📖 İsrâ Suresi 108. Ayette “Rabbimizi Tenzih Ederiz; Rabbimizin Vaadi Mutlaka Yerine Getirilecektir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,893
2,736,294
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İsrâ Suresi 108. Ayette “Rabbimizi Tenzih Ederiz; Rabbimizin Vaadi Mutlaka Yerine Getirilecektir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İman yalnız Allah’ın varlığını kabul etmek değil, O’nu insanın eksikliklerinden ve sınırlılıklarından uzak bilmektir. İnsan Rabbini gerçekten tanıdıkça kendi ölçülerini Allah’a taşımaz, O’nun vaadini kendi sabırsızlığıyla değerlendirmez ve geciken her şeyi gerçekleşmeyecek sanmaz. Hakiki güven, Allah’ın sözünün insanın takvimine değil, Allah’ın hikmetine göre gerçekleşeceğini bilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İsrâ Suresi 108. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 108. ayeti, bir önceki ayette Kur’an okunduğunda secdeye kapanan ilim sahiplerinin sözlerini aktarmaktadır. 107. ayette bu insanların hakikat karşısındaki bedensel ve manevi teslimiyeti gösterilmiş, 108. ayette ise secdenin içindeki düşünce ve inanç açıklanmıştır.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Derler ki: Rabbimizi tenzih ederiz. Rabbimizin vaadi mutlaka yerine getirilecektir.”
İsrâ Suresi, 17:108
Bu kısa ifade iki büyük inanç esasını bir araya getirir: Allah'ı her türlü eksiklikten tenzih etmek ve Allah'ın vaadine kesinlikle güvenmek. Böylece secde yalnız duygusal bir tepki olmaktan çıkar; sağlam bir Allah anlayışı ve güven bilinciyle birleşir.

2️⃣ “Rabbimizi Tenzih Ederiz” Ne Anlama Gelir ❓​

Tenzih, Allah'ı yaratılmışlara ait eksikliklerden, sınırlılıklardan ve kusurlardan uzak bilmektir. İnsan yorulur, unutabilir, yanılabilir, sözünden dönebilir ve gücü tükenebilir. Allah ise insan gibi değildir.

Bu nedenle:

“Rabbimizi tenzih ederiz.”

demek yalnız dilde söylenen bir tesbih değildir. Aynı zamanda Allah hakkında yanlış düşüncelerden uzak durmayı gerektirir.

Allah'ı kendi psikolojimizle ölçemeyiz. Biz bazen söz verip unutabiliriz; Allah unutmaz. Bizim gücümüz bir yerde biter; Allah'ın kudreti yaratılmışların sınırlarına bağlı değildir. Biz bir işin sonucunu bilemeyebiliriz; Allah'ın bilgisi eksik değildir.

Tenzih, Allah'ı gerçekten Allah olarak tanımaktır.

3️⃣ Tenzih ile “Sübhanallah” Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

“Sübhanallah” sözü, Allah'ı eksikliklerden ve O'na yakışmayan sıfatlardan uzak tutma anlamı taşır. Bu nedenle günlük hayatta sıkça söylediğimiz “Sübhanallah”, aslında son derece derin bir tevhid ifadesidir.

İnsan bu sözü bazen alışkanlıkla söyleyebilir. Oysa anlamını düşündüğümüzde şunu ifade eder:

“Allah benim gibi değildir. O'nun bilgisi eksik değildir, kudreti sınırlı değildir ve hükmü kusurlu değildir.”

Bu bilinç insanın Allah hakkında yanlış beklentiler geliştirmesini önleyebilir. Örneğin dua hemen gerçekleşmediğinde:

“Allah beni unuttu.”

demek yerine, Allah'ın unutmadığını ve hikmetinin bizim anlık beklentimizden daha geniş olduğunu hatırlayabiliriz.

Sübhanallah, bu nedenle yalnız bir zikir değil, Allah tasavvurunu düzelten bir cümledir.

4️⃣ İnsan Allah’ı Kendi Özellikleriyle Ölçme Hatasına Nasıl Düşebilir ❓​

İnsan dünyayı kendi tecrübesinden hareketle anlar ve bazen farkında olmadan bu ölçüyü Allah'a da taşır. Bir şeyin gerçekleşmesi bize zor geliyorsa Allah için de zor olduğunu düşünebilir, bir olay gecikiyorsa Allah'ın onu yerine getirmeyeceğini sanabiliriz.

Oysa Kur’an'ın Allah anlayışı bunu reddeder.

İnsan:

“Ben olsam bunu yapamazdım.”

diye düşünebilir.

Ama Allah insan değildir.

İnsan:

“Bu kadar insanın duasını nasıl bilebilir?”

diye sorabilir.

Fakat Allah'ın bilgisi insan zihni gibi sınırlı değildir.

Tenzihin en önemli sonuçlarından biri budur:

Allah'ın kudretini, bilgisini ve rahmetini kendi sınırlarımızla ölçmemek.

5️⃣ “Rabbimizin Vaadi Mutlaka Yerine Getirilecektir” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade Allah'ın verdiği sözün boş, geçersiz veya unutulabilir bir söz olmadığını bildirir. Allah'ın vaadi gerçekleşecektir.

Bağlamda bu vaat, peygamberler aracılığıyla bildirilen hakikatlerin ve özellikle ahiret, hesap ve ilahî hükmün gerçekleşmesiyle ilişkilidir. Önceki ayetlerde yeniden diriliş, insanların toplanması ve Allah'ın hükmü defalarca anlatılmıştı.

İlim sahipleri Kur’an'ı duyduklarında:

“Bu bize yabancı bir şey değil; Rabbimizin vaadi gerçekleşmektedir.”

bilinciyle karşılık verirler.

Burada çok önemli bir güven vardır. Mümin Allah'a yalnız var olduğu için değil, sözünün hak olduğuna güvendiği için bağlanır.

Allah'ın vaadine iman, insanın hayatının bütün zaman anlayışını değiştirir.

6️⃣ Allah’ın Vaadinin Gerçekleşmesi Neden Bazen Gecikmiş Gibi Görünebilir ❓​

Çünkü insan zamanı kendi hayat süresiyle ölçer. Birkaç yıl bize çok uzun gelebilir. Bir dua aylarca karşılık bulmadığında sabrımız zorlanabilir. Bir haksızlığın yıllarca devam etmesi, adaletin hiç gelmeyeceği hissini oluşturabilir.

Fakat Allah'ın hükmünü insanın kısa zaman algısıyla ölçmek doğru değildir.

Gecikme gibi gördüğümüz şey, gerçekleşmeme anlamına gelmez.

Allah'ın vaadinin zamanı Allah'ın hikmeti içindedir.

Bu, insanın pasifleşmesi anlamına gelmez. Haksızlık varsa mücadele eder, dua eder, sebeplere sarılır. Fakat sonucu kendi belirlediği tarihe bağlamaz.

İman burada sabra dönüşür:

Allah'ın vaadine güvenmek, Allah'a takvim dayatmamak demektir.

7️⃣ Allah’ın Vaadine Güvenmek Her Duamızın İstediğimiz Şekilde Gerçekleşeceği Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Allah'ın vaadi ile insanın kişisel isteği aynı şey değildir.

Bir insan:

“Şu evi mutlaka alacağım.”

“Şu kişiyle kesin evleneceğim.”

“Bu hastalığım tam şu tarihte bitecek.”

diye kendi arzusunu ilahî vaat gibi göremez.

Dua etmek değerlidir. İnsan Allah'tan büyük şeyler isteyebilir. Fakat duanın nasıl karşılık bulacağı Allah'ın hikmetine bırakılır.

Allah'ın Kur’an'daki vaadi başka, bizim zihnimizde kurduğumuz beklenti başkadır.

Bu ayrım yapılmadığında insan istediği şey gerçekleşmeyince:

“Allah sözünü tutmadı.”

gibi çok yanlış bir düşünceye düşebilir.

Oysa Allah belki o şeyi hiç vaat etmemiştir.

İman, kendi isteğimizi Allah'ın vaadi hâline getirmek değildir.

8️⃣ Allah’ın Vaadine Güvenmek Tevekkülle Nasıl İlişkilidir ❓​

Tevekkül, insanın kendisine düşeni yaptıktan sonra sonucu Allah'a bırakabilmesidir.

Bu nedenle Allah'ın vaadine güvenmek tevekkülün temel dayanaklarından biridir.

İnsan çalışır.

Plan yapar.

Tedbir alır.

Dua eder.

Ama bütün bunlardan sonra:

“Sonuç yalnız benim kontrolümde değil.”

diyebilir.

Bu düşünce insanı çaresiz değil, dengeli yapar.

Çünkü kontrol edemediği her şeyi kontrol etmeye çalışmak insanı tüketir.

Tevekkül:

“Hiçbir şey yapmayacağım.”

demek değildir.

“Yapabileceğimi yapacağım, yapamayacağımı Allah'a bırakacağım.”

demektir.

Allah'ın vaadine güvenen kişi çaba ile teslimiyet arasında bu dengeyi kurmaya çalışır.

9️⃣ Bu Ayet Ahiret Vaadiyle Nasıl İlişkilidir ❓​

İsrâ Suresi'nin yakın bağlamında yeniden diriliş, kıyamet ve insanların toplanması sık sık gündeme gelmiştir. 98. ayette çürümüş kemiklerden sonra dirilişi reddedenlerin itirazı anlatılmış, 99. ayette gökleri ve yeri yaratan Allah'ın yeniden yaratmaya da kadir olduğu bildirilmiş, 104. ayette ise insanların bir araya getirileceği hatırlatılmıştı.

108. ayette:

“Rabbimizin vaadi mutlaka gerçekleşecektir.”

denildiğinde bu ahiret vaadi de güçlü biçimde anlam alanına girer.

İnsan ölümün ardından diriltilecektir.

Hesap vardır.

Adalet tamamlanacaktır.

Bu nedenle ayet yalnız geçmiş peygamberlerin vaatlerinin gerçekleşmesini değil, gelecekte gerçekleşecek büyük ilahî vaatleri de düşündürür.

🔟 Allah’ın Vaadine Güvenmek Mazlum İçin Ne Anlama Gelir ❓​

Mazlum açısından Allah'ın vaadine güvenmek büyük bir umut kaynağıdır. İnsan dünyada uğradığı haksızlığın karşılığını hemen göremeyebilir. Zalim güçlü olabilir, adalet sistemi yetersiz kalabilir ve mağdur hayatı boyunca istediği sonucu alamayabilir.

Böyle bir durumda ahiret inancı şunu söyler:

“Hikâye burada bitmiyor.”

Bu, mazluma dünyadaki hakkını aramaması gerektiğini söylemez. Tam tersine hakkını arar, delil toplar ve meşru yolları kullanır.

Fakat bütün bunlara rağmen adalet eksik kalırsa Allah'ın nihai hesabına güvenir.

Allah'ın vaadi, dünyada yarım kalan adaletin sonsuza kadar yarım kalmayacağına dair büyük bir güvencedir.

1️⃣1️⃣ Allah’ın Vaadine Güvenmek Günahkâr İnsan İçin Nasıl Bir Umut Taşır ❓​

Allah yalnız hesap ve ceza vaat etmez. Rahmet, bağışlanma ve tövbe kapısı da vahyin büyük mesajları arasındadır.

İnsan geçmişinde ağır yanlışlar yapmış olabilir. Fakat yaşadığı sürece samimi dönüş imkânını küçümsememelidir.

Bir insan:

“Ben artık affedilemeyecek kadar kötüyüm.”

diye düşünürse Allah'ın rahmetini kendi günahından küçük görme tehlikesine düşebilir.

Bu elbette günahı hafife almak değildir.

Gerçek tövbe yanlışın farkına varmayı, onu bırakmaya çalışmayı ve mümkünse verilen zararı telafi etmeyi içerir.

Ama bütün bunların içinde müminin taşıması gereken duygu şudur:

Allah'ın rahmetinden ümit kesme.

Tenzih burada da devreye girer: Allah'ın rahmeti insanın dar bağışlama kapasitesine benzemez.

1️⃣2️⃣ Bu Ayet Allah Hakkında Hüsnüzan Beslemeyi Öğretir mi ❓​

Evet, fakat hüsnüzan yanlış anlaşılmamalıdır.

Allah hakkında güzel zan:

“Nasıl yaşarsam yaşayayım Allah bana istediğim her şeyi verecek.”

demek değildir.

Daha doğru anlamı, Allah'ın adaletsiz davranmayacağına, rahmetinin geniş olduğuna ve verdiği vaadi yerine getireceğine güvenmektir.

İnsan bir sıkıntı yaşadığında:

“Allah beni terk etti.”

sonucuna hemen varmamalıdır.

Bazen anlamadığımız bir süreçten geçebiliriz.

Bazen istediğimiz şey gerçekleşmez.

Bazen cevap çok farklı biçimde gelir.

Hüsnüzan, bütün bunların içinde:

“Rabbim beni benden daha iyi bilir.”

diyebilmektir.

Bu güven, insanın acısını küçümsemez; acının içinde Allah'la bağını korur.

1️⃣3️⃣ Allah’ın Vaadine Güvenmek Gelecekle İlgili Kesin Kehanetlerde Bulunmamıza İzin Verir mi ❓​

Hayır.

Kur’an'daki ilahî vaatleri alıp günümüzdeki belirli siyasi olaylar, devletler veya kişiler hakkında kesin tarihli kehanetlere dönüştürmek doğru değildir.

Bir insan:

“Allah'ın vaadi var, şu devlet kesin şu tarihte yıkılacak.”

veya:

“Şu olay mutlaka önümüzdeki yıl gerçekleşecek.”

diyemez, eğer buna dair açık vahiy yoksa.

Allah'ın vaadine güvenmek başka, bizim yorumumuzu Allah'ın kesin sözü gibi sunmak başkadır.

Bu ayrım çok önemlidir.

Kur’an bize ahiret, hesap, ilahî adalet ve birçok temel hakikat hakkında güven verir.

Fakat kendi siyasi tahminlerimize ilahî kesinlik kazandırma yetkisi vermez.

Allah'ın vaadine güvenelim; kendi tahminlerimizi vahiy seviyesine çıkarmayalım.

1️⃣4️⃣ Tenzih İnancı Hurafelerden Korunmamıza Nasıl Yardımcı Olur ❓​

Allah'ı doğru tanımak, dine eklenen birçok yanlış düşünceden korunmaya yardımcı olabilir.

Eğer Allah'ın mutlak kudret sahibi olduğunu biliyorsak, başka varlıklara Allah'tan bağımsız sınırsız güçler yüklemekten kaçınırız.

Bir insanın, taşın, nesnenin veya sözün kendi başına kaderi değiştirdiğine inanmak tevhid açısından ciddi sorunlar oluşturabilir.

Elbette Allah sebepler yaratabilir. İnsan ilaç kullanır, doktora gider ve tedbir alır. Fakat sebep ile bağımsız kudret birbirine karıştırılmamalıdır.

Tenzih bize şunu öğretir:

Mutlak güç Allah'a aittir.

Böylece insan hem sebeplere sarılır hem de sebepleri ilahlaştırmaz.

Hurafeden korunmanın en güçlü yollarından biri, sağlam Allah tasavvurudur.

1️⃣5️⃣ Allah’ın Vaadine Güvenen İnsan Neden Sabırlı Olmalıdır ❓​

Çünkü güven yalnız işler istediğimiz gibi giderken kolaydır. Gerçek güven, beklemek zorunda kaldığımızda sınanır.

İnsan dua eder ve sonuç hemen gelmez.

Çalışır ama başarı gecikir.

Bir haksızlığın düzelmesini ister fakat süreç uzar.

İşte o zaman sabır devreye girer.

Sabır pasif bekleyiş değildir. İnsan doğru olanı yapmaya devam ederken ruhen dağılmamaya çalışır.

Allah'ın vaadine güvenmek sabrı mümkün kılar.

Çünkü kişi:

“Şu an sonucu görmüyor olmam, Allah'ın sözünün geçersiz olduğu anlamına gelmez.”

diyebilir.

Sabır bu nedenle yalnız acıya katlanmak değil, hakikat üzerinde kalabilme gücüdür.

1️⃣6️⃣ Tesbih ve Secde Birlikte Nasıl Bir Kulluk Bilinci Oluşturur ❓​

  1. ayette ilim sahipleri secdeye kapanıyordu. 108. ayette ise secde sırasında Allah'ı tenzih ediyor ve O'nun vaadine güvenlerini ifade ediyorlardı.
Bu iki ayet birlikte okunduğunda kulluğun hem bedensel hem zihinsel hem de kalbî yönü ortaya çıkar.

Beden secde eder.

Dil Rabbini tesbih eder.

Kalp vaadine güvenir.

İşte gerçek ibadet bütün insanı kapsar.

İnsan yalnız alnını yere koyup kalbini kibirle doldurursa secdenin anlamı eksik kalır. Aynı şekilde yalnız zihinsel olarak Allah hakkında konuşup hiç kulluk bilinci taşımamak da eksiktir.

Kur’an'ın sunduğu ideal, bilgi ile ibadet, ibadet ile güven ve güven ile güzel ahlakın birbirini tamamlamasıdır.

1️⃣7️⃣ İsrâ Suresi 107–109. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

107. ayette daha önce kendilerine ilim verilmiş bazı kimselerin Kur’an okunduğunda secdeye kapandıkları anlatılmıştı.

108. ayette onların secde sırasında söyledikleri söz aktarılır:

“Rabbimizi tenzih ederiz; Rabbimizin vaadi mutlaka yerine gelecektir.”

109. ayette ise bu teslimiyetin daha da derinleştiği gösterilecek ve onların ağlayarak yüzüstü yere kapandıkları, Kur’an'ın da huşularını artırdığı bildirilecektir.

Böylece üç ayet son derece güçlü bir manevi süreç gösterir:

İlim hakikati tanır, hakikat secde doğurur, secde tesbihe dönüşür ve tesbih kalpte derin huşu meydana getirir.

Bu, Kur’an bilgisinin hedefini çok güzel özetler.

Gerçek bilgi yalnız zihinde kalmaz.

İnsanın kalbini ve hayatını da etkiler.

1️⃣8️⃣ İsrâ Suresi 108. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Allah'ı kendi eksikliklerinle ölçme ve Allah'ın vaadini kendi sabırsızlığın yüzünden sorgulama.

İnsan acelecidir.

Hemen görmek ister.

Hemen sonuç bekler.

Ama Allah'ın hikmeti bizim acelemize bağlı değildir.

Bir dua gecikebilir.

Bir adalet sonucu gecikebilir.

Bir insanın dönüşümü yıllar sürebilir.

Bütün bunların içinde müminin kalbi şu cümleyi korumaya çalışır:

“Rabbimin vaadi haktır.”

Bu güven kör iyimserlik değildir.

Tevhid bilgisinin sonucudur.

Allah yalan söylemez.

Unutmaz.

Aciz değildir.

Bu nedenle gerçek tesbih yalnız:

“Sübhanallah.”

demek değil, hayatın zor anlarında da Allah hakkında yanlış düşüncelerden uzak durabilmektir.

1️⃣9️⃣ İsrâ Suresi 108. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 108. ayeti, hakikati tanıyan ilim sahiplerinin Kur’an karşısındaki secdesini iki güçlü inançla tamamlamaktadır: Allah'ı bütün eksikliklerden tenzih etmek ve O'nun vaadinin mutlaka gerçekleşeceğine güvenmek. Bu iki unsur aslında sağlıklı iman anlayışının temel taşlarından biridir.

Allah'ı tenzih etmek, O'nu yalnız insanlardan daha güçlü bir varlık gibi düşünmemektir. Allah yaratılmışların bir üyesi değildir. İnsan yorulur, unutabilir ve kararında yanılabilir; Allah için böyle eksiklikler düşünülemez.

Bu nedenle insanın Allah hakkında kullandığı ölçüleri sürekli düzeltmesi gerekir.

Bazen dua ederiz ve karşılık beklediğimiz biçimde gelmez. Böyle bir anda kalbimizden:

“Allah beni görmüyor mu?”

sorusu geçebilir.

İsrâ 108'in tesbih bilinci burada devreye girer.

Allah görür.

Allah bilir.

Fakat bizim istediğimiz şeyin her zaman bizim istediğimiz zamanda gerçekleşmesi gerektiği sonucunu bundan çıkaramayız.

Allah'ın bilgisine güvenmek, kendi bilgimizin eksik olduğunu da kabul etmektir.

İnsanın manevi olgunluğu tam da burada büyür.

Çocuk zihni çoğu zaman:

“İstediğim olduysa seviliyorum, olmadıysa sevilmiyorum.”

diye düşünebilir.

Olgun iman ise Allah'ın sevgisini yalnız dünya olaylarının rahatlığıyla ölçmez.

Hz. Peygamberler bile ağır sınavlardan geçti.

Bu nedenle sıkıntı yaşamak:

“Allah beni terk etti.”

demek değildir.

Nimet içinde olmak da:

“Allah yaptığım her şeyden razı.”

anlamına gelmez.

Allah'ı doğru tanımak, hayat olaylarını bu kadar basit formüllerle açıklamaktan korur.

Tenzih aynı zamanda Allah'ı kendi ahlaki kusurlarımıza benzetmemeyi gerektirir. İnsan bazen öfkelendiğinde adaletsiz davranabilir. Allah'ın adaleti böyle değildir.

İnsan sevdiğine ayrıcalık yapabilir. Allah'ın nihai hükmü insan kayırmacılığına benzemez.

Bu nedenle ahiret inancı mazlum açısından büyük bir güvencedir.

Dünya mahkemesi yanılabilir.

Tanık yalan söyleyebilir.

Belge kaybolabilir.

Güçlü kişi sistemden kaçabilir.

Fakat Allah'ın bilgisinde bunların hiçbiri kaybolmaz.

İlahî adaletin temeli, eksiksiz bilgi ve mutlak adalettir.

İsrâ 108'in:

“Rabbimizin vaadi mutlaka gerçekleşecektir.”

ifadesi bu nedenle özellikle ahiret açısından büyük anlam taşır. İnsanlar diriltilecekse, bugün yaptıklarımız yalnız bugünün içine kapanıp kalmaz.

Bir iyilik yıllar önce unutulmuş olabilir.

Ama Allah unutmaz.

Bir haksızlık kimse tarafından fark edilmemiş olabilir.

Ama Allah bilir.

Bu bilinç insanın gizli hayatını değiştirebilir.

İnsan yalnız toplumun gördüğü yerde değil, kimsenin görmediği yerde de doğru davranmaya çalışır.

Çünkü hesap toplumun hafızasına değil, Allah'ın bilgisine bağlıdır.

Allah'ın vaadine güvenmek, insanın kaygıyla ilişkisini de değiştirebilir. İnsan geleceği kontrol etmek ister. Her şeyi planlamak ister ve belirsizliği sevmeyebilir.

Plan yapmak doğrudur.

Tedbir almak gerekir.

Fakat hayatın tamamını kontrol etmek mümkün değildir.

Bir insan bütün hazırlıklarını yapar, yine de beklemediği bir olay yaşayabilir.

Tevekkül tam burada başlar.

Kontrol edemediğimiz hayatı, kontrol eden Rabbimize güvenmek.

Bu cümle hiçbir şey yapmamak anlamına gelmez.

Tam tersine insan görevini yerine getirir.

Doktora gider.

Çalışır.

Birikim yapar.

Hakkını arar.

Sonra bütün sonucu kendi omuzlarına yüklemez.

Bu, insan ruhu için büyük bir rahatlamadır.

Çünkü insanın omuzlarının taşıyamayacağı yüklerden biri bütün geleceği kontrol etme çabasıdır.

İsrâ 108, beklemek konusunda da büyük bir ahlak öğretir. İnsan dua ettiğinde bazen birkaç gün sonra:

“Olmadı.”

diyebilir.

Oysa hayatımızdaki birçok önemli şey zaman içinde oluşur.

Bir karakterin düzelmesi zaman alır.

Bir ilişkinin güveni yeniden kurması zaman alır.

Bir bağımlılıktan kurtulmak zaman alabilir.

Bir toplumun değişmesi yıllar sürebilir.

Allah'ın vaadine güvenmek, bu süreçlerde aceleciliği azaltabilir.

Fakat burada bir yanlışa düşmemek gerekir: Allah'ın vaadine güvenmek adı altında kişisel arzularımızın kesinlikle gerçekleşeceğini düşünemeyiz.

Bir insan yıllarca:

“Şu kişi benimle evlenecek; Allah'a güveniyorum.”

diyebilir.

Ama Allah böyle bir söz vermemiştir.

Bir başkası:

“Bu iş mutlaka benim olacak.”

diyebilir.

Bu da ilahî vaat değildir.

Mümin kendi duasıyla Allah'ın açık vaadini birbirinden ayırmalıdır.

Allah'a güvenmek, Allah adına söz üretmek değildir.

Bu ayrım maneviyatı hurafeden korur.

İnsan bazen rastlantılardan kişisel işaretler çıkarabilir. Bir sayı gördüğünde, bir araba geçtiğinde veya bir rüya gördüğünde:

“Allah kesin bana şunu vaat ediyor.”

diyebilir.

Böyle yorumlarda çok dikkatli olunmalıdır.

Allah'ın vaadini vahiyden biliriz.

Kendi yorumlarımızı vahyin kesinliğiyle eşitleyemeyiz.

Sağlam iman, belirsizliğe tahammül edebilen imandır.

Her şeyi işarete dönüştürmek yerine Allah'ın açık rehberliğine güvenmek daha sağlıklıdır.

Ayetin ilim sahiplerinin ağzından gelmesi de son derece anlamlıdır. Bu insanlar yalnız duygusal heyecanla:

“Allah'ın vaadi gerçekleşecek.”

dememektedir.

Bilgi onları bu güvene taşımaktadır.

Demek ki gerçek ilim insanda Allah hakkında güvenilir bir bilgi oluşturmalıdır.

İnsan Allah'ı ne kadar doğru tanırsa hayatın belirsizlikleri karşısında o kadar sağlam bir merkez kurabilir.

Bu yüzden akide ve Allah bilgisi soyut bir konu değildir.

İnsanın korkusunu, umudunu ve sabrını doğrudan etkiler.

Allah'ı yalnız ceza veren bir varlık gibi tanıyan kişi sürekli korku yaşayabilir.

Allah'ı yalnız affeden ama hesap sormayan bir varlık gibi düşünen kişi rehavete kapılabilir.

Kur’an ise rahmet, adalet, kudret ve hikmet arasında dengeli bir Allah anlayışı öğretir.

Sağlıklı kulluk, sağlıklı Allah tasavvurundan doğar.

İsrâ 108 bize secdenin anlamını da derinleştirir. Secde yalnız başın yere değmesi değildir. Secdede insan aslında:

“Rabbim, senin hakkındaki hükmüm değil; senin hakkımdaki hükmün esastır.”

demektedir.

Bu son derece büyük bir teslimiyettir.

İnsan her şeyi anlamasa bile Allah'a güvenmeyi öğrenebilir.

Bu kör teslimiyet değildir; Allah'ın bilgisine, adaletine ve vahyine dayanan bilinçli bir güvendir.

İnsan:

“Ben anlamıyorum, o hâlde yanlış.”

demek yerine:

“Benim anlamamam, hakikatin yanlış olduğu anlamına gelmez.”

diyebilir.

Bu tavır aklı terk etmek değildir.

Aklın sınırını bilmektir.

Ayet aynı zamanda sabır kavramını da yeniden tanımlar. Sabır yalnız acı çekmeye dayanmak değildir. Bazen sabır, Allah'ın vaadine güvenerek doğru davranışı uzun süre sürdürebilmektir.

Bir anne çocuğunu yıllarca sabırla yetiştirir.

Bir insan dürüst ticarette kısa vadede kayıp yaşayabilir ama hileye yönelmez.

Bir hasta tedavisini sürdürür.

Bir mazlum hakkını meşru yollarla aramaya devam eder.

Bütün bunlarda sabır aktif bir dirençtir.

Sabır, doğru yoldan vazgeçmemektir.

İsrâ 108'in bir sonraki ayete geçişi bu manevi derinliği daha da artıracaktır. 109. ayette bu insanların ağlayarak secdeye kapandıkları ve Kur’an'ın onların huşusunu artırdığı bildirilecektir.

Bu bize imanın yalnız fikir olmadığını gösterir.

İlim zihne ulaşır.

Tenzih Allah anlayışını düzeltir.

Vaade güven kalbi sağlamlaştırır.

Sonra bütün bunlar insanın duygularına da dokunur.

Gözyaşı burada zayıflık değildir.

Hakikat karşısındaki kalp inceliğidir.

Fakat sonraki ayette göreceğimiz gibi bunu da tek iman ölçüsü hâline getirmemek gerekecektir.

İsrâ Suresi'nin 108. ayeti bugün insana şu soruları sordurur: Allah'ı gerçekten yaratılmışların sınırlarından uzak biliyor muyum? Dua ettiğim şey gerçekleşmediğinde Allah hakkında yanlış düşüncelere mi kapılıyorum? Kendi kişisel beklentilerimi Allah'ın vaadi gibi mi görüyorum? Allah'ın ahiret ve adalet vaadine gerçekten güveniyor muyum? Sabırsızlığım yüzünden Allah'ın hikmetini sorguluyor muyum?

Bu sorular ayetin yalnız ilim sahiplerinin söylediği kısa bir tesbih cümlesini aktarmadığını; tevhid, Allah tasavvuru, vaat, sabır, tevekkül, ahiret, dua ve umut konusunda çok güçlü bir rehberlik sunduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak İsrâ 108 bize şunu öğretmektedir: Rabbimizi insanın eksikliklerinden uzak bilelim, kendi sınırlılığımızı O'na yüklemeyelim ve Allah'ın açıkça verdiği vaatlerin mutlaka gerçekleşeceğine güvenelim. Kendi arzularımızı ilahî vaat hâline getirmeden, Allah'ın rahmetine ve adaletine dayanarak yaşayalım.

Çünkü iman yalnız:

“Allah vardır.”

demek değildir.

Daha derin bir cümle daha vardır:

“Allah'a güvenilir.”

Ve secdedeki ilim sahiplerinin sözü bize bu güvenin özünü hatırlatır:

“Rabbimizi tenzih ederiz; Rabbimizin vaadi mutlaka gerçekleşecektir.”

⠀

🌿 Son Söz​

“Rabbimizi gerçekten tanıdığımızda O’nu kendi acelemizle, korkumuzla ve eksikliğimizle ölçmekten vazgeçeriz. Her duamız bizim istediğimiz biçimde gerçekleşmeyebilir; fakat Allah’ın verdiği hak vaat asla kaybolmaz. Bu yüzden beklerken umutsuzluğa düşmeyelim, gecikeni unutulmuş sanmayalım ve kendi beklentilerimizi vahyin sözü yerine koymayalım. Secdede söylediğimiz ‘Sübhanallah’, hayatın içinde de ‘Rabbim eksiklikten uzaktır ve sözü haktır’ güvenine dönüşsün.”
Ersan Karavelioğlu
⠀
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt