İsrâ Suresi 55. Ayette “Rabbin Göklerde ve Yerde Olanları En İyi Bilendir; Andolsun, Peygamberlerin Kimini Kiminden Üstün Kıldık ve Davud’a Zebur’u Verdik” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Allah’ın peygamberleri arasında farklı görevler, farklı imtihanlar ve farklı lütuflar bulunabilir; fakat bu farklılık insanlara peygamberleri küçümseme veya birbirine karşı yarıştırma hakkı vermez. Vahyin bize öğrettiği, her elçiye saygı göstermek ve Allah’ın kime hangi görevi verdiğini kendi ölçülerimizle değil, ilahî hikmetle değerlendirmektir.”
Ersan Karavelioğlu
İsrâ Suresi 55. Ayetin Anlamı Nedir
İsrâ Suresi'nin 55. ayeti, Allah'ın göklerde ve yerde bulunan bütün varlıkları eksiksiz biçimde bildiğini, peygamberler arasında ilahî hikmete dayalı farklı dereceler ve lütuflar bulunduğunu ve Hz. Davud'a Zebur'un verildiğini bildirmektedir.Ayetin anlamı şöyledir:
Bu ayet üç önemli hakikati bir araya getirir. Allah'ın mutlak bilgisi, peygamberlerin farklı görev ve dereceleri ve Hz. Davud'a verilen Zebur vahyi.“Rabbin göklerde ve yerde bulunanları en iyi bilendir. Andolsun, peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık ve Davud’a Zebur’u verdik.”
İsrâ Suresi, 17:55
Ayetin ilk cümlesi son derece önemlidir; çünkü peygamberler arasındaki farklılıkların insan tercihiyle değil, Allah'ın eksiksiz bilgisi ve hikmetiyle belirlendiğini hatırlatır.
“Rabbin Göklerde ve Yerde Olanları En İyi Bilendir” Ne Anlama Gelir
Allah yalnız insanların görünürde yaptıklarını değil, bütün yaratılmışların durumunu bilir.Göklerde olanları.
Yerde olanları.
Görüneni.
Gizliyi.
Geçmişi.
Şimdiyi.
Allah'ın ilmi kuşatır.
Bu ifade bir önceki ayetteki:
“Rabbiniz sizi en iyi bilendir.”
mesajını daha geniş bir çerçeveye taşımaktadır.
Önce insanın Allah tarafından bütünüyle bilindiği söylendi.
Şimdi ise göklerde ve yerde bulunan bütün varlıkların Allah'ın bilgisi altında olduğu bildiriliyor.
Bu nedenle Allah'ın peygamber seçmesi ve bazılarına farklı lütuflar vermesi de eksik bilgiye dayanan bir tercih değildir.
Allah’ın Bilgisi Peygamber Seçimiyle Nasıl İlişkilidir
İnsan bir kişiyi değerlendirirken hata yapabilir.Dış görünüşüne bakar.
Şöhretine bakar.
Makamına bakar.
Toplumdaki gücüne bakar.
Allah'ın peygamber seçimi ise böyle değildir.
Allah:
Kimin hangi göreve uygun olduğunu.
Hangi toplumda hangi elçinin görev yapacağını.
Hangi peygambere hangi vahyin verileceğini.
hangi imtihanların yaşanacağını.
bilir.
Bu yüzden peygamberlik insanların oyuyla, servetiyle veya soy üstünlüğü iddiasıyla kazanılan bir makam değildir.
Peygamberlik ilahî seçimdir.
Ayetin:
“Rabbin en iyi bilendir.”
ifadesi tam da bu ilahî bilginin altını çizer.
“Peygamberlerin Kimini Kiminden Üstün Kıldık” Ne Demektir
Kur’an, peygamberlerin Allah tarafından farklı dereceler ve özelliklerle lütuflandırıldığını bildirir.Bazılarına kitap verilmiştir.
Bazıları büyük toplumsal mücadeleler yaşamıştır.
Bazılarına farklı mucizeler verilmiştir.
Bazıları çok geniş topluluklara gönderilmiştir.
Bazılarının kıssaları Kur’an'da daha ayrıntılı anlatılmıştır.
Dolayısıyla bütün peygamberlerin görevleri ve kendilerine verilen ilahî lütuflar tamamen aynı değildir.
Farklılık, değersizlik anlamına gelmez.
Allah'ın bazı peygamberleri farklı özelliklerle üstün kılması, diğer peygamberlerin değersiz olduğu anlamına gelmez.
Hepsi Allah'ın seçilmiş elçileridir.
Peygamberler Arasında Üstünlük Varsa Neden Hepsine İnanıyoruz
Çünkü iki farklı konu vardır:Birincisi, Allah'ın bazı peygamberlere özel dereceler ve lütuflar vermesi.
İkincisi, müminin Allah'ın peygamberlerinden hiçbirini inkâr etmemesi.
İslam inancında:
Hz. Âdem.
Hz. Nuh.
Hz. İbrahim.
Hz. Musa.
Hz. Davud.
Hz. İsa.
Hz. Muhammed.
ve Allah'ın gönderdiği diğer peygamberlerin hepsi iman çerçevesinde kabul edilir.
Bir peygamberin diğerinden farklı bir dereceye sahip olması:
“O hâlde diğerine inanmaya gerek yok.”
anlamına gelmez.
Derece farklılığı ile iman zorunluluğu birbirine karıştırılmamalıdır.
Mümin peygamberlerin tamamına saygı gösterir.
Peygamberleri Birbirine Karşı Yarıştırmak Doğru mudur
Peygamberlerin Allah katındaki dereceleri konusunda vahyin bildirdiğini kabul ederiz.Fakat bunu insanlar arasında:
“Benim peygamberim seninkinden daha değerli.”
şeklinde kibirli ve aşağılayıcı bir yarışa çevirmek doğru değildir.
Peygamberlerin gönderildiği toplumlar farklıdır.
Görevleri farklıdır.
İmtihanları farklıdır.
Allah'ın onlara verdiği özellikler farklıdır.
Bu yüzden meseleyi taraftar kavgasına dönüştürmek yerine ilahî hikmete teslim olmak gerekir.
Bir peygambere saygı göstermek için başka bir peygambere küçümseyici yaklaşmaya ihtiyaç yoktur.
Peygamber sevgisi, peygamberler arasında düşmanlık üretmez.
Hz. Muhammed’in Konumu Bu Ayetle Nasıl Anlaşılmalıdır
İslam inancında Hz. Muhammed Allah'ın elçisi ve son peygamberidir.Kur’an ona indirilmiştir.
Onun risaleti insanlığa yönelik büyük bir vahiy sorumluluğu taşır.
Fakat Hz. Muhammed'e duyulan sevgi, diğer peygamberlerin küçümsenmesini gerektirmez.
Hz. Muhammed'in getirdiği vahyin kendisi bize:
Allah'ın bütün elçilerine iman etmeyi öğretir.
Bu nedenle gerçek Peygamber sevgisi:
Hz. Musa'yı küçümsemek.
Hz. İsa'yı değersiz görmek.
Hz. Davud'u önemsiz saymak.
şeklinde olmaz.
Hz. Muhammed'e iman etmek, diğer ilahî elçileri de Allah'ın peygamberleri olarak kabul etmeyi içerir.
Bu, İslam'ın peygamberlik anlayışındaki büyük bütünlüktür.
Hz. Davud Kimdir
Hz. Davud Kur’an'da adı geçen önemli peygamberlerden biridir.O yalnız vahiy alan bir peygamber değil, aynı zamanda kendisine hükümranlık ve hikmet verilen bir kul olarak anlatılır.
Hayatında:
İbadet.
Adalet.
Yönetim.
imtihan.
tövbe.
gibi birçok önemli tema bulunmaktadır.
Bu ayette ise özellikle bir özelliği vurgulanmaktadır:
Allah ona Zebur'u vermiştir.
Bu ifade Hz. Davud'un peygamberliğinin ve kendisine verilen özel vahyin açık göstergelerinden biridir.
Hz. Davud'un değeri yalnız siyasi gücüyle değil, Allah'ın elçisi ve vahiy muhatabı olmasıyla anlaşılmalıdır.
Zebur Nedir
Zebur, İslam inancında Allah tarafından Hz. Davud'a verilen vahiy kitabıdır.Kur’an açıkça:
“Davud'a Zebur'u verdik.”
buyurmaktadır.
Bu nedenle Müslüman açısından Zebur'un ilahî kökeni iman konusudur.
Ancak günümüzde mevcut olan çeşitli kutsal metinlerle tarih boyunca Hz. Davud'a verilen orijinal Zebur arasındaki metinsel ilişkinin bütün ayrıntılarını kesin biçimde bildiğimizi söylemek doğru olmaz.
Özellikle bugünkü Mezmurlar kitabıyla Zebur arasında tarihî ve dini ilişkiler kurulsa da:
“Bugünkü mevcut metnin tamamı, hiçbir değişiklik olmaksızın Hz. Davud'a verilen Zebur'un birebir aynısıdır.”
şeklinde Kur’an'ın söylemediği bir kesinliği ileri sürmemek gerekir.
Kur’an'ın kesin bildirdiği şudur:
Hz. Davud'a Allah tarafından Zebur verilmiştir.
Zebur’un Hz. Davud’a Verilmesi Neden Özellikle Belirtilmiştir
Ayet peygamberler arasındaki farklı ilahî lütuflardan söz ederken somut bir örnek vermektedir:Davud'a Zebur verildi.
Bu, peygamberlerin aynı görevin kopyaları olmadığını gösterir.
Allah bazılarına:
Kitap.
Hikmet.
Mucize.
Krallık.
özel görevler.
vermiştir.
Hz. Davud'un Zebur'la anılması da ona verilen özel lütuflardan biridir.
Buradaki temel mesaj:
“Allah elçilerini kendi hikmetine göre farklı şekillerde destekler.”
şeklinde anlaşılabilir.
Bu farklılık Allah'ın onları aynı ölçüde kullanmadığını değil, her birine kendi vazifesine uygun nimetler verdiğini gösterir.

Bütün Peygamberlerin Getirdiği Temel Mesaj Aynı mıdır
Peygamberlerin şeriatlarında ve toplumlarına yönelik ayrıntılı hükümlerde farklılıklar bulunmuş olabilir.Fakat temel tevhid mesajında büyük bir bütünlük vardır:
Allah'a kulluk edin.
O'na ortak koşmayın.
Adaletli olun.
Ahlaki sorumluluk taşıyın.
Ahireti ve hesabı unutmayın.
Bu nedenle peygamberlik tarihi birbirinden kopuk dinî projeler bütünü gibi görülmemelidir.
Kur’an'ın perspektifinde peygamberler, aynı ilahî hakikat zincirinin farklı dönemlerdeki elçileridir.
Bu zincirin merkezinde tevhid vardır.
Toplumlar değişebilir.
Diller değişebilir.
Dönemler değişebilir.
Ama kulluğun sahibi değişmez.

Peygamberlerin Farklı Derecelerde Olması İnsanlar Arasında Irksal veya Soysal Üstünlük Kurar mı
Hayır.Bir peygamberin belirli bir topluma veya soya mensup olması, o soyun bütün bireylerini otomatik olarak diğer insanlardan üstün hâle getirmez.
Peygamberlik bireysel ilahî seçimdir.
Bir insan:
“Ben şu peygamberin soyundanım, o hâlde Allah katında otomatik olarak üstünüm.”
diyemez.
Kur’an'ın ahlakında insanın değeri soy şovuyla değil, iman ve sorumlulukla ilişkilidir.
Peygamberlerin şerefini kendi toplumsal üstünlük iddiamıza dönüştürmek yanlış olur.
Peygamberin büyüklüğü, onun soyundan gelen herkesin ahlaki başarısının garantisi değildir.
Her insan kendi hesabını taşır.

Peygamberlere Saygı Gösterirken Onları İlahlaştırmamak Neden Önemlidir
Peygamberler Allah'ın seçilmiş kulları ve elçileridir.Onları küçümsemek yanlıştır.
Fakat peygamber sevgisinin başka bir aşırılığı da vardır:
Onları Allah'a ait özelliklerle düşünmek.
Kur’an'ın tevhid anlayışı bu noktada açıktır.
Peygamber:
Elçidir.
Kuludur.
Vahiy alır.
Ama ilah değildir.
Allah ile peygamber arasındaki fark korunmalıdır.
Peygambere en büyük saygılardan biri, onu Allah'ın kendisine verdiği gerçek makamda sevmektir.
Ne küçültmek.
Ne ilahlaştırmak.
İslam'ın dengesi budur.

Bir Peygambere Verilen Mucize Onu Allah’ın Gücüne Ortak Yapar mı
Hayır.Peygamberlerde görülen mucizeler Allah'ın izni ve kudretiyle gerçekleşir.
Bir peygambere olağanüstü bir işaret verilmesi:
O peygamberin bağımsız ilahî güç sahibi olduğu anlamına gelmez.
Bu ayrım son derece önemlidir.
Hz. Musa'ya verilen mucizeler.
Hz. İsa'nın mucizeleri.
Hz. Davud'a verilen özel nimetler.
Hz. Muhammed'e verilen Kur’an.
hepsi Allah'ın lütfudur.
Mucize peygamberin ilahlığını değil, Allah'ın kudretini ve peygamberin elçiliğini gösterir.
Bu nedenle peygamber sevgisi tevhid sınırları içinde yaşanmalıdır.

Ayet Bize Görev Farklılıkları Konusunda Nasıl Bir Hayat Dersi Verir
Peygamberlik ile sıradan insan hayatını aynı düzleme koyamayız.Fakat ayetteki farklı lütuflar bize genel bir hikmeti düşündürebilir:
Herkese aynı görev verilmez.
Bir insan öğretmendir.
Biri doktordur.
Biri anne veya babadır.
Biri yöneticidir.
Biri sanatçıdır.
Biri başka bir alanda hizmet eder.
İnsan sürekli:
“Neden onun imkânı bende yok?”
diye yaşarsa kendi sorumluluğunu kaçırabilir.
Allah'ın peygamberleri bile aynı görev ve nimetlerle gönderilmemiştir.
Bu bize kıskançlık yerine şu soruyu sordurabilir:
“Bana verilen imkânı en güzel nasıl kullanabilirim?”
Farklılık her zaman haksızlık değildir.
Bazen farklı görevlerin doğal sonucudur.

Birine Daha Fazla Nimet Verilmesi Onun Daha Az Hesap Vereceği Anlamına Gelir mi
Hayır.Nimet çoğu zaman sorumluluğu da büyütür.
Bir insanın:
Bilgisi daha fazlaysa.
Yetkisi daha genişse.
Serveti daha büyükse.
etkisi daha yüksekse.
bu imkânların nasıl kullanıldığı önem kazanır.
Peygamberlere verilen büyük lütuflar da çok büyük görevlerle birlikte gelmiştir.
Onların hayatlarında ağır imtihanlar vardır.
Dolayısıyla:
“Daha fazla nimet = daha kolay hayat.”
şeklinde bir denklem kurmak doğru değildir.
Bazen büyük nimet, büyük emanet demektir.
İnsan başkasının sahip olduğu şeye bakıp yalnız avantajını görmemelidir.
Her nimetin görünmeyen bir sorumluluk tarafı da olabilir.

İsrâ Suresi 54 ve 55. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
54. ayette:“Rabbiniz sizi en iyi bilendir.”
buyurulmuştu.
55. ayette ise bu ifade genişletilerek:
“Rabbin göklerde ve yerde olanları en iyi bilendir.”
denilmektedir.
Bu tekrar tesadüfi değildir.
54. ayette Allah'ın insanın iç dünyasını en iyi bildiği ve nihai hükmün O'na ait olduğu anlatıldı.
55. ayette ise Allah'ın bütün yaratılışı bildiği ve peygamberlere farklı dereceler verdiği bildiriliyor.
Ortak merkez şudur:
Allah bilir.
İnsan sınırlı bilgiyle hüküm verir.
Allah ise bütünü bilir.
Bu nedenle:
İnsanların hesapları.
Peygamberlerin görevleri.
kime hangi vahyin verileceği.
Allah'ın eksiksiz bilgisi ve hikmeti içindedir.

İsrâ Suresi 55. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Allah'ın verdiği farklılıkları kibir ve düşmanlık sebebi değil, hikmet ve sorumluluk açısından anlamaya çalış.
Peygamberlerin dereceleri bile Allah'ın takdiriyledir.
Hiçbiri kendi makamını kendisi üretmemiştir.
Hz. Davud'a Zebur verilmesi de onun kendi başarısıyla Allah'tan bağımsız olarak kazandığı bir şey değildir.
Bu Allah'ın lütfudur.
Aynı ilke bize kendi nimetlerimizi de düşündürebilir.
Zekân varsa:
Emanettir.
Servetin varsa:
Emanettir.
Gücün varsa:
Emanettir.
Bilgin varsa:
Emanettir.
Nimet, üstünlük taslama ruhsatından önce sorumluluk getirir.
İnsan sahip olduklarını kendisinin mutlak mülkü gibi değil, hesabını vereceği nimetler olarak görebilmelidir.

İsrâ Suresi 55. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
İsrâ Suresi'nin 55. ayeti, Allah'ın göklerde ve yerde bulunan bütün varlıkları eksiksiz biçimde bildiğini, peygamberler arasında kendi hikmetine göre farklı dereceler ve özel lütuflar bulunduğunu ve Hz. Davud'a Zebur'un verildiğini öğretmektedir.Bu ayetin ilk büyük mesajı, Allah'ın bilgisinin mutlaklığıdır.
İnsan gökyüzünü araştırabilir.
Dünyayı inceleyebilir.
Bilim geliştirebilir.
Yeni bilgiler keşfedebilir.
Bunların hepsi değerlidir.
Ama insan bilgisi sürekli öğrenerek büyür.
Allah'ın ilmi ise öğrenmeye muhtaç değildir.
Allah için bilinmeyen bir alan yoktur.
Bu nedenle ilahî seçim ve hükümlerin eksik bilgiye dayandığı düşünülemez.
İkinci büyük mesaj, Allah'ın insanı da peygamberleri de tam olarak bildiğidir.
Bir önceki ayette:
“Rabbiniz sizi en iyi bilendir.”
denilmişti.
Şimdi:
“Göklerde ve yerde olanları en iyi bilendir.”
deniliyor.
Bu insanın kendi konumunu doğru anlamasını sağlar.
Sen kendini bile her zaman tam çözemeyebilirsin.
Ama Allah seni bilir.
Bu hem teselli hem büyük sorumluluktur.
Kendini insanlara olduğundan farklı gösterebilirsin; Allah'a gösteremezsin.
Üçüncü büyük mesaj, peygamberlerin Allah tarafından seçildiğidir.
Peygamberlik seçimle kazanılan siyasi makam değildir.
Bir toplum:
“Biz bunu peygamber yaptık.”
demez.
Peygamberi Allah seçer.
Bu nedenle peygamberlik makamının kaynağı toplumsal popülerlik değil, ilahî görevlendirmedir.
Peygamberler mesajlarını insanların alkışına göre değiştirmezler.
Görevleri Allah'ın vahyini taşımaktır.
Dördüncü büyük mesaj, peygamberlerin aynı görevin birbirinin tıpatıp kopyası olmadığıdır.
Bazı peygamberlere kitap verilmiştir.
Bazılarına özel mucizeler verilmiştir.
Bazıları yönetim sorumluluğu taşımıştır.
Bazıları büyük zulüm dönemlerinde mücadele etmiştir.
Allah'ın:
“Kimini kiminden üstün kıldık.”
demesi bu farklılıkları kabul etmemizi sağlar.
Eşit saygı, tamamen aynı özelliklere sahip olduklarını iddia etmek değildir.
Farklılık vardır.
Ama hepsi Allah'ın elçileridir.
Beşinci büyük mesaj, derecelendirmeyi düşmanlık sebebine çevirmemektir.
İnsanların dini tartışmalarda:
“Bizim peygamberimiz.”
“sizin peygamberiniz.”
şeklinde bir rekabet üretmesi vahyin bütünlüğünü zedeleyebilir.
Hz. Musa da Allah'ın peygamberidir.
Hz. İsa da Allah'ın peygamberidir.
Hz. Davud da Allah'ın peygamberidir.
Hz. Muhammed de Allah'ın peygamberidir.
Müslüman için peygamberlik tarihi birbirine düşman kamplar değil, aynı Allah'ın vahiy zinciridir.
Bu bilinç dinler tarihi konusunda daha adil bir yaklaşım sağlayabilir.
Altıncı büyük mesaj, Hz. Davud'un gerçek makamını bilmektir.
Hz. Davud yalnız tarihî bir kral veya kahraman değildir.
Kur’an açısından Allah'ın peygamberidir.
Kendisine Zebur verilmiştir.
Dolayısıyla onu sadece siyasi başarı üzerinden okumak eksik olur.
Davud'un asıl şerefi Allah'ın kulu ve elçisi olmasıdır.
Bu ilke diğer peygamberlerde de geçerlidir.
Dünyevi güçleri olabilir.
Ama gerçek makamları vahiy ile ilişkileridir.
Yedinci büyük mesaj, Zebur'un Allah tarafından verilen vahiy oluşudur.
Müslüman:
Zebur'un ilahî kökenine inanır.
Bu, vahiy tarihinin yalnız Kur’an'la başlamadığını gösterir.
Allah insanlığa farklı dönemlerde peygamberler ve vahiyler göndermiştir.
Kur’an bu geçmiş vahiy geleneğini bütünüyle reddetmez.
Tam tersine ilahî kaynaklarını kabul eder.
Kur’an kendisini vahiy tarihinden kopuk değil, onun tamamlayıcı ve doğrulayıcı çizgisinde sunar.
Sekizinci büyük mesaj, bugünkü metinlerle orijinal vahiy arasındaki ilişki konusunda aşırı kesinlikten kaçınmaktır.
Hz. Davud'a Zebur verildiği kesindir.
Fakat tarih boyunca metinlerin nasıl aktarıldığı ayrı bir tarihî araştırma konusudur.
Bu nedenle:
“Bugünkü şu kitabın her kelimesi kesinlikle aynı Zebur'dur.”
veya
“Bugün elimizdeki bütün metinlerin hiçbir değeri yoktur.”
gibi iki uçtan da kaçınmak gerekir.
Vahyin aslına iman ile tarihî metin araştırması farklı meselelerdir.
Bu ayrım düşünsel dürüstlük sağlar.
Dokuzuncu büyük mesaj, peygamberleri ilahlaştırmadan sevmektir.
İnsan sevdiği kişiyi aşırı büyütmeye eğilimli olabilir.
Peygamber sevgisi çok değerlidir.
Ama tevhid sınırı korunmalıdır.
Peygamber:
Allah'ın kuludur.
Elçisidir.
Onur sahibidir.
Fakat Allah değildir.
Peygamberi ilahlaştırmak onu yüceltmek değil, gerçek makamını değiştirmektir.
Doğru sevgi, Allah'ın verdiği yeri korur.
Onuncu büyük mesaj, mucizelerin kaynağını doğru anlamaktır.
Bir peygamber olağanüstü bir mucize gösterdiğinde bu onun bağımsız ilahî güç sahibi olduğu anlamına gelmez.
Mucize:
Allah'ın izniyle verilen delildir.
Bu ayrım tevhidi korur.
Peygamberin büyüklüğü, Allah'tan bağımsız olması değildir.
Tam tersine Allah'a en güçlü kulluk örneklerinden biri olmasıdır.
Kulluğu küçüklük sanmak, peygamberlik makamını yanlış anlamaktır.
On birinci büyük mesaj, farklı nimetleri kıskançlık yerine sorumlulukla değerlendirmektir.
İnsan:
“Onun parası neden daha fazla?”
“Onun yeteneği neden daha yüksek?”
“Onun imkânı neden bende yok?”
diye sürekli başkasıyla kıyas yapabilir.
Fakat farklı nimetlerin farklı sorumlulukları olabilir.
Herkesin hayatı aynı değildir.
Adalet, herkese aynı şeyi vermek demek değildir; ilahî hikmet bizim basit eşitlik hesaplarımızdan daha geniştir.
Biz kendi payımıza düşen emaneti nasıl kullandığımıza bakmalıyız.
On ikinci büyük mesaj, nimetin hesabını hatırlamaktır.
Bilgi aldıysan:
Nasıl kullandın?
Para aldıysan:
Nereye harcadın?
Yetki aldıysan:
Adil davrandın mı?
Şöhret aldıysan:
İnsanlara ne taşıdın?
Peygamberlere verilen özel nimetler büyük görevler getirdiği gibi, insanların nimetleri de sorumluluk doğurur.
Her nimet aynı zamanda bir sorudur.
Bu yüzden insan yalnız:
“Bana ne verildi?”
diye değil,
“Verileni ne yaptım?”
diye düşünmelidir.
On üçüncü büyük mesaj, soyla övünmenin kurtuluş olmadığını bilmektir.
Bir peygamberin ailesine veya toplumuna mensup olmak, kişiye otomatik iman ve ahlak sağlamaz.
Her insan kendi tercihlerinden sorumludur.
Büyük bir ailenin çocuğu olup kötü yaşayabilir.
Sıradan bir aileden gelip çok güzel bir ahlak gösterebilir.
Allah katındaki değer, yalnız soy sicili değildir.
Bu düşünce insanları ırk, aile ve köken kibirlerinden koruyabilir.
On dördüncü büyük mesaj, dinler arası konuşmalarda peygamberlere saygılı olmaktır.
Bir Müslüman kendi inancını savunurken başka peygamberlere hakaret edemez.
Çünkü onlar da Allah'ın elçileridir.
Hz. Musa'yı küçümseyen bir dil İslam'ın peygamber inancıyla bağdaşmaz.
Hz. İsa'yı aşağılayan bir dil de öyledir.
İnanç farklılıklarını konuşmak başka, Allah'ın peygamberlerine saygısızlık etmek başkadır.
Teolojik farklılıklar açıkça konuşulabilir.
Ama konuşma adalet ve saygı sınırlarında kalmalıdır.
On beşinci büyük mesaj, Allah'ın seçimini insanın kıskançlığıyla sorgulamamaktır.
İnsan:
“Neden ona verildi?”
diye sorabilir.
Bu soru samimi anlam arayışı olarak sorulabilir.
Fakat kıskançlığa dönüşürse problem başlar.
Allah Hz. Davud'a Zebur vermiştir.
Başka peygamberlere başka lütuflar vermiştir.
Allah'ın nimeti üzerinde insanın mülkiyet hakkı yoktur.
Bize düşen, Allah'ın hikmetine güvenmek ve bize verilen sorumluluğu yerine getirmektir.
On altıncı büyük mesaj, büyüklüğü yalnız dünyevi başarıyla ölçmemektir.
Bugün insanlar:
Serveti.
takipçi sayısını.
şöhreti.
siyasi gücü.
başarı ölçüsü yapabilir.
Peygamberler ise bize başka bir büyüklük ölçüsü gösterir:
Allah'a kulluk ve verilen göreve sadakat.
Bir peygamber dünya ölçülerinde çok zengin olmayabilir.
Ama Allah katında yüksek bir makamı olabilir.
Bu, başarı kavramımızı sorgulatır.
İnsanın gerçek değeri yalnız dünyadaki görünürlüğü değildir.
On yedinci büyük mesaj, peygamberlik tarihinin tevhid çizgisini görmektir.
Hz. Davud tek başına bir ada değildir.
Öncesinde peygamberler vardır.
Sonrasında peygamberler vardır.
Hepsinin üzerinde aynı Rab vardır.
Bu tarih bize şunu gösterir:
İnsanlık değişse de Allah'ın kullarına gönderdiği temel çağrı değişmez: Rabbini tanı, O'na kulluk et ve adaletle yaşa.
Peygamberler farklı dönemlerin yol göstericileridir.
Bu nedenle onların kıssalarını yalnız tarih değil, bugüne yönelik ahlak dersi olarak da okumak gerekir.
On sekizinci büyük mesaj, Allah'ın bizi de en iyi bilen olduğunu unutmamaktır.
Ayet peygamberlerden söz ederken başlangıcı Allah'ın ilmiyle yapmaktadır.
Bu bize kendi hayatımızı da düşündürür.
İnsanlar seni yanlış anlayabilir.
Yeteneğini görmeyebilir.
Niyetini bilmeyebilir.
Başarılarını küçümseyebilir.
Ama Allah bilir.
Aynı şekilde insanlara iyi görünürken içimizde başka niyetler taşıyorsak Allah onu da bilir.
Allah'ın bilgisi hem teselli hem sorumluluktur.
İnsanların alkışından daha önemli olan, Allah'ın bildiği gerçek hâlimizdir.
İsrâ Suresi'nin 55. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur:
Allah'ın beni bütünüyle bildiğini gerçekten hatırlıyor muyum?
Peygamberlerin tamamına Allah'ın elçileri olarak saygı gösteriyor muyum?
Bir peygamberi yüceltmek adına diğerlerini küçümsemeye düşüyor muyum?
Hz. Davud'u yalnız tarihî bir hükümdar olarak mı, yoksa Allah'ın peygamberi olarak mı görüyorum?
Zebur'un ilahî vahiy olduğunu doğru biçimde anlıyor muyum?
Bugünkü tarihî metinlerle orijinal vahiy hakkında bilmediğim şeylerde gereksiz kesinlik iddiasında bulunuyor muyum?
Sahip olduğum nimetleri üstünlük aracı mı, emanet mi görüyorum?
Başkalarının imkânlarını kıskanırken onların sorumluluklarını da düşünüyor muyum?
Peygamber sevgimi tevhid sınırları içinde koruyor muyum?
Allah'ın bana verdiği görev ve nimetlerin hesabını vermeye hazır mıyım?
Bu sorular ayetin yalnız peygamberlerin derecelerinden veya Hz. Davud'a verilen Zebur'dan söz etmediğini; aynı zamanda Allah'ın ilmi, vahiy tarihi, peygamberlik, tevhid, nimet, sorumluluk, kıskançlık ve insanın gerçek değeri konusunda çok kapsamlı bir düşünce alanı açtığını göstermektedir.
Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:
Göklerde ve yerde hiçbir şey Allah'ın bilgisinin dışında değildir.
Peygamberlik Allah'ın seçimidir.
Peygamberlerin görev ve derecelerindeki farklılığı ilahî hikmetle kabul et.
Bir peygamberi severken diğerini küçümseme.
Hz. Davud'un Allah'ın peygamberi olduğunu ve kendisine Zebur verildiğini bil.
Vahyin aslını tarihî spekülasyonlarla karıştırma.
Peygamberleri sev ama ilahlaştırma.
Sahip olduğun nimetleri kibir değil emanet olarak gör.
Başkasına verilen lütfu kıskanmadan kendi sorumluluğuna bak.
Ve seni de bütün gerçekliğinle bilen Rabbinin huzurunda, sana verilenleri nasıl kullandığını düşün.
Çünkü insanın büyüklüğü her zaman ne kadar çok şeye sahip olduğunda değildir.
Asıl büyüklük, Allah'ın kendisine verdiği görevi ve nimeti ne kadar sadakat, şükür ve sorumlulukla taşıdığında ortaya çıkar.
⠀
Son Söz
⠀“Allah’ın peygamberleri aynı kaynaktan gelen hakikatin farklı zamanlardaki elçileridir; birini sevmek için diğerini küçültmeye ihtiyaç yoktur. Davud’a Zebur, başka peygamberlere başka lütuflar verilmiştir ve her nimet beraberinde bir görev taşımıştır. Biz de başkasına verilene bakıp kıskanmak yerine, kendi elimizdeki emanetin hakkını vermeye çalışalım. Çünkü sonunda Allah bize ‘Neden onun gibi değildin?’ diye değil, bize verdiği imkânlarla nasıl bir insan olduğumuz üzerinden hesap soracaktır.”
Ersan Karavelioğlu