📖 İsrâ Suresi 44. Ayette “Yedi Gök, Yer ve Bunlarda Bulunanlar Allah’ı Tesbih Eder; O’nu Hamd ile Tesbih Etmeyen Hiçbir Şey Yoktur, Fakat Siz Onların Tesbihini Anlayamazsınız” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,766
2,736,293
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İsrâ Suresi 44. Ayette “Yedi Gök, Yer ve Bunlarda Bulunanlar Allah’ı Tesbih Eder; O’nu Hamd ile Tesbih Etmeyen Hiçbir Şey Yoktur, Fakat Siz Onların Tesbihini Anlayamazsınız” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan çoğu zaman yalnız kendi dilini duyduğu için varlığın geri kalanını sessiz sanır. Oysa Kur’an bize göğün, yerin ve bütün yaratılmışların Allah’ın kudretine işaret eden büyük bir tesbihin içinde bulunduğunu hatırlatır. Biz o tesbihin nasıl gerçekleştiğini bütünüyle anlayamayabiliriz; fakat anlamadığımız şeyin yok olduğunu sanmak, insan bilgisini hakikatin sınırı hâline getirmektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İsrâ Suresi 44. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 44. ayeti, bütün yaratılışın Allah'ın yüceliğine işaret ettiğini ve göklerin, yerin ve bunlarda bulunan her şeyin Allah'ı hamd ile tesbih ettiğini bildiren son derece derin bir ayettir.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız. Şüphesiz O, halîmdir, çok bağışlayandır.”
İsrâ Suresi, 17:44
Bu ayet insanın varlığa bakışını değiştirir.

Biz dünyayı çoğu zaman:

Canlı.

Cansız.

Konuşan.

Sessiz.

diye ayırırız.

Kur’an ise görünüşte sessiz olan varlıkların bile Allah ile ilişkisini tamamen kopuk görmememizi ister.

Varlık bütünüyle Allah'ın yaratması altında ve O'nun kudretine işaret eden bir düzen içerisindedir.

2️⃣ “Yedi Gök” Ne Anlama Gelir ❓​

Kur’an'ın farklı ayetlerinde “yedi gök” ifadesi geçmektedir.

Bu ifade yaratılmış göklerin çok katmanlı ve düzenli yapısını anlatan Kur’ani bir kavramdır.

Ancak bunu zorla:

Atmosferin belirli yedi tabakası.

Belirli yedi gezegen sistemi.

veya bugünkü bilimin kullandığı herhangi bir sınıflandırmayla birebir eşleştirmek için elimizde kesin bir dayanak yoktur.

Bu nedenle:

“Kur’an'daki yedi gök kesin olarak şunlardır.”

şeklinde bilimsel kesinlik iddiasında bulunmak doğru olmaz.

Ayetin temel mesajı astronomik sınıflandırma yapmak değil, bütün göklerin Allah'ın yaratması ve hükümranlığı altında olduğunu bildirmektir.

3️⃣ “Yer ve Bunlarda Bulunanlar Allah’ı Tesbih Eder” Ne Demektir ❓​

Bu ifade tesbihin yalnız insanlara veya meleklere ait olmadığını göstermektedir.

Yeryüzündeki:

İnsanlar.

Hayvanlar.

Bitkiler.

Dağlar.

Denizler.

ve bizim cansız diye nitelendirdiğimiz diğer varlıklar da ayetin kapsamına giren yaratılışın parçalarıdır.

Kur’an çok güçlü biçimde:

“O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur.”

buyurmaktadır.

Dolayısıyla insanın:

“Yalnız ben Allah'ı zikrediyorum.”

diye düşünmesi eksik bir bakıştır.

Kur’an'a göre insan, zaten büyük bir tesbih âleminin içerisinde yaşamaktadır.

İnsan tesbihe başladığında yaratılıştan kopuk yeni bir şey başlatmaz; yaratılışın büyük kulluk düzenine bilinçli olarak katılır.

4️⃣ Tesbih Ne Demektir ❓​

Tesbih, Allah'ı eksikliklerden, kusurlardan ve O'na yakışmayan bütün isnatlardan uzak bilmek anlamı taşır.

“Sübhânallah” dediğimizde özünde:

“Allah her türlü eksiklikten münezzehtir.”

demiş oluruz.

Bu nedenle 43. ayet ile 44. ayet arasında çok güçlü bir bağlantı vardır.

43. ayette:

Allah'ın insanların söyledikleri yanlış isnatlardan münezzeh olduğu belirtilmişti.

44. ayette ise sanki bütün yaratılış bu hakikate katılmaktadır:

Gökler tesbih ediyor.

Yer tesbih ediyor.

Yaratılmışların tamamı tesbih ediyor.


İnsana düşen de bu büyük hakikati bilinçle kabul etmektir.

5️⃣ “Hamd ile Tesbih” Ne Anlama Gelir ❓​

Tesbih Allah'ı eksikliklerden uzak bilmeyi, hamd ise O'nu övgüye ve şükre layık bilme anlamını taşır.

Ayet ikisini birlikte kullanmaktadır.

Bu çok anlamlıdır.

Allah yalnız:

Eksiklikten uzak değildir.

Aynı zamanda:

Kudreti.

Rahmeti.

Hikmeti.

Yaratması.

nimetleri.

nedeniyle hamde layıktır.

Bu nedenle:

“Sübhânallah.”

ile

“Elhamdülillah.”

ifadeleri İslam'ın manevi dilinde çok derin iki temel zikirdir.

Biri Allah'ı eksiklikten tenzih eder.

Diğeri Allah'ı nimet ve kemal sahibi olarak över.

Hamd ile tesbih birleştiğinde insanın Allah tasavvuru hem tenzih hem şükür üzerine kurulmuş olur.

6️⃣ Cansız Varlıklar Nasıl Tesbih Edebilir ❓​

Ayetin en dikkat çekici noktalarından biri budur.

İnsan doğal olarak:

“Taş nasıl tesbih eder?”

“Dağ nasıl tesbih eder?”

diye sorabilir.

Kur’an bunun nasıl gerçekleştiğine dair burada teknik bir açıklama vermiyor.

Tam tersine:

“Siz onların tesbihini anlayamazsınız.”

buyuruyor.

Bu nedenle en dengeli yaklaşım şudur:

Kur’an yaratılmışların gerçek bir tesbihinden söz etmektedir; fakat bu tesbihin mahiyetini bütünüyle bildiğimizi iddia edemeyiz.

Bazı yorumlarda varlıkların yaratılış düzeniyle Allah'ın kudretini göstermeleri öne çıkarılmıştır.

Bazı yorumlarda ise bizim idrak edemediğimiz gerçek bir tesbihin bulunduğu vurgulanmıştır.

Ayetin açık hükmü tesbihin varlığıdır; nasıl gerçekleştiği konusunda insan bilgisi sınırlıdır.

7️⃣ Varlıkların Tesbihini Sadece “Doğa Kanunları” Diye Açıklamak Yeterli midir ❓​

Bunu tek ve kesin açıklama hâline getirmek doğru olmaz.

Varlığın düzenli biçimde işlemesi elbette Allah'ın kudretine işaret eder.

Bir ağacın büyümesi.

Gezegenlerin hareketi.

Canlıların yaratılışı.

suyun hayat için önemi.

insanı düşündürebilir.

Fakat ayetin:

“Siz onların tesbihini anlayamazsınız.”

ifadesi, bizim açıklamamızın konuyu tamamen tüketmediğini gösterir.

Dolayısıyla:

“Tesbih yalnız fizik yasalarına uymaktır, başka hiçbir anlamı yoktur.”

demek de gereksiz bir kesinlik olur.

Kur’an bize bilgimizin sınırını hatırlatmaktadır.

Varlığın Allah'a nasıl yöneldiğinin tamamını insanın mevcut kavramlarıyla açıklayamayabiliriz.

8️⃣ Atomların Titreşmesi veya Belirli Frekanslar Varlıkların Tesbihi Olarak Bilimsel Şekilde Kanıtlanmış mıdır ❓​

Böyle bir iddiayı kesin bilimsel gerçek gibi sunmak doğru değildir.

Bazen:

“Atomlar titreşiyor, işte Kur’an'ın söylediği tesbih budur.”

veya:

“Bitkiler belirli ses frekanslarında Allah'ı zikrediyor.”

gibi ifadelerle karşılaşılabilir.

Fakat bilimsel bir fiziksel hareketi doğrudan:

“Ayetin kastettiği tesbih kesin olarak budur.”

şeklinde yorumlamak sağlam bir yöntem değildir.

Atomların ve moleküllerin fiziksel davranışları bilimsel olarak incelenebilir.

Fakat bunların ayetteki tesbihin tam karşılığı olduğunu bilim ispatlamış değildir.

Kur’an'ın büyüklüğünü kanıtlamak için doğrulanmamış bilimsel mucize iddialarına ihtiyacımız yoktur.

Ayet zaten çok daha derin bir hakikat ortaya koymaktadır:

Bütün varlık Allah'ın yaratması altında ve O'na yönelen bir düzen içerisindedir.

9️⃣ “Siz Onların Tesbihini Anlayamazsınız” İfadesi Ne Öğretir ❓​

Bu cümle insan bilgisinin sınırını son derece güçlü biçimde hatırlatmaktadır.

İnsan çok şey bilir.

Ama her şeyi bilmez.

Bilim ilerler.

Yeni şeyler keşfeder.

Daha önce bilinmeyen canlılar bulunur.

Evren hakkında yeni bilgiler elde edilir.

Fakat bütün bunlar insan bilgisinin sınırsız olduğu anlamına gelmez.

Ayet adeta şöyle der:

“Varlıkta sizin algılayamadığınız boyutlar da vardır.”

Bu düşünce insana bilim karşıtlığı değil, bilgi tevazusu kazandırmalıdır.

Araştır.

Öğren.

Keşfet.

Ama bilmediğin şeyi yok sayma.

Anlayamamak, var olmadığı anlamına gelmez.

🔟 Hayvanların Tesbihi Nasıl Düşünülebilir ❓​

Hayvanlar da Allah'ın yaratılmış kullarıdır.

Onların insanlardan farklı algı ve iletişim biçimleri vardır.

Bugün bilim bile birçok hayvan türünün:

Seslerle.

Kimyasal sinyallerle.

Beden hareketleriyle.

karmaşık biçimlerde iletişim kurduğunu göstermektedir.

Ama buradan:

“Şu hayvanın çıkardığı şu ses kesin olarak şu zikirdir.”

şeklinde ayrıntılı dini sonuç çıkaramayız.

Kur’an'ın bildirdiği kadarını söylemek daha güvenlidir:

Hayvanlar da yaratılışın tesbih eden bütünlüğünün içindedir.

Onların tesbihinin tam mahiyetini bilmememiz, ayetin beyanını geçersiz kılmaz.

Bu aynı zamanda insanın diğer canlılara karşı kibirli davranmaması için de düşündürücü bir mesajdır.

1️⃣1️⃣ Bitkiler de Allah’ı Tesbih Eder mi ❓​

Ayetin:

“O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur.”

ifadesi son derece kapsamlıdır.

Bu nedenle bitkileri de bu büyük yaratılış bütününün dışında düşünmek için bir neden yoktur.

Bir ağaca baktığımızda:

Kökünden su alır.

Işıktan yararlanır.

Büyür.

Meyve verir.

Mevsime göre değişir.

Bütün bunlar yaratılışın olağanüstü düzeninin parçalarıdır.

Ancak yine:

“Yaprak şu sesi çıkarıyor ve bu kesin tesbihtir.”

gibi kanıtsız ayrıntılar üretmemek gerekir.

Kur’an bize tesbihin varlığını bildirir.

Mahiyet konusunda ise tevazu öğretir.

Bazen iman, bilmediğimiz alanı hayal ürünü ayrıntılarla doldurmak değil, sınırını dürüstçe kabul etmektir.

1️⃣2️⃣ Dağlar, Denizler ve Yıldızların Tesbihi Ne Anlama Gelebilir ❓​

İnsan doğaya baktığında büyüklük hisseder.

Dağların ihtişamı.

Denizlerin derinliği.

Gökyüzünün genişliği.

Yıldızların uzaklığı.

insana kendi küçüklüğünü hatırlatabilir.

Kur’an'ın bakışı bunları yalnız güzel manzaralar olarak bırakmaz.

Bütün yaratılışı Allah'ın kudretine işaret eden bir âlem olarak görür.

Dağ:

Allah değildir.

Yıldız:

Allah değildir.

Deniz:

ilah değildir.

Ama hepsi Allah'ın yaratmasıdır.

Yaratılmışa bakarak Yaratan'ı düşünmek başka, yaratılmışın kendisini kutsallaştırmak başkadır.

Tevhid bu ayrımı korur.

1️⃣3️⃣ İnsanların Tesbihi Diğer Varlıkların Tesbihinden Neden Farklıdır ❓​

İnsanın önemli farklarından biri, bilinçli tercih ve ahlaki sorumluluk taşımasıdır.

İnsan:

Allah'ı zikredebilir.

Ya da unutabilir.

Şükredebilir.

Ya da nankörlük edebilir.

İtaat edebilir.

Ya da isyan edebilir.

Bu nedenle insanın tesbihi bilinçli bir kulluk boyutu taşır.

Bir dağın tesbihi ile insanın:

“Sübhânallah.”

deyip bunun anlamını bilerek Rabbine yönelmesi aynı şekilde açıklanmak zorunda değildir.

İnsan yaratılışın tesbihine iradesi ve bilinciyle katılabilecek bir varlıktır.

Bu, büyük bir şeref olduğu kadar büyük bir sorumluluktur.

1️⃣4️⃣ İnsan Allah’ı Tesbih Etmezse Ne Olur ❓​

İnsanın Allah'ı zikretmemesi Allah'ın büyüklüğünden hiçbir şey eksiltmez.

Göğün ve yerin tesbihi devam eder.

Allah'ın kudreti devam eder.

Allah'ın yüceliği devam eder.

İbadete ihtiyacı olan Allah değildir.

İbadete insanın ihtiyacı vardır.

Tesbih insana:

Kendi sınırını.

Allah'ın büyüklüğünü.

Nimetleri.

Şükrü.

hatırlatır.

İnsan Allah'ı unuttuğunda Allah küçülmez.

İnsan kendi manevi merkezini kaybedebilir.

Zikir Allah'ın değerini artırmaz; insanın hakikati hatırlamasını sağlar.

Bu ayrım ibadeti daha doğru anlamamıza yardımcı olur.

1️⃣5️⃣ Bu Ayet Doğaya Bakışımızı Nasıl Değiştirmelidir ❓​

Eğer bütün yaratılış Allah'ı tesbih ediyorsa doğaya yalnız tüketilecek malzeme olarak bakmak eksik olabilir.

Orman:

Sadece kereste değildir.

Deniz:

Sadece ekonomik kaynak değildir.

Hayvan:

Sadece insanın istediği gibi kullanacağı bir nesne değildir.

Elbette insan yeryüzünün nimetlerinden yararlanabilir.

Tarım yapabilir.

Hayvansal ürünlerden faydalanabilir.

Doğal kaynakları kullanabilir.

Fakat bunu ölçüsüz yıkıma dönüştürmemelidir.

Tesbih eden bir yaratılışın içerisinde yaşadığını bilen insan, çevresine daha fazla sorumluluk duygusuyla yaklaşabilir.

Bu ayet doğrudan ayrıntılı bir çevre hukuku vermese de güçlü bir manevi çevre bilinci oluşturabilir.

1️⃣6️⃣ “Şüphesiz O Halîmdir, Çok Bağışlayandır” İfadesi Neden Ayetin Sonundadır ❓​

Bu son derece anlamlıdır.

Bütün kâinat Allah'ı tesbih ederken insan bazen:

Allah'ı unutur.

Nankörlük eder.

Yanlış konuşur.

Şirk koşar.

Günah işler.

Buna rağmen Allah insanı her yanlışında anında cezalandırmaz.

Ayetteki Halîm ismi, Allah'ın kullarının taşkınlıklarına rağmen mühlet vermesi ve acele cezalandırmaması anlamını düşündürür.

Gafûr ise çok bağışlayan olduğunu bildirir.

Yani ayet yalnız kozmik bir tesbihle bitmiyor.

İnsana umut da veriyor:

Sen yaratılışın büyük tesbihini anlamakta ve ona uygun yaşamakta eksik kalabilirsin; fakat Allah sana dönüş imkânı tanır.

Bu, büyük bir rahmet mesajıdır.

1️⃣7️⃣ İsrâ Suresi 43 ve 44. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

43. ayette:

Allah'ın insanların yanlış isnatlarından münezzeh ve çok yüce olduğu ilan edilmişti.

44. ayette ise bu tesbih adeta bütün evrene yayılmaktadır:

Yedi gök tesbih eder.

Yer tesbih eder.

Bunlarda bulunanlar tesbih eder.

Her şey Allah'ı hamd ile tesbih eder.

Bu sıralama çok güçlüdür.

Önce insana:

“Allah'ı yanlış tasavvurlardan tenzih et.”

denir.

Ardından:

“Zaten bütün varlık O'nu tesbih ediyor.”

mesajı gelir.

İnsan böylece kendisini evrenin merkezinden çıkarıp yaratılışın büyük kulluk düzenindeki yerine koyar.

1️⃣8️⃣ İsrâ Suresi 44. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Sen Allah'ı zikretmeye başladığında sessiz bir evrende yalnız değilsin; zaten Rabbini tesbih eden büyük bir yaratılışın içerisindesin.

Sabah gökyüzüne baktığında.

Denizi gördüğünde.

Bir kuşun sesini duyduğunda.

Bir ağacın altında oturduğunda.

Dağları seyrettiğinde.

bunların her biri sana:

“Bu âlem sahipsiz değildir.”

diye düşündürebilir.

Biz onların tesbihini nasıl gerçekleştirdiğini bilemeyebiliriz.

Ama Kur’an onların Allah'tan kopuk olmadığını bildirir.

Bu düşünce insanın yalnızlığını da değiştirebilir.

Mümin, Allah'ı zikrederken bütün varlıkla birlikte Rabbine yöneldiğini hissedebilir.

1️⃣9️⃣ İsrâ Suresi 44. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 44. ayeti, yedi göğün, yerin ve bunların içerisinde bulunan bütün yaratılmışların Allah'ı hamd ile tesbih ettiğini; fakat insanın bu tesbihin mahiyetini bütünüyle anlayamadığını ve Allah'ın kullarına karşı halîm ve çok bağışlayıcı olduğunu öğretmektedir.

Bu ayetin ilk büyük mesajı, yaratılışın Allah'tan kopuk olmadığıdır.

Evren rastgele birbirinden bağımsız parçaların toplamı olarak görülmez.

Gök.

Yer.

Canlılar.

Cansız varlıklar.

hepsi Allah'ın yaratmasıdır.

Kur’an bu yaratılışın tamamını Allah'ı tesbih eden büyük bir bütünlük içerisinde tasvir eder.

İnsan evrenin efendisi değil, yaratılış ailesinin sorumluluk taşıyan bir üyesidir.

Bu bilinç insanın kibrini azaltabilir.

İkinci büyük mesaj, tesbihin yalnız insan diline indirgenmemesidir.

Biz tesbihi:

“Sübhânallah.”

demekle biliriz.

Fakat Allah'ın yarattığı her varlığın tesbihinin bizim dilimize benzemesi gerektiğini söyleyemeyiz.

Kur’an zaten:

“Siz onların tesbihini anlayamazsınız.”

diyerek sınır koymaktadır.

Bu nedenle varlıkların tesbihini yalnız insan sesine benzetmek gereksizdir.

Allah yaratılışın dilini bilir; insan her dili anlamak zorunda değildir.

Üçüncü büyük mesaj, insan bilgisinin sınırlı olmasıdır.

Modern insan çok büyük bilimsel başarılar elde etmiştir.

Atomun yapısı araştırılmıştır.

Uzak galaksiler gözlemlenmiştir.

Genetik bilgi incelenmektedir.

Bütün bunlar çok değerlidir.

Ama bilgi arttıkça bilinmeyenin büyüklüğü de görülebilir.

Bilimsel başarı, insanı her şeyin nihai açıklamasına sahip olduğu vehmine götürmemelidir.

Ayet bize bilgi karşısında tevazu öğretir.

Dördüncü büyük mesaj, anlamadığımızı inkâr etmemektir.

İnsan bazen:

“Ben bunun nasıl olduğunu anlamıyorum, öyleyse olamaz.”

diye düşünebilir.

Bu mantık problemli olabilir.

Tarihte insanlar bir dönem mikroorganizmaları bilmiyordu.

Radyo dalgalarını bilmiyordu.

Genetik mekanizmaları bilmiyordu.

Bilinmiyor olmaları yok oldukları anlamına gelmiyordu.

Elbette bu örnekler tesbihin bilimsel kanıtı değildir.

Ama bize şu epistemik dersi verir:

Bilmediğimiz şey ile olmayan şey aynı değildir.

Ayetin:

“Anlayamazsınız.”

ifadesi tam da bu tevazuyu öğretir.

Beşinci büyük mesaj, bilim ile dini gereksiz biçimde birbirine zorla yapıştırmamaktır.

Bir atom titreşiyor diye:

“İşte tesbih budur.”

demek zorunda değiliz.

Bir bitkinin elektriksel sinyalleri ölçüldü diye:

“Bilim Kur’an'daki zikri kanıtladı.”

demek zorunda değiliz.

Bilim kendi yöntemleriyle fiziksel süreçleri inceler.

Kur’an ise varlığın Allah ile ilişkisine dair manevi ve metafizik bir hakikat bildirir.

Kur’an'ın değerini sağlam olmayan bilimsel mucize iddialarına bağlamak yerine ayetin kendi mesajını anlamak daha sağlıklıdır.

Altıncı büyük mesaj, tabiatı ilahlaştırmamaktır.

Dağ çok büyüktür.

Ama Allah değildir.

Güneş hayat için son derece önemlidir.

Ama ilah değildir.

Deniz muhteşemdir.

Ama yaratıcı değildir.

Yıldızlar büyüleyicidir.

Ama hepsi yaratılmıştır.

Doğanın güzelliği doğaya tapmayı değil, Yaratan'ı düşünmeyi sağlayabilir.

Kur’an'ın tevhid anlayışı yaratılışı küçültmez.

Tam tersine onu anlamlı hâle getirir.

Yedinci büyük mesaj, doğaya karşı sorumluluk geliştirmektir.

Tesbih eden bir yaratılışın içinde yaşadığımızı düşünmek çevreye karşı davranışımızı etkileyebilir.

Bir ağacı gereksiz yere yok etmek.

Hayvana eziyet etmek.

Suyu ölçüsüz kirletmek.

Doğal kaynakları gelecek nesilleri düşünmeden tüketmek.

ahlaki açıdan sorgulanmalıdır.

Elbette insan tabiatı kullanabilir.

Ama:

Kullanmak ile talan etmek aynı şey değildir.

Yeryüzü insana sınırsız hoyratlık ruhsatı verilmiş bir alan değildir.

Sekizinci büyük mesaj, hayvanlara farklı gözle bakmaktır.

Hayvanlar yalnız ekonomik ürün değildir.

Onlar Allah'ın yarattığı canlılardır.

Acı hissederler.

Kendi yaşam düzenleri vardır.

Kur’an'ın bütün yaratılışı tesbih içerisinde tasvir etmesi, hayvanlara gereksiz eziyetten kaçınma konusunda da insanın vicdanını güçlendirebilir.

Bir canlıdan yararlanmak, ona işkence etme hakkı vermez.

Merhamet yalnız insan-insan ilişkisinde kalmamalıdır.

Dokuzuncu büyük mesaj, insanın kendisini evrenin mutlak merkezi sanmamasıdır.

İnsan son derece değerli ve sorumlu bir varlıktır.

Ama evrendeki tek anlamlı varlık değildir.

Gökyüzü insan doğmadan önce de vardı.

Dağlar insanın alkışına ihtiyaç duymadan duruyordu.

Yaratılışın değeri yalnız bize sağladığı faydayla ölçülmez.

Allah'ın yaratması olmak başlı başına bir anlam taşır.

Bu düşünce insanın insan-merkezli kibirden uzaklaşmasına yardımcı olabilir.

Onuncu büyük mesaj, tesbihin insan ruhuna düzen kazandırmasıdır.

İnsan gün boyunca:

Para.

İş.

Stres.

Haberler.

Problemler.

ile zihnini doldurabilir.

Tesbih bir an için bütün bunların üzerine çıkıp şu gerçeği hatırlatır:

“Benim hayatım yalnız günlük sorunlardan ibaret değil; bir Rabbim var.”

“Sübhânallah.”

demek bazen insanın bakışını yeniden merkezleyebilir.

Problem devam edebilir.

Ama problem artık hayatın tamamı gibi görünmez.

Zikir, insanın iç dünyasına ölçü kazandırabilir.

On birinci büyük mesaj, hamd ile tesbihi birlikte yaşamaktır.

Yalnız:

“Allah eksiklikten uzaktır.”

demek değil.

Aynı zamanda:

“Elhamdülillah.”

diyerek nimetleri fark etmek gerekir.

Nefes.

Sağlık.

Su.

Gıda.

Aile.

Dostluk.

gibi sıradan görünen nimetler fark edildiğinde hayatın algısı değişebilir.

Hamd, sahip olduğumuz şeyleri normal kabul etmekten çıkarıp nimet olarak görebilmektir.

Tesbih Allah'ı yüceltir.

Hamd nimeti fark ettirir.

İkisi birlikte insanın kulluğunu derinleştirir.

On ikinci büyük mesaj, Allah'ın bizim zikrimize muhtaç olmadığını bilmektir.

Bütün insanlar Allah'ı zikretse Allah'ın kudreti artmaz.

Hiç kimse zikretmese Allah'ın yüceliği azalmaz.

Bu nedenle ibadet Allah'ın ihtiyacını değil, insanın ihtiyacını gösterir.

İnsan unutkandır.

Dağılır.

Nefsine kapılır.

Tesbih ona merkezini hatırlatır.

Allah bizim zikrimize muhtaç değildir; biz Rabbimizi hatırlamaya muhtacız.

Bu fark ibadetin anlamını çok daha derinleştirir.

On üçüncü büyük mesaj, ses duymadığımız yerde yokluk hükmü vermemektir.

İnsan kendi duyularına çok güvenir.

Ama kulaklarımız belirli frekansların dışını duymaz.

Gözlerimiz elektromanyetik spektrumun yalnız küçük bir bölümünü algılar.

Bunlar bilimsel gerçeklerdir.

Fakat bunları:

“Demek tesbihin frekansı budur.”

diye kullanmamalıyız.

Asıl ders şudur:

İnsan algısının sınırı, varlığın sınırı değildir.

Bu düşünce ayetin:

“Onların tesbihini anlayamazsınız.”

ifadesini anlamamıza güzel bir tevazu zemini oluşturur.

On dördüncü büyük mesaj, insanın bilinçli tesbih ayrıcalığını değerlendirmesidir.

Dağ, ağaç ve diğer yaratılmışların tesbihini nasıl yaptığını bilmiyoruz.

Fakat insanın önünde özel bir imkân vardır:

Ne söylediğini bilerek:

“Sübhânallah.”

diyebilir.

Allah'ı tanımaya çalışabilir.

Şükredebilir.

Kendi isteğiyle ibadete yönelebilir.

Bilinçli kulluk insanın büyük nimetlerinden biridir.

Bu nimetin karşılığı da sorumluluktur.

İnsan iradesini hangi yönde kullandığını düşünmelidir.

On beşinci büyük mesaj, yalnızlık hissini farklı biçimde değerlendirebilmektir.

İnsan bazen:

“Ben tamamen yalnızım.”

hissedebilir.

Ayet ona büyük bir perspektif sunar.

Gökyüzü Allah'ın yaratmasıdır.

Toprak Allah'ın yaratmasıdır.

Çevrendeki canlılar Allah'ın yaratmasıdır.

Ve bütün yaratılış Allah'ın tesbihi içerisindedir.

Bu, sosyal yalnızlığın bütün acısını otomatik olarak çözmez.

Ama manevi olarak insana:

“Sahipsiz bir evrende değilsin.”

duygusu verebilir.

Müminin Rabbine yönelmesi bu nedenle büyük bir iç destek kaynağı olabilir.

On altıncı büyük mesaj, Allah'ın halîm oluşunu fark etmektir.

Düşünün:

Bütün yaratılış Allah'ı tesbih ederken insan O'nu inkâr edebilir.

Nankörlük edebilir.

Günah işleyebilir.

Buna rağmen hayatı hemen elinden alınmaz.

Nefes almaya devam eder.

Tövbe etme imkânı vardır.

Bu, Allah'ın Halîm isminin büyük bir tecellisini düşündürür.

Mühlet, onay anlamına gelmez.

Allah'ın bir insanı hemen cezalandırmaması yaptığı şeyin doğru olduğunu göstermez.

Bazen mühlet dönüş için fırsattır.

On yedinci büyük mesaj, Allah'ın bağışlayıcılığını unutmamaktır.

Ayet:

“Çok bağışlayandır.”

ifadesiyle biter.

İnsan:

Yıllarca gaflet içinde yaşamış olabilir.

Tesbihi unutmuş olabilir.

Günah işlemiş olabilir.

Ama samimi dönüş kapısı vardır.

Bu, insanı günahı küçümsemeye değil, ümitsizlikten kurtulmaya çağırır.

Şeytanın iki uçtan yanıltması düşünülebilir:

“Günah önemli değil.”

veya:

“Sen artık affedilemezsin.”

Kur’an'ın dengesi ise farklıdır:

Günahı ciddiye al, Allah'ın rahmetinden de ümidini kesme.

On sekizinci büyük mesaj, 43. ayetteki tenzihin bütün varlık tarafından sürdürülmesidir.

43. ayet:

“Allah onların söylediklerinden münezzehtir.”

demişti.

44. ayet ise:

“Her şey O'nu tesbih eder.”

diyor.

Bu olağanüstü bir geçiştir.

İnsan Allah hakkında yanlış şeyler söyleyebilir.

Ama yaratılışın kendisi Allah'ın yüceliğine işaret etmeye devam eder.

İnsan:

Allah'a ortak isnat eder.

Kâinat ise birliğini gösterir.

İnsan:

Allah'ı unutur.

Varlık tesbihini sürdürür.

Hakikat, insanın onu kabul edip etmemesine bağlı değildir.

İnsanın görevi zaten var olan hakikate uyanmaktır.

İsrâ Suresi'nin 44. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur:

“Sübhânallah” dediğimde anlamını gerçekten düşünüyor muyum?

Yaratılışa yalnız kullanılacak maddeler olarak mı bakıyorum?

Bilmediğim bir şeyi hemen yok mu sayıyorum?

Kur’an'daki tesbihi kanıtsız bilimsel iddialarla açıklamaya mı çalışıyorum?

Doğaya ve hayvanlara karşı davranışımda Allah'ın yaratmasına duyduğum saygı görülüyor mu?

Allah'ın benim ibadetime değil, benim Allah'ı hatırlamaya muhtaç olduğumu biliyor muyum?

Varlığın büyüklüğü karşısında kendi kibirimi sorguluyor muyum?

Allah'ın bana verdiği mühleti yanlışlarımın onaylandığı şeklinde mi yorumluyorum?

Günahlarım nedeniyle Allah'ın bağışlayıcılığından umudumu kesiyor muyum?

Göğe, yere, ağaca veya denize baktığımda bunları yalnız madde olarak mı görüyorum, yoksa Yaratan'ı düşünmeye vesile kılıyor muyum?


Bu sorular ayetin yalnız varlıkların gizemli tesbihinden söz etmediğini; Allah tasavvuru, insan bilgisinin sınırı, doğa, ibadet, tevazu, çevre ahlakı, şükür ve rahmet konusunda son derece kapsamlı bir dünya görüşü sunduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:

Göğün ve yerin sahipsiz olmadığını hatırla.

Bütün yaratılışın Allah'ın kudreti altında olduğunu bil.

Varlıkların tesbihini anlamıyorsan onu uydurma ayrıntılarla açıklamaya çalışma.

Anlamadığını inkâr da etme.

Bilimin keşiflerini Kur’an'a zorla yapıştırma.

Doğaya Allah'ın yaratması olduğu bilinciyle davran.

Hayvanlara gereksiz eziyetten kaçın.

“Sübhânallah” sözünün anlamını düşün.

Hamd etmeyi, yani nimetleri fark etmeyi öğren.

Allah'ın senin ibadetine muhtaç olmadığını; senin O'nu hatırlamaya muhtaç olduğunu unutma.

Allah'ın sana mühlet vermesini yanlışının doğru olduğuna delil sayma.

Ve ne kadar hata yapmış olursan ol samimi dönüş için O'nun bağışlayıcılığından ümidini kesme.


Çünkü insan bazen dünyayı sessiz sanır.

Oysa Kur’an'ın gösterdiği manzarada gökler, yer ve varlığın tamamı büyük bir tesbihin içindedir; sessiz kalan belki de yaratılış değil, onu duymayı henüz öğrenemeyen insan kalbidir.

⠀

🌿 Son Söz​

“Gökyüzüne baktığında yalnız boşluğu, ağaca baktığında yalnız odunu, denize baktığında yalnız suyu görme. Hepsi Allah’ın yaratmasıdır ve Kur’an bize bütün varlığın Rabbini hamd ile tesbih ettiğini bildirir. Biz onların dilini anlamıyor olabiliriz; fakat anlamadığımızı yok saymak yerine kendi sınırlılığımızı kabul edebiliriz. ‘Sübhânallah’ dediğimizde yaratılışın Rabbini tenzih eden büyük koroya bilinçle katıldığımızı hatırlayalım; çünkü insanın gerçek üstünlüğü varlığın üzerinde hüküm kurmasında değil, varlığın sahibini tanıyabilmesindedir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt