📖 İsrâ Suresi 34. Ayette “Yetimin Malına, Erginlik Çağına Ulaşıncaya Kadar En Güzel Şekilde Olmadıkça Yaklaşmayın ve Verdiğiniz Sözü Yerine Getirin; Çünkü Verilen Söz Sorumluluk Doğurur” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,756
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 İsrâ Suresi 34. Ayette “Yetimin Malına, Erginlik Çağına Ulaşıncaya Kadar En Güzel Şekilde Olmadıkça Yaklaşmayın ve Verdiğiniz Sözü Yerine Getirin; Çünkü Verilen Söz Sorumluluk Doğurur” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Bir insanın gerçek ahlakı, kendisinden hesap sorabilecek güçlü insanların yanında değil; hakkını savunmakta zorlanan birinin emaneti eline geçtiğinde ortaya çıkar. Yetimin malını korumak, yalnız paraya dokunmamak değildir; o malı kendi çıkarından önce sahibinin geleceğini düşünerek yönetmektir. Verilen söz de böyledir: İnsan ağzından çıkan cümlenin arkasında durabildiği ölçüde güvenilir olur.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ İsrâ Suresi 34. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 34. ayeti, iki büyük ahlaki sorumluluğu birlikte ortaya koymaktadır: Yetimin malını korumak ve verilen sözü yerine getirmek.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Yetimin malına, erginlik çağına ulaşıncaya kadar en güzel şekilde olmadıkça yaklaşmayın. Verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen söz sorumluluk doğurur.”
İsrâ Suresi, 17:34
Ayetin ilk bölümü, kendisini ve malını koruma gücü sınırlı olan yetimin hakkını güvence altına alır.

İkinci bölümü ise insan ilişkilerinin temel taşı olan söz, ahit ve güvenilirlik üzerinde durur.

Bu iki konu aslında aynı ahlaki temelde birleşmektedir:

Emanete ihanet etme.

Yetimin malı bir emanettir.

Verdiğimiz söz de bir emanettir.

2️⃣ Kur’an’da “Yetim” Kimdir ❓​

Yetim, genel anlamıyla babası vefat etmiş ve henüz yetişkinlik çağına ulaşmamış çocuk için kullanılan bir kavramdır.

Böyle bir çocuk maddi ve sosyal açıdan korunmaya daha fazla ihtiyaç duyabilir.

Çünkü mirası kalmış olabilir fakat onu yönetecek yaşta değildir.

Kendi hakkını savunamayabilir.

Yakınlarının kararlarına bağımlı olabilir.

Bu nedenle yetim malı tarih boyunca istismara açık alanlardan biri olmuştur.

Kur’an burada güçlü olana değil, gücünü kötüye kullanma ihtimali bulunan kişiye sınır koymaktadır.

Çocuğun küçük olması, hakkının da küçük olduğu anlamına gelmez.

3️⃣ “Yetimin Malına Yaklaşmayın” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade:

“Yetimin malıyla hiçbir şekilde ilgilenmeyin.”

anlamına gelmez.

Çünkü bir çocuk malını kendi başına yönetemiyorsa birinin onun adına ilgilenmesi gerekebilir.

Ayetin devamındaki:

“En güzel şekilde olmadıkça...”

ifadesi bunu açıklamaktadır.

Yani yetimin malına ancak:

Koruma.

Muhafaza.

Faydalı yönetim.

Değerini kaybetmesini önleme.

gibi onun yararına olacak amaçlarla yaklaşılabilir.

Asıl yasaklanan şey:

Yetimin malını kendi çıkarına kullanmak ve emaneti sömürmektir.

4️⃣ “En Güzel Şekilde Olmadıkça” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade son derece güçlü bir sorumluluk getirir.

Ayet yalnız:

“Zarar verme.”

demiyor.

Daha ileri giderek:

“En güzel şekilde yaklaş.”

ölçüsü getiriyor.

Yani yetimin malını yöneten kişi:

“Kendim için ne kazanırım?”

diye değil,

“Bu çocuk için en doğru olan nedir?”

diye düşünmelidir.

Mal korunmalıdır.

Gereksiz risklere atılmamalıdır.

Haksız biçimde tüketilmemelidir.

Mümkün olduğunca değerinin kaybolmamasına dikkat edilmelidir.

Emanet yönetiminin merkezinde emanetçinin değil, gerçek sahibin menfaati bulunmalıdır.

Bu ilke yalnız yetim malında değil, birçok modern emanet ilişkisinde de çok değerlidir.

5️⃣ Yetimin Malını Kendi Malımızla Karıştırmak Doğru mudur ❓​

Malı karıştırmanın kendisi her durumda otomatik olarak haksızlık anlamına gelmeyebilir; önemli olan hesabın açık olması ve yetimin hakkının kaybolmamasıdır.

Fakat özellikle mali işlemlerde sınırların belirsizleşmesi büyük risk oluşturur.

Bir kişi:

“Nasıl olsa aileden.”

“Sonra yerine koyarım.”

“Bir süre kullanayım.”

diyerek yetimin parasını kendi malı gibi kullanmaya başlayabilir.

İşte tehlike burada doğar.

En güvenli yaklaşım:

Yetimin malını mümkün olduğunca açık hesaplarla takip etmek.

Gelir ve giderlerini kaydetmek.

Kendi malıyla arasındaki sınırı korumak.

olacaktır.

Emanet ne kadar şeffaf yönetilirse ihanet ihtimali o kadar azalır.

6️⃣ Yetimin Parasını Geçici Olarak Kullanıp Sonra Geri Koymak Doğru mudur ❓​

Yetimin malını yöneten kişinin:

“Şimdi kullanırım, sonra yerine koyarım.”

mantığıyla kendi ihtiyaçlarına harcaması çok tehlikeli bir yaklaşımdır.

Çünkü o para kendisine ait değildir.

Bugün geri koyabileceğini düşünür.

Yarın ekonomik durumu değişebilir.

Borçlanabilir.

Hastalanabilir.

Ve sonuçta yetimin malı kaybolabilir.

Bu nedenle yetimin malı kişisel borç kasası gibi görülmemelidir.

Bir malı yönetmekle onun sahibi olmak aynı şey değildir.

Emaneti elinde tutmak, mülkiyet hakkı vermez.

7️⃣ Yetimin Malı İşletilebilir veya Yatırıma Dönüştürülebilir Mi ❓​

Ayetin:

“En güzel şekilde...”

ifadesi, yetimin yararına olmak şartıyla malın korunması ve makul biçimde yönetilmesi düşüncesine kapı açar.

Örneğin uzun yıllar hiçbir işlem yapılmadan bırakıldığında malın değeri ciddi biçimde düşüyorsa, yetimin menfaatini gözeten makul yönetim düşünülebilir.

Fakat burada çok önemli sınırlar vardır:

Yüksek risk alınmamalıdır.

Kişisel çıkarla yetimin menfaati karıştırılmamalıdır.

Spekülatif maceraya dönüştürülmemelidir.

Şeffaflık korunmalıdır.

Yetimin malıyla kumar oynar gibi risk alınamaz.

Amaç serveti büyütme hırsı değil, emaneti sağlıklı biçimde korumaktır.

8️⃣ Yetimin Malını Yönetirken Masraf Yapılabilir Mi ❓​

Yetimin kendi ihtiyaçları için elbette harcama yapılabilir.

Barınma.

Eğitim.

Sağlık.

Giyim.

Gıda.

gibi gerçek ihtiyaçlar onun malından karşılanabilir.

Fakat harcama yapan kişi kendi konforunu yetimin hesabına finanse etmemelidir.

Örneğin:

“Çocukla birlikte tatile gidiyorum, bütün aile tatilini onun malından ödeyeyim.”

gibi bir yaklaşım açıkça sorgulanmalıdır.

Asıl soru şudur:

Bu harcama gerçekten yetimin yararına mı?

Her işlemde bu soru merkeze alınmalıdır.

9️⃣ Yetimin Malı Ne Zaman Kendisine Teslim Edilmelidir ❓​

Ayet, yetimin erginlik ve olgunluk çağına ulaşmasına kadar malın korunmasını vurgulamaktadır.

Kur’an'ın diğer ilgili ilkeleri de yalnız biyolojik yaşın değil, malı yönetebilecek bir olgunluğun önemini düşündürür.

Çünkü insan belli bir yaşa ulaşmış olabilir ama hâlâ parasını yönetemeyecek durumda olabilir.

Bununla birlikte bu durum da yetimin malını sonsuza kadar elinde tutmanın bahanesi yapılamaz.

Koruma, gaspın başka adı hâline gelmemelidir.

Yeterli olgunluk oluştuğunda hakkı sahibine teslim edilmelidir.

Çünkü malın gerçek sahibi vasi değil, yetimdir.

🔟 Yetimin Hakkını Geciktirmek de Haksızlık Olabilir Mi ❓​

Evet.

Bazen insan yetimin malını doğrudan çalmaz ama teslim zamanını sürekli geciktirir.

“Sen anlamazsın.”

“Biraz daha bekle.”

“Ben senin iyiliğini düşünüyorum.”

gibi ifadeler yıllarca kullanılabilir.

Gerçekten koruma amacı varsa mesele farklıdır.

Ama amaç:

Mal üzerindeki kontrolü kaybetmemek.

Gelirinden yararlanmaya devam etmek.

Yetimi bağımlı tutmak.

ise bu davranış ciddi bir haksızlığa dönüşebilir.

Bir hakkı vermemek kadar, hakkı gereksiz yere geciktirmek de zulüm oluşturabilir.

Koruyuculuk süreli bir sorumluluktur; kalıcı sahiplik değildir.

1️⃣1️⃣ Yetim Malı Konusunda Hesap ve Kayıt Tutmak Neden Önemlidir ❓​

Çünkü hafıza yanılabilir.

Yıllar geçebilir.

Masraflar birbirine karışabilir.

Aile içerisinde anlaşmazlık çıkabilir.

Bu nedenle emanet malın yönetiminde kayıt büyük önem taşır.

Ne kadar mal vardı?

Ne kadar gelir elde edildi?

Nereye harcandı?

Hangi masraf çocuk için yapıldı?

Bunların açık olması hem yetimin hakkını hem emaneti yöneten kişiyi korur.

Şeffaf hesap, güvenin düşmanı değil güvencelerinden biridir.

“Bana güvenmiyor musun?”

demek yerine:

“Her şey kayıtlı olsun ki kimsenin hakkı kaybolmasın.”

demek daha sağlıklı bir yaklaşımdır.

1️⃣2️⃣ Yetimin Malını Yemek Neden Bu Kadar Ağır Bir Haksızlıktır ❓​

Çünkü burada iki güç arasında büyük dengesizlik vardır.

Bir tarafta yetişkin, güçlü ve karar verebilen kişi vardır.

Diğer tarafta hakkını savunmakta zorlanan bir çocuk bulunur.

Güçlü kişinin zayıfın malını kullanması yalnız mal hırsızlığı değildir.

Aynı zamanda güvenin kötüye kullanılmasıdır.

Yetim:

Kime güvenecektir?

Çoğu zaman kendi yakınlarına.

Eğer en yakını bile onun malını sömürürse çocuk hem ekonomik hem duygusal açıdan zarar görür.

Bir yetimin malını yemek, korunması gereken kişiyi koruyucusundan zarar görür hâle getirmektir.

Bu nedenle mesele son derece ağırdır.

1️⃣3️⃣ “Verdiğiniz Sözü Yerine Getirin” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin ikinci bölümü insanı sözünde durmaya çağırmaktadır.

İnsan başka birine bir söz verdiğinde karşı tarafta beklenti oluşturur.

“Yarın geleceğim.”

“Bu işi yapacağım.”

“Bu borcu şu tarihte ödeyeceğim.”

“Sana destek olacağım.”

gibi ifadeler güven oluşturur.

İnsan sürekli söz verip yerine getirmiyorsa zamanla güvenilirliğini kaybeder.

Söz yalnız ses değildir; karşı tarafta güven oluşturan bir taahhüttür.

Bu nedenle ağızdan çıkan cümlenin sorumluluğu vardır.

1️⃣4️⃣ Her Verilen Söz Mutlaka Yerine Getirilmeli midir ❓​

Esas olan meşru ve yapılabilir sözleri yerine getirmektir.

Ancak haram veya haksız bir şey için verilen söz yerine getirilmez.

Örneğin birine:

“Senin düşmanına zarar vereceğim.”

diye söz verilmiş olması o davranışı meşru yapmaz.

Aynı şekilde insanın kontrolü dışında şartlar tamamen değişebilir.

Hastalanabilir.

Maddi imkânını kaybedebilir.

Bir iş fiilen imkânsız hâle gelebilir.

Böyle durumda önemli olan:

Sessizce kaybolmak yerine açıkça haber vermek.

Özür dilemek.

Mümkünse yeni çözüm önermek.

olacaktır.

Sözünde durmak, imkânsızı gerçekleştirmek değil; verdiğin taahhüdü ciddiye almaktır.

1️⃣5️⃣ Söz Vermek ile Niyet Etmek Aynı Şey midir ❓​

Hayır.

İnsan:

“Belki gelirim.”

dediğinde bu kesin bir söz olmayabilir.

Ama:

“Kesin geleceğim.”

dediğinde karşı tarafta farklı bir beklenti oluşturur.

Bu nedenle insan kullandığı kelimelere dikkat etmelidir.

Yapacağından emin olmadığı bir konuda:

“Kesin.”

“Mutlaka.”

“Ben hallederim.”

demek yerine daha doğru konuşabilir.

Güvenilir insan, çok söz veren değil; verdiği sözü taşıyabilecek kadar dikkatli konuşan insandır.

Bazen en güzel dürüstlük:

“Deneyeceğim ama garanti veremem.”

diyebilmektir.

1️⃣6️⃣ Borç ve Ticarette Verilen Sözün Önemi Nedir ❓​

Ticaret büyük ölçüde güven üzerine kurulur.

Bir kişi:

“Şu tarihte ödeme yapacağım.”

der.

Diğer taraf buna göre kendi hesabını yapar.

Bir şirket:

“Ürünü şu gün teslim edeceğim.”

der.

Müşteri buna göre plan yapar.

Sözler sürekli bozulursa ekonomik ilişkiler de bozulur.

Bu nedenle ayetin ilkesi modern ticarette son derece önemlidir.

Sözleşmeler.

Teslim tarihleri.

Ödemeler.

Garanti verilen hizmetler.

hepsi güvenilirlik konusudur.

Helal ticaret yalnız malın helal olması değil, verilen taahhüdün da dürüstçe yerine getirilmesidir.

1️⃣7️⃣ İsrâ Suresi 33 ve 34. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

33. ayette:

İnsan hayatının dokunulmazlığı ve cinayet karşısında adalet anlatılmıştı.

34. ayette ise:

Yetimin malı ve verilen sözün korunması gündeme gelmektedir.

Bu sıralama Kur’an'ın insan haklarını ne kadar geniş bir çerçevede ele aldığını gösterir.

Önce:

Can korunur.

Sonra:

Mal korunur.

Ardından:

Güven ve söz korunur.

Yani insan yalnız bedeniyle korunmaz.

Ekonomik hakkı ve ilişkilerdeki güveni de korunur.

Adalet yalnız “öldürme” demek değildir; başkasının hakkını hiçbir alanda çiğnememektir.

1️⃣8️⃣ İsrâ Suresi 34. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

Güçsüzün hakkı senin ahlak sınavındır.

Güçlü insan hakkını kendisi savunabilir.

Avukat tutabilir.

Mahkemeye gidebilir.

Sana karşı çıkabilir.

Ama çocuk bunu yapamayabilir.

İşte gerçek karakter burada ortaya çıkar.

Kimse görmeden yetimin parasına dokunabiliyor olman, dokunman gerektiği anlamına gelmez.

Aynı şekilde bir sözün yazılı olmaması da onu değersiz yapmaz.

İnsanların seni zorlayamadığı yerde Allah'a karşı taşıdığın sorumluluk başlar.

Emanet ve söz, insanın görünmeyen ahlakını ortaya çıkarır.

1️⃣9️⃣ İsrâ Suresi 34. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

İsrâ Suresi'nin 34. ayeti, yetimin malının onun yararı dışında kullanılmamasını, korunup zamanı geldiğinde sahibine verilmesini ve insanların verdikleri sözleri ciddiyetle yerine getirmelerini emretmektedir.

Bu ayetin ilk büyük mesajı, güçsüzün hakkını korumaktır.

Yetim kendi malını savunacak yaşta olmayabilir.

Bu nedenle onun hakkı daha fazla korunmalıdır.

Toplumun ahlakı yalnız güçlü insanların hakkını koruyup korumadığıyla ölçülmez.

Asıl sınav, kendisini savunamayanın hakkının ne kadar korunduğudur.

Yetim malı bu nedenle çok güçlü bir emanet örneğidir.

İkinci büyük mesaj, emanet ile sahipliği birbirinden ayırmaktır.

Bir mal senin kontrolündeyse bu senin olduğu anlamına gelmez.

Yetimin parasını yönetiyor olabilirsin.

Bir şirketin parasından sorumlu olabilirsin.

Bir arkadaşının eşyası sana bırakılmış olabilir.

Bunların hepsinde aynı temel ilke geçerlidir:

Kontrol sahibi olmak, mülk sahibi olmak değildir.

Bu fark kaybolduğunda emanet ihlali başlar.

Üçüncü büyük mesaj, yetimin malına ancak onun yararı için yaklaşmaktır.

Ayet:

“Yaklaşmayın.”

deyip tamamen el çekmeyi istemiyor.

“En güzel şekilde olmadıkça yaklaşmayın.”

diyor.

Bu, çok yüksek bir standarttır.

Yönetiyorsan iyi yönet.

Koruyorsan gerçekten koru.

Karar veriyorsan gerçek sahibinin çıkarını düşün.

Emanet, kendi menfaatimizi değil emanet sahibinin menfaatini merkeze koymayı gerektirir.

Dördüncü büyük mesaj, çıkar çatışmasına karşı dikkatli olmaktır.

Bir kişi hem yetimin malını yönetiyor hem de o maldan kendisi faydalanıyorsa çok dikkatli olunmalıdır.

İnsan farkında olmadan:

“Bu işlem ona da yararlı.”

diyerek kendi çıkarını öne çıkarabilir.

Bu nedenle şeffaflık önemlidir.

Mümkün olduğunca hesaplar açık tutulmalıdır.

Emanet yönetiminde yalnız dürüst olmak değil, dürüstlüğü gösterebilecek açıklığı korumak da değerlidir.

Beşinci büyük mesaj, “sonra yerine koyarım” düşüncesinin tehlikesidir.

İnsan başkasının parasını geçici olarak kullanırken çoğu zaman kötü niyetli başladığını düşünmez.

“Bir haftaya geri koyarım.”

der.

Ama hayat değişebilir.

Borç büyüyebilir.

Sonra bir emanet geri verilemez hâle gelir.

Bu nedenle sınırı baştan korumak çok daha güvenlidir.

Bir emanete dokunmamanın en kolay zamanı, daha ilk adımdır.

Altıncı büyük mesaj, hesabın önemidir.

Maddi konularda:

“Ben hatırlarım.”

düşüncesi yeterli olmayabilir.

Yıllar geçer.

Rakamlar unutulur.

İnsanlar vefat eder.

Mirasçılar arasında anlaşmazlık çıkar.

Bu yüzden kayıt, şahitlik ve şeffaf hesap son derece değerlidir.

Dürüst insan kayıt tutmaktan korkmaz.

Çünkü kayıt hem hak sahibini hem emaneti yöneten kişiyi korur.

Yedinci büyük mesaj, zamanı geldiğinde hakkı sahibine vermektir.

Koruma gerekçesi sonsuza kadar kullanılamaz.

Çocuk olgunlaşıp malını yönetebilecek duruma geldiğinde mal üzerindeki kontrol gereksiz yere uzatılmamalıdır.

Bazen insanlar:

“Ben daha iyi biliyorum.”

diyerek başkasının hakkını yıllarca kontrol eder.

Bu koruyuculuk değil, zamanla tahakküme dönüşebilir.

Emanetin bir teslim zamanı vardır.

Gerçek emanetçi, zamanı geldiğinde elindekini bırakabilendir.

Sekizinci büyük mesaj, aile içindeki mali hakların da ciddi olmasıdır.

İnsan bazen yabancının parasına dokunmaz ama:

“Bu bizim aile içinde.”

diyerek yakınlarının malını hafife alır.

Oysa akrabalık mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaz.

Yeğenin malı yeğenindir.

Kardeşin malı kardeşindir.

Çocuğun adına bırakılmış miras çocuğundur.

Aile olmak, birbirimizin malının otomatik sahibi olmak değildir.

Yakınlık, hakkı zayıflatmamalı; güveni güçlendirmelidir.

Dokuzuncu büyük mesaj, verilen sözün emanet olmasıdır.

İnsan bir söz verdiğinde karşı taraf çoğu zaman hayatını buna göre düzenler.

“Geleceğim.”

dersin, seni bekler.

“Ödeyeceğim.”

dersin, hesabını ona göre yapar.

“Yapacağım.”

dersin, başka çözüm aramaz.

Bu nedenle verilen sözün bozulması bazen yalnız bir cümlenin bozulması değildir.

Başkasının planını, güvenini ve zamanını da etkileyebilir.

Söz bu yüzden sorumluluktur.

Onuncu büyük mesaj, daha az ama daha gerçek söz vermektir.

Bazı insanlar herkese:

“Tamam.”

der.

“Ben hallederim.”

der.

“Kesin yaparım.”

der.

Sonunda hiçbirini yerine getiremez.

Bunun yerine insan kapasitesini bilmelidir.

Yapamayacağı şeye:

“Söz veremem.”

diyebilmek dürüstlüktür.

Güvenilirlik çok söz vermekle değil, söz ile davranış arasındaki mesafeyi küçültmekle oluşur.

Bu, insan ilişkilerinde son derece değerli bir özelliktir.

On birinci büyük mesaj, şartlar değiştiğinde iletişim kurmaktır.

İnsan gerçekten sözünü yerine getirmek istemiş olabilir.

Ama beklenmeyen bir durum çıkabilir.

Hastalanabilir.

Uçuş iptal olabilir.

Ekonomik şartları değişebilir.

Bu durumda sözün yerine getirilememesi her zaman kasıtlı ihanet anlamına gelmez.

Fakat insan karşı tarafı habersiz bırakmamalıdır.

Sözünü tutamıyorsan, en azından sessizce ortadan kaybolma.

Açıkla.

Özür dile.

Yeni bir çözüm öner.

Bu da güvenilirliğin bir parçasıdır.

On ikinci büyük mesaj, sözün yazılı olup olmamasının ahlaki sorumluluğu tamamen değiştirmemesidir.

Bazı insanlar:

“Kontrat yok.”

“İmzalamadım.”

“Mahkemede ispatlayamaz.”

diye verilen sözü önemsizleştirebilir.

Hukuki bağlayıcılık farklı bir mesele olabilir.

Ama ahlaki açıdan insan kendi verdiği sözü bilir.

Bir şeyi mahkeme ispatlayamıyor diye Allah'ın bilmediği sanılamaz.

Bu nedenle vicdan ve iman, hukukun ulaşamadığı alanlarda da insanı dürüstlüğe çağırır.

On üçüncü büyük mesaj, ticari güvenilirliktir.

Bir iş insanının en büyük sermayelerinden biri yalnız para değildir.

İtibarıdır.

Söz verdiği tarihte teslimat yapması.

Borcu zamanında ödemesi.

Söylediği kalitede ürün sunması.

Müşteriyi aldatmaması.

bütün bunlar güven oluşturur.

Bir insan kısa vadede sözünü bozarak para kazanabilir.

Ama uzun vadede güven kaybedebilir.

Güven yavaş birikir, çok hızlı kaybolabilir.

Ayetin ahit ilkesi ekonomik hayatta bu nedenle çok değerlidir.

On dördüncü büyük mesaj, ilişkilerde sözü hafife almamaktır.

Evlilikte.

Arkadaşlıkta.

Ailede.

İş hayatında.

insanların birbirine verdiği sözler vardır.

“Seni yalnız bırakmayacağım.”

“Bu sırrı koruyacağım.”

“Bu işi yapacağım.”

gibi sözler karşıdaki kişide güven oluşturur.

Bu nedenle insan duygusal anlarda taşıyamayacağı sözler vermemelidir.

Bir insanın kalbine umut bırakıp sonra sorumsuzca çekilmek de bir güven problemidir.

Söz söylenmeden önce düşünülmelidir.

On beşinci büyük mesaj, çocuklara söz verdiğimizde de dikkat etmektir.

Bazı yetişkinler çocuklara verilen sözü önemsiz görebilir.

“Nasıl olsa çocuk.”

diyebilir.

Oysa çocuk da verilen sözü hatırlar.

“Yarın seni götüreceğim.”

denildiyse bekler.

“Bunu yapacağım.”

denildiyse inanır.

Sözler sürekli bozulursa çocuğun güven duygusu etkilenebilir.

Çocuğun küçük olması, ona verilen sözün küçük olduğu anlamına gelmez.

Güven eğitimi ailede başlar.

On altıncı büyük mesaj, güçlü kişinin daha büyük sorumluluk taşımasıdır.

Yetim ayetin ilk örneğidir çünkü güç dengesi eşit değildir.

Bir tarafta çocuğun malını yöneten yetişkin vardır.

Diğer tarafta kendisini savunamayan çocuk.

İşte ahlak tam burada devreye girer.

Bir şeyi yapabilecek gücünün olması, onu yapmaya hakkının olduğu anlamına gelmez.

Bu ilke işveren-çalışan, yönetici-vatandaş ve yetişkin-çocuk gibi birçok ilişkide geçerlidir.

Güç arttıkça sorumluluk da artar.

On yedinci büyük mesaj, emanet ve sözün toplumdaki güveni oluşturmasıdır.

Bir toplumda kimse kimseye güvenmiyorsa hayat çok zorlaşır.

Herkes:

“Beni kandıracak.”

“Paramı yiyecek.”

“Sözünü tutmayacak.”

diye düşünür.

Bunun sonucunda ilişkiler ağırlaşır.

Sözleşmeler çoğalır.

İnsanlar birbirinden uzaklaşır.

Güven, görünmeyen bir toplumsal sermayedir.

Emanete sadakat ve sözünde durmak bu sermayeyi güçlendirir.

On sekizinci büyük mesaj, Allah'ın huzurunda sözün hesabının bulunmasıdır.

Ayet:

“Çünkü verilen söz sorumluluk doğurur.”

diyerek meseleyi yalnız insanlar arasındaki güvene bırakmaz.

İnsan verdiği sözden sorumludur.

Belki karşı taraf unuttu.

Belki kimse görmedi.

Belki hukuken hiçbir şey olmadı.

Ama insan kendi sözünün ne olduğunu bilir.

Allah da bilir.

İman, kimsenin hesap soramayacağı yerde bile insanın kendi sözünün arkasında durmaya çalışmasıdır.

İsrâ Suresi'nin 34. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur:

Bana emanet edilen malı gerçekten sahibinin yararına mı yönetiyorum?

Aileden olduğu için başkasının malını kendi malım gibi mi görüyorum?

Maddi konularda kayıt tutuyor ve şeffaf davranıyor muyum?

Bir yetimin veya güçsüzün hakkını savunacak kimse yok diye o hakkı küçümsüyor muyum?

İnsanlara yapamayacağım şeyler için kolayca söz veriyor muyum?

Sözümü tutamayacağımı fark ettiğimde haber veriyor muyum?

Ticarette verdiğim taahhütlere sadık mıyım?

Çocuklara verdiğim sözleri önemsiyor muyum?

Yazılı olmadığı için ahlaki sorumluluğumu yok mu sayıyorum?


Bu sorular ayetin yalnız yetimlerle ilgili tarihî bir düzenleme olmadığını göstermektedir.

İsrâ Suresi'nin 34. ayeti emanet, mülkiyet, çocuk hakkı, mali şeffaflık, güven, sözleşme, vaat ve sorumluluk konusunda bugün de son derece güçlü ilkeler taşımaktadır.

Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:

Yetimin malını kendi malın sanma.

Emaneti yalnız sahibinin yararına kullan.

Hesabı şeffaf tut.

Kendine çıkar üretmek için güçsüzün hakkını kullanma.

Zamanı geldiğinde emaneti sahibine teslim et.

Aile içindeki mali hakları da küçümseme.

Yapamayacağın sözü kolayca verme.

Söz verdiysen yerine getirmek için gayret et.

Şartlar değiştiyse dürüstçe haber ver.

Ve kimsenin hesap soramayacağı durumda bile Allah'ın soracağını unutma.


Çünkü insanın gerçek güvenilirliği, başkasının hakkını almak için önünde engel bulunduğunda değil; önünde hiçbir engel olmadığı hâlde emanete dokunmadığında ortaya çıkar.

⠀

🌿 Son Söz​

“Emanetin büyüklüğünü miktarı değil, onun bize ait olmaması belirler. Bir yetimin küçük görünen hakkı da, bir insana verdiğimiz basit görünen söz de Allah’ın huzurunda sorumluluk taşır. Elimizde başkasının malı varsa onu kendimize fırsat değil, sahibine karşı görev bilelim; ağzımızdan söz çıkıyorsa onu geçici bir cümle değil, güven borcu olarak görelim. Çünkü dürüstlük, insanların bizi denetlediği yerde değil, rahatlıkla ihanet edebileceğimiz hâlde bunu yapmadığımız yerde gerçek değerini gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt