📖 Nahl Suresi 110. Ayette “İşkenceye Uğratıldıktan Sonra Hicret Eden, Mücadele Edip Sabredenlere Rabbin Çok Bağışlayıcı ve Çok Merhametlidir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,738
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 110. Ayette “İşkenceye Uğratıldıktan Sonra Hicret Eden, Mücadele Edip Sabredenlere Rabbin Çok Bağışlayıcı ve Çok Merhametlidir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan bazen inancı uğruna öyle ağır sınavlardan geçer ki yalnızca bulunduğu yeri değil, alıştığı hayatı, evini ve bütün güvenli alanını geride bırakmak zorunda kalabilir. Fakat Allah yolunda atılan hiçbir samimi adım kaybolmaz. Zulmün ardından ayağa kalkmak, yeniden mücadele etmek ve sabırla doğruda kalmak insanın geçmiş acılarından daha güçlü bir geleceğe yürüyebileceğini gösterir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 110. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

Nahl Suresi'nin 110. ayeti, inançları nedeniyle baskı ve eziyete uğratılan, ardından hicret eden, mücadele gösteren ve sabreden insanlara Allah'ın bağışlama ve merhametini müjdeleyen son derece güçlü bir ayettir.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Sonra şüphesiz Rabbin, eziyete uğratıldıktan sonra hicret eden, ardından mücadele edip sabreden kimselere karşı, bütün bunlardan sonra elbette çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.”
Nahl Suresi, 16:110
Bir önceki ayetlerde ağır uyarılar bulunuyordu.

Dünya hayatını ahirete tercih edenlerden...

Hakikate kapananlardan...

Ve ahirette ziyana uğrayanlardan söz edilmişti.

110. ayette ise bambaşka bir kapı açılmaktadır:

Rahmet kapısı.

İnsan baskı altında kalmış olabilir.

Çok ağır şeyler yaşamış olabilir.

Bir süre zayıflık göstermiş olabilir.

Fakat sonra Allah'a yönelir, hicret eder, mücadele eder ve sabrederse geçmişi onun geleceğini sonsuza kadar belirlemek zorunda değildir.

Allah'ın rahmeti, insanın yeniden ayağa kalkabileceğini hatırlatır.

2️⃣ Ayette Sözü Edilen Eziyet ve Baskı Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin bağlamında, ilk Müslümanların inançları nedeniyle karşı karşıya kaldıkları ağır baskı, eziyet ve işkenceler düşünülmektedir.

İslam'ın ilk dönemlerinde Müslümanlardan bazıları toplumdaki güçlü kişilerin baskısına maruz kalmıştı.

İnançlarını terk etmeleri isteniyordu.

Sosyal baskı uygulanıyordu.

Maddi imkânları ellerinden alınabiliyordu.

Bazıları fiziksel eziyete uğruyordu.

Bu şartlarda iman etmek yalnızca düşünsel bir tercih değildi.

Bedeli olan bir duruştu.

Ayet, böyle ağır şartlardan geçen insanların yaşadıklarını görmezden gelmemektedir.

Allah onların yalnızca sonucunu değil, hangi şartlardan geçtiklerini de bilmektedir.

3️⃣ “Hicret Edenler” Kimlerdir ❓​

Hicret, en temel anlamıyla bir yerden başka bir yere göç etmek demektir.

İslam tarihinde hicretin özel bir anlamı vardır.

Müminler inançlarını özgürce yaşayamadıkları ve ağır baskılara maruz kaldıkları yerlerden ayrılarak daha güvenli bölgelere göç etmişlerdir.

Bu yalnızca coğrafi bir yolculuk değildi.

İnsanlar evlerini bırakıyordu.

Ailelerinden ayrılabiliyordu.

Malları geride kalabiliyordu.

Ticaretleri sona erebiliyordu.

Hicret, bazen insanın imanını korumak için alıştığı bütün hayatı geride bırakmasıdır.

Bu nedenle hicret İslam tarihinde büyük bir fedakârlık sembolüdür.

4️⃣ Hicret Sadece Bir Şehirden Başka Bir Şehre Gitmek Midir ❓​

Tarihsel anlamda hicret, özellikle inanç nedeniyle yapılan fiziksel göçü ifade eder.

Ancak hicret kavramının manevi yönü de düşündürücüdür.

İnsan yanlış bir hayat tarzından uzaklaşabilir.

Kendisini sürekli günaha sürükleyen bir ortamı terk edebilir.

Kötü alışkanlıklarından vazgeçebilir.

Haram kazancı bırakabilir.

Bazen insanın yapması gereken en büyük hicret, yanlışından doğruya yönelmesidir.

Elbette bu manevi anlam, tarihsel hicretin özel şartlarını ortadan kaldırmaz.

Fakat ayetin insan hayatına bıraktığı ders açısından hicret, Allah için bir şeyi geride bırakabilme cesaretini de düşündürmektedir.

5️⃣ İnsan Neden İnancı İçin Yaşadığı Yeri Terk Etmek Zorunda Kalabilir ❓​

Normal şartlarda insan doğduğu, büyüdüğü ve hayat kurduğu yeri kolayca terk etmek istemez.

Evi vardır.

Ailesi vardır.

Hatıraları vardır.

İşi vardır.

Fakat bazen baskı öyle ağırlaşabilir ki insanın inancını ve güvenliğini koruyabilmesi için ayrılması gerekebilir.

Bu son derece zor bir tercihtir.

Göç yalnızca mekân değiştirmek değildir; insanın hayatının büyük bölümünü yeniden kurmasıdır.

Ayet bu fedakârlığı küçümsemez.

Tam tersine Allah için yapılan bu ağır tercihin değerini ortaya koyar.

İnsan geride çok şey bırakabilir.

Fakat Allah katında yaptığı fedakârlık kaybolmaz.

6️⃣ Ayetteki “Mücadele Etmek” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetin kullandığı mücadele kavramı, kişinin Allah yolunda bütün gücüyle gayret göstermesini ve karşılaştığı zorluklara rağmen doğruda kalmaya çalışmasını ifade eder.

Bu gayret her zaman tek biçimde ortaya çıkmaz.

Bazen insan kendi nefsiyle mücadele eder.

Bazen zulme karşı direnir.

Bazen toplumunu korur.

Bazen inandığı değerleri yaşayabilmek için büyük fedakârlıklar yapar.

Mücadele, insanın inandığı doğru uğruna emek ve bedel ortaya koyabilmesidir.

Ancak bu kavram keyfî şiddet veya haksız saldırı şeklinde anlaşılmamalıdır.

İslam'daki mücadele anlayışı, adalet ve sorumluluk sınırlarından bağımsız değildir.

7️⃣ Sabır Neden Hicret ve Mücadeleden Sonra Özellikle Vurgulanmıştır ❓​

Çünkü bir insanın doğru bir karar vermesi kadar o kararda devam edebilmesi de önemlidir.

Hicret etmek büyük bir adımdır.

Mücadele etmek de büyük bir adımdır.

Fakat bütün bunların ardından zorluklar bitmeyebilir.

Yeni bir hayat kurmak gerekebilir.

Yoksulluk yaşanabilir.

Özlem duyulabilir.

İnsan eski hayatını hatırlayabilir.

İşte burada sabır gerekir.

Başlamak cesaret ister; devam etmek sabır ister.

Kur’an'ın sabır vurgusu bu nedenle son derece önemlidir.

İnsan doğru yola girdikten sonra her şey hemen kolaylaşmak zorunda değildir.

Bazen doğru yolun kendisi büyük sabır gerektirir.

8️⃣ Sabır Sadece Acıya Sessizce Katlanmak Mıdır ❓​

Hayır.

Sabır pasif bir teslimiyet değildir.

İnsan yanlış karşısında hiçbir şey yapmadan beklemek zorunda değildir.

Kur’an'daki sabır daha geniş bir anlam taşır.

Doğru yolda kararlı kalmak, zorluk karşısında çözülmemek ve Allah'a olan güveni korumaya çalışmak da sabrın parçalarıdır.

İnsan çalışır.

Çözüm arar.

Mücadele eder.

Dua eder.

Ama aynı zamanda sonucu hemen göremediğinde doğruluğu terk etmez.

Sabır hareketsizlik değil, istikameti koruyabilmektir.

Bu nedenle ayette mücadele ile sabır yan yana bulunmaktadır.

9️⃣ Ayet Baskı Altında Zayıflık Gösteren İnsanlara Bir Ümit Veriyor Mu ❓​

Evet.

Bu ayetin en güçlü yönlerinden biri budur.

Önceki ayette ağır baskı altında kalan insanlarla ilgili önemli bir istisna açıklanmıştı.

Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kişinin durumu, gönüllü inkârla aynı tutulmamıştı.

110. ayet ise baskıdan sonra hicret eden, mücadele eden ve sabreden insanlar için Allah'ın bağışlama ve merhametini bildirir.

Bu mesaj şunu gösterir:

İnsan yaşadığı bir zayıflık anına mahkûm değildir.

Baskı karşısında çökmüş olabilir.

Korkmuş olabilir.

Yanlış bir şey söylemiş olabilir.

Fakat sonra Allah'a dönmüşse, imanını korumaya çalışmışsa ve hayatını yeniden doğru yönde kurmuşsa rahmet kapısı açıktır.

🔟 Allah’ın “Çok Bağışlayıcı” Olması Ne Anlama Gelir ❓​

Allah'ın bağışlayıcı olması, samimi biçimde O'na dönen insanın günahlarının affedilebileceğini ifade eder.

İnsan kusurludur.

Hayatı boyunca hatalar yapabilir.

Bazen korkuya yenilebilir.

Bazen yanlış karar verebilir.

Fakat İslam'ın mesajı insanın geçmişteki hatası nedeniyle sonsuza kadar ümitsiz yaşaması değildir.

Tövbe, insanın Allah'a dönüş kapısıdır.

Samimi dönüş yalnızca ağızdan:

“Pişmanım.”

demek değildir.

Mümkün olduğunca yanlış davranıştan uzaklaşmak ve hayatın yönünü değiştirmeye çalışmak gerekir.

Ayetin bağışlama vurgusu, insanın geçmişinin geleceğini tamamen hapsetmemesi açısından büyük bir umut taşır.

1️⃣1️⃣ Allah’ın “Çok Merhametli” Olması Ne Anlama Gelir ❓​

Rahmet, Allah'ın kullarına yönelik merhametini ve lütfunu ifade eder.

Allah insanın yalnızca yaptığı davranışı değil, hangi şartlardan geçtiğini de bilir.

Korkusunu bilir.

Acısını bilir.

Gücünün sınırlarını bilir.

Baskının ne kadar ağır olduğunu bilir.

Allah'ın merhameti insanın yaşadığı gerçek şartları görmezden gelmez.

Bu nedenle ayetin sonunda hem bağışlama hem merhamet birlikte anılmaktadır.

Bağışlama geçmişteki hataya yönelirken merhamet insanın bütün varlığını kuşatan ilahi lütfu düşündürür.

Bu, insana Allah'a karşı güçlü bir umut verir.

1️⃣2️⃣ İnsan Geçmişte Büyük Hatalar Yapmışsa Yeniden Başlayabilir Mi ❓​

Evet.

Bu ayetin en büyük mesajlarından biri yeniden başlayabilmektir.

İnsan yıllarca yanlış yaşamış olabilir.

Kötü alışkanlıkları olabilir.

İmanını ihmal etmiş olabilir.

Dünya menfaatini her şeyin önüne koymuş olabilir.

Ama bir gün gerçeği fark edebilir.

Ve yönünü değiştirebilir.

İnsanın geçmişi ders olabilir; kader olmak zorunda değildir.

Elbette geçmişte başkalarının hakları ihlal edilmişse mümkün olduğunca telafi edilmelidir.

Ama insan:

“Ben zaten çok hata yaptım.”

diyerek yeni yanlışlara devam etmemelidir.

Dönüş her zaman daha değerlidir.

1️⃣3️⃣ Allah İçin Bir Şeyi Terk Etmek Neden Zordur ❓​

Çünkü insan alışkanlıklarına bağlanır.

Yaşadığı yere bağlanır.

Parasına bağlanır.

Çevresine bağlanır.

Bazen yanlış olduğunu bildiği şeylere bile bağlanabilir.

Bu nedenle Allah için bir şeyi terk etmek yalnızca fiziksel bir hareket değildir.

Kalpte de büyük bir mücadeledir.

İnsan bazen yanlış olduğunu bildiği şeyi bırakmakta, doğruyu öğrenmekten daha fazla zorlanır.

Hicretin manevi gücü de burada ortaya çıkar.

İnsan:

“Bu bana zarar veriyor ve Allah'ın razı olmadığı bir yola götürüyor.”

dediğinde onu bırakabilmelidir.

Bu bazen büyük bir cesaret ister.

1️⃣4️⃣ Dinî Baskıya Uğrayan İnsanlara Nasıl Yaklaşılmalıdır ❓​

Merhamet ve adaletle.

İnsan hiç yaşamadığı bir baskı hakkında kolayca hüküm vermemelidir.

Bir insanın ailesi tehdit edilmiş olabilir.

Kendisi işkence görmüş olabilir.

Hayatı tehlikede olabilir.

Böyle şartları yaşamayan birinin:

“Ben olsam asla böyle yapmazdım.”

demesi kolaydır.

Yaşamadığımız acının içindeki insan hakkında kesin hüküm vermek büyük bir dikkatsizlik olabilir.

Nahl Suresi'nin bu ayetleri, Allah'ın insanların gerçek şartlarını dikkate aldığını göstermektedir.

Müminin de insanlara yaklaşırken merhameti unutmaması gerekir.

1️⃣5️⃣ Hicretten Sonra Yeni Bir Hayat Kurmak Neden Sabır Gerektirir ❓​

Göç eden insan yalnızca yer değiştirmez.

Bazen bütün sosyal düzeni değişir.

Yeni insanlar.

Yeni çevre.

Yeni iş.

Yeni maddi şartlar.

Geride bırakılan aile ve dostların özlemi.

Bütün bunlar psikolojik ve maddi yük oluşturabilir.

Bu nedenle ayette sabrın zikredilmesi çok anlamlıdır.

Hicret yolculukla bitmez; yeni hayatı kurma süreciyle devam eder.

İnsan doğru bir karar verdiği hâlde sonrasında zorlanabilir.

Bu, kararının yanlış olduğu anlamına gelmez.

Bazen doğru tercihin bedeli zamanla ödenir.

Sabır burada insanı ayakta tutan değerdir.

1️⃣6️⃣ Allah’ın Rahmetine Güvenmek Mücadeleyi Bırakmak Anlamına Gelir Mi ❓​

Hayır.

Ayetin kendisi bunun en güzel cevabıdır.

Önce hicret.

Sonra mücadele.

Sonra sabır.

Ardından Allah'ın bağışlama ve merhameti.

Yani ayet insanı pasifliğe çağırmaz.

Rahmete güvenmek, sorumluluktan kaçmak değildir.

İnsan elinden geleni yapmalıdır.

Yanlış ortamdan uzaklaşmalıdır.

Doğru için mücadele etmelidir.

Sabretmelidir.

Sonra Allah'ın rahmetine güvenmelidir.

Bu, tevekkül anlayışıyla da uyumludur.

Kul gayret eder; sonucu ve rahmeti Allah'tan bekler.

1️⃣7️⃣ Nahl Suresi 106, 107, 108, 109 ve 110. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bütünlük Vardır ❓​

Bu ayetler birlikte okunduğunda çok güçlü bir iman ve insan psikolojisi tablosu ortaya çıkar.

106. ayette:

Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kişi ile gönüllü inkârı seçen kişi ayrılır.

107. ayette:

Dünya hayatını ahirete tercih etmenin tehlikesi açıklanır.

108. ayette:

Hakikate kapanmanın kalp, kulak ve göz üzerindeki manevi sonucu ve gaflet anlatılır.

109. ayette:

Ahiretteki büyük ziyan bildirilir.

110. ayette ise yön değişir ve büyük bir rahmet kapısı açılır:

Baskıdan sonra hicret eden, mücadele eden ve sabredenlere Allah'ın bağışlama ve merhameti.

Bu sıralama Kur’an'ın sadece tehdit eden değil, aynı zamanda dönüş yolunu gösteren bir kitap olduğunu ortaya koyar.

İnsan yanlışın sonunu görür.

Ama doğruya dönerse rahmeti de görür.

Kur’an kapıyı kapatmaz; insanı kapıdan dönmeye çağırır.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 110. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:

İnsan geçmişte yaşadığı zayıflıkla tanımlanmak zorunda değildir.

Belki korktu.

Belki zorlandı.

Belki geri çekildi.

Belki hayatının bir döneminde çok ağır baskı yaşadı.

Fakat daha sonra ayağa kalktı.

Allah için bir şeyleri geride bıraktı.

Mücadele etti.

Sabretti.

İşte Allah insanın yalnızca düştüğü ana değil, sonrasında ne yaptığına da bakar.

Bu, insan için muazzam bir umut mesajıdır.

Bazen kişi kendisini geçmişte yaptığı tek bir hataya mahkûm eder.

“Ben o gün böyle yaptım.”

“Ben böyle bir insanım.”

diye düşünür.

Oysa insan değişebilir.

Tövbe, hicret, mücadele ve sabır geçmişin üzerine yeni bir gelecek inşa edebilir.

1️⃣9️⃣ Nahl Suresi 110. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

Nahl Suresi'nin 110. ayeti, ağır baskı ve eziyetlerden sonra imanlarını korumak için hicret eden, ardından mücadelelerini sürdüren ve sabreden insanlara Allah'ın büyük bağışlama ve merhametini müjdelemektedir.

Bu ayetin ilk büyük mesajı, Allah'ın insanın yaşadığı şartları bilmesidir.

İnsan dışarıdan yalnızca sonucu görür.

Allah ise bütün yolu bilir.

Ne kadar korktuğunu bilir.

Ne kadar acı çektiğini bilir.

Hangi tehditle karşı karşıya olduğunu bilir.

Bu nedenle ilahi değerlendirme insanların yüzeysel hükümleri gibi değildir.

Allah eksiksiz bilgiyle hükmeder.

İkinci büyük mesaj, insanın yeniden başlayabilmesidir.

Baskı altında zayıflık yaşanmış olabilir.

Fakat hayat orada bitmez.

İnsan yeniden ayağa kalkabilir.

Allah'a dönebilir.

Yanlış ortamı terk edebilir.

Hayatını yeniden kurabilir.

Bir insanın en kötü günü, hayatının son cümlesi olmak zorunda değildir.

Üçüncü büyük mesaj hicrettir.

Hicret, Allah için bir şeyden vazgeçebilmeyi öğretir.

Bazen insan yaşadığı yeri terk eder.

Bazen yanlış çevresini.

Bazen kötü alışkanlığını.

Bazen haram kazancını.

Bazen kendisini sürekli Allah'tan uzaklaştıran bir hayat tarzını.

Her gerçek dönüşün içinde bir şeyleri geride bırakma cesareti vardır.

Dördüncü büyük mesaj mücadeledir.

İnsan yalnızca:

“Artık iyi olacağım.”

demekle yetinmez.

Hayatını değiştirmek için çaba gösterir.

Yeni bir düzen kurar.

Yanlış alışkanlıklarla mücadele eder.

Kendisini geliştirmeye çalışır.

Niyet başlangıçtır; mücadele niyetin gerçek hayata dönüşmesidir.

Beşinci büyük mesaj sabırdır.

Değişim hemen sonuç vermeyebilir.

İnsan geçmiş alışkanlıklarına özlem duyabilir.

Yeni hayatında zorluk çekebilir.

İbadetlerini düzene sokmakta zorlanabilir.

Maddi kayıp yaşayabilir.

Fakat sabırla devam eder.

Gerçek dönüş bir gecede gerçekleşen duygu değil, zaman içinde sürdürülen istikamettir.

Altıncı büyük mesaj Allah'ın bağışlamasıdır.

İnsan bazen kendi hatasını Allah'ın rahmetinden daha büyük görür.

Bu doğru değildir.

Günah küçümsenmemelidir.

Ama Allah'ın bağışlama gücü de küçümsenmemelidir.

Samimi tövbe eden insan:

“Benim için artık kapı yok.”

dememelidir.

Rahmet kapısının büyüklüğünü günahın büyüklüğüyle ölçmek doğru değildir.

Yedinci büyük mesaj merhamettir.

Allah insanı yalnızca kuralları ihlal etmiş veya etmemiş bir varlık gibi değerlendirmez.

Acısını da bilir.

Zayıflığını da.

Korkusunu da.

Samimiyetini de.

Bu nedenle mümin Allah'a yalnızca korkuyla değil, umutla da yönelmelidir.

Allah'ın rahmeti, insanı yanlışında rahat bırakmak için değil, yanlışından dönmeye cesaretlendirmek içindir.

Ayetin günümüz insanına da çok güçlü bir mesajı vardır.

Bugün birçok insan geçmişindeki hatalar nedeniyle kendisini değersiz hissedebilir.

Yıllarca yanlış yaşamış olabilir.

İbadetlerini ihmal etmiş olabilir.

İnsanları kırmış olabilir.

Haram kazanç elde etmiş olabilir.

Fakat hayattaysa önünde hâlâ bir seçim vardır.

Geçmişi savunmak mı?

Yoksa yön değiştirmek mi?

Nahl Suresi'nin 110. ayeti ikinci yolu gösterir.

Hicret et.

Yani seni yanlışta tutan şeyden uzaklaş.

Mücadele et.

Yani dönüşünü yalnızca sözde bırakma.

Sabret.

Yani ilk zorlukta eski hayatına dönme.

Ve Allah'ın bağışlama ve merhametinden ümidini kesme.

Bu ayet aynı zamanda başkalarına bakışımızı da değiştirmelidir.

Bir insan geçmişte yanlış yapmış olabilir.

Ama bugün gerçekten değişmiş olabilir.

Onu sürekli geçmişteki hâliyle yargılamak adaletli olmayabilir.

İnsanlara değişme hakkı tanımak, merhametin önemli bir parçasıdır.

Elbette zarar gören insanların hakları korunmalıdır.

Geçmiş yanlışların sonuçları yok sayılmamalıdır.

Fakat samimi dönüş de küçümsenmemelidir.

Sonuç olarak Nahl Suresi'nin 110. ayeti bize şunu öğretmektedir:

Zulümden sonra yeniden ayağa kalk.

Yanlış ortamdan Allah için uzaklaş.

Doğru yol uğruna mücadele et.

Zorluk karşısında sabret.

Geçmiş hatalarının seni Allah'ın rahmetinden koparmasına izin verme.


Çünkü insanın geçmişinde ne kadar karanlık olursa olsun, Allah'a samimi dönüşle başlayan yeni bir yol her zaman çok değerlidir.

⠀

🌿 Son Söz​

“Geçmişte ne kadar zorlandığın, kaç kez düştüğün veya korkuyla ne kadar geri çekildiğin hayatının tamamını belirlemek zorunda değildir. Önemli olan bir gün ayağa kalkıp yönünü yeniden Allah’a çevirebilmektir. Bazen hicret bir şehirden çıkmaktır, bazen de insanın kendi içindeki yanlış hayattan çıkmasıdır. Ardından mücadele ve sabır gelir. Çünkü gerçek değişim yalnızca ‘Pişmanım’ demek değil, eskiden yürüdüğün yanlış yola dönmemek için yeni bir yol inşa etmektir. Ve insan samimiyetle o yola çıktığında Allah’ın bağışlama ve merhamet kapısını küçük görmemelidir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt