📖 İsrâ Suresi 70. Ayette “Andolsun Biz Âdemoğullarını Şerefli Kıldık; Onları Karada ve Denizde Taşıdık, Güzel Rızıklarla Besledik ve Yarattıklarımızın Birçoğundan Üstün Kıldık” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓ | M͜͡T͜͡ ❤️ Keşfet 🔎 Öğren 📚 İlham Al 💡 📿🧙‍♂️M͜͡o͜͡b͜͡i͜͡l͜͡y͜͡a͜͡T͜͡a͜͡k͜͡i͜͡m͜͡l͜͡a͜͡r͜͡i͜͡.͜͡C͜͡o͜͡m͜͡🦉İle 🖼️ Hayalindeki 🌌 Evreni ✨ Şekillendir❗

📖 İsrâ Suresi 70. Ayette “Andolsun Biz Âdemoğullarını Şerefli Kıldık; Onları Karada ve Denizde Taşıdık, Güzel Rızıklarla Besledik ve Yarattıklarımızın Birçoğundan Üstün Kıldık” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,771
2,736,293
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İsrâ Suresi 70. Ayette “Andolsun Biz Âdemoğullarını Şerefli Kıldık; Onları Karada ve Denizde Taşıdık, Güzel Rızıklarla Besledik ve Yarattıklarımızın Birçoğundan Üstün Kıldık” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsana verilen değer, başkalarını küçümsemesi için verilmiş bir üstünlük belgesi değil; taşıması gereken büyük bir emanettir. Akıl, irade, bilgi, rızık ve yeryüzündeki imkânlar insanı kibirlendirmek için değil, daha adil ve daha sorumlu yaşaması için verilmiştir. Gerçek şeref, kendisine verilen değeri zulme değil iyiliğe dönüştürebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İsrâ Suresi 70. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 70. ayeti, insanın yaratılış içindeki özel konumunu son derece güçlü biçimde anlatmaktadır. Ayetin anlamı şöyledir:

“Andolsun, biz Âdemoğullarını şerefli kıldık; onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel ve temiz rızıklardan verdik ve onları yarattıklarımızın birçoğundan belirgin biçimde üstün kıldık.”
İsrâ Suresi, 17:70
Bu ayette insan onuru, Allah'ın nimetleri, ulaşım ve hareket imkânı, rızık ve yaratılmışlar arasındaki özel konum birlikte anlatılmaktadır. Buradaki en önemli noktalardan biri, ayetin yalnız belirli bir kavimden, milletten veya sosyal sınıftan değil, “Âdemoğullarından”, yani insan neslinden söz etmesidir.

Bu nedenle ayetin verdiği şeref anlayışı önce insanın yaratılmış bir varlık olarak sahip olduğu değeri gösterir. Ancak bu değer, insanın istediği her şeyi yapabileceği veya diğer yaratılmışlara zulmedebileceği anlamına gelmez. Şeref beraberinde sorumluluk getirir.

2️⃣ “Biz Âdemoğullarını Şerefli Kıldık” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette kullanılan ifade, Allah'ın insana özel bir değer, saygınlık ve imkân verdiğini anlatmaktadır. İnsanın bu şerefinin hangi özelliklerde ortaya çıktığı konusunda farklı açıklamalar yapılmıştır; akıl, konuşma, öğrenme, irade, çeşitli nimetlerden yararlanma ve sorumluluk taşıma gibi unsurlar bunlar arasında zikredilebilir.

Fakat ayeti yalnız tek bir özelliğe indirgemek doğru olmaz. İnsan yalnız akıllı olduğu için değil, Allah tarafından belirli bir değer ve sorumlulukla yaratılmış bir varlık olduğu için özel bir konuma sahiptir.

Bu nedenle insanın değeri yalnız:

Servetine.

Eğitimine.

Mesleğine.

Gücüne.

bakılarak ölçülemez.

İnsan olmaktan kaynaklanan temel bir onur vardır. Bu onur, kişinin bütün davranışlarının doğru olduğu anlamına gelmez; fakat insanı değersiz bir nesne gibi görmeye de izin vermez.

3️⃣ Bu Şeref Bütün İnsanları mı Kapsar ❓​

Ayetin ifadesi son derece dikkat çekicidir:

“Âdemoğullarını şerefli kıldık.”

Burada yalnız müminlerden veya belirli bir milletten söz edilmemektedir. Bu nedenle ayetin ilk anlam düzeyinde insan nesline verilen genel bir yaratılış değeri görülmektedir.

Bir insan:

Başka bir dine mensup olabilir.

Hiçbir dine inanmıyor olabilir.

Farklı bir milletten olabilir.

Fakir olabilir.

Engelli olabilir.

Toplumda düşük bir statüde olabilir.

Bunların hiçbiri onun insan oluşundan kaynaklanan temel değerini ortadan kaldırmaz.

Elbette Kur’an insanların ahlaki ve manevi derecelerini davranışlarıyla ilişkilendirir. İnsanlık onuru ile Allah katındaki manevi derece aynı kavram değildir. Bir insan yaratılış itibarıyla onurludur; fakat yaptığı zulüm nedeniyle ahlaken ağır biçimde sorumlu olabilir.

4️⃣ İnsan Onuru Her Davranışın Saygı Görmesi Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Bir insanın onuruna saygı göstermek, onun bütün düşünce ve davranışlarını doğru kabul etmek anlamına gelmez.

Bir kişi:

Zulmedebilir.

Suç işleyebilir.

Başkasının hakkını yiyebilir.

Yalan söyleyebilir.

Böyle durumlarda davranışı eleştirilebilir ve hukuki sorumluluğu uygulanabilir. Fakat insanı cezalandırmak ile onu insanlık dışı biçimde aşağılamak aynı şey değildir.

Kötü davranışı mahkûm etmek, insanlık onurunu bütünüyle yok saymayı gerektirmez.

Bu ilke özellikle adalet konusunda önemlidir. İnsan öfkelendiği kişiyi bile insanlıktan çıkarmaya başladığında sınırları çok kolay aşabilir.

Kur’an'ın Âdemoğluna verdiği şeref, bize düşman olduğumuz insan hakkında bile adaleti kaybetmemenin önemini düşündürür.

5️⃣ Ayet Irk, Soy veya Millet Üstünlüğünü Destekler mi ❓​

Hayır.

Tam tersine ayetin “Âdemoğulları” ifadesi bütün insanlığı ortak bir kök üzerinden düşünmeye davet eder.

İnsanlar farklı:

Dillerde.

Kültürlerde.

milletlerde.

coğrafyalarda.

yaşayabilir.

Bu farklılıklar gerçek ve değerli olabilir. İnsan kendi ülkesini, kültürünü ve ailesini sevebilir. Ancak bunları:

“Ben doğuştan diğer insanlardan daha değerliyim.”

iddiasına çevirmek kibir üretir.

İblis'in önceki ayetlerdeki hatası da köken üzerinden üstünlük taslamaktı. İsrâ 70 ise insanlığın tamamına verilen bir şereften söz ederek farklı bir ölçü sunmaktadır.

Soy aidiyet verir; fakat tek başına ahlaki üstünlük vermez.

İnsanın Allah katındaki değeri doğduğu yerden çok, iman ve ahlakıyla ilişkilidir.

6️⃣ “Onları Karada Taşıdık” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

İnsan yeryüzünde farklı ulaşım araçlarından yararlanabilmektedir. Tarih boyunca:

Hayvanlar.

Arabalar.

çeşitli kara taşıtları.

insanın hareket kabiliyetini genişletmiştir.

Bugün otomobiller, trenler ve daha gelişmiş ulaşım sistemleri kullanıyoruz. Ayetin temel mesajı belirli bir aracı önceden haber vermekten ziyade, insanın yeryüzünde hareket edebilmesini sağlayan imkânların bir nimet olduğunu hatırlatmaktır.

İnsan:

Yol yapabilir.

Araç geliştirebilir.

Mühendislik ilerletebilir.

Ancak bütün bunlar Allah'ın yarattığı dünya düzeni ve insanın sahip olduğu akıl sayesinde mümkündür.

Bu nedenle insan teknolojik ilerlemesini küçümsememeli ama onu kendisini Allah'tan bağımsızlaştıran bir üstünlük sebebine de dönüştürmemelidir.

7️⃣ “Onları Denizde Taşıdık” İfadesinin Önceki Ayetlerle Bağlantısı Nedir ❓​

İsrâ 66–69. ayetlerinde deniz çok güçlü biçimde işlenmişti. İnsan denizde gemilerle rızık arıyor, tehlikeye düşünce Allah'a yöneliyor, karaya çıkınca unutuyor ve yeniden denize döndüğünde de mutlak güven içinde olmadığı hatırlatılıyordu.

70. ayet ise bütün bu anlatının ardından daha geniş bir perspektif verir:

Denizde taşınabilmek başlı başına insana verilmiş bir nimettir.

Yani deniz yalnız korku ve felaket yeri değildir.

Aynı zamanda:

Ulaşım.

Ticaret.

Rızık.

insanları birbirine bağlayan yollar.

sunmaktadır.

Bu bağlantı bize çok dengeli bir dünya anlayışı verir. Aynı şey hem nimet hem imtihan olabilir. Deniz insanı taşır ama insan denizde kendi sınırlılığını da öğrenir.

8️⃣ Modern Ulaşım Araçlarını Bu Ayetin Kapsamında Düşünebilir miyiz ❓​

Genel nimet perspektifi açısından düşünülebilir. Ancak ayeti:

“Kur’an otomobili, treni veya modern taşımacılığı açıkça haber verdi.”

şeklinde zorlayıcı bir bilimsel mucize iddiasına dönüştürmek gerekli değildir.

İnsan kara ve deniz üzerinde taşınma imkânına sahip olmuş, tarih boyunca bu imkânı teknolojiyle geliştirmiştir.

Bugün birkaç saatte yüzlerce kilometre yolculuk yapmak bize normal gelebilir. Oysa bu büyük bir imkândır.

Ayet insana:

“Sıradanlaştığı için nimet olmaktan çıkmış değildir.”

mesajını düşündürür.

Modern teknolojiyi ayete zorla yerleştirmek yerine, teknolojik imkânlarımızın değerini ve bunların nasıl kullanılacağına dair sorumluluğumuzu fark etmek daha sağlamdır.

9️⃣ “Güzel Rızıklardan Verdik” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “tayyibât”, güzel, temiz ve iyi nimetler anlam alanına sahiptir. İnsan yeryüzünde çok çeşitli rızıklardan yararlanmaktadır.

Yiyecekler.

İçecekler.

Toprak ürünleri.

Hayvansal ürünler.

çeşitli dünya nimetleri.

insanın yaşamını sürdürmesine hizmet eder.

Ancak:

“Allah güzel rızıklar verdi.”

ifadesi, insanın hoşuna giden her şeyin otomatik olarak helal olduğu anlamına gelmez.

Kur’an'ın başka hükümleri helal ve haram sınırlarını belirler.

Dolayısıyla tayyib rızık anlayışı yalnız lezzet değil, temizlik, meşruiyet ve fayda boyutlarını da düşündürür.

Rızkın çokluğu nimet olabilir; fakat nimetin nasıl kazanıldığı ve nasıl tüketildiği de ahlaki bir meseledir.

🔟 Rızık Nimeti İnsanlar Arasındaki Büyük Eşitsizliklerle Nasıl Birlikte Düşünülmelidir ❓​

Ayet Allah'ın insanlara rızık nimetleri verdiğini bildirir. Fakat dünyada herkesin aynı miktarda rızka sahip olmadığını görüyoruz.

Bazı insanlar çok zengindir.

Bazıları yoksuldur.

Bazıları açlıkla mücadele eder.

Bu gerçek, insanın sosyal sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Tam tersine, kendisine fazla imkân verilen kişinin:

Paylaşma.

yardım.

adalet.

çalışanın hakkını verme.

konularındaki sorumluluğunu artırabilir.

“Allah rızkı verir.” demek, yoksulun durumuna kayıtsız kalmanın gerekçesi değildir.

İnsanların kurduğu adaletsiz ekonomik düzenler, sömürü, savaşlar ve israf da yoksulluğun sebepleri arasında bulunabilir.

Nimeti Allah'tan bilmek, insan eliyle yapılan adaletsizlikleri görmezden gelmeyi gerektirmez.

1️⃣1️⃣ “Yarattıklarımızın Birçoğundan Üstün Kıldık” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade son derece dikkatli okunmalıdır.

Ayet:

“Bütün yaratılmışlardan üstün kıldık.”

demiyor.

“Yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.”

diyor.

Bu nedenle insanın bütün yaratılmış varlıklardan kesinlikle ve her bakımdan üstün olduğunu bu ayete dayanarak söylemek doğru olmaz.

Tefsir geleneğinde insan ile melekler arasındaki üstünlük gibi konular ayrıca tartışılmıştır. Bu ayet tek başına bu bütün tartışmaları kesin biçimde sona erdirmez.

Ayetin açık mesajı şudur:

İnsan yaratılmışlar arasında özel imkânlarla donatılmış ve birçok yaratılmışa göre üstün bir konuma yerleştirilmiştir.

Fakat “birçoğundan” kelimesi insanın kibrini de sınırlar.

İnsan değerli olabilir.

Ama yaratılışın mutlak zirvesi olduğunu kendi adına ilan etmemelidir.

1️⃣2️⃣ İnsan Hangi Özellikleriyle Diğer Birçok Canlıdan Ayrılır ❓​

İnsan birçok canlıyla ortak biyolojik özellikler taşır. Fakat aynı zamanda çok geniş:

Dil.

soyut düşünme.

ahlaki muhakeme.

karmaşık teknoloji geliştirme.

bilgi biriktirme ve aktarma.

toplumsal kurumlar oluşturma.

kabiliyetlerine sahiptir.

Bunlar insanın özel imkânlarını göstermektedir.

Ancak bu özellikleri:

“İnsan biyolojik olarak ne isterse yapabilir.”

şeklinde bir hâkimiyet ideolojisine dönüştürmek yanlış olur.

İnsan aynı zamanda bu yeteneklerini korkunç kötülükler için de kullanabilir.

Bir hayvanın yapamayacağı ölçekte şehir kurabilir.

Ama yine bir hayvanın yapamayacağı ölçekte savaş da çıkarabilir.

İnsanın kapasitesinin büyüklüğü, sorumluluğunun da büyüklüğünü gösterir.

Üstün imkân, otomatik üstün ahlak anlamına gelmez.

1️⃣3️⃣ İnsan Üstün Kılındıysa Hayvanlara İstediği Gibi Davranabilir mi ❓​

Hayır.

İnsana özel bir konum verilmesi, diğer yaratılmışların değersiz olduğu anlamına gelmez.

Hayvanlar da Allah'ın yaratmasıdır.

İnsan onlardan:

Beslenebilir.

Çalışmada yararlanabilir.

meşru ihtiyaçları için faydalanabilir.

Fakat gereksiz eziyet, işkence ve keyfî zarar verme ayrı bir ahlaki meseledir.

Üstünlük, zulüm ruhsatı değildir.

Tam tersine gücü fazla olanın sorumluluğu da daha fazladır.

İnsan bir hayvana göre daha güçlü ve daha geniş imkânlara sahipse, bu gücü merhametsizliğe dönüştürmesi onun şerefine değil ahlaki düşüşüne işaret eder.

Gerçek üstünlük yalnız hükmetmekte değil, gücünü adalet ve merhametle kullanabilmektedir.

1️⃣4️⃣ İnsan Onuru Çevreye Karşı Sorumluluk Doğurur mu ❓​

Evet, ayetin doğrudan modern çevre politikası vermediğini belirtmek gerekir; fakat insanın kendisine verilen imkânları bir emanet ve sorumluluk olarak görmesi güçlü bir ahlaki sonuç doğurur.

İnsan:

Ormanı yok edebilir.

Denizleri kirletebilir.

Toprağı verimsizleştirebilir.

Canlı türlerini ortadan kaldırabilir.

Çünkü bunu yapabilecek teknolojiye sahiptir.

Ancak bir şeyi yapabilmek, onu yapmanın ahlaken doğru olduğu anlamına gelmez.

İnsanın şerefi, yeryüzünü sınırsız tüketme yetkisinde değil; sahip olduğu gücü sorumlu kullanabilmesinde görünmelidir.

Allah'ın nimetlerinden yararlanırken gelecek nesillerin hakkını da düşünmek, bu sorumluluk anlayışıyla uyumludur.

1️⃣5️⃣ İnsan Onuru Engellilik, Hastalık veya Fakirlikle Azalır mı ❓​

Hayır.

Ayet insanın şerefini bedensel kusursuzluğa, servete veya sosyal başarıya bağlamamaktadır.

Bir insan:

Engelli olabilir.

Hastalanabilir.

Yaşlanabilir.

Fakir olabilir.

Çalışamayacak durumda olabilir.

Bunlar onun insanlık değerini ortadan kaldırmaz.

Toplumların önemli ahlaki sınavlarından biri tam burada ortaya çıkar.

Güçlü, üretken ve zengin insanlara saygı gösterip; yaşlı, engelli veya yoksulları değersiz görmek insan onuru anlayışını ekonomik verimliliğe indirgemek olur.

İnsan yalnız ne ürettiği kadar değerli değildir.

İnsan olduğu için temel bir değere sahiptir.

Toplumun gerçek medeniyeti de en kırılgan insanlarına nasıl davrandığında görülebilir.

1️⃣6️⃣ İnsan Onuru Suç İşleyen veya Bize Düşman Olan Kişiler İçin de Geçerli midir ❓​

İnsanlık onuru ile cezasızlık birbirine karıştırılmamalıdır.

Bir kişi ağır suç işlerse cezalandırılabilir.

Toplum kendisini koruyabilir.

Mahkeme hüküm verebilir.

Ancak ceza:

İşkenceyi.

keyfî aşağılamayı.

adaletsizliği.

meşru hâle getirmez.

Aynı şekilde düşmanımız olan kişi hakkında da adalet sınırı korunmalıdır.

Bir insanın yaptığı kötülüğe karşı çıkmak başka şeydir; onu bütünüyle insanlıktan çıkarmak başka şeydir.

İnsanı şeytanlaştırmak, ona yapılacak her haksızlığı kolayca meşrulaştırabilir.

İsrâ 70'in bütün Âdemoğluna yönelik şeref dili, bize öfke anında bile insanlık sınırını korumayı düşündürür.

1️⃣7️⃣ İsrâ Suresi 67–70. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

67–69. ayetlerde insanın denizdeki aczi güçlü biçimde anlatılmıştı. İnsan fırtınada Allah'a yöneliyor, kurtulduktan sonra unutuyor ve tekrar tehlikeyle karşılaşabileceği hatırlatılıyordu.

70. ayet ise bu anlatının hemen ardından insan için son derece dengeli bir cümle kurar:

“Biz Âdemoğullarını şerefli kıldık.”

Bu geçiş çok anlamlıdır.

Kur’an insana:

“Sen acizsin.”

derken onu değersizleştirmez.

Ardından:

“Sen şereflisin.”

der.

Ama şerefli olduğunu söylerken de onu bağımsız ve sınırsız hâle getirmez.

Böylece iki gerçek birlikte tutulur:

İnsan değerlidir ama Allah'a muhtaçtır.

İnsan güçlü imkânlara sahiptir ama sınırlıdır.


Gerçek tevazu tam da bu iki hakikati birlikte taşıyabilmektir.

1️⃣8️⃣ İsrâ Suresi 70. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Allah'ın sana verdiği değeri kibir sebebine değil, sorumluluk bilincine dönüştür.

İnsan şerefli kılınmıştır.

Bu:

Başkasını ezmek için değil.

Adalet üretmek için.

İnsan akıl sahibidir.

Bu:

Hileyi daha iyi yapmak için değil.

Hakikati aramak için.

İnsan teknoloji geliştirebilir.

Bu:

Dünyayı sınırsız tüketmek için değil.

Hayatı iyileştirmek için.

İnsan büyük ekonomik güç oluşturabilir.

Bu da:

Zayıfı sömürmek için değil.

Adaleti güçlendirmek için kullanılmalıdır.

Allah'ın insana verdiği değer, insanın kendisine hayran olması için değil; kendisine verilen emanete layık olmaya çalışması içindir.

1️⃣9️⃣ İsrâ Suresi 70. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 70. ayeti, Allah'ın Âdemoğullarına özel bir şeref verdiğini, onları kara ve denizde taşıma imkânlarıyla desteklediğini, güzel rızıklarla nimetlendirdiğini ve birçok yaratılmışa göre özel bir konuma yerleştirdiğini bildirmektedir. Ancak bu üstünlük, insanın sınırsız egemenliği değil, büyük bir sorumluluk anlamına gelmektedir.

Ayetin ilk büyük mesajı, insanın temel değeridir. İnsan yalnız zengin olduğunda değerli değildir; fakir olduğunda da insandır. Yalnız sağlıklıyken değerli değildir; hastalandığında da değerlidir. Yalnız gençken değil, yaşlandığında da insanlık onuru taşır. Yalnız bizimle aynı düşüncede olduğunda değil, bizden farklı düşündüğünde de insandır.

Bu nedenle insan onurunu:

Servete.

güzelliğe.

sağlığa.

mesleğe.

sosyal statüye.

bağlamak ayetin verdiği geniş insanlık perspektifini daraltır.

Allah'ın “Âdemoğullarını şerefli kıldık” sözü, insanın değerini piyasa fiyatına indirmemeyi öğretir.

İkinci büyük mesaj, insanlık ailesinin ortak köküdür. Ayet insanları “Âdemoğulları” olarak anmaktadır. Bu ifade bize bütün farklılıklarımızın altında ortak bir insanlık bulunduğunu düşündürür.

Milletler farklıdır.

Diller farklıdır.

Renkler farklıdır.

Kültürler farklıdır.

Ama bütün bunların öncesinde hepimiz insanız.

Bu nedenle insanın kendi aidiyetini sevmesi normaldir; fakat aidiyetini başkasının insanlığını küçültme aracına dönüştürmesi yanlıştır.

Kendi milletini sevmek başka, diğer milletleri aşağı görmek başka şeydir.

Üçüncü büyük mesaj, ırkçılık ve soy kibri karşısında çok güçlü bir ahlaki ölçüdür. İblis'in önceki ayetlerdeki:

“Ben ondan üstünüm.”

mantığı kökene dayalı bir kibir içeriyordu.

İsrâ 70 ise bütün Âdemoğullarına şeref verildiğini hatırlatmaktadır.

Bu nedenle insanın:

“Ben şu aileden doğdum.”

“Ben şu millettenim.”

“Benim soyum daha değerli.”

gibi gerekçelerle başkasını aşağılaması dinî açıdan çok ciddi bir kibir problemine dönüşebilir.

Doğduğumuz şeyler bize kimlik verebilir; ahlaki üstünlük belgesi vermez.

Dördüncü büyük mesaj, insan onurunun adaletle birlikte korunmasıdır. İnsan onurludur diye suç işleyene ceza verilemeyeceği sonucu çıkmaz.

Adalet gerekir.

Fakat adalet:

İntikam.

işkence.

aşağılama.

ile aynı şey değildir.

Suçlu bile hukukun öznesidir.

Düşman bile adaletin dışına çıkarılamaz.

Çünkü insanın yanlış davranışı eleştirilebilir ama insanlık değerini yok saymak başka bir kötülüğe dönüşebilir.

Bu anlayış toplumsal barış ve hukuk açısından son derece önemlidir.

Beşinci büyük mesaj, güç ile merhametin birlikte olmasıdır. İnsan birçok yaratılmışa göre daha geniş yeteneklere sahiptir.

Hayvanları kontrol edebilir.

Doğayı dönüştürebilir.

şehirler kurabilir.

teknoloji geliştirebilir.

Ama bu güç:

“İstediğimi yaparım.”

yetkisi değildir.

Gerçek şeref:

“Yapabilecek gücüm var ama yanlış olduğu için yapmıyorum.”

diyebilmektir.

İnsan işte burada ahlaki varlık olur.

Gücü olup zulmetmemek, güçsüz olduğu için zulmedememekten daha yüksek bir sorumluluk gösterebilir.

Altıncı büyük mesaj, hayvanlara ve diğer canlılara karşı merhamettir. İnsan birçok yaratılmıştan üstün kılınmış olabilir; fakat üstünlük diğer canlıları gereksiz yere acı çektirme izni vermez.

Bir hayvanın insandan daha az teknolojik kapasitesi olması, onun acısının önemsiz olduğu anlamına gelmez.

İnsan kendisine verilen aklı:

Daha etkili zulüm üretmek için değil.

Daha fazla merhamet göstermek için kullanmalıdır.

İnsanın şerefi, güçsüz varlıklara karşı davranışında da sınanır.

Bu açıdan hayvana merhamet insanın kendi insanlığını korumasının da bir parçasıdır.

Yedinci büyük mesaj, çevreyi sınırsız mülk gibi görmemektir. İnsan yeryüzünde büyük bir dönüştürme gücüne sahiptir.

Dağları delebilir.

Denizleri aşabilir.

Nehirleri yönlendirebilir.

ormanları kesebilir.

Bu yetenek büyük bir güçtür.

Fakat her teknik imkân ahlaki olarak kullanılması gereken bir izin anlamına gelmez.

İnsan bugün yaptığı çevresel tahribatın bedelini gelecek kuşaklara bırakabilir.

Kendisine verilen şeref, dünyayı tüketme ayrıcalığı değil; onu sorumlulukla kullanma görevidir.

Nimeti korumak şükrün davranışa dönüşmüş biçimlerinden biridir.

Sekizinci büyük mesaj, teknoloji ile insan değerini birbirine karıştırmamaktır. Bir toplum çok gelişmiş teknolojiye sahip olabilir.

Bu onu otomatik olarak ahlaken üstün yapmaz.

Teknoloji:

Hayat kurtarabilir.

Hastalıkları tedavi edebilir.

insanları birbirine bağlayabilir.

Ama aynı teknoloji:

Savaş.

gözetim.

sömürü.

yıkım.

için de kullanılabilir.

Teknolojik gelişmişlik ile ahlaki gelişmişlik aynı şey değildir.

İnsanlığın gerçek şerefi yalnız ne yapabildiğinde değil, yapabildiği şeyleri hangi amaçla kullandığında ortaya çıkar.

Dokuzuncu büyük mesaj, bilginin büyük bir emanet oluşudur. İnsan öğrenebilir, araştırabilir ve birikimini kuşaktan kuşağa aktarabilir.

Bu olağanüstü bir imkândır.

Fakat bilgi:

Hastalığı iyileştirmek için kullanılabileceği gibi.

insanlara zarar vermek için de kullanılabilir.

Bu nedenle bilgi kendi başına ahlak değildir.

Bilgiye yön veren niyet ve değerler önemlidir.

İnsan ne kadar bilgili olursa sorumluluğu da o kadar artabilir.

Bilgi şeref kaynağı olabilir; kibir aracına dönüştüğünde ise insanı ahlaken aşağı çekebilir.

Onuncu büyük mesaj, rızık nimetinin şükür ve paylaşma sorumluluğu doğurmasıdır. Allah insanlara güzel rızıklar vermiştir.

Fakat dünyada herkes aynı imkâna sahip değildir.

Bir kişinin sofrası fazlasıyla doluyken başka birinin aç olması yalnız:

“Onun kaderi.”

deyip geçilecek bir mesele olmamalıdır.

İnsan elindeki nimetin:

Zekâtını.

sadakasını.

paylaşma sorumluluğunu.

düşünmelidir.

Nimet yalnız tüketim hakkı değil, sorumluluk da getirir.

Kendi soframıza şükrederken aç insanın varlığını unutmak şükrün toplumsal boyutunu eksik bırakabilir.

On birinci büyük mesaj, insan emeğinin de şerefli görülmesidir. İnsan yeryüzünde çalışır.

Üretir.

taşır.

öğretir.

tedavi eder.

inşa eder.

Bu faaliyetlerin her biri insan toplumunun devamına katkı sağlayabilir.

Bir kişinin mesleği toplum gözünde çok prestijli olmayabilir. Fakat helal ve faydalı bir emek gösteriyorsa küçümsenmemelidir.

İnsanların değerini meslek unvanına göre ölçmek ciddi bir sosyal kibir üretebilir.

Bir temizlik işçisinin insanlık onuru ile büyük bir şirket yöneticisinin insanlık onuru farklı değildir.

Görevler ve gelirler değişebilir; insanlık değeri değişmez.

On ikinci büyük mesaj, engelli ve yaşlı insanların değerini ekonomik üretkenlikle ölçmemektir. Modern toplum zaman zaman insanı yalnız:

Ne kadar hızlı çalıştığı.

ne kadar kazandığı.

ne kadar ürettiği.

üzerinden değerlendirebilir.

Bu bakış çok tehlikelidir.

İnsan üretim aracı değildir.

Bir kişi hiçbir ekonomik değer üretemeyecek durumda olsa bile hâlâ insanlık onuruna sahiptir.

İnsan değeri performans puanı değildir.

Bu nedenle yaşlılara, engellilere, hastalara ve bakıma muhtaç insanlara nasıl davrandığımız toplumumuzun ahlaki seviyesini gösterir.

On üçüncü büyük mesaj, çocukların onurunu da ciddiye almaktır. Çocuk yetişkin kadar güçlü değildir ama insanlık değeri vardır.

Onu:

Aşağılamak.

sürekli hakaret etmek.

dayakla kişiliğini ezmek.

çocuğun eğitimi adı altında meşrulaştırılmamalıdır.

Disiplin gerekebilir.

Sınır koymak gerekir.

Ama sınır koymak ile kişiliği aşağılamak aynı şey değildir.

Çocuğa insan olarak saygı göstermek, onu başıboş bırakmak anlamına gelmez.

Tam tersine sevgi ve sınırın birlikte olduğu bir eğitim, onun onurunu koruyabilir.

On dördüncü büyük mesaj, kişinin kendi onurunu da korumasıdır. İnsan onuru yalnız başkasına nasıl davrandığımızla ilgili değildir.

İnsan kendisini de:

Harama.

aşağılanmaya.

bağımlılığa.

sürekli kötü muameleye.

teslim etmemelidir.

Tevazu:

“Ben değersizim.”

demek değildir.

İslam'daki kulluk insanı Allah karşısında mütevazı yaparken, insanlara karşı kişiliksiz hâle getirmez.

Allah'ın şeref verdiği insan, kendi onurunu da korumalıdır.

Haksızlığa uğradığında meşru biçimde hakkını araması bunun parçasıdır.

On beşinci büyük mesaj, insan şerefini kibirle karıştırmamaktır. İnsan:

“Allah beni şerefli yarattı.”

deyip bundan:

“Ben istediğimi yaparım.”

sonucu çıkaramaz.

Tam tersine şeref:

Daha fazla sorumluluk.

Daha yüksek ahlaki beklenti.

anlamına gelebilir.

Bir insanın kendisine büyük yetki verilmesi onun daha az değil, daha fazla hesaba tabi olmasına yol açar.

İnsanın özel konumu, hesap sorumluluğunu azaltmaz; büyütür.

Kur’an'ın insan anlayışı hem onur hem hesap taşır.

Bu iki unsur birbirinden koparıldığında denge bozulur.

On altıncı büyük mesaj, insanın kendisini yaratılışın sahibi değil parçası olarak görmesidir. Ayet insanı birçok yaratılandan üstün kıldığını söylüyor ama insanın kendisini yaratmadığını da dolaylı olarak sürekli hatırlatıyor.

Şeref veren Allah'tır.

Rızık veren Allah'tır.

Taşıma imkânını veren Allah'tır.

Dolayısıyla insanın özel konumu kendi kendisine kazandırdığı mutlak bir statü değildir.

Bu bilinç kibri kırar.

İnsan:

“Ben değerliyim.”

diyebilir.

Ama aynı zamanda:

“Bu değer bana verilmiş bir emanettir.”

demelidir.

Gerçek tevazu kendi değerini inkâr etmek değil, değerinin kaynağını doğru bilmektir.

On yedinci büyük mesaj, önceki ayetlerdeki acziyet ile bu ayetteki şerefin birlikte okunmasıdır. İnsan denizde küçücük bir fırtına karşısında çaresiz kalabilir.

Aynı insan okyanusları aşan gemiler de yapabilir.

İnsan bir hastalık karşısında güçsüzleşebilir.

Aynı insan hastalıkları tedavi edecek bilim de geliştirebilir.

İşte insanın paradoksu budur:

Hem güçlü hem kırılgan.

Hem şerefli hem muhtaç.

Hem büyük işler yapabilecek kapasitede hem de Rabbine bağımlı.


Kur’an insanı ne değersiz bir varlığa indirger ne de ilahlaştırır.

Bu denge, İslam'ın insan tasavvurunun en güçlü yönlerinden biridir.

On sekizinci büyük mesaj, insanın şerefini gerçekten davranışlarıyla taşıması gerektiğidir. Şeref sadece:

“İnsan üstün bir varlıktır.”

diye konuşmakla korunmaz.

İnsan:

Adaletli davranırsa.

Merhamet ederse.

Zayıfın hakkını korursa.

Bilgisini fayda için kullanırsa.

gücünü zulümden uzak tutarsa.

kendisine verilen şerefe uygun yaşamaya çalışmış olur.

Ama insan:

İşkence yaparsa.

Sömürürse.

Kibirlenirse.

Doğayı tahrip ederse.

başkasının onurunu çiğnerse.

sahip olduğu imkânları kendi ahlaki düşüşünün araçlarına dönüştürebilir.

İnsan şerefli yaratılmıştır; fakat şerefine uygun yaşamak insanın kendi sınavıdır.

İsrâ Suresi'nin 70. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur: Allah'ın bütün Âdemoğullarına verdiği temel değeri gerçekten kabul ediyor muyum? Farklı millet, din, sosyal sınıf veya yaşam koşullarındaki insanları küçümsüyor muyum? Param, eğitimim veya makamım bana üstünlük duygusu veriyor mu? Engelli, yaşlı, yoksul veya güçsüz insanları ne kadar onurlu biçimde görüyorum? Teknolojik gücümüzü insanlığın faydasına mı, yoksa sömürüye mi kullanıyoruz? Hayvanlara ve çevreye karşı gücümüzü merhametle kullanıyor muyuz? Rızık nimetini yalnız tüketiyor muyum, yoksa paylaşmayı da düşünüyor muyum? İnsan şerefini kendi kibrimin gerekçesi mi, sorumluluğumun hatırlatıcısı mı yapıyorum?

Bu sorular ayetin yalnız insanın diğer yaratılmışlar arasındaki yerini açıklamadığını; bugün de insan onuru, ırkçılık, sosyal adalet, engellilik, çevre, hayvanlara merhamet, teknoloji, rızık, şükür ve ahlaki sorumluluk konusunda çok geniş bir düşünce alanı açtığını göstermektedir.

Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:

Her insanın temel onurunu tanı.

Irkını, soyunu veya milletini başkasını küçümseme aracına dönüştürme.

Engelli, yaşlı, yoksul ve güçsüz insanları değersiz görme.

İnsan şerefini suçun ve zulmün cezasızlığıyla karıştırma.

Gücünü hayvanlara ve tabiata zulmetmek için kullanma.

Bilgi ve teknolojiyi insanlığın faydasına yönelt.

Rızık nimetini yalnız tüketme, paylaşmayı da bil.

“Birçoğundan üstün kıldık” ifadesini bütün yaratılmışlara karşı kibir belgesi yapma.

Kendine verilen değeri Allah'tan bağımsız bir üstünlük değil, emanet olarak gör.

Ve insana verilen şerefin en güzel karşılığının adalet, merhamet ve sorumlulukla yaşamak olduğunu unutma.


Çünkü insanın gerçek büyüklüğü, diğer yaratılmışlardan ne kadar fazla güce sahip olduğunda değil; elindeki gücü ne kadar adil, merhametli ve doğru kullanabildiğinde ortaya çıkar.

⠀

🌿 Son Söz​

“Allah’ın insana verdiği şeref, başkalarının üzerine basarak yükselmesi için değil, kendisine verilen akıl ve gücü iyiliğe dönüştürmesi içindir. Bir insanın değeri servetiyle, sağlığıyla, milletiyle veya makamıyla başlamaz; insan oluşuyla başlar. Bu yüzden kendimizi değerli bilelim ama kibirlenmeyelim, başkalarının onurunu koruyalım ve bize verilen üstün imkânları zulmün değil merhametin hizmetine verelim. Çünkü şeref, yalnız sahip olduğumuz bir nimet değil, nasıl taşıdığımızdan sorumlu olduğumuz büyük bir emanettir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1
Geri
Üst Alt