İsrâ Suresi 64. Ayette “Sesinle Onlardan Gücünün Yettiğini Ayart; Atlıların ve Yayalarınla Üzerlerine Yürü, Mallarına ve Çocuklarına Ortak Ol ve Onlara Vaatlerde Bulun” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Şeytan çoğu zaman insanın karşısına açıkça ‘kötülük yap’ diye çıkmaz; yanlışın adını değiştirir, sonucunu gizler ve insana istediği şeyi haklı gösterecek bir gerekçe sunar. Bu yüzden manevi uyanıklık yalnız kötülüğü tanımak değil, kötülüğün hangi sesle, hangi vaatle ve hangi güzel görünüşle bize yaklaştığını fark edebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
İsrâ Suresi 64. Ayetin Anlamı Nedir
İsrâ Suresi'nin 64. ayeti, İblis'in insanları saptırmak için kullanabileceği çeşitli yöntemleri güçlü ve çarpıcı tasvirlerle anlatmaktadır. Ayette şeytana hitaben onun sesiyle insanları ayartması, atlı ve yaya kuvvetleriyle üzerlerine yürümesi, malları ve çocukları konusunda onlara ortak olması ve birtakım vaatlerde bulunması zikredilir. Ayetin sonunda ise çok önemli bir gerçek açıklanır: Şeytanın vaatleri aldatmadan başka bir şey değildir.Ayetin anlamı şöyledir:
Buradaki ifadeleri, şeytanın gerçekten insanlara karşı fiziksel bir süvari ordusu kurduğu şeklinde anlamak zorunda değiliz. Ayet, onun insanı saptırmak için kullanacağı çok yönlü baskıyı, çağrıyı, iş birliklerini, arzuları ve aldatıcı vaatleri son derece güçlü bir dille tasvir etmektedir.“Onlardan gücünün yettiğini sesinle ayart; atlılarınla ve yayalarınla onların üzerine yürü; mallarına ve çocuklarına ortak ol ve onlara vaatlerde bulun. Şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaat etmez.”
İsrâ Suresi, 17:64
“Sesinle Onlardan Gücünün Yettiğini Ayart” Ne Demektir
Buradaki “ses” ifadesi, şeytanın insanı kötülüğe çağıran her türlü telkin, vesvese, kışkırtma ve aldatıcı çağrısı şeklinde anlaşılabilir. Şeytanın insanın kulağına fiziksel olarak herkesin duyacağı belirli bir sesle konuştuğunu düşünmek gerekmez.İnsan bazen içinde şöyle düşüncelerle karşılaşabilir: “Bunu herkes yapıyor.”, “Bir kereden bir şey olmaz.”, “Kimse görmeyecek.”, “Sonra tövbe edersin.”, “Sen bunu hak ettin.” İşte kötülüğü normalleştiren ve insana yanlışını makul göstermeye çalışan bu tür telkinler, ayetin anlattığı şeytanî çağrının günlük hayattaki örnekleri olarak düşünülebilir.
Şeytanın sesi çoğu zaman korkutucu değil, ikna edici olmaya çalışır. Çünkü açıkça kötü görünen bir şeyi insan daha kolay reddedebilir; yanlış iyi bir fikir gibi gösterildiğinde ise tehlike büyür.
Ayetteki “Ses” İfadesi Müzik Anlamına mı Gelir
Bu ayeti:“Bütün müzik şeytanın sesidir.”
şeklinde tek ve kesin bir hükme indirgemek doğru değildir.
Tefsir tarihinde “şeytanın sesi” ifadesinin günaha çağıran sözler, eğlenceler, batıl propagandalar ve insanı Allah'tan uzaklaştıran çeşitli etkiler şeklinde yorumlandığı olmuştur. Bazı yorumcular belirli haram eğlence biçimlerini de bu kapsamda değerlendirmiştir. Fakat ayetin ifadesi çok daha geniştir.
Bir söz insanı:
Zulme.
zinaya.
yalana.
kibre.
haksızlığa.
Allah'ı unutmaya.
çağırıyorsa şeytanî bir işlev görebilir.
Bu bir şarkı sözü olabilir, bir siyasi propaganda olabilir, bir arkadaşın telkini olabilir veya insanın kendi içinde ürettiği bir bahane olabilir.
Mesele yalnız sesin biçimi değil, insanı hangi yöne çağırdığıdır.
Şeytanın “Sesi” Bugün Hangi Yollarla İnsana Ulaşabilir
Ayet doğrudan modern teknoloji hakkında konuşmamaktadır. Ancak şeytanî çağrının her çağda farklı araçlar üzerinden insanlara ulaşabileceğini düşünmek mümkündür.Bugün bir insan:
Sosyal medya.
reklam.
arkadaş çevresi.
internet içerikleri.
popüler kültür.
dini istismar.
gibi birçok kaynaktan etkilenebilir.
Bir içerik sürekli olarak:
“Değerin paran kadardır.”
“İntikam almadan güçlü değilsin.”
“Ne pahasına olursa olsun kazan.”
“Başkasının hakkı önemli değil.”
gibi mesajlar veriyorsa insanın ahlaki duyarlılığını aşındırabilir.
Burada teknoloji şeytan değildir. Sosyal medya da kendi başına şeytan değildir. Araç nötr olabilir; onu hangi mesajın taşıdığı önemlidir.
Bu yüzden müminin görevi yalnız:
“Bu içerik eğlenceli mi?”
diye değil,
“Bu içerik beni nasıl bir insana dönüştürüyor?”
diye de düşünmektir.
“Atlılarınla ve Yayalarınla Üzerlerine Yürü” Ne Anlama Gelir
Bu ifade savaş alanını hatırlatan güçlü bir tasvirdir. Şeytan sanki bütün kuvvetlerini seferber ederek insanı kuşatmaya çalışmaktadır.“Atlılar” ve “yayalar”, şeytanın insanı kötülüğe yöneltmek için kullandığı çeşitli yardımcılar, yollar ve etkiler şeklinde yorumlanabilir.
Bunu:
“Görünmeyen şeytan atları gerçekten etrafımızda dolaşıyor.”
şeklinde zorunlu bir fiziksel tabloya çevirmek gerekmez.
Ayetin verdiği mesaj şudur:
Şeytan insanın zaaflarından yararlanmak için tek bir yöntem kullanmaz.
Bazen öfkeden gelir.
Bazen korkudan.
Bazen şehvetten.
Bazen paradan.
Bazen arkadaş çevresinden.
Bazen de dini hassasiyet görüntüsünün arkasına saklanan kibirden.
Yani mücadele çok yönlüdür.
Şeytanın “Orduları” İnsanlar Olabilir mi
İnsan bilinçli biçimde kötülüğe çağırıyorsa başkalarını da yanlış yola sürükleyen bir rol üstlenebilir. Bu anlamda şeytanî amaçlara hizmet eden kişiler, düşünceler veya sistemler mecazi olarak onun “yardımcıları” gibi düşünülebilir.Ancak bu dili dikkatli kullanmak gerekir.
Her fikir ayrılığı yaşadığımız kişiye:
“Şeytanın askeri.”
demek doğru değildir.
Bir insan bizimle aynı siyasi görüşü paylaşmıyor diye şeytanın ordusundan olmaz. Aynı şekilde farklı mezhepten, kültürden veya yaşam tarzından biri de otomatik olarak böyle etiketlenemez.
Ayet bize başkalarını damgalama yetkisi vermek için değil, kötülüğün örgütlü ve yaygın biçimde de gelebileceğini fark ettirmek için güçlü bir metafor sunmaktadır.
İnsanları kolayca şeytanlaştırmak da bizzat şeytanî bir düşmanlık üretme biçimine dönüşebilir.
“Mallarına Ortak Ol” İfadesi Ne Demektir
Şeytanın mala ortak olması, malın haram yollardan kazanılması veya yanlış yollarda kullanılması şeklinde anlaşılabilir.Bir insanın malı:
Faiz, rüşvet, dolandırıcılık, hırsızlık, hile veya kul hakkı üzerinden kazanılmışsa o malın manevi sorunu vardır.
Aynı şekilde helal yoldan kazanılan para da:
Kumar.
zulüm.
bağımlılık.
israf.
haram tüketim.
gibi alanlarda kullanılabilir.
İşte burada şeytanın mala “ortak olması”, malın insanı Allah'a yaklaştıran bir emanet olmaktan çıkarılıp günahın aracına dönüştürülmesini düşündürür.
Para kendi başına kötü değildir; onu nasıl kazandığımız ve nereye harcadığımız ahlaki değerini belirler.
Şeytanın amacı malı yok etmekten çok, insanın mal ile ilişkisini bozmak olabilir.
Helal Para da Şeytanın Tuzağına Dönüşebilir mi
Evet.Bir para tamamen helal yoldan kazanılmış olabilir. Fakat insan o para nedeniyle:
Kibirlenebilir.
Ailesini ihmal edebilir.
Cimrileşebilir.
Başkalarını küçümseyebilir.
Servetini hayatının anlamı hâline getirebilir.
Bu durumda problemin kaynağı paranın kendisi değil, insanın ona yüklediği anlamdır.
İnsan:
“Param varsa ben değerliyim.”
diye düşünmeye başladığında servet kimliğinin merkezine oturabilir.
Tevhid ise malı emanet olarak görmeyi öğretir.
Mal elinde olsun; kalbinin sahibi olmasın.
Şeytan bazen insanı fakirlikle değil, zenginlikle de sınayabilir.
Çünkü nimet de imtihandır.
“Çocuklarına Ortak Ol” İfadesi Ne Anlama Gelir
Bu ifade tarih boyunca çeşitli şekillerde açıklanmıştır. Genel anlamıyla, çocukların yetiştirilmesinde şeytanî etkilerin yer alması, onların yanlış inançlar, ahlaksızlık veya haksızlık içerisinde yetiştirilmesi şeklinde anlaşılabilir.Buradan:
“Şeytan fiziksel olarak çocukların gerçek ortağıdır.”
gibi spekülatif sonuçlara gitmek doğru değildir.
Ayetin ahlaki mesajı çok daha açıktır:
Bir anne baba çocuğunu:
Yalanı normal gören.
Başkasını küçümseyen.
haramı önemsemeyen.
sadece para ve makam peşinde koşan.
bir anlayışla yetiştirirse, çocuk terbiyesine kötü değerleri ortak etmiş olur.
Çocuk yalnız yemek, kıyafet ve okul ile büyütülmez.
Çocuk aynı zamanda anne babanın davranışlarından bir dünya görüşü öğrenir.
Bu yüzden çocuk yetiştirmek büyük bir emanettir.
Çocuğu Dindar Yetiştirmek Şeytandan Tamamen Koruyacağını Garanti Eder mi
Hayır.Anne baba elinden gelen eğitimi verebilir.
Namazı öğretebilir.
Kur’an'ı tanıtabilir.
Ahlakı anlatabilir.
Güzel örnek olmaya çalışabilir.
Fakat çocuk büyüdüğünde kendi iradesiyle seçimler yapacaktır.
Bu nedenle:
“Ben çocuğumu dindar yetiştirdim, artık hiçbir yanlış yapamaz.”
demek gerçekçi değildir.
Aynı şekilde yetişkin çocuğun her yanlışını anne babanın kesin başarısızlığı saymak da doğru olmaz.
Anne baba sorumludur ama çocuğun iradesinin sahibi değildir.
İsrâ 64 bize çocuklarımızı kötü etkilerden korumaya çalışmamız gerektiğini düşündürür; fakat onların kalplerini zorla kontrol edebileceğimizi öğretmez.

Şeytanın “Vaatlerde Bulunması” Ne Demektir
Şeytanın en güçlü yöntemlerinden biri insana gerçekleşmeyecek veya sonucunu gizleyen vaatler sunmaktır.Örneğin:
“Bu günah seni mutlu edecek.”
“Bu parayı böyle kazanırsan sonunda rahat edersin.”
“İntikamını alınca huzur bulursun.”
“Biraz daha servet kazanırsan artık hiçbir korkun kalmaz.”
“Şimdi günah işle, yaşlanınca tövbe edersin.”
Bunların hepsi insanın karşısına çıkabilecek aldatıcı vaatlerdir.
Şeytan insana çoğu zaman:
“Bunu yaparsan özgürleşirsin.”
der.
Ama bazen sonuç bağımlılık olur.
“Bunu yaparsan güçlenirsin.”
der.
Ama sonuç vicdan yükü olabilir.
Ayet bu yüzden sonunda:
“Şeytan ancak aldatıcı vaatlerde bulunur.”
diye uyarır.

“Sonra Tövbe Edersin” Düşüncesi Neden Tehlikelidir
Çünkü insan geleceğin kendisine garanti edildiğini sanabilir.Bugün:
“Şimdilik böyle yaşayayım.”
der.
Yarın:
“Biraz daha sonra.”
der.
Yıllar geçebilir.
Tövbe elbette mümkündür ve Allah'ın rahmeti büyüktür. Fakat tövbeyi bilinçli biçimde geleceğe ertelemek, insanın kendisini kandırmasının bir yolu olabilir.
Ayrıca sürekli yapılan davranış alışkanlığa dönüşebilir. Bir gün bırakacağını düşündüğü şey zamanla karakterinin parçası hâline gelebilir.
Günahın en tehlikeli vaatlerinden biri, dönüş için sonsuz zamanımız olduğunu düşündürmesidir.
İnsan tövbeyi ummalı ama tövbeyi planlı bir günah sigortası gibi görmemelidir.

Şeytan İnsana Dünyada Mutluluk Vaat Edebilir mi
Evet, kötülük çoğu zaman insanın karşısına mutsuzluk vaadiyle çıkmaz.Tam tersine:
Haz.
kolaylık.
statü.
para.
güç.
özgürlük.
vaat eder.
Bazı günahların kısa vadeli zevk vermesi mümkündür. Kur’an'ın uyarısı:
“Günahın hiçbir anında insan zevk almaz.”
değildir.
Asıl soru şudur:
Bu hazın bedeli nedir?
Bir bağımlılık ilk başta haz verebilir.
Bir haksız kazanç kısa vadede zenginleştirebilir.
Bir intikam anlık rahatlama sağlayabilir.
Ama uzun vadeli sonuç başka olabilir.
Şeytanın aldatması çoğu zaman kısa vadeyi büyütüp uzun vadeyi görünmez kılmaktır.
Akıllı insan yalnız bugünkü duygusunu değil, yarınki sonucunu da düşünür.

Reklamlar ve Tüketim Kültürü Bu Ayetle Nasıl Düşünülebilir
Ayet doğrudan modern reklamcılığı anlatmaz. Bu yüzden:“Bütün reklamlar şeytandır.”
demek yanlış olur.
Reklam bilgi verebilir ve ticaretin meşru bir parçası olabilir.
Fakat bazı tüketim mesajları insana sürekli:
“Bunu almazsan eksiksin.”
“Bu markaya sahip değilsen değersizsin.”
“Mutluluk daha fazla tüketmektedir.”
gibi düşünceler verebilir.
Burada insan kendi kalbini sorgulamalıdır.
İhtiyaç mı satın alıyorum, kimlik mi satın almaya çalışıyorum?
Mala sahip olmak başka, mal üzerinden değer üretmeye çalışmak başkadır.
Şeytanî vaatlerin mantığı da tam burada devreye girebilir:
“Bir şey daha alırsan sonunda tamamlanacaksın.”
Fakat insanın iç boşluğu tüketimle her zaman kapanmaz.

Şeytanın Vaatleri Neden “Aldatma” Olarak Nitelenmiştir
Çünkü vaat ile gerçek sonuç çoğu zaman birbirinden farklıdır.Şeytan günahın:
Başlangıcını gösterir.
Sonunu gizler.
Kazancını gösterir.
Bedelini gizler.
Hazzını gösterir.
Pişmanlığını gizler.
İnsana:
“Bunu yaparsan kazanırsın.”
der.
Fakat ne kaybedeceğini söylemez.
Ayetin “aldatma” vurgusu bu nedenle çok önemlidir.
İnsan karar vermeden önce kendisine şu soruyu sormalıdır:
“Bu davranış bana şu anda ne vaat ediyor ve gerçekte benden ne götürebilir?”
Bu soru yalnız dinî meselelerde değil, hayatın birçok alanında insanı yanlış kararlardan koruyabilir.

Şeytanın Bu Kadar Çok Yöntemi Varken İnsan Nasıl Korunabilir
Ayet insanı çaresiz bırakmak için bu yöntemleri anlatmıyor.Tam tersine, düşmanın yöntemini tanımak korunmanın başlangıcıdır.
İnsan:
Allah'a sığınır.
Namazını korur.
Kur’an'la bağını canlı tutar.
helal-haram bilincini geliştirir.
iyi çevre seçer.
kendi zayıf noktalarını tanır.
öfkesini yönetmeye çalışır.
gerektiğinde profesyonel yardım alır.
ve günah işlediğinde tövbeyi geciktirmez.
Bunlar insanın manevi direncini güçlendirebilir.
Fakat burada aşırı korkuya kapılmamak gerekir.
Şeytanın yöntemleri çoktur; fakat yetkisi sınırsız değildir.
Bir sonraki ayet bunu çok açık biçimde ortaya koyacaktır.

İsrâ Suresi 62–64. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
62. ayette İblis:“Âdem'in soyunu peşimden sürükleyeceğim.”
diye tehdit etmişti.
63. ayette Allah:
“Kim sana uyarsa sonucuyla karşılaşacaktır.”
buyurdu.
64. ayette ise şeytanın bu hedefe ulaşmaya çalışırken kullanabileceği yöntemler ayrıntılandırılıyor:
Sesiyle ayartmak, çeşitli kuvvetlerle saldırmak, mal ve çocuk konusunda ortak olmak ve aldatıcı vaatlerde bulunmak.
Böylece ayetler arasında çok net bir akış vardır.
Önce:
Şeytanın niyeti.
Sonra:
Ona uymanın sonucu.
Şimdi ise:
Şeytanın yöntemi.
Fakat anlatı burada bitmez. Sonraki ayet şeytanın yetkisinin sınırını bildirecektir.
Bu yüzden 64. ayeti tek başına okuyup:
“Şeytan insan hayatının her tarafını kontrol ediyor.”
sonucuna varmak yanlış olur.
Kur’an tehdit kadar korunmayı da anlatır.

İsrâ Suresi 64. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Şeytanın sana ne söylediğinden önce, sana ne vaat ettiğine dikkat et.
İnsan birçok yanlışın peşinden kötü olduğunu bilerek gitmez.
Bir vaat görür.
Mutluluk.
para.
rahatlık.
intikam.
haz.
saygınlık.
veya özgürlük.
Sonra bunun peşinden yürür.
Ama bütün vaatlerin sonunda vaat edilen şey çıkmayabilir.
Bu yüzden mümin:
“Bunu yaptığımda şu anda ne hissedeceğim?”
sorusunun yanında,
“Bu tercih beni nasıl bir insana dönüştürecek?”
sorusunu da sormalıdır.
Şeytanın aldatmasına karşı en büyük uyanıklıklardan biri, anlık vaat ile uzun vadeli hakikat arasındaki farkı görebilmektir.

İsrâ Suresi 64. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
İsrâ Suresi'nin 64. ayeti, İblis'in insanları kötülüğe yöneltmek için ses, kışkırtma, çeşitli yardımcılar, mal, çocuk ve aldatıcı vaatler gibi çok farklı alanlardan yararlanabileceğini; fakat bütün bu vaatlerin özünde aldatma bulunduğunu öğretmektedir.Ayetin ilk büyük mesajı, şeytanın tek bir yöntemle çalışmadığıdır. İnsan:
“Ben şu büyük günaha düşmem, dolayısıyla güvendeyim.”
diye düşünmemelidir.
Şeytanın insanı zayıf yakalayabileceği kapı kişiden kişiye değişebilir.
Birinin zayıflığı para olabilir.
Başkasının makam.
Bir başkasının cinsellik.
Bir diğerinin kibir.
Birinin öfke.
Başka birinin sürekli onaylanma ihtiyacı.
Manevi korunmanın ilk adımlarından biri kendi zayıflığını dürüstçe tanımaktır.
İnsan hangi kapının kilidinin zayıf olduğunu bilirse orayı daha iyi koruyabilir.
İkinci büyük mesaj, şeytanın sesinin yalnız görünmez bir vesvese olarak düşünülmemesidir. İnsanlar da birbirlerini kötülüğe teşvik edebilir.
Bir arkadaş:
“Bir şey olmaz.”
diyebilir.
Bir çevre:
“Böyle yaşamıyorsan geri kalmışsın.”
diyebilir.
Bir internet fenomeni:
“Başarı için her yol mübahtır.”
mesajı verebilir.
Bunların hiçbiri otomatik olarak şeytanın fiziksel sesi değildir. Fakat şeytanî bir mantığı taşıyabilir.
Bu yüzden insan yalnız kimin konuştuğuna değil, ne söylendiğine bakmalıdır.
Üçüncü büyük mesaj, müzik veya sanat konusunda ayeti gelişigüzel silah hâline getirmemektir. Bir sanat eseri insanı kötülüğe çağırabilir.
Başka bir sanat eseri:
Merhamet.
sevgi.
umut.
insani güzellik.
taşıyabilir.
Bu nedenle ayetin “ses” ifadesini:
“Duyduğun her müzik şeytan sesidir.”
şeklinde kesinleştirmek ayetin geniş anlamını daraltabilir.
İçeriği ve etkisi değerlendirmek, daha dengeli bir yaklaşım sağlar.
Dördüncü büyük mesaj, şeytanın saldırısını askerî bir metaforla anlatan ifadeyi paranoyaya dönüştürmemektir. Ayette atlılardan ve yayalardan söz edilmesi:
“Çevremizde görünmez şeytan orduları dolaşıyor.”
diye sürekli korku içinde yaşamamız gerektiği anlamına gelmez.
Kur’an güçlü bir savaş tasviri kullanarak şeytanın insanı saptırma konusundaki ısrarını ve çok yönlü çabasını göstermektedir.
Mümin uyanık olur ama takıntıya düşmez.
Çünkü kalbin merkezinde şeytan korkusu değil, Allah'a güven bulunmalıdır.
Beşinci büyük mesaj, kötülüğün örgütlü hâle gelebileceğini bilmektir. İnsan tek başına yanlış yapabilir.
Fakat bazı yanlışlar:
Gruplar.
çevreler.
ticari sistemler.
propaganda ağları.
üzerinden de yayılabilir.
Bu durumda insan:
“Herkes yapıyor.”
baskısıyla karşılaşabilir.
Ama kalabalık yanlışın doğrusunu değiştirmez.
Ahlaki sorumluluk bazen çoğunluğa karşı doğru yerde durabilmeyi gerektirir.
Bu, insanı herkese düşman yapmaz; yalnız vicdanını kalabalığa teslim etmemeyi öğretir.
Altıncı büyük mesaj, malın büyük bir imtihan olmasıdır. İnsan malı kazanırken de harcarken da sınanabilir.
Haram kazanç açık bir problemdir.
Ama helal para da:
Gösteriş.
israf.
kibir.
cimrilik.
gibi yollarla insanı zorlayabilir.
İnsan parasını:
Ailesine.
iyiliğe.
sadakaya.
meşru ihtiyaçlara.
kullanabilir.
Aynı para başkasına zarar veren bir aracın finansmanı da olabilir.
Para kişinin ahlakını otomatik belirlemez; fakat karakterindeki bazı yönleri büyütebilir.
Bu yüzden malın hesabı yalnız:
“Ne kadar kazandım?”
değil,
“Nasıl kazandım ve nereye harcadım?”
sorusudur.
Yedinci büyük mesaj, çocukların yalnız biyolojik değil ahlaki bir emanet olduğudur. Anne baba çocuğuna:
Yemek.
ev.
eğitim.
sağlar.
Ama aynı zamanda davranışlarıyla ona değerler öğretir.
Çocuk anne babasının:
Yalan söyleyişini.
insanlara davranışını.
parayla ilişkisini.
öfkesini.
ibadetini.
görebilir.
Bazen çocuk kulaktan çok gözle öğrenir.
“Çocuğuma ne söylüyorum?” kadar “Çocuğum bende ne görüyor?” sorusu da önemlidir.
Şeytanın çocuklara “ortak olması” üzerine düşünüldüğünde bu ahlaki sorumluluk son derece güçlü biçimde ortaya çıkar.
Sekizinci büyük mesaj, çocukları dünyaya getirmenin tek başına ebeveynlik olmadığını anlamaktır. Çocuğa yalnız başarı baskısı yapıp ahlak öğretmemek eksik olabilir.
Sürekli:
“En yüksek notu al.”
“En çok parayı kazan.”
“En iyi işe gir.”
deyip:
“Dürüst ol.”
“Merhametli ol.”
“Kimsenin hakkını yeme.”
“Allah'ı unutma.”
demiyorsak çocuğun değer sisteminde önemli bir boşluk bırakabiliriz.
Başarılı ama vicdansız insan yetiştirmek, gerçek başarı değildir.
Ayetin çocuklar üzerindeki uyarısı bu açıdan çok düşündürücüdür.
Dokuzuncu büyük mesaj, şeytanın çoğu zaman geleceğe dair güzel vaatlerle gelmesidir. İnsan:
“Bu işi böyle yaparsan zengin olacaksın.”
“Şu kişiden intikam alırsan rahatlayacaksın.”
“Biraz daha günah işle, sonra düzelirsin.”
gibi düşüncelerin peşinden gidebilir.
Burada kritik soru şudur:
Bu vaadin garantisi kimde?
Şeytanın verdiği sözün altını dolduracak mutlak gücü yoktur.
İnsan hayatında da güvenilmez vaatler vardır.
Her güzel vaat doğru değildir; vaat edenin neye dayandığını sorgulamak gerekir.
Onuncu büyük mesaj, kötülüğün çoğu zaman bedelini gizlediğidir. Kumar ilk başta kazancı gösterir.
Bağımlılık ilk başta hazzı gösterir.
Haram ilişki ilk başta heyecanı gösterir.
Haksız kazanç ilk başta parayı gösterir.
Fakat:
Bağımlılık.
aile yıkımı.
vicdan yükü.
itibar kaybı.
ahiret sorumluluğu.
sonradan ortaya çıkabilir.
Aldatma, gerçeğin yalnız hoş tarafını gösterip maliyetini gizlemektir.
Mümin karar verirken bütün tabloya bakmaya çalışmalıdır.
On birinci büyük mesaj, “özgürlük” kavramının da yanlış kullanılabileceğidir. İnsan:
“Özgürüm, istediğimi yaparım.”
diyebilir.
Elbette insanın iradesi vardır.
Fakat her arzuya teslim olmak gerçek özgürlük olmayabilir.
Bağımlı insan da istediğini yaptığını sanarak başlamış olabilir.
Sonra artık istemediği hâlde davranışı bırakamaz.
Özgürlük yalnız istediğini yapmak değil, yanlış olduğunu bildiğin şeye ‘hayır’ diyebilme gücüdür.
Bu açıdan nefse ve şeytanın vaatlerine direnebilmek gerçek özgürlüğün bir boyutudur.
On ikinci büyük mesaj, dijital dünyada insanın zihnini korumasıdır. Bugün ekran insanın saatlerini şekillendirebilir.
Bir algoritma sürekli:
Öfke.
şehvet.
kıskançlık.
lüks hayat.
başkalarının başarıları.
gösterebilir.
Bu durum insanda:
Yetersizlik.
hırs.
öfke.
doyumsuzluk.
oluşturabilir.
Algoritmayı doğrudan şeytan ilan etmek doğru değildir.
Ama insanın zayıflıklarını kullanan içerik döngülerinin manevi etkisini fark etmek önemlidir.
Bazen şeytana karşı korunmanın çok pratik bir biçimi telefonu kapatmak, zararlı hesabı takipten çıkmak veya ekran süresini azaltmak olabilir.
On üçüncü büyük mesaj, insanın çevresini seçmesidir. Arkadaş çevresi kişinin karakterini güçlü biçimde etkileyebilir.
Bir çevrede:
Yalan normal.
haram kazanç normal.
insanları aşağılamak normal.
ise zamanla insanın hassasiyeti azalabilir.
İlk gün rahatsız olduğu şey altı ay sonra sıradan görünmeye başlayabilir.
Bu yüzden:
“Ben etkilenmem.”
diye kendimize aşırı güvenmemeliyiz.
İyi arkadaş iyiliği hatırlatabilir.
Kötü çevre yanlışı sıradanlaştırabilir.
İnsan çevresini seçerken gelecekteki karakterini de kısmen seçmektedir.
On dördüncü büyük mesaj, şeytanın aileyi yalnız çocuklar üzerinden değil ilişkiler üzerinden de hedefleyebileceğini düşünmektir. Eşler arasında:
Gurur.
şüphe.
öfke.
kıskançlık.
inat.
biriktirildiğinde küçük sorunlar büyüyebilir.
Şeytan insanın kulağına:
“Özür dileme.”
“İlk adımı sen atma.”
“Bunu asla unutma.”
gibi düşünceler getirebilir.
İnsan haklı olabilir ama haklılığını ilişkiyi yok edecek bir kibire dönüştürmemelidir.
Bazen şeytanın en büyük kazancı tartışmayı kimin kazandığı değil, iki insan arasındaki sevginin kaybolmasıdır.
Bu yüzden aile içinde 53. ayetteki “en güzel sözü söyleme” emri de yeniden hatırlanmalıdır.
On beşinci büyük mesaj, şeytanın dini de istismar edebilmesidir. İnsan şeytanın yalnız haram ve açık günah üzerinden geldiğini düşünürse önemli bir alanı kaçırabilir.
Bir insan dini bilgi üzerinden:
Kibirlenebilir.
Başkalarını küçük görebilir.
Sürekli tekfir edebilir.
Merhametsizleşebilir.
Kendisini Allah adına hüküm dağıtan kişi gibi görebilir.
Bu durumda görünürde din konuşuluyor olabilir ama ahlak bozulmuştur.
Şeytan bazen insana günahı değil, kendi dindarlığıyla gurur duymayı da fısıldayabilir.
İblis'in ilk günahının kibir olması bunu özellikle düşündürmelidir.
On altıncı büyük mesaj, bütün bu saldırılara rağmen insanın çaresiz olmadığıdır. Ayet şeytanın yöntemlerini anlatırken insanı:
“Artık kurtuluş yok.”
noktasına götürmez.
Tam tersine düşmanı tanıtır.
İnsan:
Bir vaat duyduğunda sorgulayabilir.
Bir günaha yaklaştığında geri çekilebilir.
Yanlış çevreyi değiştirebilir.
Haram kazancı bırakabilir.
Çocuğuna daha güzel örnek olabilir.
Tövbe edebilir.
Allah'a sığınabilir.
Şeytanın stratejisini bilmek, onun tuzağından çıkmak için bir avantajdır.
Kur’an düşmanı tanıtarak insanın iradesini güçlendirmektedir.
On yedinci büyük mesaj, 62–64. ayetlerde şeytanın düşmanlığının adım adım açıklanmasıdır. 62. ayette İblis hedefini açıkladı: Âdem'in soyunu saptırmak. 63. ayette ona uyanların hesabı bildirildi. 64. ayette ise yöntemlerinin ne kadar çeşitli olabileceği gösterildi.
Bu sıralamanın ardından gelen 65. ayet son derece önemlidir; çünkü bütün bu korkutucu tasvirlerin hemen arkasına güçlü bir sınır koyacaktır:
Allah'ın gerçek kulları üzerinde şeytanın zorlayıcı hâkimiyeti yoktur.
Dolayısıyla Kur’an'ın mesajı:
“Şeytan her tarafta ve siz çaresizsiniz.”
değildir.
Tam tersine:
“Düşmanınızı bilin ama Rabbinize güvenin.”
mesajıdır.
On sekizinci büyük mesaj, şeytanın vaatlerini Allah'ın vaadiyle karıştırmamaktır. Şeytan:
Anlık haz.
kolay kazanç.
geçici üstünlük.
günah sonrası rahatlık.
vaat edebilir.
Allah ise insana:
Rahmet.
bağışlanma.
adalet.
hidayet.
ahiret karşılığı.
vaat etmektedir.
İnsan hayatı bir bakıma hangi vaade güveneceğimiz konusunda da imtihandır.
Şeytanın vaadi çoğu zaman hemen caziptir; Allah'ın yolu bazen sabır ister.
Haram kazanç hızlı gelebilir.
Helal kazanç daha zor olabilir.
İntikam hemen tatmin edebilir.
Affetmek daha zor olabilir.
Fakat kısa yol her zaman doğru yol değildir.
İsrâ 64 insana:
“Sana güzel görünen her vaadin arkasında hakikat olmayabilir.”
demektedir.
İsrâ Suresi'nin 64. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur: Beni en kolay hangi vaatler etkiliyor? Para mı, haz mı, makam mı, onaylanma isteği mi? Yanlış davranışlarımı güzel isimlerle mi saklıyorum? Sosyal medyada sürekli tükettiğim içerikler karakterimi nasıl etkiliyor? Çocuklarıma yalnız başarı mı öğretiyorum, yoksa ahlakı da yaşıyor muyum? Paramı nasıl kazanıyor ve nereye harcıyorum? “Sonra tövbe ederim” diyerek kendimi kandırıyor muyum? Arkadaş çevrem beni iyiliğe mi, yanlışı normalleştirmeye mi götürüyor? Dinî bilgim beni tevazuya mı, kibre mi taşıyor? Şeytanın aldatıcı vaatlerini fark ederken Allah'ın rehberliğine ne kadar güveniyorum?
Bu sorular ayetin yalnız İblis'in insanlığa karşı kullandığı eski bir savaş tasvirinden ibaret olmadığını; bugün de medya, para, aile, çocuk eğitimi, tüketim, arkadaş çevresi, günahın normalleştirilmesi, sahte vaatler ve manevi uyanıklık konusunda çok güçlü bir ölçü verdiğini göstermektedir.
Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:
Şeytanın çağrısını yalnız görünmez bir ses olarak düşünme; seni yanlış yola çağıran düşünceleri ve etkileri de fark et.
Her müziği veya her sanatı gelişigüzel şeytanın sesi ilan etme; içeriği ve etkisini değerlendir.
Şeytanın atlı ve yayalı tasvirini paranoyaya dönüştürme; onun çok yönlü yöntemlerini anlatan güçlü bir ifade olarak anla.
Malını haramdan koru ve helal malını da kibir, israf ve günah aracına dönüştürme.
Çocuklarına yalnız dünya başarısını değil, ahlakı ve kulluğu da öğret.
“Sonra tövbe ederim” vaadine güvenme.
Kısa vadeli hazzın uzun vadeli bedelini düşün.
Arkadaşını, ekranını ve çevreni bilinçli seç.
Dini bilgini kibir aracına çevirmemeye dikkat et.
Ve şeytanın sana sunduğu her güzel vaadin sonunda gerçekten ne olduğunu sorgula.
Çünkü şeytanın en güçlü aldatmalarından biri insana kötülüğün sonucunu değil, yalnız ilk birkaç dakikalık kazancını göstermektir.
Mümin ise karar verirken yalnız bugünü değil, gideceği yolun sonunu da düşünmeye çalışır.
⠀
Son Söz
⠀“Şeytanın sesi her zaman korkunç gelmez; bazen ‘Bir şey olmaz’, ‘Herkes yapıyor’, ‘Sonra düzeltirsin’ veya ‘Bunu hak ettin’ kadar tanıdık olabilir. Malımıza, ailemize, arzularımıza ve hatta dindarlığımıza kadar uzanan her alanda bizi kandırmaya çalışabilir; fakat hiçbir vaadi hakikatin yerine geçmez. Bu yüzden hayatımızı yalnız bize neyin güzel vaat edildiğine göre değil, o vaadin bizi sonunda nasıl bir insana dönüştüreceğine göre yaşayalım. Çünkü şeytan vaat eder; fakat vaadinin arkasında duracak mutlak kudrete sahip olan yalnız Allah’tır.”
Ersan Karavelioğlu