İsrâ Suresi 63. Ayette “Git! Onlardan Kim Sana Uyarsa Cehennem Hepinizin Eksiksiz Karşılığıdır” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Şeytanın insanı çağırması, insanın ona uymak zorunda olduğu anlamına gelmez. İblis yol gösterebilir, günahı süsleyebilir ve kötülüğe davet edebilir; fakat insan kendi iradesiyle bu çağrının peşinden giderse sorumluluk da kendisine aittir. Kur’an şeytanı bahane yapmayı değil, onun yöntemlerini tanıyıp tercihlerimizin hesabını üstlenmeyi öğretir.”
Ersan Karavelioğlu
İsrâ Suresi 63. Ayetin Anlamı Nedir
İsrâ Suresi'nin 63. ayeti, İblis'in Hz. Âdem'in soyunu saptıracağı yönündeki tehdidine Allah'ın verdiği cevabı ve şeytanın peşinden bilinçli biçimde gidenlerin karşılaşacağı ağır sonucu bildirmektedir.Ayetin anlamı şöyledir:
Bir önceki ayette İblis büyük bir meydan okumayla, Hz. Âdem'in neslinden birçok kişiyi kendi peşinden sürükleyeceğini söylemişti. Bu ayette ise ona insanlığın mutlak hâkimi olmadığı hatırlatılmakta ve ona uymayı seçenlerin sorumluluğu açık biçimde ortaya konmaktadır.“Allah buyurdu: ‘Git! Onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz cehennem hepinizin eksiksiz karşılığıdır.’”
İsrâ Suresi, 17:63
Buradaki temel denklem son derece önemlidir: Şeytan çağırır; fakat insan ona uyar veya uymaz. Cezanın gerekçesi yalnız şeytanın varlığı değil, insanın onun yolunu benimsemesidir.
Ayetteki “Git!” Emri Ne Anlama Gelir
Buradaki “git” ifadesini:“İstediğin kötülüğü yap, ben bundan razıyım.”
şeklinde anlamak doğru değildir.
Allah kötülüğü sevmiş veya şeytanın yaptıklarını onaylamış değildir. İfade, İblis'in isyanından sonra kendi tercih ettiği yolda ilerlemesine izin verildiğini ve sonunda bunun hesabının görüleceğini bildiren sert bir uzaklaştırma ve meydan okuma üslubu taşır.
İblis:
“İnsanları saptıracağım.”
demektedir.
Cevap ise adeta:
“Yolunu seçtin; fakat sana uyanlarla birlikte sonucuna da katlanacaksın.”
anlamını taşır.
Dolayısıyla burada kötülüğe ahlaki onay değil, kötülüğü seçen varlığın kendi seçiminin sonuçlarıyla yüzleşeceği bildirilmektedir.
Allah Şeytana İnsanları Saptırma İzni Veriyorsa İnsan Neden Sorumludur
Çünkü izin verilmiş olmak ile zorlanmış olmak aynı şey değildir.Şeytanın insanı etkileyebilmesine izin verilmesi, onun insanın iradesini ortadan kaldırdığı anlamına gelmez. Kur’an'ın devamında şeytanın yöntemleri anlatılacak, fakat ardından Allah'ın samimi kulları üzerinde zorlayıcı bir hâkimiyetinin bulunmadığı açıkça bildirilecektir.
Şeytan:
Vesvese verebilir.
Günahı cazip gösterebilir.
Yanlışı normalleştirebilir.
İnsana sahte vaatlerde bulunabilir.
Fakat kararın son noktasını insan verir.
İmtihanın anlamı da tam burada ortaya çıkar.
Eğer insanın hiçbir seçimi bulunmasaydı sevap, günah, tövbe ve hesap kavramlarının anlamı kalmazdı.
“Kim Sana Uyarsa” İfadesi Neden Çok Önemlidir
Ayet:“Şeytan kimi kandırırsa...”
demekle yetinmiyor.
“Kim sana uyarsa...”
buyuruyor.
Bu ifade insanın aktif tercihini vurgular.
Şeytanın çağrısı vardır.
Ama insanın ona uyma kararı da vardır.
Bu nedenle insan yaptığı yanlışları sürekli:
“Şeytan beni kandırdı.”
diyerek açıklayamaz.
Kandırılmak mümkündür; fakat insan aynı zamanda:
Aklını kullanabilir.
Vahyi dinleyebilir.
Yanlışını fark edebilir.
Tövbe edebilir.
Günah ortamından uzaklaşabilir.
Şeytanın çağrısı insanın sorumluluğunu iptal etmez.
Bu ayetin ahlaki merkezlerinden biri budur.
Şeytana Uymak Ne Demektir
Şeytana uymak yalnız açık biçimde:“Ben şeytanı takip ediyorum.”
demek değildir.
İnsan hayatında şeytanın yolu çok daha sıradan biçimlerde ortaya çıkabilir.
Kibir insanı başkasını küçümsemeye sürükleyebilir. Haset başkasının nimetinin yok olmasını istemeye dönüştürebilir. Öfke haksız sözlere, açgözlülük harama, şehvet sınır ihlaline, çıkar ise adaletsizliğe götürebilir.
İnsan bütün bunları yaparken şeytanın adını hiç anmayabilir.
Bu nedenle şeytana uymak, esas olarak Allah'ın gösterdiği sınırın aksine kötülüğün yolunu benimsemek anlamına gelir.
Şeytanın yolu bazen açık bir kötülük olarak değil, çok makul görünen bir bahanenin içinde gelir.
Bir Günah İşlemek İnsanı Hemen “Şeytanın Takipçisi” Yapar mı
İnsanın hata yapması ile bilinçli ve sürekli biçimde kötülük yolunu benimsemesi aynı şey değildir.İnsan düşebilir.
Günah işleyebilir.
Sonra pişman olabilir.
Tövbe edebilir.
Hakkı iade edebilir.
Davranışını değiştirebilir.
Kur’an'ın tövbe öğretisi insanın bir hatadan sonra sonsuza kadar mahkûm olmadığını gösterir.
Bu nedenle bir Müslüman hata yaptığında hemen:
“Artık ben şeytanın insanıyım, benim için dönüş yok.”
diye düşünmemelidir.
Asıl tehlike, yanlışı:
Savunmak.
Normalleştirmek.
ısrarla sürdürmek.
ve dönüş çağrısını reddetmektir.
Günah başka, günahı hayat felsefesine dönüştürmek başkadır.
Cehennem Neden Bu Kadar Ağır Bir Karşılık Olarak Anlatılmaktadır
Cehennem Kur’an'da insanı korkutmak için uydurulmuş sembolik bir tehdit olarak değil, ahiret hesabının ciddi bir boyutu olarak anlatılır.İnsan tercihleri anlamsız değildir.
Zulüm.
İnkâr.
haksızlık.
kibir.
bilinçli kötülük.
sonsuz biçimde sonuçsuz bırakılmaz.
Ayet şeytana ve ona uyanlara:
“Yaptığınız hiçbir şeyin hesabı yok.”
dememektedir.
Tam tersine nihai bir adalet bulunduğunu bildirir.
Ancak cehennem ayetlerini kullanarak belirli insanlar hakkında gelişigüzel:
“Sen kesin cehennemliksin.”
hükmü vermek bize düşmez.
Genel uyarı vahye aittir; kişilerin nihai hükmü ise Allah'a aittir.
“Hepinizin Karşılığı” İfadesine İblis de Dâhil midir
Ayetin bağlamı, İblis ile ona uyan insanlar hakkında birlikte konuşmaktadır. Bu nedenle şeytanın kendisinin de sonuçtan bağımsız olmadığı açıktır.İblis insanları kötülüğe çağırıyor diye hesabın dışında kalmaz.
Tam tersine kendisi de isyanının ve saptırma çabasının sorumluluğunu taşır.
Bu çok önemli bir adalet ilkesidir:
Kötülüğe çağıran da, bilinçli biçimde o kötülüğün peşinden giden de sorumludur.
Ancak sorumluluğun derecesi, kişinin bilgisi, niyeti ve fiilleri gibi unsurlarla Allah'ın adaletinde değerlendirilir.
İnsanların adaleti sınırlı olabilir.
Allah'ın hükmü ise eksiksiz bilgiye dayanır.
“Eksiksiz Karşılık” Ne Anlama Gelir
Ayette geçen ifade, karşılığın tam, yeterli ve eksiksiz biçimde verileceğini anlatan güçlü bir anlam taşır.Yani hiçbir şey kaybolmaz.
İnsan:
“Kimse görmedi.”
diyebilir.
Ama Allah görür.
“Üzerinden yıllar geçti.”
diyebilir.
Ama Allah unutmaz.
“Dünyada hesabını vermedim.”
diyebilir.
Ama dünya son mahkeme değildir.
Bu durum yalnız ceza açısından değil, ilahî adaletin bütünlüğü açısından önemlidir.
Ahirette hiçbir dosya bilgi eksikliği nedeniyle kaybolmaz.
İnsan mahkemelerinde delil bulunamayabilir; Allah'ın ilminde ise gizli olan da açıktır.
Şeytan Neden Günahın Sonucunu Baştan Göstermiyor
Çünkü aldatmanın en etkili yollarından biri, sonucu gizleyip yalnız anlık kazancı göstermektir.Şeytan insana:
“Şimdi keyfine bak.”
diyebilir.
Ama sonrasındaki pişmanlığı göstermez.
“Bu parayı al.”
diyebilir.
Ama haram kazancın vicdani ve ahiret sorumluluğunu önemsiz gösterir.
“İntikamını al.”
diyebilir.
Ama ardından oluşabilecek düşmanlığı ve pişmanlığı perdeleyebilir.
Günah çoğu zaman bedeliyle değil, cazibesiyle pazarlanır.
Kur’an ise sonucu da gösterir.
İsrâ 63'ün yaptığı tam olarak budur:
Şeytanın çağrısının arkasındaki son tabloyu açar.
Yolun başındaki vaat ile yolun sonundaki sonuç aynı değildir.

Günahı Güzel Göstermek Nasıl Gerçekleşebilir
İnsan çoğu zaman kendisine:“Ben kötü bir şey yapacağım.”
diyerek günaha girmez.
Davranışını gerekçelendirir.
“Ben bunu hak ettim.”
“O bana yaptı, ben de yaparım.”
“Herkes böyle kazanıyor.”
“Kimse zarar görmüyor.”
“Bir kez yapacağım.”
gibi cümleler kullanabilir.
Bu cümlelerin her biri her durumda yanlış olmak zorunda değildir; fakat insan bazen kendi çıkarına uygun davranışı ahlaken temiz göstermek için kendisini kandırabilir.
Bu nedenle mümin yalnız yaptığı şeye değil, onu kendisine nasıl anlattığına da dikkat etmelidir.
Bazen şeytanın en güçlü aracı açık kötülük değil, kötülüğü haklı gösterecek güzel bir isimdir.

Şeytan İnsanları Umutsuzlukla da Peşinden Sürükleyebilir mi
Evet.Şeytanın tuzağını yalnız günaha teşvikten ibaret görmek eksik olur.
İnsan günah işledikten sonra bu defa:
“Artık çok geç.”
“Allah seni affetmez.”
“Madem bir kere düştün, devam et.”
gibi düşünceler ortaya çıkabilir.
Bu son derece tehlikeli bir ikinci aşamadır.
İnsan önce günaha sürüklenir, sonra tövbeden uzaklaştırılmaya çalışılır.
Kur’an ise Allah'ın rahmetinden ümit kesmemeyi öğretir.
Bu nedenle müminin tavrı şudur:
Yanlışını küçümsemez.
Ama yanlışının kendisini Allah'tan sonsuza kadar ayırdığına da hükmetmez.
Şeytana bir günahla kapı açtıysan, tövbeni de ona teslim etme.

Cehennem Uyarısı İnsanı Sürekli Korku İçinde Yaşatmalı mı
Hayır.Kur’an'ın din dili yalnız korkudan oluşmaz.
Rahmet vardır.
Bağışlanma vardır.
Cennet vardır.
Tövbe vardır.
Allah sevgisi vardır.
Cehennem uyarısı ise insanın kötülüğü hafife almamasını sağlar.
Denge şudur:
Günahı küçümseme, Allah'ın rahmetinden de ümidini kesme.
Bir insan yalnız korkuyla yaşarsa manevi hayatı ağır bir umutsuzluğa dönüşebilir. Yalnız güven duygusuyla yaşayıp hesabı unutursa sorumsuzlaşabilir.
İman hayatı korku ile umut arasında dengelenir.
Hesap bilinci fren, rahmet ümidi yolculuğa devam edecek güç olabilir.

Şeytanı Bahane Etmek Neden Tehlikelidir
Çünkü insan sorumluluğunu dışarıya taşıdığında değişme ihtiyacı azalır.Bir insan:
“Ben öfkeli değilim, şeytan beni kızdırıyor.”
“Ben kibirli değilim, şeytan yaptırıyor.”
“Ben yanlış tercih yapmadım, şeytan zorladı.”
derse kendi karakteri üzerinde çalışma ihtiyacı hissetmeyebilir.
Oysa Kur’an:
“Kim sana uyarsa...”
diyerek insanın seçimini açıkça vurgular.
Şeytan etkileyebilir.
Ama insanın:
Öfke kontrolünü öğrenmesi.
haramdan uzaklaşması.
yanlış çevreyi değiştirmesi.
özür dilemesi.
tövbe etmesi.
gibi sorumlulukları vardır.
Sorumluluğu kabul etmek suçlulukta boğulmak değil, değişimin kapısını açmaktır.

Başkalarını Günaha Teşvik Eden İnsan da Sorumlu mudur
Evet, genel ahlaki çerçevede insan yalnız kendi yaptığı yanlışla değil, başkalarını bilinçli biçimde yanlış yola teşvik etmesiyle de ek bir sorumluluk taşıyabilir.Bir kişi:
Dolandırıcılığı öğretir.
Uyuşmazlığı kışkırtır.
İftirayı yayar.
Bir başkasını harama teşvik eder.
ve sonra:
“Ben yapmadım ki.”
diyebilir.
Fakat kötülüğün yayılmasına bilinçli biçimde katkı sunmak ahlaki sorumluluktan tamamen ayrı değildir.
İblis bunun en uç örneğidir: Kendi isyanıyla yetinmez, başkalarını da peşinden sürüklemeye çalışır.
Kötülüğün yalnız faili değil, propagandacısı olmak da ciddi bir meseledir.
Aynı şekilde iyiliğe vesile olmak da değerlidir.

Sosyal Medyada Kötülüğü Yaymak Bu İlke Açısından Nasıl Düşünülebilir
Bugün bir insanın sözü binlerce, hatta milyonlarca kişiye ulaşabilir.Yanlış bilgi.
İftira.
zorbalık.
ahlaksızlığa teşvik.
nefret.
birkaç saniyede yayılabilir.
İnsan:
“Ben sadece paylaştım.”
diyebilir.
Fakat paylaşmak da etkide bulunabilir.
Bu yüzden dijital dünyada sorumluluk küçülmez, bazen büyür.
Bir içeriğin insanlara zarar vereceğini bildiğimiz hâlde sırf etkileşim kazanmak için yaymak, yalnız teknoloji meselesi değildir; ahlaki bir seçimdir.
Şeytanın insanları peşinden sürükleme hedefini anlatan bu ayet, günümüzde bize şu soruyu da düşündürebilir:
Ben insanları hangi yöne çağırıyorum?

İsrâ Suresi 61–63. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
61. ayette İblis'in başlangıçtaki günahı gösterildi: Kibir nedeniyle Hz. Âdem'e secde etmedi.62. ayette bu kibir haset ve düşmanlığa dönüştü: Âdem'in soyunu peşinden sürükleyeceğini iddia etti.
63. ayette ise Allah bu tehdidin nihai sonucunu bildirdi: Ona uyanlar onunla birlikte yaptıkları tercihin karşılığıyla yüzleşecektir.
Böylece üç ayet çok güçlü bir ahlaki zincir oluşturur:
Önce kibir.
Sonra düşmanlık.
Ardından başkalarını da kötülüğe sürükleme çabası.
Ve sonunda hesap.
Bu zincir insan hayatında da görülebilir.
Kontrol edilmeyen kibir yalnız kişiyi bozmakla kalmayabilir; başkalarına zarar veren bir davranış biçimine dönüşebilir.
Kur’an kötülüğün nasıl büyüyebileceğini adım adım göstermektedir.

İsrâ Suresi 63. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Şeytanın çağrısını hayatının kaderi hâline getirme; ona uyup uymama konusunda senin de ahlaki sorumluluğun vardır.
Şeytan:
Seni zorlayamaz.
Tövbe kapısını kapatamaz.
Allah'ın rahmetine engel olamaz.
Senin adına karar veremez.
Onun işi çağırmak ve aldatmaya çalışmaktır.
Senin görevin ise:
Uyanık olmak.
Allah'a sığınmak.
Nefsini terbiye etmek.
yanlış yaptığında dönmek.
ve iradeni hakka yöneltmektir.
Bu nedenle ayet yalnız cehennem tehdidi değildir.
Aynı zamanda insanın iradesinin ciddiyetini ilan eder.
Sen şeytanın zorunlu esiri değilsin; fakat tercihlerini de önemsiz sayamazsın.

İsrâ Suresi 63. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
İsrâ Suresi'nin 63. ayeti, İblis'in insan neslini saptırma tehdidine karşı Allah'ın onun peşinden gitmeyi seçenlerin bunun sonucuyla karşılaşacağını bildirdiğini ve şeytanın çağrısının insanın kendi ahlaki sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını öğretmektedir.Bu ayetin ilk büyük mesajı, kötülüğün sonunda hesapsız kalmayacağıdır. İblis büyük bir meydan okumayla insanları peşinden sürüklemek istediğini söylemişti. Allah'ın cevabı ise ona sınırsız zafer vaadi vermedi.
Tam tersine:
“Sana uyanlar, yaptıklarının sonucuyla karşılaşacaktır.”
denildi.
Bu, şeytanın planının Allah'ın adalet sistemini aşamadığını gösterir.
İblis saptırmaya çalışabilir.
Ama son hükmü veren o değildir.
Şeytan çağırır; Allah hükmeder.
İkinci büyük mesaj, insanın özgür iradesinin önemidir. Ayette cezanın bağlandığı ifade:
“Kim sana uyarsa...”
şeklindedir.
Bu son derece önemlidir.
İnsan şeytandan etkilenebilir.
Ama yalnız etkilendiği için değil, bilinçli biçimde onun yolunu takip ettiği için sorumluluk taşır.
Bu nedenle insanın seçimleri gerçek anlam taşır.
Ahlaki hayat, “Benim elimde hiçbir şey yok.” düşüncesi üzerine kurulamaz.
İnsan her şeyi kontrol edemez; fakat kendi tercih alanında sorumludur.
Üçüncü büyük mesaj, şeytanın insan iradesine mutlak hâkim olmadığını bilmektir. Eğer şeytan insanların davranışlarını zorla belirleyebilseydi:
Tövbe anlamsız olurdu.
Hesap adaletsiz olurdu.
İyilik ile kötülük arasındaki seçim ortadan kalkardı.
Kur’an ise tam tersini öğretir.
Şeytanın gücü:
Vesvese ve aldatma gücüdür; ilahlık gücü değildir.
Bu ayrım insanı hem sorumluluk hem umut içinde tutar.
Dördüncü büyük mesaj, günahlarımızı şeytana devrederek kendimizi temize çıkarmamaktır. İblis'in varlığını kabul etmek kişisel sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
İnsan:
“Beni şeytan zorladı.”
diyerek başkasının hakkını yiyemez.
Yanlışını kabul etmelidir.
Gerçek dönüş:
“Ben yanlış yaptım.”
diyebildiğimiz anda başlar.
Kendimizi sürekli kurban olarak görmek yerine, değiştirebileceğimiz yönlerimizi fark etmeliyiz.
Sorumluluk almak, tövbenin ilk adımlarından biridir.
Beşinci büyük mesaj, şeytanın vaatleriyle sonucun farklı olabileceğini bilmektir. Günahın başında çoğu zaman cehennem görüntüsü yoktur.
Haz vardır.
Çıkar vardır.
intikam duygusu vardır.
kolay para vardır.
anlık rahatlık vardır.
Şeytan insana yolun ilk birkaç metresini gösterir.
Kur’an ise yolun sonunu da gösterir.
Akıllı insan yalnız “Şimdi ne kazanacağım?” diye değil, “Bu yol beni nereye götürüyor?” diye de sorar.
Bu soru birçok yanlış tercihin önünü kesebilir.
Altıncı büyük mesaj, bir davranışı herkes yapıyor diye doğru kabul etmemektir. Şeytanın insanları geniş kitleler hâlinde peşinden sürüklemek istemesi, çoğunluğun her zaman doğruluk ölçüsü olmadığını düşündürür.
Bir davranış toplumda yaygın olabilir.
Ama yaygınlık onu otomatik olarak doğru yapmaz.
Aynı şekilde az kişinin yaptığı bir şey de sırf az olduğu için doğru değildir.
Doğrunun ölçüsü popülerlik değil, hakikattir.
İnsan zaman zaman toplumun akışına karşı kendi vicdanını ve ilahî ölçüyü korumak zorunda kalabilir.
Yedinci büyük mesaj, küçük tavizleri küçümsememektir. İnsan genellikle bir anda hayatının bütün değerlerinden vazgeçmez.
Önce küçük bir sınır geçilir.
Sonra ikinci sınır daha kolay olur.
Bir süre sonra yanlış normal görünmeye başlayabilir.
Bu nedenle:
“Sadece bir kere.”
cümlesi her zaman masum olmayabilir.
Elbette her tek hata bağımlılığa dönüşmez. Fakat insan kendisini nereye doğru alıştırdığını gözlemlemelidir.
Alışkanlık karakterin sessiz mimarlarından biridir.
Şeytanın peşinden sürüklenmek bazen bir anda değil, adım adım gerçekleşebilir.
Sekizinci büyük mesaj, günahı güzel isimlerle süslemeye dikkat etmektir. İnsan kendisini ahlaki bir varlık olarak görmek ister. Bu yüzden yanlışı açık adıyla kabul etmek yerine ona başka bir isim verebilir.
Hırsına:
“Başarı tutkusu.”
Kibirine:
“Özgüven.”
İntikamına:
“Adalet.”
Cimriliğine:
“Tasarruf.”
diyebilir.
Elbette başarı tutkusu, özgüven, adalet ve tasarruf kendi başına kötü değildir. Mesele, insanın gerçek yanlışını daha güzel bir kavramın arkasına saklamasıdır.
Bu yüzden insan kendisine karşı dürüst olmalıdır.
Dokuzuncu büyük mesaj, şeytanın “sonra” kelimesini kullanabileceğini fark etmektir. İnsan:
“Şimdi yapayım, sonra tövbe ederim.”
der.
Ama tövbenin gelecekte garanti edilmiş bir tarihi yoktur.
Şeytan insanı iyiliği reddetmeye ikna edemiyorsa onu ertelemeye ikna etmeye çalışabilir.
Namaz sonra.
Tövbe sonra.
Borcu ödeme sonra.
Özür dileme sonra.
Bu “sonra” bazen yıllarca sürebilir.
İyiliği gereksiz yere ertelemek, iyiliğe karşı sessiz bir direnç biçimine dönüşebilir.
Onuncu büyük mesaj, günah sonrasında umutsuzluğa teslim olmamaktır. İnsan yanlış yaptıktan sonra şeytanın ikinci saldırısı başlayabilir:
“Artık sen kötü bir insansın.”
“Allah seni kabul etmez.”
“Dönmenin anlamı yok.”
İşte burada Allah'ın rahmetini hatırlamak gerekir.
Tövbe kapısı açık olduğu sürece insan yeniden yönünü değiştirebilir.
Şeytanın seni düşürmesi ayrı, yerde kalmaya ikna etmesi ayrı bir zaferdir.
Mümin düştüğünde kalkmaya çalışır.
Bu, günahı küçümsemek değil rahmeti doğru anlamaktır.
On birinci büyük mesaj, başkalarını günaha sürüklememektir. İblis'in en büyük kötülüklerinden biri yalnız kendisinin isyan etmesi değil, insanları da kendi yoluna çağırmasıdır.
Bu bize önemli bir soru yöneltir:
Ben başkalarına neyi normalleştiriyorum?
Arkadaşımı kötü bir davranışa mı teşvik ediyorum?
Bir genci yanlış bir alışkanlığa mı sürüklüyorum?
Sosyal medyada zararlı bir şeyi mi yayıyorum?
İnsanın etkisi yalnız kendisiyle sınırlı olmayabilir.
Bu yüzden iyiliğe öncülük etmek ile kötülüğe öncülük etmek arasında büyük ahlaki fark vardır.
On ikinci büyük mesaj, sosyal medyada etki gücünün sorumluluk getirmesidir. İnsan geçmişte birkaç kişiyi etkileyebilirken bugün bir içerik saniyeler içinde binlerce insana ulaşabilir.
Bu güç:
Bilgi yaymak.
iyiliği teşvik etmek.
insanlara yardım etmek.
için kullanılabilir.
Aynı güç:
Yalan.
iftira.
aşağılama.
zararlı alışkanlık.
için de kullanılabilir.
Takipçi sayısı yalnız görünürlük değil, sorumluluk da olabilir.
Bir insan başkalarını hangi yöne sürüklediğini düşünmelidir.
On üçüncü büyük mesaj, şeytan korkusunu paranoyaya dönüştürmemektir. Kur’an şeytana karşı uyarır ama müminin bütün hayatını şeytan korkusuyla doldurmasını istemez.
Her kötü rüya.
Her tesadüf.
Her kayıp eşya.
Her teknik sorun.
şeytanın doğrudan müdahalesi olarak yorumlanmamalıdır.
İnsan normal sebepleri araştırır.
Sorun çözmeye çalışır.
Allah'a sığınır.
Şeytanı ciddiye almak başka, dünyadaki her olayı şeytana bağlamak başkadır.
İslam'ın tevhid anlayışında kalbin merkezi şeytan değil Allah'tır.
On dördüncü büyük mesaj, cehennem uyarısını insanlara karşı üstünlük aracına çevirmemektir. Bir kişi ayeti okuyup:
“Bak, falanca kesin cehennemlik.”
demek yerine önce kendisine bakmalıdır.
Ben hangi çağrılara uyuyorum?
Hangi günahları normalleştiriyorum?
Hangi yanlışları savunuyorum?
Kur’an'ın uyarıları öncelikle kişisel muhasebe için okunmalıdır.
Başkasının ahiretini dağıtmak kolaydır.
Kendi kalbimize bakmak daha zordur.
İman, insanı hüküm dağıtan biri değil, hesabını düşünen biri hâline getirmelidir.
On beşinci büyük mesaj, Allah'ın adaletinin şeytanın aldatmasından daha güçlü olduğunu bilmektir. Şeytan insanı kandırabilir.
Fakat Allah insanın:
Ne bildiğini.
Ne kadar baskı altında olduğunu.
niyetini.
pişmanlığını.
tövbesini.
bütünüyle bilir.
Bu nedenle ilahî hesap mekanik değildir.
Allah eksiksiz bilgiyle hükmeder.
Bu gerçek insanı hem rahatlatmalı hem ciddileştirmelidir.
İnsanları kandırabiliriz.
Kendimizi bile kandırabiliriz.
Allah'ı kandıramayız.
On altıncı büyük mesaj, hidayetin yolunu seçmenin günlük küçük kararlarla ilgili olduğunu bilmektir. İnsan bazen:
“Ben büyük günah işlemiyorum.”
diye kendisini güvende görebilir.
Ama ahlak günlük seçimlerde oluşur.
Bir yalan söylememek.
Harama bakmaktan kaçınmak.
Öfkede susmak.
Kul hakkını iade etmek.
İyiliği ertelememek.
Bunların her biri yön seçimidir.
Şeytanın yoluna karşı direnmek yalnız büyük kahramanlık anlarında değil, sıradan günlerdeki küçük tercihlerde de gerçekleşir.
Karakter böyle şekillenir.
On yedinci büyük mesaj, İblis'in hikâyesinde kötülüğün büyüme aşamalarını görmek gerektiğidir. Önce:
“Ben ondan üstünüm.”
dedi.
Sonra:
“Onu kabul etmiyorum.”
noktasına geldi.
Ardından:
“Onun soyunu da saptıracağım.”
dedi.
Ve şimdi onun peşinden gidenlerin sonucu anlatılıyor.
Bu süreç bize şunu gösterir:
Kalpte kontrol edilmeyen kibir, zamanla dışarıya taşan bir kötülüğe dönüşebilir.
Bu nedenle manevi eğitim yalnız dış davranışı değil, iç niyetleri de önemser.
Haset ve kibir henüz davranışa dönüşmeden fark edilip tedavi edilmelidir.
On sekizinci büyük mesaj, şeytanın bütün tehdidine rağmen insanın umutlu kalabilmesidir. İblis büyük sözler söylemektedir.
Fakat insan yalnız şeytanın tehdidiyle baş başa değildir.
Allah:
Vahiy göndermiştir.
Peygamberler göndermiştir.
Akıl vermiştir.
vicdan vermiştir.
tövbe kapısını açmıştır.
dua imkânı vermiştir.
Bu nedenle denklem:
İnsan ile şeytanın yalnız savaşı
değildir.
İnsan Rabbine sığınabilir.
Şeytanın aldatması ne kadar eskiyse Allah'ın hidayeti ve rahmeti ondan daha üstündür.
İsrâ Suresi'nin 63. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur: Yanlışlarımda şeytanı bahane ederek kendi sorumluluğumu azaltıyor muyum? Günahı bana cazip gösteren hangi gerekçeleri kullanıyorum? Bir davranışın yalnız ilk anındaki kazancına mı, sonunda nereye götürdüğüne de bakıyor muyum? “Herkes yapıyor” cümlesini ahlaki ölçü hâline getiriyor muyum? İyiliği veya tövbeyi sürekli erteliyor muyum? Bir hata yaptığımda Allah'ın rahmetinden ümit kesiyor muyum? Başkalarını da yanlış davranışlara teşvik ediyor muyum? Sosyal medyada insanların günahına veya zararına yol açabilecek şeyleri yayıyor muyum? Cehennem ayetlerini başkalarını mahkûm etmek için mi, kendi hayatımı düzeltmek için mi okuyorum? Şeytanın tehdidinden daha büyük olan Allah'ın hidayetine gerçekten güveniyor muyum?
Bu sorular ayetin yalnız İblis'e verilmiş tarihî bir cevabı anlatmadığını; bugün de özgür irade, günah, sorumluluk, cehennem, tövbe, kötülüğe öncülük, sosyal etki, vesvese ve Allah'ın adaleti konusunda son derece güçlü bir manevi muhasebe sunduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:
Şeytanın çağrısını küçümseme ama onu kaderin sanma.
Günahını şeytana yükleyerek sorumluluktan kaçma.
Kötülüğün ilk cazibesinin arkasındaki sonuca da bak.
Çoğunluğun yaptığı şeyi otomatik doğru kabul etme.
Küçük tavizlerin seni nereye götürdüğünü izle.
Günahı güzel isimlerle saklama.
Tövbeyi erteleme.
Düştüğünde Allah'ın rahmetinden ümit kesme.
Başkalarını kötülüğe çağırma.
Ve şeytanın peşinden gidenlerin sonunda onunla birlikte hesaba çekileceğini hatırla.
Çünkü şeytan insana:
“Beni takip etmek sana özgürlük verecek.”
diye fısıldayabilir.
Fakat Kur’an yolun sonundaki gerçeği de gösterir:
İnsanın gerçek özgürlüğü şeytanın arzularına teslim olmakta değil, nefsine ve vesveseye rağmen doğruyu seçebilmesindedir.
⠀
Son Söz
⠀“Şeytan insanın elini zorla tutmaz; çoğu zaman yanlış yolu güzel gösterir ve insanın kendi adımlarıyla oraya yürümesini ister. Bu yüzden hayatımızdaki her hatayı görünmez bir düşmana yüklemek yerine hangi kapıyı kendimizin açtığını da görmeliyiz. Yanlış yaptıysak sorumluluğunu kabul edip dönelim, düştüysek kalkalım ve başkalarını da karanlığa çağırmayalım. Çünkü şeytanın çağrısı eski olabilir, fakat Allah’ın hidayet ve tövbe kapısı ondan çok daha büyüktür.”
Ersan Karavelioğlu