📖 İsrâ Suresi 33. Ayette “Allah’ın Haram Kıldığı Cana Haksız Yere Kıymayın; Kim Haksız Yere Öldürülürse Onun Velisine Bir Yetki Vermişizdir, Fakat O da Öldürmede Aşırı Gitmesin” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,738
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İsrâ Suresi 33. Ayette “Allah’ın Haram Kıldığı Cana Haksız Yere Kıymayın; Kim Haksız Yere Öldürülürse Onun Velisine Bir Yetki Vermişizdir, Fakat O da Öldürmede Aşırı Gitmesin” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Bir insanın hayatına haksız yere son vermek yalnız bir bedeni ortadan kaldırmak değildir; bir annenin evladını, bir çocuğun ebeveynini, bir ailenin geleceğini ve geri getirilemeyecek bir hayatı yok etmektir. Fakat Kur’an mağdurun hakkını savunurken öfkenin yeni bir zulme dönüşmesine de izin vermez. Adalet, suçlunun hakkıyla karşılaşmasıdır; intikam ise çoğu zaman suçsuzları da içine alan yeni bir haksızlık zinciri oluşturur.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İsrâ Suresi 33. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 33. ayeti, insan hayatının dokunulmazlığını, haksız yere öldürülen kişinin yakınlarının hakkını ve adalet arayışında bile sınırın aşılmaması gerektiğini ortaya koyan son derece önemli bir ayettir.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Allah’ın haram kıldığı cana haklı bir sebep olmadıkça kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse onun velisine bir yetki vermişizdir. Fakat o da öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.”
İsrâ Suresi, 17:33
Ayet iki büyük ilkeyi aynı anda korumaktadır:

Masum insanın yaşam hakkı.

ve

Suç karşısında ölçülü, hukuka bağlı adalet.

Kur’an bir taraftan cinayeti yasaklamakta, diğer taraftan mağdur yakınlarının acısını ve adalet talebini görmezden gelmemektedir.

Fakat üçüncü bir sınır daha koymaktadır:

Adalet intikama dönüşmemelidir.

2️⃣ “Allah’ın Haram Kıldığı Can” Ne Anlama Gelir ❓​

Buradaki ifade insan hayatının kutsallığını ve dokunulmazlığını anlatır.

İnsan hayatı sıradan bir eşya değildir.

Bir kişinin öfkesi.

Kabile çıkarı.

Maddi menfaat.

Namus iddiası.

Siyasi anlaşmazlık.

Kişisel düşmanlık.

bir insanın hayatını keyfî biçimde ortadan kaldırma hakkı vermez.

Yaşam hakkı, insanın en temel haklarından biridir.

Bu nedenle Kur’an cinayet meselesini yalnız toplumsal düzen problemi olarak değil, Allah'ın koyduğu bir sınır olarak ele almaktadır.

İnsan başka bir insanın canı üzerinde keyfî tasarruf sahibi değildir.

3️⃣ “Haksız Yere Cana Kıymayın” Emri Neden Bu Kadar Güçlüdür ❓​

Çünkü ölüm geri alınamaz.

Bir insanın malı çalınırsa geri verilebilir.

Bir borç ödenebilir.

Birçok maddi zarar telafi edilebilir.

Ama öldürülen insan geri getirilemez.

Bu nedenle insan hayatına yönelik haksız saldırı çok ağır bir suçtur.

Bir cinayet yalnız mağduru etkilemez.

Ailesi.

Çocukları.

Anne babası.

Arkadaşları.

Toplum.

da bundan etkilenir.

Bir canın kaybı çoğu zaman onlarca insanın hayatında yıllarca sürecek bir boşluk bırakır.

Bu yüzden Kur’an yaşam hakkını güçlü biçimde korumaktadır.

4️⃣ “Haklı Bir Sebep Olmadıkça” İfadesi Herkese Öldürme Yetkisi Verir Mi ❓​

Hayır.

Bu ifade bireylerin kendi başına:

“Ben haklı olduğuma karar verdim.”

deyip bir insanın hayatına son verebileceği anlamına kesinlikle gelmez.

Klasik İslam hukukunda ağır ceza meseleleri belirli hukuki şartlara, delillere, yargılamaya ve yetkili otoriteye bağlıdır.

Bir kişinin kendi kendisini:

Savcı.

Hâkim.

ve cezayı uygulayan kişi.

hâline getirmesi toplumsal düzeni yok eder.

“Hak” kavramı kişisel öfkenin adı değildir.

Bu nedenle ayet özel intikam için bir izin olarak okunmamalıdır.

5️⃣ Bir İnsan Suçlu Olduğunu Düşündüğü Kişiyi Kendi Başına Cezalandırabilir Mi ❓​

Hayır.

Bir kişinin gerçekten suçlu olup olmadığı:

Delil.

Tanıklık.

Olayın şartları.

Savunma hakkı.

Hukuki inceleme.

gibi unsurlarla belirlenir.

İnsan öfke anında yanlış kişiyi suçlayabilir.

Dedikoduya inanabilir.

Eksik bilgiyle hareket edebilir.

Bu nedenle ceza meselesi kişisel hesaplaşmaya bırakılamaz.

Adaletin en önemli şartlarından biri, kişinin kendi davasında tek başına hâkim olmamasıdır.

Aksi durumda adalet değil, kan davası ortaya çıkar.

6️⃣ Haksız Yere Öldürülen Kişinin “Velisi” Kimdir ❓​

Ayette geçen veli, genel olarak öldürülen kişinin yakınları ve hakkını temsil eden kişiler anlamında anlaşılmıştır.

Bir insan öldürüldüğünde yalnız onun hayatı sona ermez.

Geride:

Eşi.

Çocukları.

Anne babası.

Yakınları.

kalabilir.

Bunların adalet talep etme hakkı vardır.

Kur’an mağdur ailesini görmezden gelmemektedir.

Onlara:

“Acınızı unutun.”

dememektedir.

Tam tersine mağdurun hakkını tanımaktadır.

Fakat hak tanınması, sınırsız intikam yetkisi verilmesi değildir.

İşte ayetin sonraki cümlesi tam olarak bu sınırı koyar.

7️⃣ Ayetteki “Yetki Vermişizdir” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade, haksız yere öldürülen insanın hakkının sahipsiz bırakılmayacağını anlatmaktadır.

Klasik hukuk anlayışında mağdur yakınlarının cinayet konusunda hukuki talep hakkı bulunur.

Bu çerçevede kısas, bağışlama veya bazı hukuk düzenlerinde karşılığı bulunan diğer seçenekler tartışılmıştır.

Fakat bütün bunlar düzenli hukuk sistemi içerisinde ele alınır.

Ayetin amacı:

“Yakınını öldüren kişiyi bul, kendi başına öldür.”

demek değildir.

Tam tersine devamındaki:

“Aşırı gitmesin.”

ifadesi kontrolsüz intikamın önünü kapatmaktadır.

Buradaki yetki hak arama yetkisidir; keyfî şiddet yetkisi değildir.

8️⃣ Kısas Ne Demektir ❓​

Kısas, klasik İslam hukukunda belirli ağır suçlarda suç ile hukuki karşılık arasında adalet ve denklik esasını ifade eden bir kavramdır.

Ancak kısas:

Öfkeyle verilen bireysel karar.

Ailelerin silahla hesaplaşması.

Kan davası.

değildir.

Delil gerekir.

Suçun niteliğinin belirlenmesi gerekir.

Failin gerçekten kim olduğunun kesinleştirilmesi gerekir.

Hukuki şartların oluşması gerekir.

Bu nedenle kısas kavramını modern anlamda:

“İntikamını kendin al.”

şeklinde anlamak ciddi biçimde yanlıştır.

Kısasın amacı sınırsız intikam değil, intikamı hukukla sınırlandırmaktır.

9️⃣ Mağdur Yakınları Affedebilir Mi ❓​

İslam hukuk geleneğinde bağışlama ve bazı durumlarda diyet gibi alternatifler de yer almıştır.

Bu, mağdur yakınlarının acısının önemsiz görüldüğü anlamına gelmez.

Affetmek büyük bir erdem olabilir.

Fakat hiç kimse acılı bir aileyi kolayca:

“Affetmek zorundasınız.”

diye baskı altına almamalıdır.

Bir insan çok ağır bir kayıp yaşamış olabilir.

Adalet istemesi meşrudur.

Affetmesi ise başka bir ahlaki tercihtir.

Adalet hakkı ile affetme erdemini birbirine zorla karıştırmamak gerekir.

Bağışlama değerli olabilir; fakat mağdurun acısını küçümsemek anlamına gelmemelidir.

🔟 “Öldürmede Aşırı Gitmesin” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade ayetin en önemli bölümlerinden biridir.

Bir insan haksız yere öldürüldüğünde ailesi büyük öfke yaşayabilir.

Bu çok anlaşılabilir bir duygudur.

Fakat öfke kontrol edilmezse:

Suçlunun ailesinden birini öldürmek.

Bir kişiye karşılık birden fazla kişiye zarar vermek.

Suçsuz insanları hedef almak.

İşkence veya başka haksızlıklara yönelmek.

gibi yeni zulümler ortaya çıkabilir.

Ayet işte bunu yasaklamaktadır.

Bir haksızlık, ikinci bir haksızlığı helal hâle getirmez.

Adalet suçluya yönelir.

İntikam ise çoğu zaman suçsuzlara da yayılır.

1️⃣1️⃣ Kan Davası Bu Ayetin Mesajıyla Bağdaşır Mı ❓​

Kan davası anlayışı bu ayetin çizdiği sınırlarla ciddi biçimde çelişir.

Bir kişi suç işler.

Sonra karşı taraf onun ailesinden birini öldürür.

Diğer aile yeniden karşılık verir.

Yıllarca devam eden bir öldürme zinciri ortaya çıkar.

Bir süre sonra ilk suçu işlememiş insanlar bile öldürülmeye başlanabilir.

Kur’an'ın:

“Aşırı gitmesin.”

uyarısı tam da böyle sınırsız intikam zincirlerinin önünü kesen güçlü bir ilkedir.

Suç şahsidir; suçsuz akraba suçlunun yerine cezalandırılamaz.

Bir kişinin günahını ailesine yüklemek adalet değildir.

1️⃣2️⃣ “Namus Cinayeti” Bu Ayetle Meşrulaştırılabilir Mi ❓​

Hayır.

Bir kişinin:

“Aile şerefimizi kirletti.”

“Bizi rezil etti.”

“Gelenek böyle.”

gibi gerekçelerle başka bir insanı kendi kararıyla öldürmesi meşru kabul edilemez.

Şüphe.

Dedikodu.

Aile baskısı.

Töre.

kişiye başka bir insanın hayatı üzerinde mutlak yetki vermez.

Özellikle kadınlara yönelik sözde “namus” gerekçeli cinayetlerin din adına savunulması büyük bir yanlışlıktır.

Namus kavramı cinayetin ruhsatı değildir.

İnsanların suç iddiaları varsa bunlar hukuk çerçevesinde ele alınır.

Aile meclisi mahkeme değildir.

1️⃣3️⃣ Bir Yakını Öldürülen İnsanın Öfkelenmesi Yanlış Mıdır ❓​

Hayır.

Bir insan annesini, babasını, çocuğunu veya kardeşini cinayette kaybettiğinde çok büyük öfke hissedebilir.

Bu son derece insani bir tepkidir.

Ayet acıyı inkâr etmez.

Mağdur yakınlarının hakkını tanıması bunun göstergesidir.

Fakat öfke ile eylem arasında bir sınır vardır.

İnsan:

Öfkelenebilir.

Ağlayabilir.

Adalet isteyebilir.

Failin cezalandırılmasını talep edebilir.

Ama suçsuz kişilere zarar verme hakkı kazanmaz.

Acının büyüklüğü, zulmün sınırlarını kaldırmaz.

Gerçek adalet öfkeyi yok saymaz; onu hukuk içerisinde yönlendirir.

1️⃣4️⃣ Yanlış Kişinin Cezalandırılmasını Önlemek Neden Çok Önemlidir ❓​

Çünkü ağır cezalarda yapılan yanlışın geri dönüşü olmayabilir.

İnsanlar:

Yanlış teşhis yapabilir.

Yalan söyleyebilir.

Sahte delil oluşturabilir.

Önyargıyla hareket edebilir.

Bu nedenle hukukta delil ve adil yargılama hayati öneme sahiptir.

Bir kişinin suçlu olduğuna toplumun inanması, onun gerçekten suçlu olduğunu garanti etmez.

Şüphe ile kesin hüküm aynı şey değildir.

Özellikle insan hayatıyla ilgili meselelerde acelecilik çok büyük bir haksızlığa dönüşebilir.

Adalet yalnız suçluyu cezalandırmak değil, masumu cezadan korumaktır.

1️⃣5️⃣ Devlet veya Hukuk Sistemi de Aşırı Gidebilir Mi ❓​

Evet.

Ayetin adalet ve ölçü ilkesi yalnız bireyler için düşünülmemelidir.

Hukuki otoriteler de adaletle hareket etmek zorundadır.

İşkence.

Delilsiz ceza.

Keyfî infaz.

Toplu cezalandırma.

Masum insanlara zarar verme.

adalet değildir.

Bir suçla mücadele edilirken suçsuzların hakkı korunmalıdır.

Devlet gücü adaletin üzerinde değildir; adaletin hizmetinde olmalıdır.

Güç sahibi olmak sınırsız davranma hakkı vermez.

Bu ilke toplumsal düzen açısından son derece önemlidir.

1️⃣6️⃣ İnsan Hayatını Korumak Sadece Öldürmemekle Mi Sınırlıdır ❓​

Ayetin doğrudan konusu haksız yere öldürmedir.

Ancak insan hayatının dokunulmazlığı ilkesi bizi daha geniş bir sorumluluk üzerinde de düşündürür.

İnsanın hayatını:

Şiddetten.

Tehlikeden.

Açlıktan.

İhmalle oluşabilecek ciddi zararlardan.

korumak da önemli bir ahlaki sorumluluktur.

Elbette bunların hepsi ayette geçen cinayet hükmüyle aynı hukuki kategori değildir.

Fakat insan hayatına değer verme anlayışının doğal sonuçlarıdır.

Hayata saygı yalnız öldürmemek değil, mümkün olduğunda hayatı korumaya çalışmaktır.

1️⃣7️⃣ İsrâ Suresi 31–33. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

Bu üç ayet peş peşe insan hayatı, aile ve ahlaki sınırların korunmasına yönelik güçlü ilkeler getirmektedir.

31. ayette:

Yoksulluk korkusuyla çocukların öldürülmemesi emredildi.

32. ayette:

Zinaya yaklaşılmaması buyuruldu.

33. ayette ise:

Haksız yere insan öldürmek yasaklandı ve cinayet karşısındaki adaletin bile sınırı belirlendi.

Bu sıralama insan hayatının ne kadar kapsamlı biçimde korunduğunu göstermektedir.

Çocuğun hayatı korunur.

Aile ve cinsel sorumluluk korunur.

Masum insanın canı korunur.

Mağdurun hakkı korunur.

Suçlunun dışındaki masumların hakkı da korunur.

Kur’an'ın adaleti yalnız mağduru değil, yeni mağdurlar oluşmasını da engellemeyi hedefler.

1️⃣8️⃣ İsrâ Suresi 33. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Adalet isterken zalime dönüşme.

Sana büyük bir kötülük yapılmış olabilir.

Sevdiğin biri haksız yere öldürülmüş olabilir.

Öfken çok büyük olabilir.

Fakat sana yapılan zulüm, senin başka bir masuma zulmetme hakkını doğurmaz.

İşte gerçek adalet burada sınanır.

İnsan kendisine haksızlık yapıldığında da adalet sınırında kalabiliyor mu?

Ayet mağdurun hakkını tanır.

Ama aynı zamanda mağduriyetin sınırsız intikama dönüşmesini engeller.

Bu, insanlık tarihindeki kan davası anlayışlarına karşı son derece güçlü bir ilkedir.

1️⃣9️⃣ İsrâ Suresi 33. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 33. ayeti, insan hayatının Allah tarafından dokunulmaz kılındığını, hiçbir insanın keyfî biçimde başka bir insanın canına kıyamayacağını, haksız yere öldürülen kişinin yakınlarının adalet talep etme hakkı bulunduğunu ve bu hakkın bile sınırsız intikama dönüştürülemeyeceğini öğretmektedir.

Bu ayetin ilk büyük mesajı, yaşam hakkıdır.

İnsan hayatı değerlidir.

Bir kişinin:

Öfkesi.

Maddi çıkarı.

Aile baskısı.

Siyasi görüşü.

Kişisel düşmanlığı.

başkasının yaşam hakkını ortadan kaldırmaz.

İnsan canı, kişisel hesaplaşmanın aracı değildir.

İkinci büyük mesaj, cinayetin geri döndürülemez oluşudur.

Bir insanı öldürdüğünde:

“Pişman oldum.”

demek onun hayatını geri getirmez.

Bu nedenle şiddet anlarında öfkeyi kontrol etmek son derece önemlidir.

Bir dakikalık kontrol kaybı:

Bir insanın ölümüne.

Başka bir insanın hapse girmesine.

İki ailenin dağılmasına.

neden olabilir.

Bir anlık öfke, onlarca yıllık acı üretebilir.

Üçüncü büyük mesaj, özel intikamın yasaklanmasıdır.

Mağdurun hakkı vardır.

Ama bu hak:

“Silahı al ve hesabını kendin gör.”

anlamına gelmez.

Suçun belirlenmesi hukuk işidir.

Deliller değerlendirilir.

Savunma dinlenir.

Yetkili mahkeme karar verir.

Adalet kişisel öfkeden kurumsal hukuka taşındığında kan davasının önü kesilebilir.

Bu ayrım toplum barışı açısından vazgeçilmezdir.

Dördüncü büyük mesaj, mağdurun unutulmamasıdır.

Bazı yaklaşımlar suçlunun haklarından çok söz ederken mağdurun acısını görünmez hâle getirebilir.

Ayet buna düşmez.

Haksız yere öldürülen insanın velisine hak tanır.

Yani mağdur ailesinin:

Adalet istemesi.

Hakkının aranması.

Suçun cezasız kalmamasını talep etmesi.

meşrudur.

Merhamet, mağdurun hakkını yok saymak değildir.

Adalet her iki tarafın da hukukunu gözetmelidir.

Beşinci büyük mesaj, mağduriyetin sınırsız yetki vermediğidir.

İnsan çok büyük acı yaşamış olabilir.

Ama:

“Ben mağdurum, artık ne yaparsam haklıyım.”

diyemez.

Çünkü ahlakın sınırı acıyla ortadan kalkmaz.

Suçlunun kardeşi suçlu değildir.

Çocuğu suçlu değildir.

Ailesi suçlu değildir.

Suç şahsidir.

Başkasının günahı başka bir insana yüklenemez.

Altıncı büyük mesaj, kan davasının reddedilmesidir.

Kan davasında adalet kaybolur ve intikam miras bırakılır.

Birinci kuşak öldürür.

İkinci kuşak karşılık verir.

Üçüncü kuşak neden başladığını bile bilmeden düşmanlığı devam ettirir.

Kur’an'ın:

“Aşırı gitmesin.”

sözü bu zinciri kırmaktadır.

Adalet bir suçu bitirir; intikam onu nesiller boyunca çoğaltabilir.

Yedinci büyük mesaj, namus ve töre adı altında cinayetin meşrulaştırılamamasıdır.

Bir kişinin davranışı aileyi öfkelendirmiş olabilir.

Ancak hiçbir aile kendi mahkemesini kurup insan öldürme hakkına sahip değildir.

Özellikle kadınların:

“Töre.”

“Namus.”

“Aile kararı.”

gibi gerekçelerle öldürülmesi ağır bir zulümdür.

Gelenek, insan hayatının üzerinde değildir.

Bir şeyin yıllardır yapılması onu adil yapmaz.

Sekizinci büyük mesaj, suçsuz insanın korunmasıdır.

Adalet sistemi yalnız suçluyu bulmak için değil, masumu korumak için de vardır.

Bu nedenle:

Dedikodu.

Şüphe.

Toplumsal baskı.

tek başına ağır bir cezaya yeterli olamaz.

Bir insanın yanlış biçimde suçlanması onun hayatını tamamen yok edebilir.

Adaletin kalitesi yalnız kaç suçluyu cezalandırdığıyla değil, kaç masumu yanlış cezadan koruduğuyla da ölçülür.

Dokuzuncu büyük mesaj, delilin önemidir.

İnsan öfke anında:

“Ben biliyorum, o yaptı.”

diyebilir.

Ama hukuk bilgi ile kanaati ayırmalıdır.

Tanık yanlış hatırlayabilir.

Delil yanlış yorumlanabilir.

İtiraf baskıyla alınmış olabilir.

Bu nedenle çok ağır sonuç doğuran davalarda titizlik gerekir.

Kesinlik arttıkça adalet güçlenir; acele arttıkça hata riski büyür.

Onuncu büyük mesaj, devlet gücünün de sınırlı olduğudur.

Bir yönetim:

“Suçla mücadele ediyoruz.”

diyerek her yöntemi meşru hâle getiremez.

Masum insanlara zarar vermek.

İşkence etmek.

Toplu cezalandırmak.

Delilsiz insanları mahkûm etmek.

adalet değildir.

Hukukun amacı gücü serbest bırakmak değil, güce sınır koymaktır.

Bu ilke yalnız bireysel cinayetlerde değil, toplumsal düzende de son derece önemlidir.

On birinci büyük mesaj, öfkenin insanî fakat yönetilmesi gereken bir duygu olmasıdır.

Yakınını cinayette kaybeden insana:

“Öfkelenme.”

demek gerçekçi değildir.

Öfkelenebilir.

Adalet isteyebilir.

Faili görmek bile istemeyebilir.

Bunların hepsi insani tepkilerdir.

Ama:

Duygunun haklı olması, bütün davranışları haklı yapmaz.

İnsan öfkesini hukuk içerisinde ifade edebilir.

Bu, hem mağdurun hakkını hem toplumun güvenliğini korur.

On ikinci büyük mesaj, affetmenin zorla dayatılamamasıdır.

Affetmek büyük bir ahlaki erdem olabilir.

Fakat ağır kayıp yaşamış bir aileye dışarıdan:

“Affedin, yoksa iyi insan değilsiniz.”

demek doğru değildir.

İnsanların yas süreçleri farklıdır.

Adalet talep etmeleri meşrudur.

Affetmek gerçekleşirse değerlidir.

Ama:

Gerçek bağışlama zorla olmaz.

Kalbin kendi iradesiyle verdiği bir karardır.

On üçüncü büyük mesaj, insan hayatının siyasi veya toplumsal kimliklere göre değer değiştirmemesidir.

Bir insan:

Bizim grubumuzdan.

Başka gruptan.

Bizim milletimizden.

Başka milletten.

olabilir.

Ama masum insanın hayatı yine değerlidir.

Adalet kendi tarafımızdaki insan için istediğimizi karşı taraf için de isteyebilmektir.

Masumiyet kimliğe göre değişmez.

İnsan hayatını tarafgirlik üzerinden değerlendirmek adalet duygusunu bozar.

On dördüncü büyük mesaj, cinayeti romantikleştirmemektir.

Filmlerde veya hikâyelerde intikam bazen kahramanlık gibi sunulabilir.

Bir yakın öldürülür.

Kahraman onlarca kişiyi öldürür.

Ve seyirci bunu tatmin edici görebilir.

Gerçek hayatta ise her ölümün arkasında insanlar vardır.

İntikam eğlence değildir.

Ayet tam tersine öfkenin bile sınırlandırılması gerektiğini öğretir.

On beşinci büyük mesaj, şiddetin yeni şiddet doğurabileceğini bilmektir.

Bir insan öldürüldüğünde karşılık olarak başka masumlar hedef alınırsa yeni aileler acı yaşar.

Yeni intikam duyguları doğar.

Döngü büyür.

Bu nedenle hukuk, şiddetin yayılmasını engelleyen duvarlardan biridir.

Adalet yalnız geçmişteki suça cevap vermez; gelecekteki yeni suçların da önünü kesmeye çalışır.

On altıncı büyük mesaj, insan hayatının ekonomik veya sosyal statüye göre değer değiştirmemesidir.

Zengin bir insanın öldürülmesi ağır bir suç olduğu gibi yoksul bir insanın öldürülmesi de ağır bir suçtur.

Ünlü bir kişinin hayatı değerli olduğu gibi kimsenin tanımadığı bir insanın hayatı da değerlidir.

İnsan hayatının değeri banka hesabıyla veya toplumdaki konumuyla ölçülmez.

Bu ilke gerçek adalet için temel şarttır.

On yedinci büyük mesaj, yaşam hakkını savunurken diğer hakları da korumaktır.

Suçla mücadele edilirken:

Adil yargılanma.

Masumiyet.

Delil.

Savunma.

gibi ilkeler önemlidir.

Çünkü adalet yalnız sonuca değil, sonuca ulaşma yöntemine de bakar.

Yanlış yöntemle doğru sonuç aramak yeni haksızlıklar oluşturabilir.

Bu nedenle hukuki süreç de ahlakın parçasıdır.

On sekizinci büyük mesaj, Allah'ın sınırlarının öfke anında da geçerli olduğudur.

İnsan sakin olduğunda adaletten söz etmek kolaydır.

Asıl sınav, kendisine büyük bir haksızlık yapıldığında ortaya çıkar.

O zaman:

“Benim acım bana her şeyi yapma hakkı vermez.”

diyebilmek çok büyük bir ahlaki olgunluktur.

Kur’an mağduru sessizleştirmez.

Hakkını verir.

Fakat hakkın ötesine geçip yeni bir zulüm oluşturmasına da izin vermez.

Gerçek adalet, öfkenin ortasında bile ölçüyü kaybetmemektir.

İsrâ Suresi'nin 33. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur:

İnsan hayatının dokunulmazlığını gerçekten bütün insanlar için savunuyor muyum?

Bana veya aileme haksızlık yapıldığında adalet ile intikam arasındaki farkı koruyabilir miyim?

Suçsuz akrabaları suçlunun yerine sorumlu tutuyor muyum?

Töre veya namus adı altında cinayeti meşrulaştıran düşüncelere karşı duruyor muyum?

Bir insanı kesin delil olmadan suçlu ilan ediyor muyum?

Mağdurun hakkını savunurken yeni mağdurlar oluşturabilecek yöntemleri normal görüyor muyum?

Devletin veya güçlü kişilerin de hukuk sınırına bağlı olması gerektiğini kabul ediyor muyum?

Öfke anında verdiğim kararların geri dönüşü olmayabileceğini düşünüyor muyum?


Bu sorular ayetin yalnız:

“Cinayet işlemeyin.”

şeklindeki bir yasaktan ibaret olmadığını gösterir.

İsrâ Suresi'nin 33. ayeti yaşam hakkı, adalet, mağdur hakkı, hukuk, kısas, affetme, intikam, kan davası ve ölçü arasında son derece güçlü bir denge kurmaktadır.

Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:

Masum cana kıyma.

Kişisel öfkeni hukuk yerine koyma.

Haksız yere öldürülen insanın hakkını görmezden gelme.

Mağdur yakınlarının adalet talebini küçümseme.

Fakat adalet adına suçsuzlara zarar verme.

Kan davasını sürdürme.

Töreyi insan hayatının üzerine çıkarma.

Şüpheyi kesin delil gibi görme.

Gücü olanın sınırsız yetkiye sahip olduğunu sanma.

Ve sana zulmedildiğinde bile yeni bir zulmün faili olmamaya çalış.


Çünkü adaletin gerçek sınavı yalnız hakkımızı savunurken değil, hakkımızı savunurken sınırı aşmama gücünü gösterebildiğimiz anda ortaya çıkar.

⠀

🌿 Son Söz​

“Bir insanın canına haksız yere kıyıldığında geride kalanların acısını hiçbir cümle tamamen silemez. Adalet istemeleri onların hakkıdır; fakat Kur’an bu acının yeni masumları yutan bir intikam zincirine dönüşmesine de izin vermez. Suçluyu suçundan sorumlu tut, ama onun ailesini suçlu ilan etme; hakkını ara, fakat öfkeni yeni bir zulme dönüştürme. Çünkü gerçek adalet yalnız kötülüğe karşı durmak değil, kötülük bize dokunduğunda bile onun yöntemlerini benimsememektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt