📖 İsrâ Suresi 77. Ayette “Senden Önce Gönderdiğimiz Peygamberler Hakkındaki Sünnetimiz Budur; Bizim Sünnetimizde Bir Değişiklik Bulamazsın” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,819
2,736,294
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İsrâ Suresi 77. Ayette “Senden Önce Gönderdiğimiz Peygamberler Hakkındaki Sünnetimiz Budur; Bizim Sünnetimizde Bir Değişiklik Bulamazsın” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Hakikatin karşısında kurulan baskı düzenleri bir süre güçlü görünebilir; fakat güç, Allah’ın koyduğu ahlaki düzeni ortadan kaldırmaz. Peygamberlerin tarihi bize zulmün sonsuz olmadığını, hakikati taşıyanların sınandığını ve insanın yaptığı tercihin mutlaka bir karşılığı bulunduğunu öğretir. İlahi sünnet, insanı tarihe seyirci değil, kendi davranışlarının sonucundan sorumlu bir varlık olarak bakmaya çağırır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İsrâ Suresi 77. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 77. ayeti, bir önceki ayette Hz. Peygamber'in bulunduğu yerden çıkarılma tehdidinin anlatılmasının hemen ardından gelmektedir. Allah, bunun tarihte ilk defa yaşanan bir durum olmadığını ve daha önce gönderilmiş peygamberlerin de benzer şekilde inkâr, baskı ve dışlanmayla karşı karşıya kaldıklarını hatırlatmaktadır.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Senden önce gönderdiğimiz peygamberler hakkındaki sünnetimiz de böyleydi. Bizim sünnetimizde hiçbir değişiklik bulamazsın.”
İsrâ Suresi, 17:77
Buradaki “sünnet”, gündelik kullanımda Hz. Peygamber'in söz ve davranışları anlamındaki sünnet kavramıyla karıştırılmamalıdır. Ayette söz konusu olan, Allah'ın tarih içinde tekrar eden ilahî uygulaması, değişmeyen adalet ilkesi ve peygamberlerle toplumları arasındaki mücadelede ortaya çıkan düzen anlamındadır.

Ayetin ana mesajı şudur: Hakikatin taşıyıcısını zulümle susturmak, zalime kalıcı güvence sağlamaz.

2️⃣ Ayetteki “Sünnetimiz” Kelimesi Ne Anlama Gelir ❓​

Buradaki “sünnet” kelimesi, yerleşmiş yol, değişmeyen uygulama veya tekrar eden ilahî düzen anlamına gelir.

Kur’an'da “Allah'ın sünneti” şeklindeki ifadeler, Allah'ın insan topluluklarıyla ilişkilerinde görülen belirli ilkeleri anlatabilir. Bu ilkeler arasında vahyin gönderilmesi, peygamberlerin uyarıda bulunması, insanlara seçim imkânı verilmesi, zulmün sonuç doğurması ve nihai hükmün Allah'a ait olması gibi temalar bulunabilir.

Dolayısıyla bu ayette:

“Sünnet” = yalnız hadislerde anlatılan Peygamber uygulaması

anlamı yoktur.

Burada daha geniş bir kavram vardır:

Allah'ın tarih içindeki değişmeyen adalet düzeni.

Bu ayrım yapılmadığında ayetin anlamı kolayca yanlış anlaşılabilir.

3️⃣ “Senden Önce Gönderdiğimiz Peygamberler” İfadesi Neyi Hatırlatmaktadır ❓​

Hz. Peygamber'in yaşadığı baskı benzersiz değildi. Kur’an'da birçok peygamberin:

Reddedildiği, alaya alındığı, tehdit edildiği veya toplumundan çıkarılmakla karşı karşıya kaldığı anlatılır.

Bu hatırlatma Hz. Peygamber için büyük bir teselli niteliği taşır.

Mesaj şudur:

“Yaşadığın zorluk, hakikatin yanlış olduğunun göstergesi değildir; senden önceki elçiler de benzer sınavlardan geçti.”

İnsan ağır bir baskıyla karşılaştığında:

“Belki ben yanlış yapıyorum.”

diye düşünebilir.

Bazen gerçekten yanlış yapıyor olabilir ve kendisini sorgulaması gerekir. Ancak sırf baskı görüyor diye bir düşüncenin yanlış olduğu da söylenemez.

Baskı, haklılık veya haksızlık için tek başına ölçü değildir.

4️⃣ İlahi Sünnet Peygamberlerin Mutlaka Zorluk Yaşayacağı Anlamına mı Gelir ❓​

Peygamberlerin çoğunun ciddi mücadeleler ve toplumsal dirençlerle karşılaştığını Kur’an'da açıkça görürüz. Çünkü peygamberlerin mesajı çoğu zaman insanların alışkanlıklarını, çıkarlarını ve yanlış kabullerini sorgulamaktadır.

Ancak:

“Her peygamber aynı olayları, aynı sırayla ve aynı yoğunlukta yaşamak zorundadır.”

şeklinde mekanik bir formül kurmak doğru olmaz.

İlahi sünnet, bütün tarihî olayların birbirinin birebir kopyası olduğu anlamına gelmez.

Ortak olan daha derin ilkedir:

Hakikat ile çıkar çatıştığında sınav doğar; zulüm kalıcı değildir ve Allah'ın hükmü insanların geçici gücünden üstündür.

Tarihteki ayrıntılar değişebilir.

Temel ahlaki düzen ise devam eder.

5️⃣ Peygamberleri Yurtlarından Çıkarmaya Çalışan Toplumların Ortak Hatası Nedir ❓​

En temel hatalardan biri, gücü haklılıkla karıştırmalarıdır.

Bir toplumun güçlü kesimleri:

“Bu şehir bizim.”

“Bu düzen bizim.”

“İstemediğimiz kişiyi çıkarırız.”

diye düşünebilir.

Fakat peygamberlerin mesajı insanlara yalnızca belirli bir coğrafyanın siyasi düzenini değil, daha temel bir hakikati hatırlatır:

Mülkün nihai sahibi Allah'tır.

İnsan bir şehirde güç sahibi olabilir ama o şehrin mutlak sahibi değildir.

Bir toplumda çoğunluk olabilir ama hakikatin sahibi değildir.

Bir devletin ordusu olabilir ama Allah'ın adaletinden bağımsız değildir.

İşte ilahi sünnet bu kibri kırar.

Geçici güç, mutlak egemenlik değildir.

6️⃣ Bu Ayet “Zalimler Hemen Yok Edilir” Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Bu ayeti:

“Kim zulmederse ertesi gün mutlaka çöker.”

şeklinde okumak doğru olmaz.

Kur’an'ın tarih anlatısında bazı toplumların uzun süre zulüm içinde yaşadığı, bazı zalimlerin dünyada uzun ömür sürdüğü görülebilir.

İlahi sünnetin varlığı, her sonucun bizim istediğimiz takvimde ortaya çıkacağı anlamına gelmez.

Allah'ın adaleti ile insanın aceleciliği aynı şey değildir.

Bir zalim:

Yıllarca güçlü kalabilir.

Dünyada belirli başarılar elde edebilir.

Fakat bu, yaptığının Allah katında doğru olduğu anlamına gelmez.

Geciken hesap, iptal edilmiş hesap değildir.

Ahiret inancı da bu noktada nihai adaletin tamamlanacağını bildirir.

7️⃣ “Allah’ın Sünnetinde Değişiklik Bulamazsın” Ne Demektir ❓​

Bu ifade, Allah'ın adalet ve hikmet düzeninin keyfî olmadığını göstermektedir.

Allah bugün zulmü kötü, yarın aynı zulmü sebepsiz yere iyi ilan eden bir varlık değildir. İnsanların kimliğine göre temel adalet ilkelerini değiştirmez.

Bu nedenle ilahi sünnette değişmezlik, Allah'ın hükmünde tutarlılık anlamı taşır.

Bir toplum:

Peygamber döneminde zulmedince yanlış.

Başka bir toplum aynı şeyi yapınca doğru.

olmaz.

Adaletin ölçüsü taraflara göre değişmez.

Bu, insan için son derece güçlü bir ahlaki ilkedir:

Doğruyu kendi tarafımıza göre değil, aynı ölçüyü herkese uygulayarak değerlendirmeliyiz.

8️⃣ İlahi Sünnet Doğa Yasalarıyla Aynı Şey midir ❓​

Tam olarak aynı kavram değildir.

Doğa yasaları:

Yerçekimi.

Fiziksel süreçler.

Kimyasal ilişkiler.

gibi yaratılmış düzenlerin bilimsel olarak incelenen yönlerini ifade eder.

Kur’an'daki “Allah'ın sünneti” ise bağlama göre tarihî, ahlaki ve ilahî uygulama düzenini anlatabilir.

Elbette her ikisi de Allah'ın yaratması ve düzeni içinde düşünülebilir; ancak ayetteki kavramı doğrudan:

“Bu fizik kanunlarından bahsediyor.”

şeklinde açıklamak doğru değildir.

İsrâ 77'nin bağlamı doğrudan peygamberler, toplumlar, baskı ve sonuçlar hakkındadır.

Burada konu tarih ve ahlak içindeki ilahî düzendir.

9️⃣ İlahi Sünnet İnsan Özgürlüğünü Ortadan Kaldırır mı ❓​

Hayır.

Eğer insanlar tamamen programlanmış olsaydı peygamberlerin uyarılarının, tövbenin, sorumluluğun ve hesabın anlamı kalmazdı.

İlahi sünnet insanların seçimlerini yok etmez; aksine seçimlerin sonuçsuz olmadığını bildirir.

İnsan:

Adaleti seçebilir.

Zulme yönelebilir.

Peygamberi dinleyebilir.

Reddedebilir.

Tövbe edebilir.

İnat edebilir.

Allah ise insanın bu tercihlerinin gerçek karşılığını bilir ve adaletle hükmeder.

Bu nedenle ilahi sünnet:

“Her şey önceden mekanik biçimde belirlenmiştir, insanın hiçbir rolü yoktur.”

demek değildir.

Tam tersine insanın tercihlerinin tarih ve ahiret açısından önemli olduğunu gösterir.

🔟 Toplumların Yükseliş ve Çöküşlerini Tamamen Bu Ayetle Açıklayabilir miyiz ❓​

Hayır.

Bir toplumun yükselmesi veya çökmesi son derece karmaşık olabilir.

Ekonomi.

Siyaset.

askerî güç.

eğitim.

coğrafya.

teknoloji.

yönetim.

gibi birçok faktör etkili olabilir.

İsrâ 77'yi:

“Şu devlet çöktü, kesin şu günah yüzünden oldu.”

şeklinde her tarihî olaya uygulanacak kolay bir şablona dönüştürmek doğru değildir.

Kur’an bize ahlaki ilkeler verir; tarih biliminin yerine geçecek basit bir denklem vermez.

Toplumların yaşadığı olayların görünür sebeplerini araştırmak önemlidir.

Mümin aynı zamanda daha derin bir ahlaki soru da sorabilir:

Adalet, zulüm, kibir ve sorumluluk bu toplumun hayatında nasıl yer aldı?

Ancak özel ilahî hüküm konusunda kesin konuşmamalıdır.

1️⃣1️⃣ Bir Toplum Peygamberini Reddettiğinde Neden Sonuçla Karşılaşır ❓​

Peygamberin reddedilmesi yalnız:

“Bir kişiyi sevmemek.”

meselesi değildir.

Peygamber:

Tevhidi.

adaleti.

ahlaki sorumluluğu.

hesabı.

insana hatırlatmaktadır.

Eğer bir toplum açık uyarıya rağmen sistemli biçimde zulümde ısrar eder, peygamberi susturmaya ve hakikati yok etmeye çalışırsa mesele çok daha büyük hâle gelir.

Yine de geçmiş peygamber toplulukları hakkında bildiğimiz özel cezaları bugünkü toplumlara doğrudan aktarmamalıyız.

Kur’an geçmiş hakkında vahiy verir.

Biz bugünün belirli felaketleri hakkında aynı vahiy bilgisine sahip değiliz.

Tarihî ilahi hükmü bilmek başka, güncel olay hakkında Allah adına hüküm üretmek başkadır.

1️⃣2️⃣ Bu Ayet Günümüzdeki Siyasi İktidarlara Nasıl Bir Ahlaki Ders Verir ❓​

Ayet doğrudan modern siyasi sistemlere dair ayrıntılı bir yönetim modeli sunmaz. Fakat çok güçlü bir genel ilke ortaya koyar:

Güç kalıcı ve sınırsız değildir.

Bir yönetim:

Muhalifini susturabilir.

eleştiriyi bastırabilir.

güçlü kurumlara sahip olabilir.

Ancak bütün bunlar onun ahlaken haklı olduğunu kanıtlamaz.

Aynı zamanda ayeti belirli bir siyasi partiye veya lidere:

“Kesin bu ayetin hedefi sizsiniz.”

diye yapıştırmak da doğru değildir.

Ayetin daha sağlıklı kullanımı, bütün güç sahiplerine aynı ölçüyü uygulamaktır.

Yetki kimde olursa olsun:

Adalet.

insan onuru.

hak.

sorumluluk.

önemlidir.

Kur’an'ı siyasi rakibe karşı silah değil, önce kendi tarafımız için ayna yapmak gerekir.

1️⃣3️⃣ Mazlumların Bu Ayetten Çıkaracağı Umut Nedir ❓​

Mazlum insan bazen zalimin gücüne bakarak:

“Bu hiç bitmeyecek.”

diye düşünebilir.

İsrâ 77 bu umutsuzluğu kırar.

Allah'ın sünnetinde zulüm nihai ve mutlak güç değildir.

Dünya tarihinde iktidarlar değişmiş, güçlü imparatorluklar çökmüş, bir dönem susturulan fikirler daha sonra geniş toplumlara ulaşmıştır.

Fakat mazlumun umudu:

“Benim düşmanım yarın mutlaka yok olacak.”

gibi özel bir kehanete dönüşmemelidir.

Daha sağlam umut şudur:

Allah adildir ve hiçbir zulüm O'nun ilminden kaçmaz.

Dünyadaki sonuç ne zaman ve nasıl gerçekleşirse gerçekleşsin nihai hesap vardır.

Bu bilinç mazluma umutsuzluk yerine sabır ve direnç sağlayabilir.

1️⃣4️⃣ İlahi Sünnete Güvenmek Pasif Beklemek midir ❓​

Hayır.

Bir insan:

“Allah'ın sünneti var, nasıl olsa zalim gider.”

deyip hiçbir şey yapmadan beklememelidir.

Peygamberlerin hayatı bunun tam tersini gösterir.

Onlar:

Tebliğ ettiler.

sabrettiler.

plan yaptılar.

hicret ettiler.

toplum oluşturdular.

meşru mücadele verdiler.

Yani Allah'ın yardımına güvenmek, insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmadı.

Tevekkül tarih içinde eylemsizlik değil, doğru eylemin Allah'a güvenle birleşmesidir.

İnsan adalet istiyorsa kendi gücü ölçüsünde adil davranmalıdır.

Zulme karşı çıkıyorsa kendisi zalime dönüşmemelidir.

1️⃣5️⃣ “Allah’ın Sünneti Değişmez” İfadesi Bize Güven mi Yoksa Korku mu Vermelidir ❓​

İkisini de doğru ölçüde verebilir.

Zulmeden insan için bu ifade uyarıdır:

“Gücünün sonsuza kadar süreceğini sanma.”

Mazlum için ise tesellidir:

“Hakkın Allah'ın ilminde kaybolmaz.”

İyilik yapan için güven verir:

“İyiliğin anlamsız değildir.”

Yanlış yapan için muhasebe doğurur:

“Davranışlarının sonucu vardır.”

Dolayısıyla ayet yalnız korku ayeti değildir.

Aynı zamanda son derece güçlü bir adalet ve umut ayetidir.

Allah'ın düzeni keyfî olsaydı insan hiçbir şeye güvenemezdi.

Değişmeyen ilahî adalet, mümin için büyük bir güven kaynağıdır.

1️⃣6️⃣ Bu Ayetten Tarih İçin Kesin Kehanetler Çıkarılabilir mi ❓​

Hayır.

Bir kişi:

“Bu ayete göre şu devlet şu yıl çökecek.”

veya

“Şu toplumun başına kesin şu olay gelecek.”

diyemez.

Ayet bize belirli modern devletler için tarih takvimi vermemektedir.

İlahi sünneti kehanet üretme aracına dönüştürmek ciddi bir yorum hatası olabilir.

Kur’an'ın amacı insanı tarih falcısı yapmak değil, ahlaki bilinç sahibi yapmaktır.

Ayet bize:

Zulümden kaçın.

Güce güvenip kibirlenme.

Peygamberlerin mücadelesinden ders çıkar.

Allah'ın adaletine güven.

demektedir.

Tarih vermek değil, yön vermek ayetin temel amacıdır.

1️⃣7️⃣ İsrâ Suresi 76 ve 77. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

76. ayette Hz. Peygamber'in bulunduğu yerden çıkarılmak istendiği anlatılmıştı. Aynı ayette, böyle bir şey gerçekleştiğinde onu çıkaranların da uzun süre aynı güven içinde kalamayacaklarına dair uyarı verilmişti.

77. ayet ise bunun yeni ve rastlantısal bir olay olmadığını açıklar:

“Senden önce gönderdiğimiz peygamberler hakkındaki sünnetimiz de buydu.”

Yani Hz. Peygamber'e adeta:

“Bu mücadelede yalnız değilsin. Senden önceki elçiler de hakikat uğruna baskıyla karşılaştı.”

denmektedir.

Böylece 76. ayet tarihî olayın kendisini, 77. ayet ise olayın arkasındaki daha geniş ilahî ve tarihî düzeni göstermektedir.

Bu bağlantı Hz. Peygamber'e hem teselli hem de güven vermektedir.

1️⃣8️⃣ İsrâ Suresi 77. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Gücün geçici görüntüsüne bakarak Allah'ın adaletinden ümidini kesme; fakat ilahi adalete güveniyorum diye kendi sorumluluğunu da terk etme.

İnsan bazen yalnız bugüne bakar.

Zalim güçlüdür.

Mazlum zayıftır.

Hakikat susturulmuştur.

Ve:

“Demek ki güç kazandı.”

diye düşünür.

Kur’an insanın görüş alanını genişletir.

Bugün tarihin tamamı değildir.

Dünya da hesabın tamamı değildir.

Bu nedenle mümin hem mücadele eder hem sonucu Allah'a bırakır.

İlahi sünnete iman, insanı umutsuzluktan korurken sorumsuzluğa da düşürmemelidir.

1️⃣9️⃣ İsrâ Suresi 77. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 77. ayeti, Hz. Peygamber'in yaşadığı baskı ve çıkarılma tehdidinin önceki peygamberlerin hayatlarında görülen mücadelelerin devamı olduğunu ve Allah'ın peygamberler ile toplumları arasındaki tarihî-adil düzeninde keyfî bir değişiklik bulunmadığını öğretmektedir.

Ayetin ilk önemli mesajı, Hz. Peygamber'in yalnız olmadığını göstermesidir. İnsan büyük bir sıkıntıyla karşılaşınca yaşadığı acının yalnız kendisine özgü olduğunu düşünebilir. Kur’an ise Peygamber'e kendisinden önceki elçileri hatırlatmaktadır. Onlar da reddedilmiş, baskıya uğramış ve bazıları yurtlarından çıkarılmakla karşı karşıya kalmıştır. Bu hatırlatma acıyı küçültmez; fakat acıya anlam ve tarihsel bir bağlam kazandırır.

İkinci önemli mesaj, hakikat yolunun her zaman rahatlık yolu olmayabileceğidir. İnsan doğru bir şey yaptığı hâlde eleştirilebilir veya dışlanabilir. Ancak burada dikkatli olmak gerekir: Sırf dışlanmak kişinin otomatik olarak haklı olduğunu göstermez. Yanlış düşünen biri de dışlanabilir. Bu nedenle ölçü baskı görüp görmemek değil, hakikatin kendisidir. Mümin hem dış baskıya karşı direnebilmeli hem de kendi yanlışını sorgulayabilecek tevazuyu korumalıdır.

Üçüncü önemli mesaj, Allah'ın tarih içindeki adalet düzenidir. İlahi sünnet bize insan davranışlarının anlamsız olmadığını öğretir. Zulüm, kibir, adalet ve merhamet aynı ahlaki değere sahip değildir. İnsanlar bazen sonuçları hemen görmeyebilir; fakat bu, Allah'ın katında bütün davranışların eşitlendiği anlamına gelmez. Allah'ın adaleti insanların kısa zaman algısından daha geniştir.

Dördüncü önemli mesaj, gücün kalıcı olmadığını bilmektir. Bir toplum, lider veya grup belirli bir dönemde çok güçlü olabilir. Bu güç ona başka insanları susturma imkânı verebilir. Fakat hiçbir dünyevi güç sonsuz değildir. Kur’an insanın güç sarhoşluğunu bu gerçekle kırar. Bugün sahip olduğumuz yetki yarının garantisi değildir. Bu nedenle güç varken adaletli davranmak, güç kaybedildikten sonra adalet istemekten daha büyük bir ahlaki sınav olabilir.

Beşinci önemli mesaj, Allah'ın sünnetini modern politik rakiplere karşı slogan hâline getirmemektir. İnsan kendi tarafının rakibi için:

“Allah'ın sünneti gereği yakında yok olacaklar.”

demeye eğilim gösterebilir. Fakat böyle kesin kehanetler ayetin amacı değildir. Biz belirli modern olayların Allah katındaki gizli hükmünü bilmiyoruz. Kur’an'ın ilkelerini kendi siyasi öfkemizin aracına çevirmemek gerekir.

Altıncı önemli mesaj, geçmiş toplumların başına gelen ilahî cezaları bugünkü her felakete doğrudan taşımamaktır. Kur’an belirli geçmiş kavimler hakkında vahiy bilgisi verir. Biz ise günümüzde bir deprem, savaş veya ekonomik çöküş meydana geldiğinde bunun:

“Kesin Allah'ın şu günaha verdiği ceza”

olduğunu söyleme yetkisine sahip değiliz. Olayın bilimsel, siyasi, ekonomik ve insani sebepleri araştırılmalıdır. İlahi sünnete iman, insanı nedensellik araştırmasından uzaklaştırmamalıdır.

Yedinci önemli mesaj, toplumların kendi davranışlarının sonuçlarını ciddiye almasıdır. Bir toplum adaleti zayıflatırsa bunun toplumsal sonuçları olabilir. Güven kaybolabilir, insanlar birbirinden şüphe etmeye başlayabilir ve kurumlar zayıflayabilir. Bunlar doğrudan gözlemlenebilen insani süreçlerdir. Dolayısıyla Kur’an'ın adalet çağrısı yalnız ahiret için değildir; dünya hayatında da sağlam toplumun temelini oluşturur.

Sekizinci önemli mesaj, mazlumun ümidini korumaktır. İnsan uzun süre haksızlığa uğradığında:

“Kimse görmüyor.”

diye düşünebilir. Kur’an ise:

Allah görüyor.

mesajını verir. Bu, mazluma yalnız duygusal teselli değildir. Aynı zamanda zalimin bugün güçlü görünmesinin onun nihai olarak haklı olduğu anlamına gelmediğini öğretir. İlahi adalet, dünyanın görünür güç sıralamasından bağımsızdır.

Dokuzuncu önemli mesaj, ilahi sünnete güvenmenin insanı pasifleştirmemesidir. Hz. Peygamber:

“Nasıl olsa Allah'ın sünneti var.”

diyerek hiçbir şey yapmamıştır. Tebliğ etmiş, plan yapmış, hicret etmiş ve yeni bir toplum inşa etmiştir. Dolayısıyla ilahi yardım beklentisi insanın sorumluluğunu iptal etmez. Allah'a güvenen insan aynı zamanda üzerine düşeni yapar.

Onuncu önemli mesaj, sabır ile tarih bilincinin ilişkisini anlamaktır. İnsan yalnız bugünkü görüntüye baktığında umutsuz olabilir. Tarihe baktığında ise büyük değişimlerin gerçekleşebildiğini görür. Dün güçlü olan bugün yoktur. Dün susturulan bir söz bugün milyonlarca insan tarafından bilinebilir. Bu nedenle sabır, boş bekleyiş değil; hakikatin kısa vadeli görüntülerden daha büyük olduğuna güvenerek doğru üzerinde kalabilmektir.

On birinci önemli mesaj, ilahi sünnetin insan özgürlüğüyle birlikte düşünülmesidir. Allah insanlara seçim imkânı verir. Toplumlar adaleti veya zulmü seçebilir. İnsanlar peygamberlere inanabilir veya onları reddedebilir. Bu seçimlerin sonuçları vardır. Dolayısıyla tarih yalnız kaderin insanları sürüklediği bir sahne değildir; insanın iradesi de sorumluluğun parçasıdır.

On ikinci önemli mesaj, ilahi sünneti kadercilik bahanesi yapmamaktır. Bir toplumda yolsuzluk varsa:

“Allah'ın takdiri.”

deyip hiçbir şey yapmamak doğru değildir. Adaletsizlik varsa onu düzeltmek için çalışmak gerekir. Eğitim zayıfsa geliştirilmelidir. Ekonomik hata varsa düzeltilmelidir. Çünkü insanın çabası da Allah'ın yarattığı sebepler düzeninin içindedir. Kader sorumluluğu yok etmez.

On üçüncü önemli mesaj, adaletin tarafsızlığını korumaktır. İsrâ 77'nin “değişmeyen sünnet” vurgusu bize Allah'ın adaletinin kişilere göre keyfî biçimde değişmediğini düşündürür. Biz de kendi hayatımızda aynı ilkeye yaklaşmaya çalışmalıyız. Sevdiğimiz kişi yanlış yaptığında başka, sevmediğimiz kişi aynı şeyi yaptığında başka ölçü kullanmamalıyız. Adaletin değeri, kendi aleyhimize olduğunda da onu savunabildiğimizde ortaya çıkar.

On dördüncü önemli mesaj, toplumların güçlü oldukları dönemde kendi sonlarını hazırlayabileceklerini bilmektir. Bir toplum eleştiriyi tamamen susturursa hatalarını fark etmekte zorlanabilir. Yöneticilere gerçekleri söyleyen insanlar kalmazsa yanlış kararların bedeli büyüyebilir. Böylece dışarıdan çok güçlü görünen yapı içeriden kırılganlaşabilir. Bu, ilahi hükmü açıklamak iddiası değil, ahlaki ve toplumsal bir sonuç ilişkisidir. Güç, geri bildirimden kaçtığında kendi körlüğünü büyütebilir.

On beşinci önemli mesaj, Allah'ın sünnetinin insanın keyfî kader anlayışından farklı olduğunu kavramaktır. Allah'ın düzeni anlamsız ve rastgele değildir. İnsan her sonucu önceden tahmin edemese de Allah'ın adaletine güvenebilir. Bu güven:

“Ben her şeyi anlıyorum.”

demek değildir.

Daha mütevazı bir cümledir:

“Ben her ayrıntıyı bilmiyorum ama Rabbimin adaletsiz olmadığını biliyorum.”

Bu yaklaşım hem imanı hem düşünsel tevazuyu korur.

On altıncı önemli mesaj, bugünkü gücümüzü yarın hesap verecekmiş gibi kullanmaktır. Çünkü gerçekten hesap vardır. İnsan işveren olabilir, yönetici olabilir, ebeveyn olabilir veya geniş kitleleri etkileyebilir. Yetkisini:

Korkutmak.

susturmak.

küçümsemek.

yerine adalet ve merhamet için kullanmalıdır. İlahi sünneti anlamanın en güzel yolu, başkasının sonunu beklemek değil kendi gücümüzü düzeltmektir.

On yedinci önemli mesaj, 76 ve 77. ayetlerin hicreti yalnız tarihî olay olmaktan çıkarıp daha büyük bir ilahî perspektife yerleştirmesidir. 76. ayette insan baskısı vardır. 77. ayette ise Allah'ın tarih içindeki düzeni hatırlatılır. Böylece Hz. Peygamber'in Mekke'den çıkarılması:

“Her şey bitti.”

anlamına gelmez.

Tam tersine ilahi sünnet perspektifinde bu, daha büyük bir sürecin parçasıdır.

Bazen insan hayatında da tek bir kayıp bütün hikâyenin sonu gibi görünebilir. Oysa yalnız bir bölüm kapanmış olabilir. İmanın verdiği umut, kitabın sonunu bir sayfaya bakarak yazmamaktır.

On sekizinci önemli mesaj, bir sonraki ayete geçişte çok anlamlı bir denge oluşturmasıdır. Peygamber'in karşılaştığı toplumsal baskı ve Allah'ın tarih içindeki sünneti anlatıldıktan sonra 78. ayette doğrudan namaz gündeme gelecektir. Bu geçiş, büyük toplumsal mücadelelerin ortasında bile kulun Allah'la kişisel bağının merkezde kaldığını gösterir. İnsan dışarıdaki mücadeleyi verirken içerideki manevi merkezini kaybetmemelidir.

İsrâ Suresi'nin 77. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur: Gücün geçici olduğunu gerçekten hatırlıyor muyum? Kendi tarafım zulmettiğinde de aynı adalet ölçüsünü kullanabiliyor muyum? Bir zalimin güçlü görünmesi beni Allah'ın adaletinden umutsuzluğa düşürüyor mu? İlahi sünneti modern insanlara karşı kehanet ve tehdit aracı mı yapıyorum? Tarihî felaketleri kolayca Allah'ın özel cezası ilan ediyor muyum? Allah'a güveniyorum diyerek kendi sorumluluklarımı mı ihmal ediyorum? Bir kapı kapandığında hikâyenin bittiğini mi sanıyorum, yoksa Rabbimin daha büyük bir planının olabileceğini hatırlayabiliyor muyum?

Bu sorular ayetin yalnız geçmiş peygamberlerin tarihini anlatmadığını; bugün de güç, adalet, zulüm, tarih, ilahi sünnet, toplumsal sorumluluk, sabır, umut ve tevekkül konusunda çok geniş bir manevi ufuk sunduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak İsrâ 77 bize, Allah'ın tarih içindeki adalet düzeninin insanın geçici gücünden daha büyük olduğunu öğretmektedir. Peygamberleri susturmak isteyen toplumların ortak yanılgısı, ellerindeki gücü mutlak sanmalarıdır. Oysa insanlar değişir, devletler değişir, toplumlar değişir ve güç dengeleri değişir; Allah'ın adaleti ise insanların geçici üstünlüklerine göre yön değiştirmez.

Bu nedenle mümin ne güçlü olduğunda kibirlenmeli ne de güçsüz olduğunda umutsuzluğa düşmelidir. Gücü varsa adaletle kullanmalıdır. Haksızlığa uğramışsa meşru yollarla mücadele etmeli ve Allah'ın adaletinden ümidini kesmemelidir. Tarihin sonucunu kendi istediği güne zorlamamalı ama zulmü de normalleştirmemelidir.

İlahi sünnete güvenmek, “Nasıl olsa Allah halleder” diyerek kenara çekilmek değildir. Allah'ın adaletine güvenerek kendi sorumluluğunu yerine getirmektir.

İnsan bugün yalnız küçük bir bölüm görür.

Allah ise bütün hikâyeyi bilir.

Ve bazen tarihin bize söylediği en büyük gerçek şudur:

Bugün güçlü görünen şey kalıcı olmayabilir; bugün yenilmiş görünen hakikat ise henüz yolculuğunun başında olabilir.

⠀

🌿 Son Söz​

“Allah’ın sünnetini anlamak, başkalarının başına ne geleceğini tahmin etmek değil; kendi gücümüzü, sabrımızı ve adaletimizi nasıl kullanacağımızı öğrenmektir. Zulüm karşısında umutsuz olmayalım, güç elimize geçtiğinde de geçmiş zalimlerin hatasına düşmeyelim. Çünkü tarih değişir, insanlar değişir ve makamlar el değiştirir; fakat Allah’ın adaletinin keyfîleşmeyeceğine dair güven değişmez. Müminin görevi sonucu zorla yazmak değil, kendi satırını adaletle yazmaktır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt