İsrâ Suresi 30. Ayette “Şüphesiz Rabbin Dilediğine Rızkı Genişletir, Dilediğine Daraltır; Çünkü O, Kullarından Haberdardır ve Onları Görmektedir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Rızkın geniş olduğu günlerde insan kendisini her şeyin sahibi, daraldığı günlerde ise tamamen terk edilmiş sanabilir. Oysa bolluk da darlık da hayatın farklı imtihanlarıdır. İnsan çalışır, tedbir alır ve helal yolları arar; fakat bütün sonuçların yalnız kendi gücüne bağlı olmadığını bilmek kalbi kibirden de umutsuzluktan da korur.”
Ersan Karavelioğlu
İsrâ Suresi 30. Ayetin Anlamı Nedir
İsrâ Suresi'nin 30. ayeti, rızkın nihai sahibinin Allah olduğunu, insanların dünya hayatındaki maddi imkânlarının aynı olmadığını ve Allah'ın her kulunun durumunu eksiksiz biçimde bildiğini hatırlatmaktadır.Ayetin anlamı şöyledir:
Bu ayet, bir önceki ayetlerde anlatılan mali dengeyi tamamlamaktadır.“Şüphesiz Rabbin dilediğine rızkı genişletir, dilediğine daraltır. Çünkü O, kullarından haberdardır ve onları görmektedir.”
İsrâ Suresi, 17:30
İnsana:
Cimri olma.
Savurgan olma.
Akrabanın ve yoksulun hakkını gözet.
İmkânın yoksa güzel söz söyle.
denildikten sonra rızkın nihai kaynağı hatırlatılır.
İnsan rızık için çalışır; fakat rızkın mutlak sahibi değildir.
Rızık Ne Demektir
Rızık denildiğinde çoğu insanın aklına ilk olarak para gelir.Fakat kavram bundan daha geniştir.
Yiyecek.
İçecek.
Sağlık.
Barınma.
İş.
Bilgi.
Aile.
Fırsatlar.
İnsanın hayatını sürdürebilmesini sağlayan pek çok nimet rızık kapsamında düşünülebilir.
Bu nedenle bir insanın banka hesabı çok büyük olabilir fakat sağlığı ciddi biçimde bozulmuş olabilir.
Başka birinin serveti sınırlıdır ama huzurlu bir aile hayatına sahiptir.
Rızkı yalnız paraya indirgemek, Allah'ın insana verdiği birçok nimeti görmemeye neden olabilir.
“Rabbin Dilediğine Rızkı Genişletir” Ne Anlama Gelir
Allah bazı insanlara dünya hayatında geniş maddi imkânlar verebilir.İşleri büyüyebilir.
Gelirleri artabilir.
Büyük fırsatlarla karşılaşabilirler.
Fakat bu genişlik:
“Allah bu kişiyi kesin olarak herkesten daha çok seviyor.”
anlamına gelmez.
Rızık genişliği aynı zamanda bir sınavdır.
İnsan kendisine verilen imkânı:
Helal mi kazanacak?
Şükürle mi karşılayacak?
Paylaşacak mı?
Kibir için mi kullanacak?
İşte asıl değerlendirme burada başlar.
Çok verilmesi yalnız ayrıcalık değil, daha büyük bir sorumluluk da olabilir.
“Dilediğine Daraltır” Ne Anlama Gelir
Bazı insanların maddi hayatı daha sınırlı olabilir.Geliri az olabilir.
İşi bozulabilir.
Beklediği kazancı elde edemeyebilir.
Bu durum tek başına:
“Allah bu kişiyi sevmiyor.”
anlamına gelmez.
Kur’an'ın genel mesajında dünya hayatındaki maddi genişlik veya darlık, Allah katındaki nihai değerin basit ölçüsü değildir.
İnsan darlık içerisinde de çok değerli bir kul olabilir.
Bolluk içerisinde de büyük yanlışlara düşebilir.
Maddi durum, manevi değerin doğrudan cetveli değildir.
Rızkın Allah’tan Olması Çalışmamıza Gerek Olmadığı Anlamına Gelir Mi
Hayır.Bu ayetin en yanlış anlaşılabilecek noktalarından biri budur.
İnsan:
“Rızkımı Allah verecek.”
deyip hiçbir şey yapmadan oturmamalıdır.
Allah dünya hayatında sebepler yaratmıştır.
İnsan:
Çalışır.
Meslek öğrenir.
Ticaret yapar.
Tarım yapar.
Plan yapar.
Fırsat arar.
Rızkı Allah'tan bilmek, rızık için çalışmayı bırakmak değil; çalışırken sonucu ilahlaştırmamaktır.
Tevekkül tembellik değildir.
Tevekkül, sebeplere sarıldıktan sonra kalbin Allah'a dayanmasıdır.
Çok Çalışan Herkes Neden Aynı Miktarda Kazanmıyor
Çünkü ekonomik sonuçlar yalnız çalışma miktarına bağlı değildir.İnsanlar farklı şartlarda dünyaya gelir.
Eğitim imkanları farklıdır.
Sermayeleri farklıdır.
Sağlıkları farklıdır.
Yaşadıkları ülkeler ve ekonomik ortamlar farklıdır.
Karşılaştıkları fırsatlar farklıdır.
Bu nedenle:
“Zengin olan kesin çok çalışmıştır, yoksul olan kesin tembeldir.”
şeklindeki düşünce doğru değildir.
Elbette çalışmak önemlidir.
Ama hayat bundan daha karmaşıktır.
Emek çok değerlidir; fakat sonucu belirleyen tek unsur değildir.
Rızık Daraldığında İnsan Ne Yapmalıdır
Öncelikle umutsuzluğa kapılmamalıdır.Durumunu değerlendirmelidir.
Giderlerini gözden geçirebilir.
Yeni iş imkânları arayabilir.
Becerilerini geliştirebilir.
Gereksiz harcamaları azaltabilir.
Borçlarını planlayabilir.
Gerekirse yardım isteyebilir.
Ve Allah'a dua edebilir.
Burada hem maddi hem manevi çaba birlikte olmalıdır.
Darlıkta dua etmek güzel, fakat dua ederken çözüm için hareket etmek de gerekir.
İnsan Allah'tan kapının açılmasını isterken kapıyı çalmaya devam eder.
Rızık Genişlediğinde İnsan Ne Yapmalıdır
Rızık genişlediğinde şükür önemlidir.İnsan:
“Ben çok zekiyim, bütün bunları yalnız kendim yaptım.”
diye düşünmeye başlayabilir.
Elbette emeğinin payı vardır.
Ama çalışma imkânını.
Sağlığı.
Zamanı.
Karşılaştığı fırsatları.
kendisi yaratmamıştır.
Bu nedenle başarı insanı kibir yerine şükre götürmelidir.
Aynı zamanda geniş rızıkta paylaşma sorumluluğu da artabilir.
Nimetin en güzel şükrü, onu doğru yerde kullanmaktır.
Zenginlik Allah’ın Ödülü, Yoksulluk Cezası mıdır
Böyle genel bir kural yoktur.Zenginlik bazen büyük bir nimet, bazen büyük bir imtihan olabilir.
Yoksulluk da zor bir imtihan olabilir.
Bir insanın ekonomik durumundan hareketle:
“Allah bundan razı.”
veya:
“Allah bunu cezalandırıyor.”
şeklinde kesin hüküm vermek doğru değildir.
Peygamberlerin ve salih insanların hayatlarında da ciddi zorluklar görülmüştür.
Aynı şekilde dünyada büyük servet sahibi olup Allah'ın yolundan uzak yaşayan insanlar da olabilir.
Dünya serveti, ahiretteki durumun kesin göstergesi değildir.
Rızık Konusunda Başkalarını Kıskanmak Neden Tehlikelidir
İnsan sürekli başkasının hayatına baktığında kendi nimetlerini görmeyebilir.Falancanın evi daha büyük.
Arabası daha pahalı.
Geliri daha yüksek.
Bu karşılaştırma bitmez.
Çünkü her zaman bizden daha fazlasına sahip biri bulunabilir.
Ayet insanı rızkın Allah'ın takdirinde olduğunu düşünmeye çağırır.
Bu, çalışmayı bırakmak anlamına gelmez.
Daha iyi bir hayat için gayret edebilirsin.
Ama başkasının nimetine düşmanlık etmek yerine kendi imkânını değerlendirmelisin.
Başkasına verilen nimet, senden çalınmış bir nimet değildir.
Kıskançlık yerine gayret ve şükür daha sağlıklı bir yoldur.

Rızık Endişesi Yaşamak İmansızlık mıdır
Hayır.İnsan gelecek konusunda kaygı yaşayabilir.
İşini kaybetmekten korkabilir.
Çocuklarının geleceğini düşünebilir.
Borçları nedeniyle endişelenebilir.
Bunlar insanî duygulardır.
Tevekkül:
“Hiç kaygı duymayacağım.”
demek değildir.
Asıl mesele kaygının insanı tamamen felç etmemesidir.
İnsan tedbir alır.
Bütçe yapar.
Çalışır.
Ama geleceğin tamamını kontrol edemeyeceğini de kabul eder.
Tevekkül, belirsizliği inkâr etmek değil; belirsizlik içinde Allah'a güvenerek görevini yapabilmektir.

Gelecek İçin Para Biriktirmek Rızka Güvensizlik midir
Hayır.Tasarruf etmek ve geleceği planlamak rızka güvensizlik değildir.
İnsan:
Acil durumlar.
Sağlık.
Eğitim.
Emeklilik.
Ev.
gibi ihtiyaçlar için birikim yapabilir.
Bu, sebeplere sarılmanın bir parçasıdır.
Ancak insan bütün güvenliğini sadece birikimine bağlamamalıdır.
Çünkü beklenmeyen olaylar olabilir.
Tasarruf tedbirdir; mutlak güven kaynağı değildir.
Mümin hem plan yapar hem Allah'a güvenir.
Bu ikisi birbirine zıt değildir.

Haram Kazanç da “Rızık” Sayılır Diye Meşrulaştırılabilir Mi
Hayır.“Allah rızkımı böyle verdi.”
diyerek haram kazanç meşrulaştırılamaz.
İnsan rızkını helal yoldan aramakla sorumludur.
Hırsızlık.
Dolandırıcılık.
Rüşvet.
Kul hakkı.
Haram ticaret.
gibi yollar:
“Allah nasip etti.”
denilerek savunulamaz.
İnsanın iradesi ve sorumluluğu vardır.
Allah'ın rızık veren olması, insanın rızık ararken helal-haram sınırından kurtulması anlamına gelmez.
Mümin yalnız ne kadar kazandığını değil, nasıl kazandığını da önemser.

Rızkın Daralması Her Zaman Kötü Bir Şey midir
Darlık elbette insan için zor olabilir.Yoksulluk romantikleştirilmemelidir.
İnsanların temel ihtiyaçlara erişememesi ciddi bir problemdir.
Fakat manevi açıdan her darlığın mutlaka sadece kötülük olduğu da söylenemez.
Bazen insan darlık döneminde:
Harcamalarını sorgular.
Hayatındaki öncelikleri görür.
Şükrü öğrenir.
Kendisini yeniden düzenler.
Fakat bunlar:
“Yoksulluk iyidir, çözmeye gerek yok.”
anlamına gelmez.
Darlıktan ders çıkarılabilir; fakat insanların yoksulluğunu görmezden gelmek meşru değildir.
Toplumsal adalet ve yardımlaşma yine önemlidir.

Rızık Farklılıklarını Bahane Edip Sosyal Adaletsizliği Normalleştirmek Doğru mudur
Hayır.Bu ayet:
“Zengin zengin, yoksul yoksul kalsın; hiçbir şey yapmayın.”
dememektedir.
Tam tersine önceki ayetlerde:
Akrabanın hakkını ver.
Yoksulu gözet.
Yolda kalmışa yardım et.
buyurulmuştu.
Dolayısıyla rızkın Allah'ın takdirinde olduğunu kabul etmek ile insanların oluşturduğu adaletsizliklere karşı çıkmak birbirine zıt değildir.
Sömürü.
Haksız ücret.
Yolsuzluk.
İnsan hakkının yenmesi.
“Allah böyle takdir etmiş.”
denilerek meşrulaştırılamaz.
İlahi takdir, insan zulmüne mazeret değildir.

“Allah Kullarından Haberdardır ve Onları Görmektedir” Ne Anlama Gelir
Ayetin son kısmı çok güçlü bir güven taşır.Allah her kulun durumunu bilir.
Kimin ne kadar imkânı olduğunu bilir.
Kimin ne kadar zorlandığını bilir.
Kimin gerçekten çalıştığını bilir.
Kimin haksızlığa uğradığını bilir.
Kimin nimetini nasıl kullandığını bilir.
Bu nedenle insanın hesabı kaba ve yüzeysel bir ölçüyle yapılmayacaktır.
Allah yalnız sonuçları değil, şartları da bilir.
Bu, özellikle zor durumda olan insan için büyük bir tesellidir.
İnsanların görmediği mücadeleyi Allah görür.

İsrâ Suresi 26–30. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
Bu ayetler birlikte çok güçlü bir ekonomik ve ahlaki bütünlük oluşturur.26. ayette:
Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkının verilmesi ve savurganlıktan kaçınılması emredildi.
27. ayette:
Savurganlığın nankörlükle bağlantısı anlatıldı.
28. ayette:
Yardım edemiyorsan bile güzel söz söyle.
buyuruldu.
29. ayette:
Cimrilik ile savurganlık arasında denge öğretildi.
30. ayette ise bütün bu sistemin üzerinde şu gerçek hatırlatıldı:
Rızkın nihai sahibi Allah'tır.
Böylece ekonomik ahlak yalnız bütçe yönetimi olmaktan çıkar ve imanla birleşir.
Çalış, paylaş, ölçülü ol ve rızkın kaynağını unutma.

İsrâ Suresi 30. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Bollukta kibirlenme, darlıkta umutsuzluğa düşme.
Bugün işlerin çok iyi gidiyor olabilir.
Yarın değişebilir.
Bugün ekonomik sıkıntı yaşayabilirsin.
Yarın kapılar açılabilir.
Hayat sürekli aynı çizgide ilerlemez.
Bu yüzden insan maddi durumunu kimliğinin tamamı yapmamalıdır.
Zenginleştiğinde:
“Ben herkesten üstünüm.”
deme.
Zorlandığında:
“Ben değersizim.”
deme.
Her iki durumda da Allah'ın kulusun.
Rızkın miktarı değişebilir; insanın Allah karşısındaki kulluğu değişmemelidir.

İsrâ Suresi 30. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
İsrâ Suresi'nin 30. ayeti, rızkın nihai olarak Allah'ın takdirinde bulunduğunu, bazı kulların dünya hayatında daha geniş, bazılarının daha sınırlı imkânlara sahip olabileceğini ve Allah'ın herkesin şartını, ihtiyacını ve davranışını eksiksiz biçimde bildiğini öğretmektedir.Bu ayetin ilk büyük mesajı, rızkın Allah'tan olduğunu bilmektir.
İnsan çalışır.
Ama çalışabileceği bedeni kendisi yaratmamıştır.
Zekâsını kendisi üretmemiştir.
Doğduğu zamanı seçmemiştir.
Karşısına çıkan her fırsatı kendisi oluşturmaz.
Bu yüzden başarıda insanın emeğini kabul ederken Allah'ın lütfunu da unutmamak gerekir.
Emek vardır; fakat emek de Allah'ın verdiği imkânların içerisinde gerçekleşir.
İkinci büyük mesaj, çalışmayı terk etmemektir.
Allah rızık verendir diye insan evinde oturup:
“Nasibim gelirse gelir.”
dememelidir.
Kur’an'ın genel hayat anlayışı gayreti destekler.
İnsan helal kazancın peşinden gider.
Meslek edinir.
Üretir.
Ticaret yapar.
Yeni yollar arar.
Rızka iman, çalışmanın yerine geçmez; çalışmanın kalbine tevekkül yerleştirir.
Üçüncü büyük mesaj, zenginlikle Allah'ın sevgisini özdeşleştirmemektir.
Bir insanın çok malı varsa bu onun kesin olarak Allah'ın sevgili kulu olduğunun kanıtı değildir.
Mal aynı zamanda imtihan olabilir.
İnsan o malı nasıl kazandı?
Nasıl kullandı?
Hakkını verdi mi?
Bunlar önemlidir.
Servet sınavın sonucu değil, bazen sınavın kendisidir.
Dördüncü büyük mesaj, yoksulluğu ilahi değersizlik olarak görmemektir.
Bir insan zor ekonomik şartlarda olabilir.
Bu onun kötü insan olduğunu göstermez.
Başarısız olduğunu da her zaman göstermez.
Şartları ağır olabilir.
Hastalık yaşamış olabilir.
Ekonomik krizden etkilenmiş olabilir.
Bu nedenle yoksul insanı:
“Çalışsaydı böyle olmazdı.”
diye küçümsemek haksızlık olabilir.
Yoksulluk insanlık değerini azaltmaz.
Beşinci büyük mesaj, çalışma ile sonuç arasındaki farktır.
İnsan görevini yapar.
Ama sonuç her zaman istediği gibi çıkmayabilir.
Bu durum hayatın önemli gerçeklerinden biridir.
Bazen çok çalışırsın ve istediğini elde edemezsin.
Bazen beklemediğin bir kapı açılır.
Bu, insanı pasifleştirmemelidir.
Ama sonucu tamamen kendi kontrolünde sanma yanılgısından korumalıdır.
İnsan sebepleri yönetir; bütün sonuçları değil.
Altıncı büyük mesaj, rızık kaygısını yönetmektir.
Geleceği düşünmek normaldir.
İnsan ailesini korumak ister.
Borçlarını ödemek ister.
İşini kaybetmekten korkabilir.
Ancak rızık korkusu insanı harama sürüklememelidir.
“Çocuğumun geleceği için.”
diyerek rüşvet alınamaz.
“Geçinmek zorundayım.”
diyerek başkasının hakkı yenemez.
Rızık endişesi helal-haram sınırını ortadan kaldırmaz.
Yedinci büyük mesaj, helal kazancın önemidir.
Mümin yalnız:
“Ne kadar kazandım?”
diye düşünmez.
“Nasıl kazandım?”
sorusunu da sorar.
Çok para kazanmak güzel olabilir.
Ama para haksızlıkla kazanılmışsa ciddi sorun vardır.
Az ama helal kazanç, çok fakat hak yenmiş kazançtan daha huzurlu olabilir.
Rızkın bereketi yalnız miktarında değil, temizliğinde de aranmalıdır.
Sekizinci büyük mesaj, tasarruf ve tevekkülün birlikte mümkün olmasıdır.
İnsan birikim yapabilir.
Sigorta yaptırabilir.
Geleceğini planlayabilir.
Acil durum bütçesi oluşturabilir.
Bütün bunlar Allah'a güvensizlik değildir.
Çünkü tedbir de insanın sorumluluğudur.
Ancak tedbir insanın yeni ilahı hâline gelmemelidir.
Plan yap, fakat planının her şeyi kontrol edebileceğini sanma.
Bu, çok değerli bir denge sağlar.
Dokuzuncu büyük mesaj, başkasının rızkını kıskanmamaktır.
İnsan sürekli:
“Niye onda var?”
diye düşünürse kendi hayatını tüketebilir.
Daha sağlıklı soru şudur:
“Allah bana verdiği imkânlarla ne yapmamı istiyor?”
Bu soru insanı kıskançlıktan sorumluluğa taşır.
Başkasının serveti onun imtihanıdır.
Senin elindekiler de senin imtihanındır.
Herkes başkasının hesabından önce kendi emanetinden sorumludur.
Onuncu büyük mesaj, toplumdaki adaletsizliğe sessiz kalmamaktır.
Rızık Allah'tandır demek:
Haksız ücretleri kabul etmek.
Sömürüyü normal görmek.
Yolsuzluğu kader saymak.
anlamına gelmez.
İnsanların birbirine yaptığı zulüm yine insanın sorumluluğudur.
Adalet için çalışmak gerekir.
Kadere iman, haksızlığa teslimiyet değildir.
Bu ayrım özellikle ekonomik meselelerde son derece önemlidir.
On birinci büyük mesaj, bollukta paylaşmaktır.
İnsan rızkı genişlediğinde yalnız yaşam standardını yükseltmeyi düşünmemelidir.
Ailesini gözetebilir.
Akrabasına yardım edebilir.
Yoksulu destekleyebilir.
Hayır yapabilir.
Bir öğrencinin eğitimine katkıda bulunabilir.
Rızkın genişlemesi, iyilik kapasitesinin de genişlemesi için fırsat olabilir.
Nimet arttıkça şükrün davranışa dönüşmesi güzeldir.
On ikinci büyük mesaj, darlıkta insan onurunu korumaktır.
Ekonomik sıkıntı yaşayan insan kendisini değersiz hissetmemelidir.
Geliri düşmüş olabilir.
İşi kapanmış olabilir.
Ama insanlık değeri banka bakiyesiyle ölçülmez.
Bu dönemde yardım istemek gerekiyorsa bundan utanmak zorunda değildir.
Hayat değişkendir.
Bugün yardım isteyen yarın yardım eden olabilir.
Maddi darlık, kişisel değersizlik değildir.
On üçüncü büyük mesaj, Allah'ın herkesin gerçek durumunu bilmesidir.
İnsanlar dışarıdan bakıp:
“Bunun parası var.”
diyebilir.
Ama kişinin borçlarını bilmezler.
Başkasına:
“Çalışmıyor.”
diyebilirler.
Ama sağlık durumunu bilmiyor olabilirler.
Allah bütün ayrıntıyı bilir.
Bu yüzden nihai adalet insanın yüzeysel gözlemine göre değil, Allah'ın eksiksiz bilgisine göre olacaktır.
Allah yalnız görünen rakamı değil, görünmeyen şartları da bilir.
On dördüncü büyük mesaj, nimetin miktarından çok kullanımına bakmaktır.
Birinin çok geliri vardır.
Birinin az.
Ancak az geliri olan insan daha şükredici ve paylaşımcı olabilir.
Çok geliri olan ise son derece cimri olabilir.
Tersi de mümkündür.
Bu nedenle:
“Ne kadarın var?”
sorusu kadar:
“Elindekini nasıl kullanıyorsun?”
sorusu önemlidir.
İnsanın ahlakı çoğu zaman bu ikinci soruda ortaya çıkar.
On beşinci büyük mesaj, maddi şartların sürekli değişebileceğini bilmektir.
Hayat aynı kalmaz.
Şirket kapanabilir.
Yeni iş kurulabilir.
Miras gelebilir.
Beklenmedik masraf çıkabilir.
Bu yüzden insan hem bollukta hem darlıkta ölçülü olmalıdır.
Bollukta geleceği unutma.
Darlıkta geleceğin değişebileceğini unutma.
Mali hayatın değişkenliği insana hem tedbir hem tevazu öğretir.
On altıncı büyük mesaj, rızık korkusunun insanın karakterini bozmamasıdır.
Para kaybetme korkusu insanı cimrileştirebilir.
Kazanç arzusu harama sürükleyebilir.
Gelecek korkusu insanı sürekli huzursuz edebilir.
Ayet kalbe Allah'ın rızık veren olduğunu hatırlatarak bu korkuya bir sınır çizer.
Tedbir al ama korkuyu Rabbin yapma.
İnsanın bütün hayatı yalnız para kaygısına dönüşmemelidir.
On yedinci büyük mesaj, şükür ile kanaatin önemidir.
Kanaat:
“Çalışmayacağım.”
demek değildir.
İnsan daha iyi bir hayat isteyebilir.
Ama elindekini tamamen değersiz görmemelidir.
Her yeni hedefe ulaşınca başka bir hedef ortaya çıkıyorsa insan hiçbir zaman yeterlilik hissine ulaşamayabilir.
Kanaat gelişmenin düşmanı değil, doyumsuzluğun sınırıdır.
İnsan çalışırken şükredebilir.
On sekizinci büyük mesaj, rızık konusunda kalbin Allah'a bağlanmasıdır.
İnsan maaşına güvenir.
İşine güvenir.
Birikimine güvenir.
Bunların hepsi normaldir.
Ama hiçbirinin sonsuz garanti olmadığını bilir.
İş değişebilir.
Piyasa değişebilir.
Sağlık değişebilir.
Allah ise bütün bu değişimin üzerinde Rabbidir.
Tevekkül, dünyadaki dayanakları kullanırken nihai dayanağın Allah olduğunu unutmamaktır.
İsrâ Suresi'nin 30. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur:
Rızkımı yalnız kendi gücümün sonucu mu görüyorum?
Ekonomik darlık yaşadığımda Allah'ın beni terk ettiğini mi düşünüyorum?
Zengin birini Allah katında otomatik olarak üstün mü sayıyorum?
Yoksul insanları tembellikle suçlamadan önce şartlarını anlamaya çalışıyor muyum?
Rızık kaygısı beni harama yaklaştırıyor mu?
Geleceğim için tedbir alırken Allah'a güvenmeyi unutuyor muyum?
Rızkım genişlediğinde paylaşma isteğim de artıyor mu?
Başkasının sahip olduklarına bakarken kendi nimetlerimi unutuyor muyum?
“Kader” diyerek insanların yaptığı ekonomik haksızlıkları meşrulaştırıyor muyum?
Bu sorular ayetin yalnız para miktarının neden farklı olduğunu açıklamadığını gösterir.
İsrâ Suresi'nin 30. ayeti rızık, çalışma, tevekkül, helal kazanç, şükür, kanaat, ekonomik adalet ve Allah'ın bilgisi arasında çok güçlü bir denge kurmaktadır.
Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:
Rızık için çalış.
Helal yolları ara.
Geleceğin için tedbir al.
Bollukta kibirlenme.
Darlıkta umutsuzluğa düşme.
Zengini otomatik olarak üstün görme.
Yoksulu değersizleştirme.
Rızık korkusuyla harama yönelme.
İnsan zulmünü kader diye savunma.
Elindekine şükret ve imkânın genişlediğinde paylaşmayı unutma.
Ve şu gerçeği kalbinde tut:
Rabbin senin ne kadar kazandığını bildiği gibi, hangi şartlarda mücadele ettiğini de bilir.
Çünkü Allah yalnız rızkın miktarını değil, o rızkı ararken gösterdiğimiz emeği, sabrı, dürüstlüğü ve kalbimizin hangi yöne döndüğünü de görmektedir.
⠀
Son Söz
“Rızık genişlediğinde kendini dünyanın sahibi sanma, daraldığında da Rabbinden uzak kaldığını düşünme. Çalış, öğren, plan yap, biriktir ve helal kapıları sonuna kadar ara; fakat bütün güvenini yalnız rakamlara bağlama. Bugün çok olan yarın azalabilir, bugün dar olan yarın genişleyebilir. Asıl mesele her iki durumda da dürüstlüğünü, şükrünü ve Allah’a güvenini koruyabilmektir. Çünkü rızkın miktarı hayat boyunca değişebilir; insanın gerçek zenginliği ise bollukta kibirlenmeyen, darlıkta umudunu kaybetmeyen bir kalpte ortaya çıkar.”
Ersan Karavelioğlu