📖 A‘râf Suresi 206. Ayette “Rabbinin Katında Bulunanlar O’na Kulluk Etmekten Kibirlenmezler; O’nu Tesbih Eder ve Yalnız O’na Secde Ederler” İfadesi

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
52,837
2,724,963
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 A‘râf Suresi 206. Ayette “Rabbinin Katında Bulunanlar O’na Kulluk Etmekten Kibirlenmezler; O’nu Tesbih Eder ve Yalnız O’na Secde Ederler” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​


“İnsanı Allah’tan uzaklaştıran şey küçüklüğü değil, kendisini büyük sanmasıdır. Gerçek yücelik, Yaratan’ın karşısında eğilmeyi kayıp değil hakikat bilmekle başlar.”
Ersan Karavelioğlu

A‘râf Suresi'nin:

  1. ayetinde:
şöyle:

buyurulmuştu:

“Rabbini içinden, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an; gafillerden olma.”

  1. ayet:
surenin:

son:

ayetidir.

Ve:

A‘râf Suresi:

çok:

anlamlı:

bir:

sahneyle:

sona:

erer.

Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:

“Şüphesiz Rabbinin katında bulunanlar, O’na kulluk etmekten kibirlenmezler; O’nu tesbih ederler ve yalnız O’na secde ederler.”

Burada:

genellikle:

meleklerin

kastedildiği:

kabul:

edilir.

Onlar:

Allah’a:

yakın:

bir:

makamda:

olmalarına:

rağmen:

kulluktan:

kibirlenmezler.

Tam:

tersine:

Allah’ı:

tesbih:

ederler.

Ve:

O’na:

secde:

ederler.

Bu:

çok:

çarpıcı:

bir:

sondur.

Çünkü:

surenin:

başlarında:

İblîs’in:

Hz. Âdem’e:

secde:

emri:

karşısında:

kibirlenmesi:

anlatılmıştı.

Surenin:

sonunda:

ise:

Allah’a:

yakın:

kulların:

kibirlenmeden:

secde:

ettiği:

anlatılır.

Bir:

tarafta:

kibir.

Diğer:

tarafta:

secde.

Bir:

tarafta:

“Ben daha üstünüm.”

Diğer:

tarafta:

“Rabbim yücedir.”

A‘râf Suresi:

sanki:

insana:

son:

bir:

soru:

bırakır:

Sen hangi tarafa yakın olmak istiyorsun?

1️⃣ “Rabbinin Katında Bulunanlar” Kimlerdir ❓​

Ayette:

“İnne’llezîne ‘inde rabbike…”

ifadesi:

yer alır.

Tefsirlerde:

bu:

ifadenin:

öncelikle:

melekleri

anlattığı:

kabul:

edilir.

Çünkü:

melekler:

Allah’a:

itaat:

eden,

O’nu:

tesbih:

eden

ve:

kulluktan:

kibirlenmeyen:

varlıklar:

olarak:

Kur’an’da:

anlatılır.

Ancak:

buradaki:

“Rabbinin katında”

ifadesini:

Allah’ın:

fiziksel:

bir:

mekânda:

bulunduğu:

ve:

meleklerin:

O’nun:

yanında:

oturduğu:

gibi:

insani:

mekân:

tasavvurlarıyla:

anlamak:

doğru:

olmaz.

2️⃣ “Allah’ın Katında Olmak” Mekânsal Bir Yakınlık mıdır ❓​

İslam:

düşüncesinde:

bu:

tür:

ifadeler:

Allah’ı:

yaratılmışlar:

gibi:

bir:

mekâna:

hapsetmeden:

anlaşılır.

Buradaki:

yakınlık:

makam, şeref, kulluk ve Allah’a yakınlık

anlamında:

değerlendirilir.

Çünkü:

mekânın:

kendisi:

yaratılmıştır.

Allah:

ise:

yaratılmış:

mekânlara:

muhtaç:

değildir.

Dolayısıyla:

“Allah’ın katında”

ifadesi:

insan:

bedenlerinin:

birbirine:

yakınlığı:

gibi:

düşünülmemelidir.

3️⃣ Meleklerin Allah’a Yakın Olması Onları İlah Yapar mı ❓​

Hayır.

Bu:

çok:

önemli:

bir:

tevhid:

ölçüsüdür.

Bir:

varlığın:

Allah’a:

yakın:

olması,

Allah’ın:

kulu:

olduğu:

gerçeğini:

değiştirmez.

Melekler:

çok:

yüce:

görevlere:

sahip:

olabilirler.

Ama:

yaratılmıştırlar.

İlah:

değildirler.

Allah’ın:

ortağı:

değildirler.

Ayetin:

kendisi:

bunu:

çok:

açık:

gösterir:

Onlar Allah’a ibadet ederler.

İbadet:

eden:

ile:

kendisine:

ibadet:

edilen:

aynı:

değildir.

4️⃣ “O’na Kulluk Etmekten Kibirlenmezler” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“lâ yestekbirûne ‘an ‘ibâdetihî”

denir.

Yani:

“O’na ibadet etmekten büyüklük taslamazlar.”

Kibir:

insanın:

kendisini:

olduğundan:

daha:

büyük:

görmesidir.

Allah:

karşısındaki:

kibir:

ise:

insanın:

şöyle:

bir:

tavra:

yaklaşmasıdır:

“Ben neden boyun eğeyim?”

“Ben kimseye hesap vermem.”

“Benim üzerimde bir otorite yok.”


Ayet:

Allah’a:

yakın:

meleklerin:

bile:

böyle:

bir:

tavır:

taşımadığını:

gösterir.

5️⃣ Kibir Neden Kullukla Bu Kadar Zıt Bir Kavramdır ❓​

Çünkü:

kulluk:

şunu:

kabul:

eder:

“Ben yaratılmışım.”

“Her şeyi bilmiyorum.”

“Her şeye gücüm yetmiyor.”

“Allah’a muhtacım.”


Kibir:

ise:

bu:

sınırları:

unutmaya:

meyillidir.

Kibirli:

insan:

kendisini:

merkeze:

koyar.

Kulluk:

ise:

Allah’ı:

merkeze:

koyar.

Bu nedenle:

secde:

kibrin:

karşısındaki:

en:

güçlü:

bedensel:

sembollerden:

biridir.

6️⃣ A‘râf Suresinin Başındaki İblîs ile Sonundaki Melekler Arasında Bir Bağ Var mıdır ❓​

Evet.

Bu:

surenin:

çok:

etkileyici:

bütünlüklerinden:

biridir.

A‘râf Suresi'nin:

  1. ve:
devamındaki:

ayetlerinde:

Âdem’e:

secde:

emri:

anlatılmıştı.

İblîs:

ise:

kibirlenmiş

ve:

şöyle:

bir:

üstünlük:

iddiası:

kurmuştu:

“Ben ondan daha hayırlıyım.”

Surenin:

  1. ve:
son:

ayetinde:

ise:

Allah’a:

yakın:

olanların:

kibirlenmediği

ve:

secde ettiği

anlatılır.

Surenin:

başında:

kibirle:

reddedilen:

secde,

sonunda:

kullukla:

tamamlanır.

7️⃣ İblîs’in Asıl Problemi Secde Etmemek miydi, Kibir miydi ❓​

Secde:

etmemesi:

itaatsizliğin:

görünür:

davranışıydı.

Ama:

Kur’an’ın:

anlatımında:

arkasında:

çok:

önemli:

bir:

problem:

vardı:

Kibir.

İblîs:

yalnız:

bir:

emri:

yerine:

getirmemiş:

değildi.

Kendisini:

üstün:

görerek:

Allah’ın:

emrine:

karşı:

gerekçe:

üretti.

Bu yüzden:

A‘râf 206’nın:

“kibirlenmezler”

ifadesi:

surenin:

başındaki:

olaya:

çok:

güçlü:

bir:

karşılık:

gibi:

okunabilir.

8️⃣ Allah’a İbadet Etmek İnsanın Değerini Azaltır mı ❓​

Hayır.

Modern:

insan:

bazen:

boyun eğmek

fikrini:

otomatik:

olarak:

aşağılanma:

gibi:

algılayabilir.

İnsanların:

önünde:

aşağılayıcı:

bir:

boyun:

eğme:

elbette:

sorunlu:

olabilir.

Ama:

Allah’a:

kulluk:

başka:

bir:

şeydir.

İslam:

açısından:

insanın:

Allah’ın:

kulu:

olduğunu:

bilmesi,

onun:

insanların:

kulu:

olmasını:

engelleyebilir.

Allah’a secde, insana kulluktan özgürleşme anlamı da taşır.

9️⃣ “O’nu Tesbih Ederler” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“ve yusebbihûnehû”

denir.

Tesbih:

Allah’ı:

eksikliklerden:

uzak:

bilmek,

O’nu:

yüceltmek

ve:

kendisinden:

yaratılmışlara:

ait:

kusurları:

tenzih:

etmek:

anlamına:

gelir.

Sübhanallah

ifadesi:

bu:

bilincin:

en:

bilinen:

ifadesidir.

Yani:

Allah:

zayıf:

değildir.

Bilgisiz:

değildir.

Muhtaç:

değildir.

Yaratılmışlar:

gibi:

sınırlı:

değildir.

Tesbih:

Allah’ı Allah olarak bilmenin bir ifadesidir.

🔟 Tesbih Sadece “Sübhanallah” Demek midir ❓​

Hayır.

Sübhanallah

demek:

tesbihtir.

Ama:

tesbihin:

anlamı:

yalnız:

kelimenin:

tekrarıyla:

sınırlı:

değildir.

İnsan:

Allah:

hakkında:

yanlış:

bir:

tasavvura:

düştüğünde:

onu:

düzeltmesi:

de:

tesbih:

bilincine:

dâhildir.

Mesela:

Allah’ı:

yaratılmış:

bir:

insan:

gibi:

düşünmemek.

Allah’ı:

bir:

putun:

sınırlarına:

hapsetmemek.

O’na:

acizlik:

nispet:

etmemek.

Bütün:

bunlar:

tevhid

ve:

tesbih:

bilinciyle:

ilişkilidir.

1️⃣1️⃣ “Yalnız O’na Secde Ederler” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet:

“ve lehû yescudûn”

ifadesiyle:

sona:

erer.

Yani:

“Ve O’na secde ederler.”

Secde:

İslam:

ibadetinin:

en:

güçlü:

bedensel:

ifadelerinden:

biridir.

İnsan:

alnını:

yere:

koyar.

Baş:

insanın:

onur,

düşünce

ve:

kimlikle:

ilişkilendirdiği:

bir:

bölgedir.

İnsan:

onu:

Allah’ın:

önünde:

yere:

koyarak:

şunu:

ilan:

eder:

“En yüce ben değilim.”

1️⃣2️⃣ Secde Neden Bu Kadar Güçlü Bir Kulluk Sembolüdür ❓​

Çünkü:

secde:

bedenin:

kibir:

dilini:

tersine:

çevirir.

Kibir:

şöyle:

der:

“Yüksel.”

Secde:

şöyle:

der:

“Rabbimin önünde eğil.”

Kibir:

şöyle:

der:

“Kendini herkesten büyük gör.”

Secde:

şöyle:

der:

“Sen de yaratılmış bir kulsun.”

Bu yüzden:

secde:

yalnız:

bir:

beden:

hareketi:

değildir.

İnsanın varlık içindeki yerini hatırlamasıdır.

1️⃣3️⃣ Secde İnsanı Küçültüyorsa Neden Mümin Secde Eder ❓​

Allah’a:

secde:

insanı:

değersizleştirmez.

Aksine:

onu:

yanlış:

ilahların:

önünde:

eğilmekten:

kurtarır.

Allah’a:

secde:

eden:

insan:

şunu:

söyler:

“Mutlak otorite para değildir.”

“Makam değildir.”

“Başka insanlar değildir.”

“Benim egom da değildir.”


Mutlak:

kulluk:

yalnız:

Allah’adır.

Bu:

tevhidin:

özgürleştirici:

tarafıdır.

1️⃣4️⃣ A‘râf 206 Bir Secde Ayeti midir ❓​

Evet.

A‘râf Suresi'nin:

  1. ayeti:
Kur’an’daki:

tilavet secdesi

ayetlerinden:

biri:

olarak:

kabul:

edilir.

Bu ayet:

okunduğunda

veya:

dinlendiğinde:

tilavet:

secdesiyle:

ilgili:

fıkhî:

hükümler:

gündeme:

gelir.

Mezhepler:

arasında:

tilavet:

secdesinin:

hükmü

ve:

bazı:

uygulama:

ayrıntıları:

konusunda:

farklılıklar:

bulunur.

Örneğin:

Hanefî:

geleneğinde:

vacip:

olarak:

değerlendirilirken,

diğer:

bazı:

mezheplerde:

sünnet:

olarak:

değerlendirilir.

Ancak:

ayet:

hangi:

fıkhî:

yaklaşım:

benimsenirse:

benimsensin:

çok:

güçlü:

bir:

sonla:

biter:

“O’na secde ederler.”

1️⃣5️⃣ Tilavet Secdesinin Manevi Anlamı Nedir ❓​

İnsan:

ayeti:

okuyor:

ve:

şunu:

duyuyor:

Allah’a:

yakın:

kullar:

kibirlenmiyor.

Tesbih:

ediyor.

Secde:

ediyor.

Sonra:

okuyan:

insan:

da:

secdeye:

gidiyor.

Bu:

çok:

anlamlı:

bir:

uygulamadır.

Metin:

yalnız:

anlatılmıyor.

Bedenle cevap veriliyor.

Yani:

insan:

sanki:

şöyle:

diyor:

“Ben de kibirlenenlerden değil, secde edenlerden olmak istiyorum.”

1️⃣6️⃣ Çok İbadet Eden Bir İnsan Yine de Kibirli Olabilir mi ❓​

Evet.

İbadet:

insanı:

otomatik:

olarak:

kibirden:

koruyan:

mekanik:

bir:

sistem:

değildir.

İnsan:

çok:

ibadet:

edip:

sonra:

başkalarını:

küçümseyebilir.

“Ben onlardan daha dindarım.”

diyebilir.

İşte:

burada:

ibadetin:

ruhuna:

aykırı:

bir:

çelişki:

oluşur.

Çünkü:

secdenin:

öğretmesi:

gereken:

şeylerden:

biri:

tevazudur.

Secdeden kalkınca başkasına tepeden bakıyorsan, secdenin sana ne öğrettiğini yeniden düşünmen gerekebilir.

1️⃣7️⃣ Gerçek Tevazu Kendini Değersiz Görmek midir ❓​

Hayır.

Tevazu:

“Ben hiçbir işe yaramam.”

demek:

değildir.

İnsan:

yeteneğini:

bilir.

Başarısını:

bilir.

Değerini:

bilir.

Ama:

bunları:

mutlaklaştırmaz.

Şöyle:

der:

“Bana verilen imkânlar var; ama ben yaratılmış ve sınırlı bir insanım.”

Tevazu:

kendini:

ezmek:

değil,

kendini gerçek ölçüsünde bilmektir.

1️⃣8️⃣ A‘râf Suresi 205. ve 206. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor ❓​

  1. ayet:
şöyle:

demişti:

“Rabbini içinden, yalvararak ve saygıyla sabah akşam an; gafillerden olma.”

  1. ayet:
ardından:

Allah’a:

yakın:

kulların:

örneğini:

verir:

Kibirlenmezler.

Allah’ı tesbih ederler.

O’na secde ederler.


Böylece:

surenin:

son:

iki:

ayeti:

çok:

güzel:

bir:

manevi:

akış:

kurar:

Allah’ı unutma.

Kibirlenme.

O’nu tesbih et.

Ve O’na secde et.


Bu:

A‘râf Suresi'nin:

bütün:

uzun:

anlatısını:

çok:

sade:

bir:

kulluk:

bilinciyle:

tamamlar.

1️⃣9️⃣ Sonuç: A‘râf Suresi 206. Ayet Bize Ne Öğretiyor ❓​

A‘râf Suresi:

206:

ayet:

boyunca:

insana:

çok:

şey:

anlattı.

Âdem’i:

anlattı.

İblîs’i:

anlattı.

Kibri:

anlattı.

Şeytanın:

insana:

nasıl:

yaklaşabileceğini:

anlattı.

Nûh’u:

anlattı.

Hûd’u:

anlattı.

Sâlih’i:

anlattı.

Lût’u:

anlattı.

Şuayb’ı:

anlattı.

Musa’yı:

anlattı.

Firavun’u:

anlattı.

Büyücüleri:

anlattı.

İsrailoğulları'nın:

imtihanlarını:

anlattı.

Tevhidi:

anlattı.

Şirki:

anlattı.

Rahmeti:

anlattı.

Adaleti:

anlattı.

Hidayeti:

anlattı.

Gafleti:

anlattı.

Dua:

ve:

zikri:

anlattı.

Ve:

bütün:

bunların:

sonunda:

insanı:

bir:

secdenin:

önüne:

getirdi.

Bu:

çok:

anlamlıdır.

Sanki:

bütün:

sureyi:

okuduktan:

sonra:

insana:

şöyle:

soruluyor:

“Bütün bunları duydun. Şimdi sen ne yapacaksın?”

İblîs'in:

hikâyesini:

duydun.

Onun:

probleminin:

bilgisizlik:

olmadığını:

gördün.

Allah’ın:

emrini:

biliyordu.

Ama:

kibir:

etti.

“Ben ondan daha üstünüm.”

dedi.

İşte:

A‘râf Suresi'nin:

başında:

insanlık:

hikâyesinin:

çok:

büyük:

bir:

ahlaki:

tehlikesi:

ortaya:

konmuştu:

Kibir.

Son:

ayette:

ise:

Allah’a:

yakın:

varlıkların:

özelliği:

anlatılıyor:

Kibirlenmezler.

Bu:

tesadüfi:

bir:

karşılaştırma:

gibi:

görünmez.

Surenin:

başında:

kibir:

insanı:

itaatten:

uzaklaştırıyor.

Surenin:

sonunda:

tevazu:

kulluğu:

secdeyle:

tamamlıyor.

Belki:

A‘râf Suresi'nin:

bütün:

uzun:

yolculuğunu:

iki:

cümleye:

indirsek:

şöyle:

bir:

karşıtlık:

görebiliriz:

“Ben daha üstünüm.”

ve:

“Rabbim en yücedir.”

Birincisi:

kibrin:

dilidir.

İkincisi:

secdenin:

dilidir.

İnsan:

hayatında:

bu:

iki:

ses:

arasında:

çok:

kez:

kalabilir.

Ego:

şöyle:

der:

“Sen herkesten iyisin.”

Secde:

şöyle:

hatırlatır:

“Sen de bir kulsun.”

Ego:

şöyle:

der:

“Yanlış yapmazsın.”

Secde:

şöyle:

der:

“Allah kusursuzdur; sen değilsin.”

Ego:

şöyle:

der:

“Özür dileme.”

Secde:

şöyle:

hatırlatır:

“Hata yaptıysan dön.”

Ego:

şöyle:

der:

“Kimse sana bir şey söyleyemez.”

Kulluk:

şöyle:

der:

“Allah’ın ölçüsünün üzerindeymişsin gibi davranma.”

İşte:

secde:

bedenin:

bu:

hakikati:

öğrenmesidir.

İnsan:

alnını:

yere:

koyduğunda:

aslında:

fiziksel:

olarak:

en:

aşağı:

noktalardan:

birine:

iner.

Ama:

İslam'ın:

manevi:

dilinde:

bu:

aşağı:

iniş:

bir:

aşağılanma:

değildir.

Tam:

tersine:

Allah’a:

yakınlaşmanın:

sembollerinden:

biridir.

Bu:

çok:

çarpıcı:

bir:

paradokstur:

İnsan Allah’ın önünde eğildikçe insanlara karşı onurunu koruyabilir.

Çünkü:

Allah’a:

kul:

olduğunu:

bilen:

insan:

başka:

insanları:

ilahlaştırmak:

zorunda:

kalmaz.

Bir:

zenginin:

önünde:

kendini:

değersiz:

görmek:

zorunda:

değildir.

Bir:

makam:

sahibinin:

önünde:

kulluğa:

düşmek:

zorunda:

değildir.

Bir:

ünlü:

insanı:

insanüstü:

görmek:

zorunda:

değildir.

Bir:

dini:

önderi:

Allah'ın:

yerine:

koymak:

zorunda:

değildir.

Çünkü:

tevhid:

ona:

şunu:

öğretir:

Hepimiz kuluz.

Bu:

insanlar:

arasındaki:

ilişkiyi:

de:

değiştirebilir.

Eğer:

ben:

kul:

olduğumu:

gerçekten:

biliyorsam:

başkasını:

küçümsemem:

zorlaşır.

Çünkü:

ben:

de:

yaratılmışım.

O:

da:

yaratılmış.

Ben:

hata:

yapıyorum.

O:

da:

yapıyor.

Ben:

Allah’ın:

rahmetine:

muhtacım.

O:

da:

muhtaç.

O hâlde:

ben:

hangi:

hakla:

kendi:

değerimi:

başkasını:

ezmek:

üzerine:

kuruyorum?

Bu yüzden:

gerçek:

secde:

insanın:

ahlakına:

yansımalıdır.

Namazda:

alnını:

yere:

koyup:

sonra:

dışarı:

çıkınca:

herkese:

tepeden:

bakıyorsan,

orada:

bir:

çelişki:

vardır.

Secde:

yalnız:

alnın:

yere:

dokunması:

değildir.

Egonun da biraz aşağı inmesidir.

Bir:

başkasının:

başarısını:

gördüğünde:

kıskançlığını:

fark:

edebilmek.

Yanlış:

yaptığında:

özür:

dileyebilmek.

Bilmediğin:

bir:

konuda:

“Bilmiyorum.”

diyebilmek.

Bir:

insandan:

daha:

zengin:

olduğun:

için:

kendini:

ondan:

daha:

değerli:

görmemek.

Bir:

insandan:

daha:

eğitimli:

olduğun:

için:

onu:

küçümsememek.

Daha:

dindar:

olduğunu:

düşündüğün:

için:

başkasının:

Allah:

katındaki:

değerini:

kendince:

belirlememek.

Bunlar:

secdenin:

ahlaka:

yansıyabilecek:

taraflarıdır.

Ayetin:

“tesbih ederler”

ifadesi:

de:

çok:

önemlidir.

İnsan:

Allah’ı:

tesbih:

ettiğinde:

aslında:

şunu:

söyler:

“Kusursuzluk Allah’a aittir.”

Bu:

cümle:

gerçekten:

anlaşıldığında:

insanın:

kendisinden:

ve:

başkalarından:

beklentisini:

de:

değiştirebilir.

Kusursuz:

eş:

aramaz.

Kusursuz:

çocuk:

beklemez.

Kusursuz:

arkadaş:

beklemez.

Kendisinin:

de:

kusursuz:

olduğunu:

sanmaz.

Çünkü:

mutlak:

kusursuzluğu:

yaratılmışlarda:

aramaz.

Bu:

ilişkileri:

daha:

gerçekçi:

hâle:

getirebilir.

Bir:

insan:

hata:

yaptığında:

şaşırmaz.

Yanlışını:

normalleştirmez.

Ama:

onun:

insan:

olduğunu:

da:

unutmaz.

Belki:

affeder.

Belki:

sınır:

koyar.

Belki:

ilişkisini:

bitirir.

Ama:

karşısındaki:

insanın:

Allah:

olmadığını:

bilir.

Ondan:

ilahî:

bir:

kusursuzluk:

beklemez.

Bu:

da:

tevhidin:

gündelik:

hayata:

yansıyan:

çok:

derin:

bir:

sonucudur.

Ayetin:

melekleri:

örnek:

vermesi:

de:

çok:

çarpıcıdır.

Allah’a:

yakın:

olanlar:

şöyle:

demiyor:

“Biz zaten çok yüksek bir makamdayız, artık ibadete ihtiyacımız yok.”

Tam:

tersine:

yakınlıkları:

onların:

kulluğunu:

ortadan:

kaldırmıyor.

Bu:

insan:

için:

çok:

önemli:

bir:

uyarıdır.

Bir:

insan:

dini:

bilgisi:

arttıkça:

kendisini:

başkalarından:

üstün:

görmeye:

başlıyorsa,

bilgisi:

onu:

yanlış:

bir:

yöne:

taşıyor:

olabilir.

Bir:

insan:

ibadeti:

arttıkça:

şöyle:

düşünmeye:

başlıyorsa:

“Ben artık diğer insanlardan daha değerliyim.”

çok:

dikkat:

etmesi:

gerekir.

Çünkü:

Allah’a:

yakınlık:

iddiasının:

işareti:

kibir:

değil,

tevazu

olmalıdır.

Melekler:

yakın.

Ama:

kibirlenmiyor.

Tesbih:

ediyor.

Secde:

ediyor.

İnsan:

ise:

bazen:

küçük:

bir:

bilgiyle:

bile:

kibirlenebilir.

Bir:

kitap:

okur.

Herkesi:

cahil:

görmeye:

başlar.

Bir:

ibadet:

yapar.

Yapmayanları:

küçümser.

Bir:

başarı:

kazanır.

Kendisini:

dokunulmaz:

zanneder.

Ayet:

ona:

şunu:

hatırlatır:

Allah’a en yakın kulların özelliği büyüklük taslamak değil, kulluğu sürdürmektir.

Bu:

çok:

büyük:

bir:

ölçüdür.

Manevi:

gelişim:

insanın:

kendini:

daha:

büyük:

hissetmesi:

değil,

Allah’ın büyüklüğünü daha derinden fark etmesi

olmalıdır.

İnsan:

gerçekten:

Allah’ın:

azametini:

fark:

ettikçe:

kendi:

sınırını:

daha:

iyi:

görür.

Bu:

onu:

ezmez.

Aksine:

rahatlatabilir.

Çünkü:

her:

şeyi:

bilmek:

zorunda:

değildir.

Her:

şeyi:

kontrol:

etmek:

zorunda:

değildir.

Her:

sorunu:

tek:

başına:

çözmek:

zorunda:

değildir.

Kul:

olmak:

bazen:

insana:

şunu:

da:

öğretir:

“Ben Allah değilim.”

Bu:

çok:

basit:

gibi:

görünebilir.

Ama:

insanın:

hayatındaki:

birçok:

kaygının:

altında:

her:

şeyi:

kontrol:

etme:

arzusu:

olabilir.

Çocuğunun:

hayatını:

tamamen:

kontrol:

edemezsin.

Sevdiğin:

insanın:

başına:

hiçbir:

şey:

gelmemesini:

garanti:

edemezsin.

Yarın:

ekonominin:

ne:

olacağını:

tam:

kontrol:

edemezsin.

Kendi:

sağlığını:

bile:

sonsuz:

biçimde:

kontrol:

edemezsin.

Elinden:

geleni:

yaparsın.

Ama:

sonra:

kul:

olduğunu:

kabul:

edersin.

Belki:

secde:

insana:

bu:

gerçeği:

bedeniyle:

öğreten:

en:

güçlü:

anlardan:

biridir:

“Ben Rabbim değilim. Ben O’nun kuluyum.”

Ve:

bu:

kabul:

insanı:

küçültmek:

yerine:

yüklerinden:

bir:

kısmını:

hafifletebilir.

A‘râf Suresi'nin:

son:

kelimesinin:

anlam:

olarak:

secde

ile:

bizi:

karşılaştırması:

bu yüzden:

çok:

güzeldir.

Sure:

bize:

sadece:

bilgi:

verip:

bitmez.

Bedenin:

de:

cevap:

verebileceği:

bir:

noktada:

durur.

Sanki:

206:

ayet:

boyunca:

sana:

şunlar:

anlatılmıştır:

İnsanın:

nasıl:

aldanabileceği.

Gücün:

nasıl:

insanı:

bozabileceği.

Kibrin:

nasıl:

düşürebileceği.

Şeytanın:

nasıl:

vesvese:

verebileceği.

Toplumların:

nasıl:

yanlışta:

ısrar:

edebileceği.

Peygamberlerin:

nasıl:

sabırla:

hakikati:

anlattığı.

Allah’ın:

rahmetinin:

ne kadar:

geniş:

olduğu.

Ve:

sonunda:

şöyle:

denir:

Kibirlenme.

Tesbih et.

Secde et.


Belki:

surenin:

bütün:

hikâyeleri:

bu:

üç:

kelimede:

yeniden:

toplanabilir.

Çünkü:

Firavun'un:

sorunu:

da:

kibir:

idi.

İblîs'in:

sorunu:

da:

kibir:

idi.

Hakikati:

reddeden:

birçok:

toplumun:

sorununda:

da:

kendini:

Allah’ın:

ölçüsünün:

üzerinde:

görme:

vardı.

Oysa:

Allah’a:

yakın:

olanlar:

kibirlenmiyor.

İşte:

A‘râf Suresi'nin:

sonunda:

insana:

bırakılan:

büyük:

ahlaki:

ölçülerden:

biri:

budur:

Gerçek büyüklük, büyüklük taslamamaktır.

Bir:

insan:

çok:

zengin:

olabilir.

Tevazulu:

kalabilir.

Çok:

bilgili:

olabilir.

“Bilmediğim çok şey var.”

diyebilir.

Çok:

güçlü:

bir:

makamda:

olabilir.

İnsanlara:

tepeden:

bakmayabilir.

Çok:

dindar:

olabilir.

Günahkâr:

gördüğü:

bir:

insana:

karşı:

bile:

kibirlenmeyebilir.

Çünkü:

kendisinin:

son:

hâlinin:

ne:

olacağını:

bilmiyor.

Başkasının:

Allah’la:

arasındaki:

gizli:

hikâyeyi:

de:

bilmiyor.

İşte:

tevazu:

insanın:

bilmediğini:

bilmesidir.

Ayet:

bize:

bir:

başka:

şey:

daha:

öğretir:

Allah’a yakınlık ibadeti azaltmaz; derinleştirir.

İnsan:

bazen:

şöyle:

düşünebilir:

“Ben artık dini anladım.”

Ama:

anlamak:

kulluğun:

sonu:

değildir.

Belki:

daha:

bilinçli:

başlangıcıdır.

Namaz:

kılarken:

neden:

secde:

ettiğini:

anladıkça:

secde:

yalnız:

bedensel:

bir:

hareket:

olmaktan:

çıkar.

Tesbih:

ederken:

neyi:

söylediğini:

anladıkça:

kelime:

yalnız:

dilde:

dönmez.

Kalbe:

de:

dokunur.

A‘râf Suresi:

işte:

böyle:

bir:

bilinç:

ile:

biter.

İnsana:

şunu:

söyleyerek:

değil:

ama:

adeta:

şunu:

düşündürerek:

sona:

erer:

Bu kadar kıssa, uyarı, rahmet, akıl yürütme ve öğütten sonra kalbin hâlâ kibir mi edecek, yoksa secde mi edecek?

Belki de A‘râf 206’nın bize yönelttiği en güçlü soru budur:

Allah’a yakınlığın işareti olarak kendimi daha büyük mü görüyorum, yoksa büyüklüğün yalnız Allah’a ait olduğunu daha iyi mi anlıyorum?

Eğer:

ibadet:

seni:

başkalarını:

küçümsemeye:

götürüyorsa,

dur:

ve:

yeniden:

bak.

Eğer:

bilgi:

seni:

kibirli:

yapıyorsa,

yeniden:

bak.

Eğer:

başarı:

sana:

başkalarını:

aşağı:

görme:

hakkı:

veriyormuş:

gibi:

geliyorsa,

yeniden:

bak.

Çünkü:

melekler:

Allah’a:

yakın:

oldukları:

hâlde:

kibirlenmiyor.

O’nu:

tesbih:

ediyor.

Ve:

O’na:

secde:

ediyor.

A‘râf Suresi'nin:

sonunda:

insana:

kalan:

belki:

en:

sade:

hakikat:

şudur:

Kibir seni Allah’tan uzaklaştırabilir; secde ise sana kim olduğunu hatırlatır.

Sen:

yaratansın:

değil.

Yaratılmışsın.

Her şeyi:

bilen:

değilsin.

Öğrenensin.

Mutlak:

güç:

sahibi:

değilsin.

Muhtaçsın.

Ama:

bütün:

bunlar:

seni:

değersiz:

yapmaz.

Çünkü:

insanın:

değeri:

Allah:

olmasında:

değil,

Allah’ın bilinçli bir kulu olabilmesindedir.

Ve:

A‘râf 206:

surenin:

sonunda:

bize:

çok:

güçlü:

bir:

ölçü:

bırakır:

Allah’a yakınlık seni büyüklük taslamaya değil, daha derin bir tevazuya götürsün. Bilgin arttıkça kibrin değil şükrün artsın; ibadetin çoğaldıkça insanlara tepeden değil merhametle bak. Çünkü gerçek secde yalnız alnın yere değmesi değil, kalbin de Allah’ın büyüklüğü karşısında kendi sınırını kabul etmesidir.


“A‘râf Suresi kibirle başlayan büyük insanlık imtihanını secdeyle tamamlar: İblîs ‘Ben daha üstünüm’ dedi, Allah’a yakın kullar ise kibirlenmeden secde etti. Hayat boyunca insanın önünde de aynı seçim durur; egosunu büyütmek ya da Rabbini yüceltmek. Gerçek yücelik, secdeden kalktığında kimseye tepeden bakmamayı öğrenebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt