İsrâ Suresi 58. Ayette “Kıyamet Gününden Önce Yok Etmeyeceğimiz veya Şiddetli Bir Azaba Uğratmayacağımız Hiçbir Şehir Yoktur; Bu Kitapta Yazılmıştır” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsan şehirler kurar, surlar yükseltir, yollar açar ve medeniyetinin kalıcı olacağını düşünebilir; fakat Kur’an bize yeryüzünde hiçbir düzenin ebedî olmadığını hatırlatır. Bir şehrin büyüklüğü, serveti veya teknolojisi onu fanilikten çıkarmaz. Asıl mesele şehirlerin ne zaman sona ereceğini tahmin etmek değil, bize verilen kısa zamanda adaletle, merhametle ve sorumlulukla nasıl yaşayacağımızı bilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
İsrâ Suresi 58. Ayetin Anlamı Nedir
İsrâ Suresi'nin 58. ayeti, dünya üzerindeki hiçbir şehrin veya toplumun ebedî olmadığını, kıyametten önce şehirlerin sona eriş, yıkım veya şiddetli bir azapla karşılaşma gerçeğinin Allah'ın ilminde ve takdirinde bulunduğunu bildiren oldukça güçlü bir ayettir.Ayetin anlamı şöyledir:
Bu ayeti okurken özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır:“Kıyamet gününden önce yok etmeyeceğimiz veya şiddetli bir azaba uğratmayacağımız hiçbir şehir yoktur. Bu, Kitap’ta yazılmıştır.”
İsrâ Suresi, 17:58
Her yıkılan şehrin, her deprem yaşayan toplumun veya her felaketin mutlaka Allah'ın özel cezalandırması olduğunu söyleyemeyiz.
Ayet dünyanın faniliğini, ilahî hükmü ve bazı toplumlara yönelik azap gerçeğini bildirir; fakat bugün meydana gelen herhangi bir afet hakkında vahiy olmadan:
“Allah bunları şu günah yüzünden cezalandırdı.”
diye kesin hüküm vermek doğru değildir.
Ayetteki “Şehir” İfadesi Ne Anlama Gelir
Ayetin Arapçasında geçen “karye” kelimesi yalnız binalardan oluşan fiziksel şehir anlamına gelmeyebilir.Bağlama göre:
Yerleşim yeri.
Kasaba.
şehir.
orada yaşayan toplum.
anlamlarını taşıyabilir.
Bu nedenle ayetin mesajını yalnız:
“Binalar bir gün yıkılacaktır.”
şeklinde anlamak eksik olur.
Burada şehir, aynı zamanda içinde yaşayan insanlar, kurdukları sosyal düzen ve medeniyetle birlikte düşünülebilir.
Şehirler insan topluluklarının dünyadaki süreklilik iddiasının sembolleridir.
Fakat Kur’an, en güçlü medeniyetlerin bile fanilikten kurtulamayacağını hatırlatır.
“Yok Etmeyeceğimiz Hiçbir Şehir Yoktur” İfadesi Ne Demektir
Bu ifade dünya üzerindeki şehirlerin ve medeniyetlerin sonsuza kadar devam etmeyeceğini çok güçlü biçimde anlatmaktadır.Bugün büyük bir şehir vardır.
Yüzlerce yıl sonra değişebilir.
Eski uygarlıkların şehirlerine bakıyoruz.
Bir zamanlar:
Pazarları vardı.
Evleri vardı.
Sarayları vardı.
insanlar sokaklarında yürüyordu.
Şimdi bazıları yalnız tarihî kalıntıdır.
Bu bize önemli bir gerçeği gösterir:
İnsan medeniyet kurabilir ama dünyada ebedî medeniyet kuramaz.
Ayet insanın başarılarını küçümsemiyor.
Fakat onları mutlaklaştırmasını engelliyor.
Şehir kurmak insanın başarısıdır.
Şehrin ebedî olacağını düşünmek ise insanın yanılgısı olabilir.
Bu Ayet Bütün Şehirlerin İlahi Ceza ile Yok Edileceğini mi Söylüyor
Ayetin ifadesini böyle basitleştirmek doğru olmaz.Ayette iki ayrı durum zikrediliyor:
Yok edilme.
veya
şiddetli azaba uğratılma.
Bu ayrım önemlidir.
Dünyadaki her şehrin fanilik nedeniyle bir sonu olabilir.
Bazı toplumlar ise Kur’an kıssalarında açıkça bildirildiği gibi özel ilahî azaplarla karşılaşmıştır.
Ancak bundan:
“Dünyadaki her şehir yıkımı mutlaka günah cezasıdır.”
sonucu çıkarılamaz.
Bir şehir:
Savaş nedeniyle.
Deprem nedeniyle.
Ekonomik çöküş nedeniyle.
iklim ve çevre değişiklikleri nedeniyle.
nüfus hareketleri nedeniyle.
zaman içerisinde terk edilebilir.
Bunların her birini vahiy olmadan ilahî cezaya dönüştürmek doğru değildir.
Ayetin genel hükmünü, belirli modern olaylar hakkında kehanet üretme aracına çevirmemek gerekir.
Deprem, Sel veya Yangın Gibi Afetlere “Allah’ın Cezası” Diyebilir miyiz
Bunu kesin biçimde söylemek doğru değildir.Kur’an bazı geçmiş toplumların belirli günahları nedeniyle azaba uğratıldığını açıkça bildirir.
Bu durumlarda bilgimizin kaynağı vahiydir.
Fakat bugün bir şehirde deprem olduğunda:
“Burası şu günah yüzünden cezalandırıldı.”
diyecek vahye sahip değiliz.
Aynı afette:
Çocuklar.
Yaşlılar.
iyi insanlar.
kötü insanlar.
farklı inançlardan insanlar.
bulunabilir.
Bu nedenle afet mağdurlarını günahla suçlamak hem dinî açıdan temelsiz hem de merhametsiz olabilir.
Afet karşısında ilk görevimiz hüküm dağıtmak değil, can kurtarmak, yardım etmek ve acıyı paylaşmaktır.
Bir felaket bize faniliği hatırlatabilir.
Ama bu, mağdurların Allah tarafından özel olarak cezalandırıldığını bildiğimiz anlamına gelmez.
Geçmiş Kavimlere Verilen Azaplarla Bugünkü Afetler Arasında Ne Fark Vardır
Kur’an'da bazı kavimlerin cezalandırıldığı açık biçimde anlatılır.Bu toplumların hangi sebeplerle azaba uğradığını da vahiy bildirir.
Örneğin belirli peygamberlere karşı sistematik inkâr ve zulüm süreçleri anlatılır.
Burada önemli olan şudur:
O olayın ilahî azap olduğunu bize Allah bildiriyor.
Bugün ise herhangi bir doğal afet hakkında böyle özel bir vahye sahip değiliz.
Dolayısıyla:
“Kur’an'da bazı toplumlara azap geldi, demek ki bugünkü her afet de aynı sebeple geliyor.”
şeklinde otomatik bir eşleştirme yapılamaz.
Benzer dış görünüş, aynı ilahî hüküm anlamına gelmez.
Kur’an kıssaları bize ahlaki ders verir; fakat modern felaketleri keyfî biçimde yorumlama yetkisi vermez.
Şehirlerin Yok Olması Dünya Hayatının Faniliğini Nasıl Gösterir
İnsan çoğu zaman yalnız kendi ömrünün faniliğini düşünür.Oysa ayet daha geniş bir fanilik gösteriyor:
İnsanlar fanidir.
Binalar fanidir.
Şehirler fanidir.
İmparatorluklar fanidir.
medeniyetler fanidir.
Bir zamanlar dünyanın merkezi sayılan şehirler bugün arkeolojik alan olabilir.
Bu, insanın dünyaya bakışını ciddi biçimde değiştirebilir.
Kalıcı sandığımız şeylerin çoğu aslında yalnız bizden daha uzun ömürlüdür; ebedî değildir.
Bir bina yüzlerce yıl durabilir.
Ama ebedî değildir.
Bir devlet yüzyıllarca yaşayabilir.
Ama ebedî değildir.
Kur’an insanı bu geçicilik bilinciyle kibirden uzaklaştırır.
Bu Ayet İnsanların Şehir Kurmasını veya Medeniyet İnşa Etmesini Önemsiz mi Görüyor
Hayır.Dünyanın geçici olması, dünyadaki üretimin anlamsız olduğu anlamına gelmez.
İnsan:
Şehir kurabilir.
Köprü yapabilir.
Hastane inşa edebilir.
Okul açabilir.
Bilim geliştirebilir.
Mimari eserler bırakabilir.
Bunların hepsi insanlığa fayda sağlayabilir.
Fakat asıl hata şudur:
Geçici başarıyı ebedî güç sanmak.
Bir medeniyet teknolojide çok ilerleyebilir.
Ama ahlaki sorumluluğu kaybederse gücü onu kurtarmayabilir.
Kur’an'ın mesajı:
“Medeniyet kurmayın.”
değil,
“Medeniyetinizi ilahlaştırmayın.”
şeklinde anlaşılmalıdır.
İnsan üretmeli ama faniliğini de bilmelidir.
Güçlü Bir Şehir veya Devlet Allah’ın Hükmünden Kaçabilir mi
Hayır.Tarih boyunca güçlü toplumlar kendilerini dokunulmaz görebilmiştir.
Büyük ordular.
yüksek surlar.
zengin hazineler.
gelişmiş teknoloji.
insana güven verebilir.
Fakat bunların hiçbiri mutlak güvenlik sağlamaz.
Bir şehir dünyanın en güçlü ekonomisine sahip olabilir.
Yine de:
Doğal afet.
salgın.
savaş.
siyasi çöküş.
ekonomik kriz.
gibi olaylarla karşılaşabilir.
Bu gerçek insanı teknoloji veya devlet düşmanlığına götürmemelidir.
Tam tersine:
Güçlü sistemler kur ama hiçbir sistemin mutlak olmadığını bil.
Tevhid insanın dünyevi kudretlere sınır çizmesini sağlar.
“Bu Kitapta Yazılmıştır” İfadesindeki Kitap Nedir
Buradaki “Kitap” ifadesi, bağlamda Allah'ın ilminde ve takdirinde kayıtlı olan ilahî yazgı veya kayıt şeklinde anlaşılmıştır.Bunu doğrudan yalnızca elimizdeki fiziksel Kur’an mushafı olarak düşünmek zorunda değiliz.
Kur’an'da “kitap” kelimesi farklı bağlamlarda:
Yazılı hüküm.
ilahî kayıt.
takdir.
vahiy.
anlamlarında kullanılabilir.
Buradaki temel mesaj şudur:
Bu gelişmeler Allah için sonradan ortaya çıkan beklenmedik olaylar değildir.
Allah şehirlerin, toplumların ve dünya tarihinin akışını bilir.
Bunun bütün metafizik ayrıntısını:
“Tam olarak şu kayıt sistemi şöyledir.”
diye anlatmaya çalışmak gerekli değildir.
Ayetin mesajı ilahî bilginin ve takdirin eksiksizliğidir.

Her Şey Yazılmışsa İnsanların Seçimlerinin Bir Anlamı Var mıdır
Evet.Allah'ın bir şeyi bilmesi veya ilahî kayıtta bulunması insanın iradesini otomatik olarak ortadan kaldırmaz.
Bu ayrım önemlidir.
Allah'ın insanın ne yapacağını bilmesi ile insanın zorla o davranışı yapması aynı şey değildir.
İnsan:
Karar verir.
Seçer.
Eylemde bulunur.
ve yaptığı tercihten sorumlu olur.
İlahi bilgi, insanın ahlaki sorumluluğunu iptal etmez.
Aksi hâlde Kur’an'ın:
İyiliğe çağırması.
Kötülükten sakındırması.
Tövbe istemesi.
hesaptan söz etmesi.
anlamsız hâle gelirdi.
Bu nedenle “yazılmış olmak” kaderi sorumsuzluk bahanesine dönüştürmemelidir.

“Kaderimde Yazılıydı” Diyerek İnsan Kendi Hatasını Mazur Gösterebilir mi
Hayır.İnsan bazen yanlışının sorumluluğundan kaçmak için:
“Kader böyleymiş.”
diyebilir.
Örneğin:
Tedbirsizlik yapar.
Başkasına haksızlık eder.
Sorumluluğunu yerine getirmez.
Sonra sonucu kadere yükler.
Bu doğru bir kader anlayışı değildir.
İnsan kontrol edemediği şeyler konusunda Allah'ın takdirine teslim olabilir.
Ama kendi tercih alanında sorumludur.
Bir yönetici gerekli deprem önlemlerini almıyorsa:
“Bina yıkıldı, kader.”
deyip insan ihmallerini görünmez hâle getirmemelidir.
Kader inancı tedbirsizliğin mazereti değil, insanın kontrol sınırını bilmesidir.
Tedbir bize aittir.
Sonuç bütünüyle bizim kontrolümüzde değildir.

Bu Ayet Şehirlerin Güvenliği Konusunda Nasıl Bir Sorumluluk Düşündürür
Ayet doğrudan mühendislik yönetmeliği vermemektedir.Fakat fanilik ve hesap bilinci insana güçlü bir sorumluluk duygusu kazandırabilir.
Bir şehirde:
Sağlam bina yapmak.
Afet planı hazırlamak.
İtfaiye sistemlerini geliştirmek.
Hastaneleri güçlendirmek.
altyapıyı korumak.
insan hayatına değer vermek.
ahlaki sorumluluk alanlarıdır.
“Nasıl olsa her şehir bir gün yok olacak.”
deyip tedbir almamak ayetin mesajını tersine çevirmek olur.
Öleceğimizi biliyoruz ama yine de sağlık tedbiri alıyoruz.
Aynı şekilde şehirler fanidir diye şehir güvenliği önemsiz olmaz.
Fanilik, sorumluluğu kaldırmaz; zamanı ve imkânı daha değerli hâle getirir.

Medeniyetlerin Çöküşünde Ahlaki Sebepler de Rol Oynayabilir mi
Elbette toplumların çöküşünde ahlaki ve sosyal sorunlar etkili olabilir.Yolsuzluk.
Adaletsizlik.
kurumların çürümesi.
aşırı eşitsizlik.
bilginin değersizleşmesi.
savaşlar.
toplumsal güvenin yok olması.
bir medeniyeti zayıflatabilir.
Ancak burada dikkatli olmak gerekir.
Her tarihî çöküş için:
“Allah onları şu günah nedeniyle doğrudan cezalandırdı.”
şeklinde vahiy adına kesin konuşamayız.
Bunun yerine sosyal sonuçları inceleyebiliriz.
Örneğin yaygın yolsuzluk ekonomik ve kurumsal çöküşe yol açabilir.
Bu, gözlenebilir sosyal bir ilişkidir.
Ahlakın toplumların dayanıklılığı üzerinde gerçek sonuçları olabilir; fakat her sonucu özel ilahî ceza ilan etmek başka bir iddiadır.

Ayet İnsanlara Korku mu Yoksa Sorumluluk mu Vermelidir
Her ikisinden bir yön taşıyabilir ama amaç insanı felç eden bir korku değildir.Ayet:
Dünyanın kalıcı olmadığını.
Toplumların da fanilikten kaçamayacağını.
Allah'ın hükmünün dışında hiçbir yer bulunmadığını.
hatırlatır.
Bu, insana:
“Hiçbir şeyin anlamı yok.”
dedirtmemelidir.
Tam tersine:
“Vaktim sınırlıysa daha iyi yaşamalıyım.”
bilinci vermelidir.
İnsan:
Adaletli olur.
Emanete sahip çıkar.
Şehrine ve çevresine zarar vermemeye çalışır.
İnsan hayatını korur.
Fanilik bilgisi nihilizme değil sorumluluğa dönüşmelidir.
Kur’an'ın ölüm ve ahiret öğretisinin temel yönlerinden biri budur.

Bu Ayeti Kullanarak Belirli Şehirler İçin Felaket Kehaneti Yapmak Doğru mudur
Hayır.Bir kişi:
“Bu şehir günahkâr, yakında kesin yok olacak.”
diyemez.
Ayet bize belirli modern şehirler için tarih veya felaket listesi vermemektedir.
Aynı şekilde:
“Şu şehirde şu davranış yaygınlaştı, kesin deprem olacak.”
gibi iddiaların vahye dayalı temeli yoktur.
Bu tür konuşmalar hem dini yanlış kullanabilir hem insanlarda gereksiz korku oluşturabilir.
Deprem riski varsa bilimsel jeoloji ve mühendislik verileriyle konuşulur.
Sel riski varsa iklim ve altyapı verileri incelenir.
Dinî ayet, bilimsel risk analizinin yerine geçmez.
Ayetin görevi ahlaki ve teolojik perspektif vermektir; deprem tarihini tahmin etmek değildir.

İsrâ Suresi 56–58. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
56. ayette Allah'ın dışında çağrılan varlıkların:Sıkıntıyı bağımsız olarak gideremeyeceği bildirilmişti.
57. ayette bu varlıkların kendilerinin de:
Allah'a yaklaşmaya çalıştıkları, rahmetini umdukları ve azabından korktukları anlatılmıştı.
58. ayette ise perspektif bütün şehirlere ve toplumlara genişlemektedir:
Hiçbir şehir Allah'ın hükmünün dışında değildir.
Bu üç ayet birlikte büyük bir tevhid tablosu kurar.
Yaratılmış birey mutlak değildir.
Yüce kabul edilen kul mutlak değildir.
Şehir ve medeniyet de mutlak değildir.
Mutlak olan yalnız Allah'tır.
İnsan.
Melek.
Peygamber.
şehir.
medeniyet.
hepsi yaratılmış ve sınırlıdır.
Bu sıralama tevhidin yalnız kişisel ibadeti değil, medeniyet tasavvurunu da şekillendirdiğini gösterir.

İsrâ Suresi 58. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Dünyada kalıcı olduğunu sandığın hiçbir yapıyı ebedî sanma; fakat geçici olduğunu bildiğin için de sorumluluktan kaçma.
İnsan ev yapar.
Şehir kurar.
Servet biriktirir.
Bir şirket büyütür.
Bir devlet sistemi oluşturur.
Bunların hepsi dünya hayatının parçalarıdır.
Ama hiçbiri ebedî değildir.
Bu gerçeği bilmek insanı iki aşırılıktan koruyabilir.
Birincisi:
Kibir.
“Bizim medeniyetimiz asla yıkılmaz.”
İkincisi:
Umursamazlık.
“Nasıl olsa her şey bitecek, hiçbir şey yapmayalım.”
Kur’an'ın dengesi farklıdır:
Faniliğini bilerek güzel inşa et.
Bir gün biteceğini bil.
Ama sana emanet edildiği sürece adaletle koru.

İsrâ Suresi 58. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
İsrâ Suresi'nin 58. ayeti, dünyadaki hiçbir şehrin ve toplumun ebedî olmadığını, kıyametten önce dünya düzenindeki şehirlerin fanilik, yıkım veya ilahî azapla karşılaşabileceğini ve bütün bunların Allah'ın ilminde ve takdirinde bulunduğunu bildirmektedir.Bu ayetin ilk büyük mesajı, şehirlerin de insanlar gibi fani olduğudur.
İnsan kendi ölümünü bilir.
Fakat yaşadığı şehri kalıcı sanabilir.
Oysa şehirler de doğar.
Büyür.
Değişir.
Bazen küçülür.
Bazen terk edilir.
Bazen tamamen ortadan kalkar.
Tarih bunun sayısız örneğini taşır.
Medeniyetin ömrü insan ömründen uzun olabilir; fakat sonsuz değildir.
Bu, insanlığın en büyük kibirlerinden birini kırar.
İkinci büyük mesaj, fiziksel büyüklüğün ebediyet sağlamadığıdır.
Bir şehir:
Gökdelenlerle dolu olabilir.
Devasa ekonomiye sahip olabilir.
Milyonlarca insan yaşayabilir.
Dünyanın en gelişmiş altyapısına sahip olabilir.
Ama bütün bunlar onu yaratılmış olmaktan çıkarmaz.
Teknoloji riskleri azaltabilir; faniliği yok edemez.
Bu yüzden bilim ve teknolojiyi geliştirmek gerekir ama onları mutlak kurtarıcı hâline getirmemek gerekir.
Üçüncü büyük mesaj, afetleri kolayca ilahî ceza diye etiketlememektir.
Bu nokta son derece önemlidir.
Bir şehir deprem yaşadığında:
“Oradakiler bunu hak etti.”
demek büyük bir haksızlık olabilir.
Biz Allah'ın o belirli olay hakkındaki özel hükmünü bilmiyoruz.
Kur’an'da geçmiş toplumlara verilen bazı cezaları biliyoruz çünkü vahiy bize öyle söylüyor.
Bugünkü olaylar için aynı bilgiye sahip değiliz.
Vahyin sustuğu yerde insan Allah adına kesin hüküm vermemelidir.
Dördüncü büyük mesaj, felaket mağdurlarına merhamet göstermektir.
Bir afet olduğunda müminin ilk tavrı:
Yargılamak değil.
Yardım etmek.
Aç olanı doyurmak.
Enkaz altındakini kurtarmak.
Evsiz kalana barınak sağlamak.
olmalıdır.
Din, acı içindeki insana:
“Sen bunu hak ettin.”
demek için kullanılmamalıdır.
Musibet karşısında merhamet, dinî ahlakın en temel göstergelerinden biridir.
İnsanın kendi faniliğini düşünmesi başkasının acısını küçümsemesine değil, onunla dayanışmasına yol açmalıdır.
Beşinci büyük mesaj, kader ile ihmali birbirine karıştırmamaktır.
Bir bina gerekli standartlara uygun yapılmamışsa.
Malzemeden çalınmışsa.
Denetim yapılmamışsa.
Sonra depremde yıkılmışsa yalnız:
“Kader.”
demek insan sorumluluğunu görünmez yapabilir.
Evet, nihai anlamda dünya Allah'ın takdiri içindedir.
Fakat insan da kendi seçimlerinden sorumludur.
Kader, ihmali aklamaz.
Mühendis hesabından.
Müteahhit yaptığı işten.
Yönetici denetimden.
insan kendi görevinden sorumludur.
Altıncı büyük mesaj, tedbir ile tevekkülü birlikte yaşamaktır.
Bir şehrin sonlu olması:
Afet hazırlığı yapmamayı.
sağlam bina inşa etmemeyi.
yangın güvenliğini önemsememeyi.
haklı çıkarmaz.
Tam tersine insan hayatının korunması ciddi bir sorumluluktur.
Tevekkül tedbirin alternatifi değildir.
İnsan elinden geleni yapar.
Bilimi kullanır.
Mühendislikten yararlanır.
Sonucu Allah'a bırakır.
Bu denge hem akla hem imana uygundur.
Yedinci büyük mesaj, medeniyet kibrinden sakınmaktır.
Her çağ kendisini geçmişten daha güçlü görebilir.
“Bizim teknolojimiz var.”
“Bizim ordumuz var.”
“Bizim sistemimiz yıkılmaz.”
denilebilir.
Tarih ise insanı sürekli uyarır.
Bir zamanların en güçlü imparatorlukları bugün yoktur.
Gücün uzun sürmesi, sonsuz olduğu anlamına gelmez.
Bu yüzden devletler ve toplumlar güçlerini adaletin yerine koymamalıdır.
Güç emanet olabilir.
Ebediyet belgesi değildir.
Sekizinci büyük mesaj, toplumsal adaletin medeniyet için önemidir.
Bir toplum:
Yolsuzluğu normalleştirirse.
Hukuku çürütürse.
Liyakati yok ederse.
İnsan hayatını değersizleştirirse.
kendi dayanıklılığını zayıflatabilir.
Bunları:
“Kesin Allah'ın özel azabı gelecek.”
diye söylememiz gerekmez.
Zaten haksızlığın doğal ve toplumsal sonuçları vardır.
Adaletsizlik bir medeniyeti içeriden çürütebilir.
Bu nedenle ayet bize yalnız fiziksel yıkımı değil, toplumların ahlaki kırılganlığını da düşündürmelidir.
Dokuzuncu büyük mesaj, “Kitapta yazılmıştır” ifadesinin Allah'ın bilgisini göstermesidir.
İnsan için gelecek bilinmezdir.
Allah için ise dünya tarihi sürprizlerden oluşmaz.
Bir medeniyet yükselir.
Bir medeniyet çöker.
İnsanlar doğar.
İnsanlar ölür.
Bütün bunlar Allah'ın ilmi dışında gerçekleşmez.
Bu düşünce mümine:
“Dünya kontrolsüz ve sahipsiz değildir.”
bilinci verebilir.
Ama bunu kadercilik bahanesine dönüştürmemelidir.
Allah'ın bilmesi bizim sorumluluğumuzu ortadan kaldırmaz.
Onuncu büyük mesaj, insanın kendi küçük hayatını da bu büyük fanilik tablosu içinde görmesidir.
Şehirler bile kalıcı değilse:
Benim malım.
Makamım.
öfkem.
kavgam.
ne kadar kalıcı olabilir?
İnsan bazen çok küçük meseleleri hayatının merkezi yapabilir.
Bir tartışmayı yıllarca taşıyabilir.
Bir makam uğruna insanları kırabilir.
Bir mal için kardeşiyle düşman olabilir.
Sonra hem insanlar hem mallar hem şehirler geçip gider.
Fanilik bilinci, neyin gerçekten önemli olduğunu yeniden ölçmemize yardım eder.
On birinci büyük mesaj, çevre ve şehir emanetine daha dikkatli yaklaşmaktır.
Bir şehir yalnız binalardan oluşmaz.
Su kaynakları.
Toprak.
hava.
ağaçlar.
hayvanlar.
insanlar.
ortak yaşamın parçalarıdır.
İnsan şehirleri yaşanmaz hâle getirirse kendi hayatını da zorlaştırır.
Ayet doğrudan modern çevre politikası sunmaz.
Ancak dünyanın geçiciliğini bilmek:
“Nasıl olsa geçici, istediğimiz kadar tüketelim.”
anlamına gelmemelidir.
Tam tersine emanet bilinci doğurmalıdır.
Bizden sonraki insanları düşünmek ahlaki bir sorumluluktur.
On ikinci büyük mesaj, şehir sevgisini putlaştırmamaktır.
İnsan doğduğu yeri sevebilir.
Ülkesini sevebilir.
Şehrine bağlanabilir.
Bu son derece doğaldır.
Ama hiçbir şehir kutsal bir üstünlük gerekçesine dönüştürülmemelidir.
Bir şehri sevmek, başka şehirlerde yaşayan insanların değerini küçültmek değildir.
Dünya Allah'ın yaratmasıdır.
Şehirler insanların yerleşim alanlarıdır.
Mekân sevgisi güzel olabilir.
Mekân kibri ise insanı başkalarını aşağılamaya götürebilir.
On üçüncü büyük mesaj, siyasi güçlerin de faniliğini bilmektir.
Bugün iktidarda olan yarın olmayabilir.
Bugün dünya gündemini belirleyen bir devlet birkaç yüzyıl sonra tarih kitabında yer alabilir.
Bu, siyasetin önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Tam tersine iktidar sahiplerinin daha dikkatli olması gerektiğini gösterir.
Geçici gücün hesabı kalıcı olabilir.
Yönetici bir gün makamını bırakır.
Ama verdiği kararların insanların hayatında bıraktığı etkiler devam edebilir.
Bu nedenle güç kibir değil sorumluluk doğurmalıdır.
On dördüncü büyük mesaj, zenginliğin şehirleri ahlaki olarak dokunulmaz yapmadığını bilmektir.
Bir şehir çok zengin olabilir.
Ama zenginlik:
Adaleti garanti etmez.
Merhameti garanti etmez.
ahlakı garanti etmez.
Aynı şekilde yoksulluk da bir toplumun değersiz olduğu anlamına gelmez.
Allah katındaki değer ekonomik büyüklük tablolarıyla ölçülmez.
Ekonomik gelişme önemlidir.
Fakat insan onuruyla, adaletle ve sorumlulukla birleşmediğinde tek başına medeniyetin bütün değerini belirlemez.
On beşinci büyük mesaj, tarihten ders almaktır.
Eski şehirlerin kalıntılarına bakmak yalnız turistik bir deneyim değildir.
Bir zamanlar orada yaşayan insanlar da:
Evlerine dönüyordu.
Çocuklarını büyütüyordu.
alışveriş yapıyordu.
gelecek planları kuruyordu.
Onların dünyası da kendilerine kalıcı görünüyordu.
Bugün ise duvar kalıntılarına bakıyoruz.
Tarih, insan kibrine karşı sessiz bir vaazdır.
Bu düşünce insanı karamsarlığa değil, daha bilinçli yaşamaya yöneltmelidir.
On altıncı büyük mesaj, dünya yıkılırken ahiret perspektifini unutmamaktır.
Kur’an'ın şehirlerin faniliğini anlatmasının nihai zemini kıyamettir.
Yani dünya düzeni bütünüyle geçicidir.
Bir şehir bugün var.
Yarın yok olabilir.
Ama insanın Allah huzurundaki hesabı devam eder.
Bu nedenle:
Asıl kalıcılık beton yapılarda değil, insanın Allah'a götürdüğü amellerdedir.
İnsan bir bina bırakabilir.
Bir gün o da yıkılır.
Ama yaptığı iyiliğin karşılığı Allah'ın bilgisinde kaybolmaz.
On yedinci büyük mesaj, önceki ayetlerdeki tevhidin şehir ve medeniyet seviyesine kadar genişlediğini görmektir.
56. ayet yaratılmış güçleri.
57. ayet Allah'a yönelen kulları.
58. ayet şehirleri.
mutlaklaştırmamayı öğretmektedir.
Bu çok geniş bir tevhid anlayışıdır.
Allah'tan başka hiçbir varlık, hiçbir kişi, hiçbir yapı ve hiçbir medeniyet mutlak değildir.
Tevhid yalnız:
“Putlara tapma.”
demek değildir.
Kalbin dünyaya verdiği mutlaklıkları da düzeltir.
İnsan böylece yaratılmışı sever ve kullanır ama onu Rab seviyesine çıkarmaz.
On sekizinci büyük mesaj, fanilik bilgisi ile umut arasında denge kurmaktır.
Şehirler yok olacak.
İnsanlar ölecek.
Dünya sona erecek.
Bunlar ilk bakışta karamsar görünebilir.
Fakat Kur’an'ın bütünü içinde mesaj yalnız yıkım değildir.
Ahiret vardır.
Diriliş vardır.
Allah'ın rahmeti vardır.
Adalet vardır.
Bu nedenle fanilik:
“Her şey anlamsız.”
sonucuna değil,
“Geçici olanı ebedî amaç için güzel kullan.”
sonucuna götürmelidir.
İsrâ 58'in güçlü manevi dengesi budur.
İsrâ Suresi'nin 58. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur: Yaşadığım şehri ve medeniyeti ebedîymiş gibi mi görüyorum? Bir afet olduğunda mağdurları kolayca “Allah cezalandırdı” diye mi suçluyorum? Vahyin söylemediği şeyleri Allah adına söylüyor muyum? Kaderi insan ihmallerini örtmek için kullanıyor muyum? Şehir güvenliği ve insan hayatı konusunda üzerime düşen sorumlulukları ciddiye alıyor muyum? Güçlü devletlerin ve şehirlerin yenilmez olduğunu mu sanıyorum? Geçici makam ve servet uğruna kalıcı ahlaki değerlerden vazgeçiyor muyum? Tarihte çöken medeniyetlerden tevazu öğreniyor muyum? Dünyanın faniliği beni sorumsuzluğa mı, daha bilinçli yaşamaya mı götürüyor? Bir gün şehrim de ben de olmayacakken bugün geride nasıl bir iyilik bırakıyorum?
Bu sorular ayetin yalnız gelecekte şehirlerin yok oluşundan söz etmediğini; bugün de medeniyet, afet, kader, insan sorumluluğu, şehir güvenliği, sosyal adalet, tarih, fanilik ve ahiret bilinci konusunda son derece derin bir düşünce alanı açtığını göstermektedir.
Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:
Şehirleri ebedî sanma.
Medeniyetinle kibirlenme.
Teknolojiyi mutlak güç hâline getirme.
Her afeti ilahî ceza diye damgalama.
Acı yaşayan insanı suçlamak yerine yardım et.
Kaderi ihmalin bahanesi yapma.
Tedbir al, sağlam inşa et ve insan hayatını koru.
Güçlü şehirlerin de güçlü devletlerin de fani olduğunu bil.
Allah'ın ilminden hiçbir toplumun ve hiçbir olayın çıkmadığını unutma.
Ve dünya üzerindeki bütün şehirlerin bir gün sona ereceğini bilerek, sana verilen şehirde adaletli ve faydalı bir insan olmaya çalış.
Çünkü Kur’an'ın fanilik mesajı insanı:
“Nasıl olsa yıkılacak.”
diye eli kolu bağlı bırakmak için değil,
“Bir gün bitecek; o hâlde bitmeden önce burada ne kadar hayır yapabilirim?”
diye düşündürmek içindir.
⠀
Son Söz
“Bir gün bugün ışıkları yanan şehirlerin bazıları sessizleşecek, bugün kalabalık olan sokaklardan başka nesiller geçecek ve dünyanın en güçlü yapıları bile zamanın karşısında değişecektir. Fakat bu gerçek bizi şehirlerimizi ihmal etmeye değil, daha sağlam, daha adil ve daha merhametli kurmaya çağırmalıdır. Her felaketi Allah adına cezaya çevirmek yerine acı çekene el uzatalım; kaderi ihmalimizin arkasına saklamayalım. Çünkü fanilik bize ‘Hiçbir şey yapma’ demez; ‘Sana emanet edilen zamanı ve yeri güzel kullan’ der.”
Ersan Karavelioğlu