İsrâ Suresi 35. Ayette “Ölçtüğünüz Zaman Ölçüyü Tam Yapın ve Doğru Teraziyle Tartın; Bu Daha Hayırlı ve Sonuç Bakımından Daha Güzeldir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Dürüstlük, büyük sözlerden önce küçük hesaplarda ortaya çıkar. Bir gram eksik vermemek, kusuru saklamamak, müşterinin bilmediği noktadan kazanç üretmemek ve karşımızdaki görmese bile hakkını tam teslim etmek gerçek ticaret ahlakıdır. Çünkü helal kazanç yalnız ne sattığımızla değil, satarken ne kadar adil olduğumuzla da ilgilidir.”
Ersan Karavelioğlu
İsrâ Suresi 35. Ayetin Anlamı Nedir
İsrâ Suresi'nin 35. ayeti, alışveriş ve ticarette ölçünün tam yapılmasını, tartının doğru tutulmasını ve insanların hakkının eksiksiz verilmesini emreden son derece önemli bir adalet ilkesidir.Ayetin anlamı şöyledir:
Ayet doğrudan ölçü ve tartıdan söz etmektedir.“Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam yapın ve doğru teraziyle tartın. Bu daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.”
İsrâ Suresi, 17:35
Fakat verdiği temel ahlak ilkesi çok daha geniştir:
Bir başkasının hakkını gizlice eksiltme.
İnsan alışveriş yaparken karşı tarafın bilgisizliğinden, dikkatsizliğinden veya kendisine duyduğu güvenden yararlanmamalıdır.
Çünkü ticaret yalnız mal değişimi değildir.
Aynı zamanda güven alışverişidir.
“Ölçtüğünüz Zaman Ölçüyü Tam Yapın” Ne Anlama Gelir
Geçmiş toplumlarda birçok ürün ölçeklerle satılıyordu.Tahıl.
Yağ.
Sıvılar.
Hububat.
çeşitli ölçü kaplarıyla belirleniyordu.
Satıcı ölçüyü biraz eksik doldurduğunda müşteri bunu her zaman fark edemeyebilirdi.
Ayet bu görünmeyen hileyi yasaklamaktadır.
Bir kilogram diye satılan şey gerçekten bir kilogram olmalıdır.
Bir litre diye verilen ürün gerçekten belirtilen miktarda olmalıdır.
Müşterinin fark edip etmemesi, hakkının miktarını değiştirmez.
Dürüst insan denetlenmediği anda da ölçüyü tam tutar.
“Doğru Teraziyle Tartın” Ne Anlama Gelir
Terazi ticari adaletin en eski sembollerinden biridir.Doğru terazi:
Eksik göstermeyen.
Hile yapılmamış.
Satıcının lehine değiştirilmemiş.
adil ölçüm sağlayan terazidir.
Bu emir bize çok temel bir ilke öğretir:
Kazanç, karşıdakinin hakkından gizlice kesilerek artırılmamalıdır.
Satıcı birkaç gramdan kazandığını düşünebilir.
Ama aslında güvenini ve kazancının ahlaki temizliğini kaybedebilir.
Kur’an ekonomik başarıyı yalnız:
“Ne kadar kazandın?”
sorusuyla değerlendirmez.
“Nasıl kazandın?”
sorusunu da sordurur.
Birkaç Gram Eksik Vermek Gerçekten Bu Kadar Önemli midir
İnsan küçük miktarları önemsiz görebilir.“Bir iki gramdan ne olacak?”
diyebilir.
Fakat mesele yalnız birkaç gram değildir.
Mesele başkasının hakkına bilinçli biçimde dokunmaktır.
Bir işletme bunu binlerce müşteriye yaptığında küçük miktarlar büyük haksızlığa dönüşebilir.
Örneğin her müşteriden çok küçük bir miktar eksiltilse, yıl sonunda önemli bir kazanç ortaya çıkabilir.
Fakat bu kazanç gerçek ticari başarı değildir.
Küçük haksızlık çok kez tekrar edildiğinde büyük bir haksızlığa dönüşür.
Ayet insanı tam da böyle görünmez kazançlardan korumaktadır.
Tartıyla Satılmayan Ürünlerde Bu Ayetin İlkesi Nasıl Uygulanır
Bugün birçok ürün klasik teraziyle satılmamaktadır.Ama aynı adalet ilkesi devam eder.
Bir ürün:
10 metre diye satılıyorsa 10 metre olmalıdır.
500 mililitre yazıyorsa belirtilen miktarla uyumlu olmalıdır.
100 adet olduğu belirtiliyorsa adet sayısı doğru olmalıdır.
Bir hizmet:
“Bir saat.”
diye satılıyorsa süre konusunda dürüst davranılmalıdır.
Ölçünün biçimi değişebilir; hakkın tam verilmesi ilkesi değişmez.
Bu nedenle ayetin ahlakı modern ticarette de son derece günceldir.
Ürünün Kusurunu Gizlemek de Bu Ayetin Ahlakıyla İlişkili midir
Doğrudan ayetin lafzı ölçü ve tartıyla ilgilidir.Ancak aynı ticari dürüstlük ilkesi açısından ürünün ciddi bir kusurunu bilerek gizlemek de ahlaki olarak problemli olabilir.
Örneğin ikinci el bir araç satılıyor.
Satıcı önemli bir arızayı biliyor.
Ama müşterinin fark etmeyeceğini düşünerek:
“Hiçbir sorunu yok.”
diyor.
Burada tartı eksik değildir ama bilgi eksik verilmiştir.
Ticarette adalet yalnız miktarda değil, malın gerçek niteliğini dürüstçe göstermekte de ortaya çıkar.
Müşterinin bilgisizliğini fırsata çevirmek kazanç değil, güven ihlalidir.
Kalitesiz Ürünü Kaliteli Diye Satmak Nasıl Değerlendirilebilir
Bir ürünün kalitesi hakkında bilerek yanlış bilgi vermek de ticari dürüstlüğe aykırıdır.Sahte ürünü orijinal diye satmak.
Kullanılmış ürünü sıfır diye göstermek.
Düşük kalite malzemeyi yüksek kalite olarak tanıtmak.
Bir ürünün menşeini yanlış söylemek.
bunlar tüketicinin kararını yanlış bilgi üzerine kurmasına neden olabilir.
İnsan ürünü satın alırken verdiği paranın karşılığında ne aldığını bilmelidir.
Adil ticaret, yalnız miktarın değil bilginin de doğru olmasını gerektirir.
Satıcı müşterinin karar verme hakkını manipüle etmemelidir.
İnternet Ticaretinde Bu Ayet Nasıl Uygulanabilir
Bugün alışverişin büyük bölümü internet üzerinden yapılmaktadır.Müşteri ürünü fiziksel olarak görmeden satın alabilir.
Bu nedenle satıcının dürüstlüğü daha da önemli hâle gelir.
Fotoğrafta başka ürün gösterip farklı ürün göndermek.
Boyutları olduğundan büyük göstermek.
Kullanılmış ürünü yeni diye satmak.
Stokta olmayan ürünü varmış gibi göstermek.
Ürün özelliklerini kasıtlı olarak yanlış yazmak.
ticari güveni bozar.
Ekranın arkasında yapılan hile de hiledir.
İnternet ticaretinde müşteriyle yüz yüze gelmemek, sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Gizli Ücretler ve Sonradan Eklenen Masraflar Bu İlkeyle Nasıl İlişkilidir
Bir ürün çok düşük fiyatla tanıtılıp ödeme aşamasında zorunlu masraflar gizlice ekleniyorsa müşterinin karar süreci manipüle edilmiş olabilir.Elbette gerçek ve açık biçimde belirtilen:
Vergi.
Kargo.
Hizmet bedeli.
gibi ücretler olabilir.
Sorun ücretin varlığı değil, önceden bilerek gizlenmesidir.
Müşteri satın alma kararını mümkün olduğunca gerçek toplam maliyeti bilerek vermelidir.
Fiyatın dürüstlüğü de ölçünün dürüstlüğünün modern biçimlerinden biri olarak düşünülebilir.
Bir rakamla müşteri çekip başka rakamla karşılaştırmak güveni zedeler.
Hizmet Sektöründe “Eksik Ölçü” Nasıl Olabilir
Hizmet satan kişi fiziksel ürün vermeyebilir.Ama yine de karşılığını tam vermekle sorumludur.
Örneğin:
Bir saatlik hizmet satıp sürekli yarım saat çalışmak.
Yapılmayan işi yapılmış gibi faturalandırmak.
Kullanılmamış malzemeyi kullanılmış gibi göstermek.
Verilmeyen hizmet için ücret almak.
bu ahlaki ilke açısından sorgulanabilir.
İnsan yalnız malın gramından değil, sattığı emeğin karşılığından da sorumludur.
Bir hizmetin bedeli alınıyorsa vaat edilen hizmet mümkün olduğunca yerine getirilmelidir.

Çalışanın İşverenine Karşı da Ölçü Sorumluluğu Var mıdır
Adalet yalnız satıcının müşteriye karşı sorumluluğu değildir.Çalışan da aldığı ücret karşılığında yerine getirmeyi kabul ettiği işi dürüstçe yapmalıdır.
İş saatinin tamamını kasıtlı biçimde çalışmadan geçirip çalışmış gibi göstermek.
Yapılmayan görevleri yapılmış göstermek.
şirket kaynaklarını kişisel amaçlarla kötüye kullanmak.
gibi davranışlar da emek ahlakı açısından sorgulanabilir.
Fakat bunun tersi de geçerlidir.
İşveren de çalışanın emeğini eksik tartmamalıdır.
Çalışanın hakkını vermek, ücretini haksız yere kesmemek ve emeğini sömürmemek aynı adalet ilkesinin diğer tarafıdır.

İşveren Çalışanın Emeğini Eksik Tartabilir Mi
Evet, tartı yalnız fiziksel terazi üzerinden düşünülmemelidir.Bir çalışan gerçekten yaptığı işin karşılığını hak etmişse hakkının haksız biçimde kesilmesi de ekonomik adalet açısından ciddi bir sorundur.
İşveren:
İşçiyi çalıştırıp ücretini vermiyorsa.
Söz verdiği ödemeyi sebepsiz geciktiriyorsa.
Fazla çalışmasını sistematik biçimde yok sayıyorsa.
burada da bir hakkın eksiltilmesi söz konusudur.
Ayetin doğrudan konusu ticari ölçü ve tartıdır; ancak adalet ve hakkı tam verme ilkesi, emek ilişkilerini düşünürken de güçlü bir ölçü sunar.
Terazinin hangi tarafında olduğumuz değil, teraziyi doğru tutup tutmadığımız önemlidir.

Müşterinin de Satıcıya Karşı Sorumluluğu Var mıdır
Elbette.Ticari ahlak yalnız satıcıdan beklenmez.
Müşteri de dürüst olmalıdır.
Ürünü kullanıp:
“Hiç kullanmadım.”
diye iade etmek.
Kendisi zarar verdiği ürünü kusurlu gelmiş gibi göstermek.
Haksız para iadesi talep etmek.
Satıcıyı kandırmak.
bunlar da doğru değildir.
Adalet tek yönlü değildir.
Satıcı müşteriyi kandırmamalıdır.
Müşteri de satıcıyı kandırmamalıdır.
Kur’an'ın ahlakı insanı yalnız kendi hakkını istemeye değil, başkasının hakkını da korumaya çağırır.

Pazarlık Yapmak veya Kâr Etmek Bu Ayete Aykırı mıdır
Hayır.Ticarette kâr etmek meşrudur.
Pazarlık yapmak da birçok ticaret kültüründe normaldir.
Ayet:
“Kâr etmeyin.”
dememektedir.
Sorun kâr değil, hiledir.
İnsan bir ürünü belli fiyata alıp daha yüksek fiyata satabilir.
Karşı taraf şartları biliyor ve özgürce kabul ediyorsa ticaret gerçekleşebilir.
Ancak:
Ölçüyü eksiltmek.
Kusuru gizlemek.
Yalan söylemek.
yanlış bilgiyle müşteriyi yönlendirmek başka bir konudur.
Helal ticaret kârı yasaklamaz; haksız kazancı sınırlar.

“Bu Daha Hayırlıdır” İfadesi Ne Anlama Gelir
İnsan kısa vadede hileyle daha fazla para kazanabilir.Bir kilogram yerine 950 gram verir.
Aradaki fark cebinde kalır.
Bir kusuru gizler.
Daha yüksek fiyata satar.
İlk bakışta kazançlı görünür.
Ama Kur’an:
“Doğru ölçü daha hayırlıdır.”
der.
Çünkü dürüst ticaret:
Vicdanı korur.
Helal kazancı destekler.
Müşteri güveni oluşturur.
İtibarı güçlendirir.
Toplumsal huzuru artırır.
Kısa vadeli fazla kazanç, uzun vadeli gerçek hayır anlamına gelmeyebilir.
Bazen birkaç lira kaybetmemek için insan çok daha değerli olan güvenini kaybeder.

“Sonuç Bakımından Daha Güzeldir” Ne Anlama Gelir
Dürüstlüğün güzelliği her zaman aynı gün ortaya çıkmayabilir.Hile yapan kişi kısa vadede çok kazanabilir.
Dürüst kişi ise bazen daha az kâr etmiş gibi görünebilir.
Fakat uzun vadede güven son derece büyük bir sermayedir.
İnsanlar:
“Bu kişi beni kandırmaz.”
dedikleri satıcıya yeniden gidebilir.
İş ortağı güvenebilir.
Müşteri tavsiye edebilir.
Ahiret açısından ise insan kazancının hesabını Allah'a vereceğini bilir.
Bu nedenle ayetin:
“Sonuç bakımından daha güzel.”
ifadesi hem dünya hayatındaki güven ve huzuru hem de nihai sorumluluğu düşündüren çok güçlü bir mesajdır.

İsrâ Suresi 34 ve 35. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
34. ayette:Yetimin malını korumak ve verilen sözü yerine getirmek emredilmişti.
35. ayette ise:
Ölçüyü tam yapmak ve doğru teraziyle tartmak emredilmektedir.
İki ayetin ortak noktası çok açıktır:
Başkasının hakkını eksiltme.
Yetimin malında emanet vardır.
Verilen sözde güven vardır.
Ölçü ve tartıda ticari hak vardır.
Böylece Kur’an adaleti hayatın farklı alanlarına taşımaktadır.
İman yalnız ibadet anında değil, para sayarken, ürün tartarken ve sözleşme yaparken de görünmelidir.
Bu, İslam'ın ahlak ile ekonomi arasındaki güçlü bağlarından biridir.

İsrâ Suresi 35. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Karşındaki insan fark etmese bile hakkını tam ver.
Çünkü dürüstlüğün gerçek sınavı denetim olmadığı anda ortaya çıkar.
Teraziyi müşteri görmüyor olabilir.
Ürünün kusurunu yalnız sen biliyor olabilirsin.
Sistemde müşteriden fazladan para alma imkânın olabilir.
Ama:
“Kimse anlamaz.”
düşüncesi mümin için yeterli değildir.
Allah bilir.
Vicdan bilir.
Ve insan kendi karakterini bilir.
Gerçek dürüstlük, yakalanmaktan korktuğumuz için değil; haksızlığın kendisini yanlış bildiğimiz için doğru davranmaktır.

İsrâ Suresi 35. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
İsrâ Suresi'nin 35. ayeti, alışverişte ölçünün eksiksiz yapılmasını, tartının doğru tutulmasını ve ekonomik ilişkilerde insanların hakkının hileyle azaltılmamasını emretmektedir.Bu ayetin ilk büyük mesajı, ticarette dürüstlüktür.
İnsan mal satarken müşterinin fark edemeyeceği küçük hileler yapabilir.
Ama Kur’an ticaret ahlakını:
“Yakalanırsam yapmam.”
seviyesinde bırakmaz.
Daha yüksek bir ölçü getirir:
Hakkı tam ver.
Dürüstlük denetimin olmadığı yerde de devam etmelidir.
İkinci büyük mesaj, küçük haksızlıkları küçümsememektir.
Bir gram.
Bir lira.
Bir dakika.
tek başına küçük görünebilir.
Ama binlerce kişiden aynı şekilde eksiltildiğinde büyük bir hak ihlaline dönüşebilir.
Üstelik mesele yalnız miktar değildir.
Bir kuruşluk hile bile karakterdeki dürüstlük sınırını gösterebilir.
İnsan miktarın küçüklüğünü, haksızlığın mazereti hâline getirmemelidir.
Üçüncü büyük mesaj, doğru ölçünün ticari güven oluşturmasıdır.
Bir işletme yalnız ürün satmaz.
Aynı zamanda itibar oluşturur.
Müşteri bir kez kandırıldığını hissederse uzun süre geri dönmeyebilir.
Buna karşılık:
“Burada beni kandırmazlar.”
duygusu çok büyük bir ticari sermayeye dönüşebilir.
Dürüstlük bazen reklamdan daha güçlüdür.
Güven satın alınamaz; davranışlarla kazanılır.
Dördüncü büyük mesaj, kâr ile haksız kazancı ayırmaktır.
İslam ticarete karşı değildir.
İnsan para kazanabilir.
Şirket büyütebilir.
Kâr edebilir.
Zenginleşebilir.
Problem bunlar değildir.
Problem, başkasının hakkından gizlice keserek servet büyütmektir.
Kâr helal olabilir; hile kârı helal hâle getirmez.
Bu ayrım ekonomik hayat açısından temel önemdedir.
Beşinci büyük mesaj, ürün bilgisinde dürüstlüktür.
Modern dünyada ölçü yalnız kilogram değildir.
Bir ürünün:
Kalitesi.
Boyutu.
İçeriği.
Kullanılmış olup olmadığı.
Gerçek özellikleri.
de müşterinin kararını etkileyen unsurlardır.
Satıcı bunları bilinçli biçimde yanlış gösterirse müşterinin seçim hakkını manipüle eder.
Doğru ticaret, doğru mal kadar doğru bilgi de gerektirir.
Altıncı büyük mesaj, internet ticaretinde de ahlakın değişmediğidir.
İnsan müşteriyi yüz yüze görmeyebilir.
Bin kilometre uzakta olabilir.
Ama ekrandaki satışın da sahibi insandır.
Ürünü olduğundan farklı göstermek.
Sahte yorumlarla insanları yönlendirmek.
Yanlış özellik yazmak.
dijital ortamda yapılmış olsa da ahlaki sorumluluktan çıkmaz.
Teknoloji ticaretin aracını değiştirdi; dürüstlüğün ölçüsünü değiştirmedi.
Yedinci büyük mesaj, gizli ücretlerin dürüstçe belirtilmesidir.
Müşteri bir fiyat gördüğünde kararını buna göre verir.
Zorunlu masrafları kasıtlı biçimde saklamak, sonra son aşamada eklemek güveni zedeleyebilir.
Ücret alınması değil, şeffaf olmaması problem olabilir.
Müşteri ne satın aldığını ve mümkün olduğunca ne ödeyeceğini bilmelidir.
Şeffaflık ticari ahlakın önemli parçalarından biridir.
Sekizinci büyük mesaj, emek karşılığının da doğru tartılmasıdır.
İşveren çalışanın emeğini küçümsememelidir.
Çalışan da işverenin zamanını ve kaynaklarını kötüye kullanmamalıdır.
İki tarafın da hakkı vardır.
Biri:
“Patron zaten zengin.”
diyerek haksızlık yapamaz.
Diğeri:
“Çalışan mecbur.”
diyerek sömüremez.
Adalet ekonomik güce göre taraf değiştirmez.
Hakkı kim taşıyorsa korunması gerekir.
Dokuzuncu büyük mesaj, müşterinin de dürüst olmak zorunda olduğudur.
Tüketici hakkını savunmak önemlidir.
Ama tüketici olmak kişiye sınırsız hak vermez.
Kullanılmış ürünü kullanılmamış gibi iade etmek.
Olmayan kusur üretmek.
Haksız para iadesi almak.
da bir başkasının hakkına dokunabilir.
Adalet yalnız bize karşı uygulanmasını istediğimiz bir kural değil, bizim de başkasına uygulamamız gereken ölçüdür.
Onuncu büyük mesaj, dürüstlüğün maliyetli göründüğü zamanlarda da korunmasıdır.
Bazen dürüst davranmak kısa vadede para kaybettirebilir.
Ürünün kusurunu söylersin ve müşteri almaz.
Bir hata yaptığını kabul eder ve para iadesi yaparsın.
Eksik hesapladığını fark eder ve müşterinin hakkını geri verirsin.
Kısa vadede zarar gibi görünür.
Ama insan vicdanını ve güvenilirliğini korur.
Her maddi kayıp gerçek zarar değildir; her maddi kazanç da gerçek kazanç değildir.
On birinci büyük mesaj, ölçüm araçlarının doğruluğudur.
Tartı cihazı hatalıysa düzeltmek gerekir.
İnsan cihazın sürekli kendi lehine eksik tarttığını biliyor ama:
“Ben yapmadım, makine böyle.”
diyerek kullanmaya devam ediyorsa sorumluluktan tamamen kaçamaz.
Modern ticarette ölçüm sistemleri:
Teraziler.
Sayaçlar.
Pompalar.
Dijital ölçüm araçları.
üzerinden yürüyebilir.
Araç değişir; doğru ölçü sorumluluğu devam eder.
On ikinci büyük mesaj, sözleşmelerde küçük yazılarla aldatmamaktır.
Hukuken bir cümleyi sözleşmenin içine koymak her zaman ahlaki açıdan yeterli olmayabilir.
İnsan karşı tarafın fark etmeyeceğini bildiği ağır bir şartı özellikle saklamaya çalışıyorsa bunu vicdanen sorgulamalıdır.
Elbette sözleşmeler ayrıntı içerir.
Fakat temel şartların açık biçimde anlaşılması güven açısından değerlidir.
Hukuken mümkün olan her şey ahlaken güzel olmak zorunda değildir.
Ticari ahlak bazen hukukun minimum sınırından daha yüksek bir dürüstlük ister.
On üçüncü büyük mesaj, vergi veya resmi yükümlülükleri konuşurken de dürüstlük bilincini korumaktır.
İnsan ekonomik sistem içerisinde farklı yükümlülüklerle karşılaşabilir.
Bunlara itiraz edebilir.
Hukuki yollarla hak arayabilir.
Fakat sahte belge.
Gerçek olmayan işlem.
Yanlış beyan.
gibi yollarla kişisel menfaat üretmek başka bir meseledir.
Bir düzenlemeyi haksız bulmak, yalanı otomatik olarak doğru yapmaz.
İnsan hakkını hukuki ve dürüst yollarla aramalıdır.
On dördüncü büyük mesaj, kaliteyi bilinçli biçimde düşürüp aynı şeyi satıyormuş gibi davranmamaktır.
Bir işletme maliyet azaltabilir.
Bu normaldir.
Fakat müşterinin alıştığı ürün ciddi biçimde değiştirilmişken aynı özelliklerdeymiş gibi gösteriliyorsa şeffaflık problemi doğabilir.
Miktar azalabilir.
İçerik değişebilir.
Kalite değişebilir.
Asıl mesele müşterinin yanıltılmamasıdır.
Ticarette değişiklik yapılabilir; aldatma yapılmamalıdır.
On beşinci büyük mesaj, adaletin rekabet avantajı hâline gelebileceğidir.
Bazı insanlar:
“Dürüst olursan ticarette kazanamazsın.”
diyebilir.
Bu düşünce tehlikelidir.
Elbette dürüst işletme her zaman ekonomik olarak başarılı olacak diye kesin bir dünya garantisi verilemez.
Ama uzun vadeli ticari güven çoğu zaman değerlidir.
Müşteri güvenilir satıcıyı tercih edebilir.
İş ortakları güvenebilir.
Dürüstlük yalnız ahiret için değil, dünyada sağlam ilişkiler için de güçlü bir temel oluşturur.
Ayetin:
“Sonuç bakımından daha güzeldir.”
ifadesi bu açıdan da düşündürücüdür.
On altıncı büyük mesaj, dürüstlüğü rakibe göre belirlememektir.
İnsan:
“Herkes hile yapıyor.”
diyebilir.
“Rakip böyle yapıyor.”
diyebilir.
Ama başkasının yanlışı bizim yanlışımızı doğru hâle getirmez.
Piyasada kötü uygulamalar yaygın olabilir.
Müminin sorusu yine şudur:
“Doğru olan nedir?”
Ahlak çoğunluğa göre değişirse, toplum bozulduğunda insanın ölçüsü de bozulur.
Doğru terazi önce insanın vicdanında kurulmalıdır.
On yedinci büyük mesaj, önceki ayetteki emanet anlayışının ticarete taşınmasıdır.
34. ayette yetimin malı korunuyordu.
35. ayette müşterinin hakkı korunmaktadır.
Birinde emanet.
Diğerinde ölçü.
Ama temel aynı:
Sana ait olmayan hakkı alma.
Yetimin parasından kesme.
Müşterinin malından eksiltme.
İşçinin emeğini azaltma.
Satıcının hakkını hileyle geri alma.
Bu bütünlük Kur’an'ın adaleti hayatın her alanına yaydığını gösterir.
On sekizinci büyük mesaj, görünmeyen hesapta da dürüst olmaktır.
İnsan bazen şöyle düşünür:
“Kimse fark etmez.”
İşte ayetin en güçlü ahlaki sınavlarından biri burada başlar.
Müşteri bilmiyor olabilir.
Muhasebeci görmeyebilir.
İşveren fark etmeyebilir.
Sistem yakalamayabilir.
Ama insan kendi yaptığını bilir.
Ve Allah bilir.
Gerçek dürüstlük, yakalanma ihtimali sıfıra yaklaştığında bile hakkı eksiltmemektir.
İsrâ Suresi'nin 35. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur:
Satarken söylediğim miktarı gerçekten tam veriyor muyum?
Ürünümün bildiğim kusurlarını müşteriden saklıyor muyum?
Birinin bilgisizliğini daha fazla para almak için kullanıyor muyum?
İnternet satışında ürünleri gerçekte olduğundan daha iyi mi gösteriyorum?
Müşterinin sonradan öğreneceği ücretleri bilinçli biçimde gizliyor muyum?
Çalışansam işverenimin hakkını, işverensem çalışanımın emeğini tam gözetiyor muyum?
Tüketici olarak kendi hakkımı isterken satıcının hakkını da koruyor muyum?
“Herkes yapıyor.” diyerek haksız kazancı normalleştiriyor muyum?
Kimsenin fark etmeyeceğini bildiğimde de aynı derecede dürüst kalabiliyor muyum?
Bu sorular ayetin yalnız eski pazarlardaki terazilerden söz etmediğini; bugün de ticaret, üretim, hizmet, emek, dijital alışveriş, fiyatlandırma ve ekonomik güven konusunda son derece güçlü bir ahlak ölçüsü sunduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:
Ölçüyü tam yap.
Terazini doğru tut.
Ürün kusurunu bilerek saklama.
Müşterinin bilgisizliğinden yararlanma.
Kâr etmek ile kandırmayı birbirine karıştırma.
İşçinin emeğini eksiltme.
Çalışansan aldığın ücretin karşılığında dürüst davran.
Müşteriysen satıcıyı haksız yere zarara uğratma.
İnternette de gerçek hayatta olduğun kadar dürüst ol.
Ve kimse görmese bile başkasının hakkından eksiltme.
Çünkü doğru terazi yalnız pazardaki metal bir araç değildir.
İnsanın gerçek terazisi, eline başkasının hakkını eksiltme fırsatı geçtiğinde hangi tarafı seçtiğinde ortaya çıkar.
⠀
Son Söz
⠀“Ticarette gerçek başarı, müşteriden fark ettirmeden birkaç kuruş daha almak değil; insanlara ‘Bu kişi beni kandırmaz’ dedirtebilecek bir güven bırakmaktır. Ölçüyü tam ver, kusuru saklama, emeğin karşılığını eksiltme ve karşındaki anlamaz diye hakkına dokunma. Bugün hileyle kazanılan küçük bir fazlalık yarın büyük bir güven kaybına dönüşebilir. Doğru terazi önce dükkânda değil, insanın vicdanında kurulmalıdır; vicdandaki terazi bozulduğunda en hassas cihaz bile adaleti sağlayamaz.”
Ersan Karavelioğlu