı deniz bu defa tehlike anıyla anlatılmaktadır.

Bu çok güçlü bir karşılaştırmadır.

Sakin denizde insan:

Ticaret yapıyor.

Kazanç elde ediyor.

Yolculuk ediyor.

Fırtına çıktığında ise aynı insan:

Aczini fark ediyor.

Allah'a yöneliyor.

Sonra karaya çıkınca tekrar unutabiliyor.

Böylece iki ayet birlikte şunu öğretir:

Nimette Rabbini unutma ki sıkıntıda O'na yönelişin yalnız korkudan ibaret kalmasın.

66. ayet şükrü öğretir.

67. ayet ise nankörlüğe karşı uyarır.

1️⃣8️⃣ İsrâ Suresi 67. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Allah'la ilişkini yalnız hayatının acil çıkış kapısı hâline getirme.

İnsan ağır bir tehlikede Allah'a dua ederken son derece samimi olabilir. Fakat gerçek manevi olgunluk, kurtuluş sonrasında da o samimiyeti mümkün olduğunca koruyabilmektir.

Allah yalnız:

Kaza anında.

ameliyat öncesinde.

borç içindeyken.

ölüm korkusunda.

hatırlanacak bir Rab değildir.

Hayat güzeldiğinde de Rabdir.

Sağlıklıyken de.

Kazanç varken de.

Ailemiz yanımızdayken de.

Şükür, sıkıntıda Allah'ı bulmak kadar nimette Allah'ı kaybetmemektir.

İnsan bunu başarabilirse kriz anlarındaki imanını günlük hayatının ahlakına dönüştürmeye başlamış olur.

1️⃣9️⃣ İsrâ Suresi 67. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 67. ayeti, insanın ağır tehlike karşısında dünyevi dayanaklarının sınırlılığını fark ederek Allah'a yönelme eğilimini, fakat kurtuluştan ve güvene kavuştuktan sonra aynı insanın Rabbini unutabilme zaafını anlatarak tevhid, dua, şükür, nankörlük ve manevi sadakat konusunda çok güçlü bir uyarı yapmaktadır.

Ayetin ilk büyük mesajı, krizlerin insanın sahte güvenlerini ortaya çıkarabilmesidir. İnsan normal zamanda kendi gücünü olduğundan büyük görebilir. Parası vardır, çevresi vardır, teknolojisi vardır ve her sorunu çözebileceğini düşünebilir. Fakat bazı olaylar bütün bu güvenleri birkaç dakika içinde sarsabilir. Denizde çıkan büyük bir fırtına bunun son derece güçlü bir örneğidir.

İnsan böyle bir anda kendi sınırını görür.

Aczini fark etmek insanı değersizleştirmez; gerçeğini anlamasına yardım eder.

İkinci büyük mesaj, Allah dışında mutlak kurtarıcı bulunmadığıdır. İnsanlar birbirine yardım eder ve bu yardım son derece değerlidir. Kurtarma ekipleri hayat kurtarır, doktorlar tedavi eder ve teknoloji büyük riskleri azaltır. Fakat bunların hiçbiri Allah'tan bağımsız mutlak kudret değildir.

Bu nedenle tevhid:

“İnsanlardan yardım isteme.”

değil,

“İnsan yardımını ilahî kudrete dönüştürme.”

demektir.

Sebep ile Rabbimizi birbirine karıştırmamak gerekir.

Üçüncü büyük mesaj, dua ile tedbirin birlikte olmasıdır. Denizde tehlike yaşayan insan yalnız dua edip can yeleğini kenara bırakmamalıdır. Yardım çağrısı yapmalı, güvenlik talimatlarına uymalı ve elinden geleni yapmalıdır.

Tevekkül tedbirsizlik değildir.

Allah'a dua etmek insanın sorumluluklarını iptal etmez. Tam tersine kul, elinden geleni yaptıktan sonra sonucunu Allah'a bırakır.

Bu denge iman hayatının temel ölçülerindendir.

Dördüncü büyük mesaj, insanların emeğine vefa göstermektir. Bir insan dua ederek kurtulduğunda:

“Beni Allah kurtardı.”

diyebilir.

Ama onu saatlerce arayan kurtarma ekibini unutamaz.

Allah'ın nimeti bazen insanların emeği üzerinden gelir.

Doktor.

İtfaiyeci.

Sahil güvenlik.

dost.

aile.

vesile olabilir.

Allah'a şükür, insana teşekkür etmeyi ortadan kaldırmaz.

Hatta nimeti getiren vesilelere vefa göstermek şükrün güzel sonuçlarından biridir.

Beşinci büyük mesaj, yalnız sıkıntıda Allah'a yönelmenin eksikliğidir. İnsan Allah'ı acil durum numarası gibi kullanmamalıdır.

Başımız sıkışınca:

“Allah'ım.”

Rahatlayınca:

“Artık ihtiyacım yok.”

şeklindeki ilişki kulluğun ruhuyla bağdaşmaz.

Çünkü aslında insan rahatken de Allah'a muhtaçtır.

Kalbin atmaya devam etmesi.

Sağlığın sürmesi.

Ailenin yanında olması.

işlerin yolunda gitmesi.

bunların hiçbiri insanın kendi kendisine garanti ettiği şeyler değildir.

Rahatlıkta Allah'ı hatırlamak, sıkıntıdaki duanın en güzel sadakatidir.

Altıncı büyük mesaj, kriz anlarında verilen sözleri ciddiye almaktır. İnsan ağır bir hastalıkta:

“İyileşirsem hayatımı değiştireceğim.”

diyebilir.

Sonra iyileşince bunu unutabilir.

Elbette korku anında söylenen her cümlenin dinî hükmü aynı değildir ve kişinin özel durumunun ayrıntıları ayrı değerlendirilir. Fakat ahlaki olarak insan kendi samimiyetini sorgulamalıdır.

Korku geçince bütün sözlerimiz de geçiyorsa, kriz bizi gerçekten değiştirmiş midir?

Kurtuluş yalnız eski hayata dönmek değil, bazen daha iyi bir hayata başlamak için fırsattır.

Yedinci büyük mesaj, insanın unutkanlığını küçümsememektir. İnsan çok güçlü duygular yaşasa bile zamanla bunları unutabilir. Bu yüzden manevi hayat yalnız duygu üzerine kurulamaz.

İnsan:

Namazını düzenler.

dua alışkanlığı edinir.

şükür bilinci geliştirir.

iyilik için belirli sorumluluklar alır.

Böylece kriz sırasında verdiği kararları günlük hayata taşır.

Kalıcı değişim, güçlü duygunun düzenli davranışa dönüşmesiyle oluşur.

Aksi hâlde en büyük tecrübe bile zamanla yalnız bir hatıraya dönüşebilir.

Sekizinci büyük mesaj, nimetin görünmezleşmesine karşı dikkatli olmaktır. İnsan karaya çıktıktan birkaç gün sonra yeniden güvenli hayatına alışabilir.

Böylece:

Kurtulduğu gerçeği.

sağlığının değeri.

hayatının ikinci fırsatı.

sıradanlaşabilir.

Bu, insan psikolojisinin güçlü özelliklerinden biridir.

Fakat şükür tam olarak burada devreye girer.

Şükür, alıştığımız için görünmez hâle gelen nimeti yeniden görebilmektir.

Her sabah hayatta uyanmak bile bir rutine dönüştüğü için değersiz değildir.

Dokuzuncu büyük mesaj, nankörlüğün yalnız sözle değil davranışla da ortaya çıkabilmesidir. İnsan:

“Allah'a şükür.”

diyebilir.

Ama nimeti yanlış kullanabilir.

Sağlığına kavuşur, tekrar kendisini yok eden alışkanlıklara döner.

Maddi sıkıntıdan kurtulur, yeniden başkalarının hakkını yemeye başlar.

Bir aile krizinden kurtulur, aynı kırıcı davranışları sürdürür.

Bu durumda insan şükrün yalnız söz kısmında kalmış olabilir.

Gerçek şükür, nimetin hayatımızda ahlaki bir karşılık üretmesidir.

Onuncu büyük mesaj, kurtuluşu üstünlük belgesine dönüştürmemektir. İnsan ağır bir kazadan kurtulunca:

“Allah beni özel seçti.”

gibi kesin bir manevi makam iddiasına girmemelidir.

Kurtuluş nimettir.

Ama aynı olayda ölen kişinin Allah katında daha düşük olduğunu göstermez.

Biz ilahî hesabın bütününü bilmiyoruz.

Bu nedenle kurtulan kişinin en sağlıklı tavrı:

“Neden ben kurtuldum?”

sorusunu kibir için değil sorumluluk için sormaktır.

Belki kendisine verilen zamanla daha iyi bir hayat kurmalıdır.

Ek süre, üstünlük değil emanet olabilir.

On birinci büyük mesaj, musibet yaşayan insanları suçlamamaktır. Bir deniz kazasında veya başka felakette hayatını kaybeden kişilere:

“Demek ki imanları zayıftı.”

veya

“Allah onları cezalandırdı.”

demek doğru değildir.

Ayet insanın kriz anındaki yönelişini anlatmaktadır; bize belirli mağdurların Allah katındaki hükmünü dağıtma yetkisi vermemektedir.

Musibet karşısındaki doğru ilk tavır merhamettir.

Yaralıya yardım etmek.

Ölene dua etmek.

Yakınlarını desteklemek.

Allah adına bilinmeyen hükümler üretmekten daha doğru bir ahlaktır.

On ikinci büyük mesaj, ölüm ihtimalinin insanın önceliklerini düzeltmesi gerektiğidir. İnsan ağır tehlike anında çoğu zaman günlük kavgalarının ne kadar küçük olduğunu fark eder.

Bir saat önce çok önemli görünen tartışmalar anlamsızlaşabilir.

Para.

makam.

gurur.

bir anda ikinci plana düşebilir.

İnsan:

“Ailem.”

“Allah.”

“hayat.”

gibi temel gerçeklere dönebilir.

Ölümü hatırlamak hayatı değersizleştirmek değil, gerçekten değerli olan şeyleri yeniden sıralamaktır.

Bu yüzden ölüm bilinci karamsarlık değil, doğru öncelik kurma aracı olabilir.

On üçüncü büyük mesaj, Allah'a dua etmenin yalnız korkuya dayanmaması gerektiğidir. İnsan:

“Allah beni cezalandırmasın.”

diye dua edebilir.

Bu doğal ve meşru bir korkudur.

Ama Allah'la ilişki yalnız korkudan ibaret değildir.

İnsan:

Sevgiyle.

şükürle.

umutla.

yakınlık arzusuyla.

da Rabbine yönelir.

Fırtınada Allah'a sığınan kalp, sakinlikte Allah'ı sevmeyi de öğrenmelidir.

İman böylece yalnız kriz tepkisi olmaktan çıkıp hayatın bütününe yayılan kulluğa dönüşür.

On dördüncü büyük mesaj, modern teknolojinin insanın aczini tamamen ortadan kaldırmadığıdır. Bugünün gemilerinde:

Radar.

GPS.

uydu.

gelişmiş motorlar.

hava tahmin sistemleri.

bulunabilir.

Bunların hepsi çok değerli insan başarılarıdır.

Ancak teknoloji riski azaltır; mutlak güvenlik yaratmaz.

İnsan ne kadar ilerlerse ilerlesin doğanın bütün şartlarını kontrol edemez.

Bu, bilimi küçümsemek için değil bilimi doğru yere koymak içindir.

Teknoloji nimet ve araçtır; ilah değildir.

On beşinci büyük mesaj, büyük tehlikeleri beklemeden şükretmeyi öğrenmektir. İnsan bazen sağlığın değerini hastalandığında, ailesinin değerini kaybettiğinde, güvenliğin değerini tehlikeye düştüğünde fark eder.

Oysa şükür:

Kaybetmeden fark edebilme sanatıdır.

Bugün:

Sağlığımız varsa.

Sevdiklerimiz yanımızdaysa.

Güvenli bir yerdeysek.

rızkımız varsa.

bunların değerini kriz gelmeden de görebiliriz.

Musibet nimeti öğretmeden önce nimeti görmek, manevi olgunluğun güzel bir işaretidir.

On altıncı büyük mesaj, Allah'la ilişkinin süreklilik istemesidir. İnsan ilişkilerinde bile yalnız ihtiyaç olduğunda aranan kişi kendisini kullanılmış hissedebilir. Allah insan gibi ihtiyaç ve duygusal eksiklik sahibi değildir; fakat kulluk açısından benzer bir ahlaki soru ortaya çıkar:

Ben Rabbimi yalnız bir şey istediğimde mı hatırlıyorum?

Dua yalnız talep değildir.

Şükürdür.

Zikirdir.

yakınlıktır.

teslimiyettir.

İnsan Allah'a yalnız:

“Bana ver.”

demek için değil,

“Sen benim Rabbimsin.”

bilinciyle de yönelir.

On yedinci büyük mesaj, 66 ve 67. ayetlerin nimet ile tehlikeyi aynı deniz üzerinden göstermesidir. Aynı deniz insanı zenginleştirebilir ve aynı deniz ona aczini hatırlatabilir.

Bu hayatın kendisine de benzer.

Para nimet olabilir ama imtihan da olabilir.

Sağlık nimet olabilir ama insanı gaflete de sürükleyebilir.

Teknoloji kolaylık sağlar ama kibir üretebilir.

Nimet ile imtihan bazen aynı şeyin iki yüzüdür.

Kur’an insanın yalnız nimetin kendisine değil, onunla nasıl ilişki kurduğuna bakmasını ister.

66. ayet:

“Lütuftan rızık ara.”

67. ayet:

“Lütfu aldıktan sonra Rabbini unutma.”

mesajını taşır.

On sekizinci büyük mesaj, tehlikeden kurtulmanın manevi bir başlangıç fırsatı olabilmesidir. İnsan hayatında bazı olaylar dönüm noktası oluşturur.

Büyük bir hastalık.

Kaza.

ölüm tehlikesi.

ağır ekonomik kriz.

kişiye hayatın kırılganlığını gösterebilir.

Bu tecrübeyi yalnız travmatik bir anı olarak bırakmak zorunda değildir.

İnsan:

Daha anlamlı yaşayabilir.

Sevdiklerine daha fazla değer verebilir.

Allah'la ilişkisini güçlendirebilir.

Gereksiz düşmanlıklarını bırakabilir.

Kurtuluş, yalnız ölümden dönmek değil; bazen eski yanlış hayat biçiminden de dönme fırsatıdır.

İsrâ Suresi'nin 67. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur: Allah'ı yalnız başım sıkıştığında mı hatırlıyorum? Büyük bir korkudan kurtulduğumda verdiğim sözleri ne kadar tutuyorum? Hayat normale döndüğünde şükrüm neden azalıyor? İnsanlardan yardım alırken nihai kudretin Allah'a ait olduğunu hatırlıyor muyum? Allah'a şükrederken bana yardım eden insanların emeğini de takdir ediyor muyum? Kurtulmuş olmamı kendime üstünlük sebebi mi yapıyorum? Felaket mağdurları hakkında bilmediğim ilahî hükümler mi veriyorum? Teknolojiyi mutlak güvenlik kaynağı hâline mi getiriyorum? Kaybetmeden önce sahip olduğum nimetlerin değerini görebiliyor muyum? Bugün hayatımda hangi nimeti artık sıradan gördüğüm için fark etmiyorum?

Bu sorular ayetin yalnız denizde fırtınaya yakalanan insanlardan söz etmediğini; bugün de dua, kriz, tevhid, şükür, nankörlük, tevekkül, teknoloji, insan emeği, felaket ahlakı ve hayatın kıymeti konusunda son derece güçlü bir manevi muhasebe sunduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:

Sıkıntıda Allah'a yönel ama rahatlıkta O'nu unutma.

Sebepleri kullan ama sebepleri Rab edinme.

Kurtarma ekibinden yardım iste ve onların emeğine teşekkür et; fakat nihai nimetin sahibini de hatırla.

Tehlikede verdiğin güzel sözleri güvenliğe kavuşunca çöpe atma.

Kurtuluşunu üstünlük değil emanet olarak gör.

Felaket yaşayanları Allah adına yargılama.

Teknolojiyi kullan ama onun mutlak olmadığını bil.

Nimetleri kaybetmeden önce görmeye çalış.

Şükrünü yalnız dilde bırakma, hayatına taşı.

Ve Rabbini yalnız fırtınada değil, deniz sakinken de hatırla.


Çünkü gerçek kulluk, insanın yalnız:

“Allah'ım beni kurtar.”

dediği anda ortaya çıkmaz.

Asıl sadakat, kurtulduktan sonra da “Rabbim, Seni unutmayacağım.” diyebilecek bir hayat yaşayabilmektir.

⠀

🌿 Son Söz​

“Fırtına başladığında insanın dili kolayca ‘Allah’ diyebilir; asıl mesele, kıyıya ulaşıp korku geçtikten sonra kalbin aynı Rabbi hatırlamaya devam edip etmediğidir. Kurtulduğumuz her sıkıntıyı unutulacak bir olay değil, hayatımıza yeniden bakma fırsatı olarak görelim. Bize yardım eden insanlara teşekkür edelim, tedbirlerimizi alalım ve nimetleri sıradanlaştırmayalım. Çünkü şükür, yalnız tehlikede Allah’tan istemek değil; güvene kavuştuğumuzda da O’nu unutmamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt