📖 İsrâ Suresi 40. Ayette “Rabbiniz Erkek Çocukları Size Ayırdı da Kendisi Meleklerden Kızlar mı Edindi? Gerçekten Çok Büyük Bir Söz Söylüyorsunuz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,756
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İsrâ Suresi 40. Ayette “Rabbiniz Erkek Çocukları Size Ayırdı da Kendisi Meleklerden Kızlar mı Edindi? Gerçekten Çok Büyük Bir Söz Söylüyorsunuz” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan bazen Allah hakkında konuşurken kendi kültüründeki değer yargılarını fark etmeden inancına taşıyabilir. Bir taraftan kendisi için üstün gördüğünü isterken, diğer taraftan küçümsediğini Allah’a yakıştırmak büyük bir çelişkidir. Kur’an bu çelişkiyi ortaya çıkarırken kız çocuklarını değersizleştirmez; tam tersine onları küçümseyen zihniyetin tutarsızlığını yüzüne vurur.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İsrâ Suresi 40. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 40. ayeti, Allah'a çocuk isnat eden ve özellikle melekleri Allah'ın kızları olarak gören müşrik anlayışın kendi içindeki büyük çelişkiyi ortaya koymaktadır.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Rabbiniz erkek çocukları size ayırdı da kendisi meleklerden kızlar mı edindi? Gerçekten siz çok büyük bir söz söylüyorsunuz.”
İsrâ Suresi, 17:40
Ayetin sorusu onaylayıcı değildir.

Tam tersine güçlü bir reddiye ve eleştiridir.

Bazı müşrikler erkek çocuklarını kendileri için daha değerli görürken, kız çocuklarını küçümseyebiliyor; buna rağmen melekleri:

“Allah'ın kızları.”

şeklinde nitelendiriyorlardı.

Kur’an onların kendi değer ölçüleri açısından bile ne kadar tutarsız olduklarını göstermektedir.

Mesaj şudur:

Allah'ın çocuğu olduğu iddiası zaten yanlıştır; üstelik sizin kendi önyargılı değer sisteminiz açısından baktığınızda bile yaptığınız isnat açık bir çelişkidir.

2️⃣ Ayette Neden Erkek ve Kız Çocukları Üzerinden Bir Karşılaştırma Yapılmaktadır ❓​

Bu karşılaştırma Kur’an'ın:

“Erkek çocuk kız çocuktan daha değerlidir.”

dediği anlamına gelmez.

Tam tersine ayet, bu düşünceyi taşıyan insanların kendi mantıklarındaki çelişkiyi açığa çıkarmaktadır.

Onlar kendileri için erkek çocuklarını tercih ediyor, kız çocuklarını daha aşağı görebiliyorlardı.

Sonra küçümsedikleri şeyi Allah'a nispet ediyorlardı.

Kur’an adeta şöyle sorar:

“Kendiniz için üstün saydığınızı seçiyor, Allah'a ise küçümsediğinizi mi isnat ediyorsunuz?”

Dolayısıyla ayetin eleştirisi kız çocuklarına değil, kızları değersiz gören ve Allah hakkında bilgisizce iddiada bulunan zihniyete yöneliktir.

3️⃣ Bu Ayet Kız Çocuklarını Küçümsüyor mu ❓​

Hayır.

Bu ayeti kız çocuklarının değersizliği şeklinde yorumlamak ayetin eleştirdiği zihniyeti tersinden yeniden üretmek olur.

Kur’an burada kız çocuklarını aşağılamaz.

Aşağılanan şey, insanların:

Kız çocuğunu kendileri için istememesi.

Erkek çocuğunu üstün görmesi.

Sonra da kız çocuklarını Allah'a isnat etmesi.

şeklindeki çelişkili anlayıştır.

Yani Kur’an onların kendi mantığını karşılarına koymaktadır.

Problem kız çocuğu değildir; kız çocuğunu değersiz gören zihniyettir.

Bu ayrım özellikle önemlidir.

4️⃣ Melekler Allah’ın Kızları mıdır ❓​

Hayır.

Kur’an'ın tevhid anlayışında melekler Allah'ın çocukları değildir.

Onlar Allah'ın yarattığı varlıklardır.

Allah'ın:

Oğlu.

Kızı.

Soyu.

Ailesi.

gibi insanlara özgü biyolojik ilişkileri yoktur.

Çünkü Allah yaratılmışlara benzemez.

Doğmamıştır.

Doğurmamıştır.

Yaratıcıdır.

Melekler ise yaratılmıştır.

Bu nedenle:

“Melekler Allah'ın kızlarıdır.”

iddiası Kur’an tarafından reddedilir.

Melekleri yüceltmek başka, onları Allah'ın çocukları kabul etmek başka bir şeydir.

5️⃣ Allah’a Çocuk İsnat Etmek Neden Tevhidle Çelişir ❓​

Çocuk sahibi olmak yaratılmış varlıkların özelliklerinden biridir.

İnsan neslini devam ettirir.

Doğar.

Büyür.

Yaşlanır.

Ölür.

Biyolojik bir düzen içerisindedir.

Allah ise bu ihtiyaçların hiçbirine muhtaç değildir.

Allah'ın çocuk sahibi olduğu düşüncesi, yaratılmış varlıklara ait özellikleri Allah'a taşımak anlamına gelir.

Kur’an'ın Allah tasavvurunda O:

Eşsizdir, benzersizdir ve hiçbir şeye muhtaç değildir.

Bu nedenle Allah'a soy ve nesep isnat etmek tevhidin temel ilkeleriyle bağdaşmaz.

Yaratıcıyı yaratılmışların biyolojik düzeniyle açıklamaya çalışmak büyük bir kavramsal hatadır.

6️⃣ “Rabbiniz Erkek Çocukları Size Ayırdı mı?” Sorusu Ne Anlama Gelir ❓​

Bu bir istihza ve eleştiri sorusudur.

Gerçekten Allah'ın erkek çocukları insanlara dağıttığını anlatmamaktadır.

Müşriklerin iddiasındaki tutarsızlığı göstermek için onların zihniyeti üzerinden sorulmaktadır.

Sanki şöyle denmektedir:

“Siz kendiniz için erkek çocuklarını seçerken Allah'a kız çocukları mı isnat ediyorsunuz?”

Bu soru onların çifte standardını açığa çıkarır.

İnsan bazen kendisi için en iyi gördüğünü ister ama Allah hakkında konuşurken kendi oluşturduğu değersizlik ölçüsünü kullanabilir.

Kur’an bu yaklaşımı kabul etmez.

Allah hakkında insanın keyfî değer yargılarıyla hüküm verilemez.

7️⃣ Ayet Cinsiyet Ayrımcılığına Karşı Nasıl Bir Mesaj Taşımaktadır ❓​

Ayet doğrudan modern anlamda bir toplumsal cinsiyet bildirisi değildir.

Ancak eleştirdiği zihniyet içerisinde kız çocuklarını değersiz gören anlayış açık biçimde görünmektedir.

Bu nedenle ayetin mesajından şu temel ahlaki ilke güçlü biçimde anlaşılabilir:

Kız çocukları utanç veya ikinci sınıf insan değildir.

Bir aile:

“Erkek olursa daha değerli.”

“Kız olursa eksiklik.”

gibi düşünceler taşıyorsa bunu sorgulamalıdır.

Bir çocuğun insanlık değeri cinsiyetine göre değişmez.

Kız çocuk da erkek çocuk da Allah'ın yarattığı insandır.

Çocuğun cinsiyeti anne babanın gurur veya utanç ölçüsü olmamalıdır.

8️⃣ Erkek Çocuğunu Kız Çocuğundan Üstün Görmek Neden Problemli Bir Yaklaşımdır ❓​

Çünkü insanlık değeri biyolojik cinsiyet üzerinden ölçülemez.

Bir erkek çocuk ailesine büyük iyilikler yapabilir.

Bir kız çocuk da yapabilir.

Bir erkek kötü karakterli olabilir.

Bir kız son derece güzel ahlaklı olabilir.

İnsanın değeri:

Cinsiyetinden.

Soyadından.

Ailesinin beklentisinden.

önce karakteri ve Allah karşısındaki sorumluluğuyla ilgilidir.

“Erkek çocuk soyumu sürdürür, kız çocuk başkasının olur.”

gibi düşünceler çocukların değerini araçsallaştırabilir.

Çocuk, anne babanın sosyal prestij projesi değildir.

O kendi hayatı ve hakkı bulunan bir insandır.

9️⃣ Ayet Allah Hakkında Bilgisizce Konuşmayı da Eleştiriyor mu ❓​

Evet.

Bir önceki ayetlerde:

“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme.”

buyurulmuştu.

40. ayette bunun çok ciddi bir örneğini görüyoruz.

İnsanlar melekler hakkında kesin bilgiye sahip olmadan:

“Bunlar Allah'ın kızlarıdır.”

şeklinde büyük bir iddia ileri sürmüşlerdir.

Bu nedenle ayet yalnız şirk meselesini değil, Allah hakkında delilsiz konuşmanın tehlikesini de göstermektedir.

İnsan yaratılmışlar hakkında bile bilgisizce kesin hüküm vermemeliyken Allah hakkında çok daha dikkatli olmalıdır.

İman, Allah hakkında hayal gücümüzün istediğini söylemek değildir.

Allah hakkında vahyin bildirdiği ölçüyü korumak gerekir.

🔟 “Gerçekten Çok Büyük Bir Söz Söylüyorsunuz” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade, söylenen iddianın ağırlığını göstermektedir.

Buradaki “büyük” olumlu anlamda değildir.

Çok ağır, ciddi ve kabul edilemez bir iddia anlamındadır.

İnsan bazen:

“Sonuçta sadece söz söyledim.”

diye düşünebilir.

Ama Kur’an sözün de sorumluluğu olduğunu öğretir.

Bazı cümleler:

İftira olabilir.

İnsanların şerefini zedeleyebilir.

İnancı bozabilir.

Allah hakkında yanlış isnatlar içerebilir.

Dolayısıyla dil küçük bir organ olsa da sonuçları büyük olabilir.

Her büyük günah ellerle yapılmaz; bazen dilin söylediği birkaç kelime de çok ağır olabilir.

1️⃣1️⃣ Allah Hakkında Benzetmeler Yapmak Her Zaman Yanlış mıdır ❓​

İnsan Allah'ı anlayabilmek için dil kullanmak zorundadır.

Fakat Allah'ı yaratılmışlarla tamamen aynı özelliklere sahipmiş gibi düşünmek problem oluşturur.

Örneğin:

İnsan baba olur.

Çocuk sahibi olur.

Biyolojik nesli vardır.

Allah'ı aynı kategoriye koymak Kur’an'ın tevhid anlayışına uymaz.

Allah'a ilişkin konuşurken vahyin kullandığı isim ve sıfatlar esas alınır.

Allah'ı anlamaya çalışmak başka, Allah'ı insanlaştırmak başkadır.

İnsan aklı Allah'ın varlığını ve birçok sıfatını düşünebilir.

Fakat Allah'ın zatını yaratılmışların sınırlarına hapsetmemelidir.

1️⃣2️⃣ İnsanların Allah Hakkında Kendi Kültürlerinden Etkilenmesi Mümkün müdür ❓​

Evet.

İnsan çoğu zaman dünyayı içinde büyüdüğü kültürün kavramlarıyla yorumlar.

Toplumunda:

Erkek çocuk üstün görülüyorsa.

Kralların oğulları varsa.

Tanrılar aileler hâlinde tasvir ediliyorsa.

insan bunları din anlayışına taşıyabilir.

Ayet tam da bu noktada kültürel tasavvurların vahyin ölçüsüne göre sorgulanması gerektiğini gösterir.

Her gelenek dini hakikat değildir.

Bir düşüncenin yüzyıllardır söyleniyor olması onu doğru yapmaz.

İman, kültürü bütünüyle reddetmez.

Fakat kültür ile vahiy çatıştığında ölçü vahiydir.

1️⃣3️⃣ Geleneksel Bir İnanç Çok Eskiyse Doğru Olması Gerekmez mi ❓​

Hayır.

Bir inancın eski olması onun doğru olduğunun kesin delili değildir.

İnsanlar nesiller boyunca yanlış bir düşünceyi aktarabilir.

“Babalarımız böyle inanıyordu.”

demek tek başına yeterli değildir.

Aynı şekilde yeni olan her düşünce de otomatik olarak doğru değildir.

Ölçü:

Eski mi, yeni mi?

değil,

Doğru mu, yanlış mı?

olmalıdır.

Bu ayette eleştirilen meleklerin Allah'ın kızları olduğu inancı da kültürel ve dini bir kabul hâline gelmiş olabilir.

Fakat Kur’an bunu sorgulamaktadır.

Hakikat, yaşına göre değil deliline göre değerlendirilmelidir.

1️⃣4️⃣ Çocukların Cinsiyetinden Anne veya Babayı Sorumlu Tutmak Doğru mudur ❓​

Hayır.

Bir çocuğun kız veya erkek doğması nedeniyle anneye veya babaya suç yüklemek son derece yanlış bir davranıştır.

Özellikle bazı kültürlerde kız çocuk doğduğunda kadının suçlandığı görülmüştür.

Bu hem bilimsel gerçeklik hem insanlık açısından sorunludur.

Anne:

“Kız doğurdu.”

diye aşağılanamaz.

Baba da çocuğun cinsiyetini kendi değerinin ölçüsü hâline getirmemelidir.

Aile için asıl önemli soru:

“Çocuğumuz kız mı erkek mi?”

değil,

“Bu çocuğu sağlıklı, merhametli ve güzel ahlaklı bir insan olarak nasıl yetiştiririz?”

olmalıdır.

Cinsiyet bir değer sıralaması değildir.

1️⃣5️⃣ Erkek Çocuk İstemenin Kendisi Yanlış mıdır ❓​

İnsan belirli bir cinsiyette çocuk arzu edebilir.

Bir anne:

“Bir kızım var, bir de oğlum olsun isterim.”

diyebilir.

Bir baba:

“Bir oğlum var, kızım da olsun isterim.”

diyebilir.

Bu tür arzular tek başına ahlaki sorun değildir.

Sorun, arzu gerçekleşmediğinde çocuğu değersiz görmeye başlamaktır.

Kız çocuğu doğduğu için üzülmek bir anlık insani beklenti hayal kırıklığı olabilir.

Fakat bunu:

Çocuğa sevgisizlik.

Anneye baskı.

Aşağılama.

Ayrımcılık.

hâline getirmek doğru değildir.

Tercih başka, insanın değerini cinsiyetine bağlamak başkadır.

Çocuk anne babasının beklentisini karşılamak için dünyaya gelmez.

1️⃣6️⃣ Bu Ayet Dilimizi Kontrol Etme Konusunda Bize Ne Öğretir ❓​

Ayetin:

“Çok büyük bir söz söylüyorsunuz.”

ifadesi dilin sorumluluğunu güçlü biçimde hatırlatır.

İnsan bazı sözleri çok kolay söyleyebilir.

Düşünmeden:

“Allah kesin böyle ister.”

“Allah bunu kesin yaptı.”

“Falanca kesin cehennemlik.”

gibi ifadeler kullanabilir.

Oysa Allah hakkında konuşmak büyük sorumluluktur.

Bir konuda açık bilgi varsa ona göre konuşulur.

Bilgi yoksa:

“Bilmiyorum.”

demek daha doğrudur.

Aynı şekilde dini görüşümüz ile Allah'ın kesin hükmünü birbirinden ayırmak gerekir.

Her kişisel yorum Allah adına konuşma yetkisi vermez.

Dil, özellikle din konusunda tevazuya ihtiyaç duyar.

1️⃣7️⃣ İsrâ Suresi 39 ve 40. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

39. ayette önceki ahlaki öğütlerin:

Allah'ın vahyettiği hikmetlerden olduğu bildirilmiş ve yeniden:

“Allah ile birlikte başka bir ilah edinme.”

uyarısı yapılmıştı.

40. ayette ise bunun somut bir şirk örneği ele alınmaktadır:

Melekleri Allah'ın kızları kabul etmek.

Yani 39. ayet genel tevhid ilkesini ortaya koyarken, 40. ayet yanlış Allah tasavvurunun belirli bir biçimini eleştirir.

Ayrıca 40. ayet, daha önceki:

“Bilmediğin şeyin ardına düşme.”

ilkesinin de bir örneğini gösterir.

İnsanlar Allah hakkında bilgileri olmadığı hâlde büyük iddialarda bulunmaktadır.

Tevhid doğru Allah inancını, bilgi ahlakı ise Allah hakkında delilsiz konuşmamayı gerektirir.

1️⃣8️⃣ İsrâ Suresi 40. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Allah'ı kendi önyargılarımıza göre tasarlamayalım.

İnsan kendi kültüründeki:

Cinsiyet anlayışını.

Aile modelini.

Güç kavramını.

Toplumsal değer sıralamasını.

Allah'a taşımamalıdır.

Allah yaratılmışların kategorilerine sığmaz.

Aynı zamanda kendi çifte standartlarımızı da sorgulamalıyız.

Kendimize layık görmediğimizi başkasına yakıştırıyor muyuz?

Kendi çocuğumuz için istemediğimiz şeyi başkasının çocuğu için normal mi görüyoruz?

Kendimize uygulanınca haksızlık dediğimiz şeyi başkasına yapıyor muyuz?

Ayetin eleştirdiği zihniyetin önemli bir yönü tam da bu çifte standarttır.

Gerçek adalet, kendimiz için istediğimiz hakkı başkası için de tanıyabilmektir.

1️⃣9️⃣ İsrâ Suresi 40. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 40. ayeti, Allah'a çocuk isnat eden, melekleri Allah'ın kızları sayan ve aynı zamanda kız çocuklarını kendileri için daha aşağı gören müşrik anlayışın hem tevhid açısından yanlışlığını hem de kendi içinde taşıdığı büyük çelişkiyi ortaya koymaktadır.

Bu ayetin ilk büyük mesajı, Allah'ın çocuğunun olmadığıdır.

Allah yaratandır.

Melekler yaratılmıştır.

İnsanlar yaratılmıştır.

Çocuk sahibi olmak yaratılmış canlıların nesil düzenine ait bir özelliktir.

Allah buna muhtaç değildir.

Yaratıcı ile yaratılmış arasındaki temel fark korunmalıdır.

Allah'ı insan aile yapısının içerisine yerleştirmek Kur’an'ın tevhid anlayışına uymaz.

İkinci büyük mesaj, meleklerin ilahlaştırılmamasıdır.

Melekler Allah'ın değerli kulları olabilir.

Fakat onları yüceltmek, Allah'ın çocukları kabul etmek anlamına gelmez.

Yaratılmış bir varlığa ilahlık özelliği vermek tevhid sınırını bozar.

Bu ilke yalnız melekler konusunda değil, bütün yaratılmışlar için geçerlidir.

Yaratılmış ne kadar değerli olursa olsun yaratıcı değildir.

Bu ayrım imanın temelidir.

Üçüncü büyük mesaj, kız çocuklarının küçümsenmemesidir.

Ayetin mantığını yanlış okuyarak:

“Demek ki kız çocuk daha aşağıdır.”

sonucu çıkarılamaz.

Tam tersine Kur’an, kız çocuklarını küçümseyen insanların çifte standardını eleştirmektedir.

Kendileri için erkek çocuk isteyenlerin Allah'a kız çocuğu isnat etmeleri üzerinden tutarsızlıkları gösterilmektedir.

Eleştirilen kız çocukları değil, kız çocuklarını değersiz gören zihniyettir.

Bu nokta özellikle vurgulanmalıdır.

Dördüncü büyük mesaj, insan değerinin cinsiyete bağlanmamasıdır.

Bir çocuğun:

Kız.

veya

Erkek.

olması onun Allah'ın yarattığı bir insan olduğu gerçeğini değiştirmez.

İnsanın değeri:

Ahlakı.

İmanı.

Karakteri.

Hayatta yaptığı iyilikler.

ile ilgilidir.

Cinsiyet bir insanlık derecelendirmesi değildir.

Bir aile kız ve erkek çocuklarına sevgi ve imkân bakımından adil davranmaya çalışmalıdır.

Beşinci büyük mesaj, çifte standardın ahlaki problemidir.

İnsan bazen kendisi için başka, başkası için başka ölçü kullanır.

Kendi çocuğu hata yaptığında:

“Gençtir, olur.”

der.

Başkasının çocuğu aynı şeyi yaptığında ağır hüküm verir.

Kendi ticari kazancı söz konusu olduğunda hileyi küçük görür.

Kendisine hile yapıldığında adalet ister.

Ayetin eleştirdiği zihniyet bize şu soruyu sordurur:

“Kendim için kullandığım ölçüyü başkaları için de kullanıyor muyum?”

Adaletin önemli sınavlarından biri budur.

Altıncı büyük mesaj, Allah hakkında bilgisizce konuşmamaktır.

Meleklerin Allah'ın kızları olduğunu söyleyen insanlar bunu vahye dayalı kesin bilgiyle söylemiyorlardı.

Buna rağmen Allah hakkında son derece büyük bir iddia ortaya koyuyorlardı.

Bugün de insan Allah adına konuşurken dikkatli olmalıdır.

Allah'a nispet edilen her söz büyük sorumluluk taşır.

“Allah kesin bunu istiyor.”

demeden önce bunun gerçekten sağlam bir dini dayanağı olup olmadığı düşünülmelidir.

Yedinci büyük mesaj, kültür ile dinin birbirinden ayrılmasıdır.

Bazı gelenekler yüzlerce yıl yaşayabilir.

Ama sırf eski oldukları için din hâline gelmezler.

Kız çocuklarını değersiz görmek kültürel bir alışkanlık olabilir.

Bunu dine mal etmek doğru değildir.

Aynı şekilde toplumda yaygın olan başka uygulamalar da dinmiş gibi sunulabilir.

Her gelenek vahiy değildir.

İnsan geleneklerini Kur’an'ın ölçüsüne göre değerlendirmelidir.

Sekizinci büyük mesaj, çocukları anne babanın prestij aracı yapmamaktır.

Bazı anne babalar:

“Oğlum aile adını sürdürecek.”

“Çocuğum şu mesleği yapacak.”

“Bizi gururlandıracak.”

gibi beklentiler oluşturabilir.

Çocuk elbette ailesini sevindirebilir.

Fakat onun temel değeri ailesine prestij kazandırmasından gelmez.

Çocuk ayrı bir insandır.

Anne babanın görevi onun hayatını tamamen kendi egolarına göre şekillendirmek değil, güzel bir insan olmasına yardımcı olmaktır.

Dokuzuncu büyük mesaj, annenin çocuğun cinsiyeti nedeniyle suçlanmamasıdır.

Tarih boyunca bazı kadınlar kız çocuk dünyaya getirdiği için aşağılanmıştır.

Bu son derece yanlış bir davranıştır.

Bir annenin:

“Niye oğlan doğurmadın?”

diye suçlanması hem insani hem akli açıdan anlamsızdır.

Çocuk dünyaya geldiğinde yapılması gereken ilk şey onu cinsiyeti üzerinden değerlendirmek değil, hayat nimetini görmek ve sağlığını gözetmektir.

Bir annenin onurunu çocuğun cinsiyetine bağlamak büyük haksızlıktır.

Onuncu büyük mesaj, babanın da çocuğunu cinsiyet üzerinden değerlendirmemesidir.

Bir baba:

“Oğlum olmadığı için soyum bitti.”

diye kızlarını değersiz hisssettirmemelidir.

Kız çocuk anne babasına:

Sevgi.

Destek.

İyilik.

vefatlarından sonra dua.

konusunda erkek çocuktan daha az değerli değildir.

Aynı şekilde erkek çocuk da sırf erkek olduğu için otomatik olarak iyi evlat olmaz.

İyi evlat olmanın cinsiyeti yoktur.

Asıl mesele karakterdir.

On birinci büyük mesaj, tercih ile ayrımcılığı birbirinden ayırmaktır.

İnsan bir kız veya oğlan çocuk isteyebilir.

Bu insani bir arzu olabilir.

Fakat çocuk doğduktan sonra:

Sevgiyi azaltmak.

Eğitim imkânını kısıtlamak.

Miras veya aile imkânlarında haksız ayrım yapmak.

sırf cinsiyeti nedeniyle onu aşağılamak başka bir meseledir.

Beklenti gerçekleşmeyebilir; adalet yine devam etmelidir.

Anne babalık çocuğu olduğu gibi kabul etme sorumluluğunu da içerir.

On ikinci büyük mesaj, sözlerin ağır sonuçları olabileceğidir.

Ayet:

“Çok büyük bir söz söylüyorsunuz.”

demektedir.

Bu bize dilin önemini hatırlatır.

İnsan bazen konuşmanın bedelsiz olduğunu sanır.

Ama bir cümle:

İftira olabilir.

Bir aileyi dağıtabilir.

Bir insanın şerefini zedeleyebilir.

İnanç hakkında büyük yanlışlık taşıyabilir.

Söz görünmezdir ama sonucu görünür olabilir.

Bu nedenle dil de ahlakın merkezindedir.

On üçüncü büyük mesaj, Allah'ı insanlaştırmamaktır.

İnsan zihni bilinmeyeni bildiği şeylere benzeterek anlamaya çalışır.

Bu doğal bir eğilimdir.

Fakat Allah konusunda sınır vardır.

Allah:

İnsan gibi doğmaz.

İnsan gibi nesil devam ettirmez.

İnsan gibi aileye ihtiyaç duymaz.

Allah'ı anlamaya çalışırken O'nu yaratılmışların kalıbına sokmamak gerekir.

Tevhid bu farkı korur.

On dördüncü büyük mesaj, insanın kendi önyargısını din diye sunmamasıdır.

Bir toplum erkek çocuğu üstün görüyorsa bu düşünceyi:

“Allah da böyle istiyor.”

şeklinde sunabilir.

Ama kültürel önyargıyı Allah'ın hükmü gibi göstermek büyük sorumluluktur.

İnsan dini kendi çıkarına veya alışkanlıklarına göre şekillendirmemelidir.

Din önyargımızı kutsallaştırmak için değil, gerektiğinde önyargımızı düzeltmek için de rehberdir.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

On beşinci büyük mesaj, tevhidin insanın değer ölçülerini de düzeltmesidir.

Allah tek Rab ise insanın değeri de Allah'ın verdiği insanlık onuruyla düşünülür.

Kız.

Erkek.

Zengin.

Yoksul.

Güçlü.

Zayıf.

gibi farklılıklar insanları otomatik olarak Allah katında üstün sınıflara ayırmaz.

Tevhid yalnız Allah anlayışını değil, insan anlayışını da dönüştürebilir.

İnsanların sahte üstünlük ölçülerini sorgulatır.

On altıncı büyük mesaj, Allah hakkında konuşurken tevazudur.

İnsan bazı dini meselelerde kesin bilgiye sahip olabilir.

Bazılarında ise farklı yorumlar bulunabilir.

Bu nedenle:

“Benim yorumum kesinlikle Allah'ın tek muradıdır.”

demek konusunda dikkatli olunmalıdır.

Vahyin açık hükmü ile bizim yorumumuzu ayırmak gerekir.

Dini bilgi tevazu ile taşındığında hikmete yaklaşır.

Kibirle taşındığında ise insan kendi görüşünü mutlaklaştırabilir.

On yedinci büyük mesaj, 39. ayetteki tevhid uyarısının 40. ayette somutlaşmasıdır.

Önce:

“Allah ile birlikte başka ilah edinme.”

buyuruldu.

Ardından Allah'a çocuk isnadının yanlışlığı gösterildi.

Bu bize tevhidin yalnız:

“Putlara tapma.”

şeklinde dar bir mesele olmadığını gösterir.

Allah hakkında doğru düşünmek de tevhidin parçasıdır.

O'na:

Çocuk.

Soy.

İnsanî ihtiyaç.

gibi yaratılmış özellikleri isnat etmemek gerekir.

Tevhid Allah'ı hem tek ilah kabul etmek hem de O'nu yaratılmışların seviyesine indirmemektir.

On sekizinci büyük mesaj, Allah'a inanırken kendi çifte standartlarımızı da sorgulamaktır.

Müşriklerin çelişkisi çok açıktı:

Kendileri için değerli gördükleri başka.

Allah'a yakıştırdıkları başka.

Bugün aynı davranışı başka biçimlerde yapabiliriz.

Kendimize yapılınca:

“Haksızlık.”

dediğimiz şeyi başkasına yapabiliriz.

Kendi çocuğumuz için istediğimiz eğitimi başkasının çocuğuna çok görebiliriz.

Kendi hatamız için merhamet, başkasının hatası için en ağır cezayı isteyebiliriz.

Ayet insanın yalnız inancındaki değil, ahlakındaki tutarsızlığı da düşündürmektedir.

Gerçek adalet aynı teraziyi kendimize de uygulayabilmektir.

İsrâ Suresi'nin 40. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur:

Allah hakkında gerçekten bilgiye dayanarak mı konuşuyorum?

Kendi kültürümün önyargılarını din zannediyor olabilir miyim?

Kız ve erkek çocuk arasında bilinçli veya bilinçsiz değer farkı oluşturuyor muyum?

Çocuğun cinsiyeti nedeniyle anne veya babayı suçluyor muyum?

Kendim için istediğim hakkı başkalarına da tanıyor muyum?

Kendi hatalarıma merhamet, başkasının hatalarına acımasızlık mı gösteriyorum?

Din adına söylediğim ağır cümlelerin gerçekten sağlam dayanağı var mı?

Melekler ve diğer yaratılmışlar konusunda Allah'ın bildirdiği sınırı koruyor muyum?

Allah'ı insanlara ait özelliklerle düşünmenin tevhid açısından oluşturduğu problemi fark ediyor muyum?


Bu sorular ayetin yalnız geçmişteki bir müşrik inancını eleştirmediğini göstermektedir.

İsrâ Suresi'nin 40. ayeti tevhid, Allah tasavvuru, bilgi ahlakı, cinsiyet ayrımcılığı, çocukların değeri, kültürel önyargı, çifte standart ve dil sorumluluğu konusunda son derece güçlü mesajlar taşımaktadır.

Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:

Allah'a çocuk isnat etme.

Melekleri Allah'ın kızları olarak görme.

Yaratıcıyı yaratılmışların biyolojik özellikleriyle açıklamaya çalışma.

Kız çocuklarını değersiz görme.

Erkek çocuğu insanlık bakımından üstün sayma.

Çocukların cinsiyeti nedeniyle anne veya babayı suçlama.

Kültürel önyargını din diye sunma.

Allah hakkında bilgin olmadan kesin konuşma.

Kendine başka, başkasına başka ölçü uygulama.

Ve ağzından çıkan dini iddiaların ne kadar büyük sorumluluk taşıdığını unutma.


Çünkü Allah hakkında söylenen söz, sıradan bir yorum değildir.

İnsan kendisi için bile kabul etmediği bir çifte standardı Allah'a isnat ettiğinde yalnız mantıksal bir çelişkiye değil, tevhidin merkezine dokunan büyük bir yanlışa düşebilir.

⠀

🌿 Son Söz​

“Kız veya erkek olmak bir insanın değerini belirlemez; insanı değerli kılan, Allah’ın yarattığı bir can olması ve hayatını nasıl yaşadığıdır. Kendi kültürümüzün önyargılarını Allah’ın hükmü gibi sunmaktan, kendimize başka başkasına başka ölçü uygulamaktan ve bilmediğimiz şeyleri Allah’a nispet etmekten sakınalım. Çünkü inançta samimiyet yalnız doğru şeylere inanmak değil, Allah hakkında konuşurken kendi hayallerimizi ve önyargılarımızı hakikat yerine koymamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt