Nahl Suresi 83. Ayette “Allah’ın Nimetini Tanıyorlar, Sonra Onu İnkâr Ediyorlar; Onların Çoğu Nankördür” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Nahl Suresi 82. ayette Hz. Peygamber’e, insanlar yüz çevirse bile görevinin apaçık tebliğ olduğu bildirilmişti. 83. ayet ise insanın daha derin bir çelişkisine dikkat çeker: ‘Allah’ın nimetini tanıyorlar, sonra onu inkâr ediyorlar; onların çoğu nankördür.’ İnsan bazen nimetin kendisini görür, faydasını bilir, hatta ondan her gün yararlanır; fakat nimetin kaynağı, anlamı ve beraberinde getirdiği sorumluluk konusunda yüz çevirebilir. Ayet, insan emeğini yok sayıp her başarıyı yalnızca ‘gökten inmiş’ gibi anlatmayı değil; emeği, sebepleri ve insan katkısını kabul ederken bunların hiçbirini mutlak ve bağımsız kaynak hâline getirmemeyi öğretir. Şikâyet etmek, üzülmek veya daha iyi şartlar istemek de otomatik olarak nankörlük değildir; asıl mesele, nimeti görüp onu kibir, inkâr ve sorumsuzlukla karşılamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
Nahl Suresi 83. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası şöyledir:يَعْرِفُونَ نِعْمَتَ اللَّهِ ثُمَّ يُنكِرُونَهَا وَأَكْثَرُهُمُ الْكَافِرُونَ
Okunuşu:
“Ya‘rifûne ni‘metallâhi summe yunkirûnehâ ve ekseruhumu’l-kâfirûn.”
Genel anlamı:
“Allah’ın nimetini tanırlar, sonra onu inkâr ederler. Onların çoğu inkâr edenlerdir.”
Ayet çok kısa olmasına rağmen insan psikolojisi ve şükür anlayışı açısından güçlü bir mesaj taşır. Burada insanın tamamen habersiz olması değil, bir nimeti fark ettikten sonra onun gerçek anlamını reddetmesi eleştirilir.
Nahl Suresi’nin önceki ayetlerinde:
Yağmur.
bitkiler.
hayvanlar.
süt.
bal.
aile.
rızık.
ev.
gölge.
giysi.
korunma.
gibi çok sayıda nimet anlatılmıştı.
Şimdi ayet bütün bu tabloya bakarak sorar: İnsan bunları görüp tanıdığı hâlde nasıl olur da nimetin gerçek kaynağına karşı nankörlük eder?
“Allah’ın Nimetini Tanıyorlar” Ne Anlama Gelir
Ayette geçen “ya‘rifûne”, tanımak ve bilmek anlamına gelir.Yani insanlar nimeti tamamen görmezden gelmiyor olabilir.
İnsan:
Yağmurun faydasını bilir.
suyun değerini bilir.
sağlığın değerini bilir.
ailesinin önemini bilir.
güvenli evin nimet olduğunu bilir.
kazancının kıymetini bilir.
Fakat bütün bunları değerlendirirken:
“Bunların hiçbirinin Allah’la ilgisi yok; hepsi tamamen bağımsız biçimde yalnız benim eserimdir.”
gibi bir anlayış geliştirebilir.
Ayetin eleştirdiği çelişkilerden biri budur.
Nimeti görmek başka, nimeti doğru yere nispet etmek başkadır.
“Sonra Onu İnkâr Ediyorlar” Nasıl Bir İnkârdır
Tefsirlerde bu ifade hakkında farklı açıklamalar bulunmaktadır. Yakın bağlamda özellikle müşriklerin Allah’ın yaratıcı ve nimet verici olduğunu belli ölçülerde kabul ettikleri hâlde, yine de başka varlıklara ilahî pay ve ortaklık vermeleri öne çıkar.Yani insan:
“Evet, Allah yarattı.”
diyor.
Ama sonra:
Bir puta.
başka bir ilaha.
kendi gücüne.
başka bir varlığa.
Allah’a ait bağımsız yetki veriyor.
Bu durumda dilde Allah’ın nimeti tanınmış olsa bile tevhid açısından bunun gereği yerine getirilmemiş olur.
Ayetin eleştirisi yalnız:
“Nimet yoktur.”
demek değildir.
Nimeti tanıyıp onun tevhidî anlamını reddetmek de inkârın bir biçimi olabilir.
Bu Ayet İnsan Emeğini Yok mu Sayıyor
Hayır.Bir insan:
Çalışabilir.
üretebilir.
ticaret yapabilir.
yatırım yapabilir.
bilim geliştirebilir.
kazanç elde edebilir.
Bütün bunlar gerçek insan faaliyetleridir.
İnsan:
“Bu şirketi yıllarca çalışarak kurdum.”
diyebilir.
Bu yanlış değildir.
Sorun:
“Bunu yalnız ben yaptım; sağlığım, toplum, çalışanlar, müşteriler, hukuk düzeni, eğitimim ve kontrol etmediğim hiçbir şartın etkisi olmadı.”
şeklindeki mutlaklaştırmadır.
Şükür insanın emeğini silmez.
İnsanın emeğini nihai ve bağımsız kaynak hâline getirmesini sınırlar.
Bir İnsan Başarısıyla Gurur Duyarsa Nankör mü Olur
Hayır.İnsan başarısından memnun olabilir.
Bir proje tamamladığında sevinebilir.
Yıllarca çalışıp bir hedefe ulaştığında kendisiyle gurur duyabilir.
Bunlar doğal duygulardır.
Sorun gururun:
Kibre.
Başkalarını küçümsemeye.
“Ben herkesten üstünüm.”
anlayışına dönüşmesidir.
Sağlıklı yaklaşım şöyle olabilir:
“Çalıştım, emek verdim ve başardım; ama bunu mümkün kılan bütün şartları da tek başıma yaratmadım.”
Bu cümle insan emeğini küçültmez.
Başarı ile şükrü aynı hayatın içinde tutar.
“Her Şeyi Allah Verdi” Demek Başkalarının Emeğini Görmezden Gelmek midir
Böyle kullanılmamalıdır.Bir ameliyat başarılı oldu.
Hasta:
“Allah’a şükür iyileştim.”
diyebilir.
Aynı zamanda:
Doktora.
hemşireye.
sağlık ekibine.
teşekkür edebilir.
Bir şirket büyüdü.
Şirket sahibi:
“Allah bereket verdi.”
diyebilir.
Ama çalışanların emeğini de teslim etmelidir.
Bir çocuk başarılı oldu.
Anne-baba:
“Allah’a şükür.”
diyebilir.
Ama çocuğun kendi çalışmasını da görmelidir.
Allah’a şükretmek, insana teşekkür etmeyi ortadan kaldırmaz.
Nimetin nihai kaynağını Allah bilmek ile nimet zincirindeki insan emeğini tanımak birlikte mümkündür.
İnsanlara Teşekkür Etmek Allah’a Şükre Aykırı mıdır
Hayır.İnsanların emeğini takdir etmek ahlaki olarak değerlidir.
Birisi sana yardım ettiyse:
“Teşekkür ederim.”
demek gerekir.
Bunu:
“Sana teşekkür etmiyorum, çünkü gerçekte Allah yaptı.”
şeklinde kullanmak insan emeğini haksız biçimde görünmez kılabilir.
Allah’ın yaratılmış sebepler dünyasında insanlar birbirlerine vesile olabilir.
Doktor tedavi eder.
öğretmen öğretir.
işçi üretir.
arkadaş destek olur.
Tevhid, sebebi yok saymak değil; sebebi mutlaklaştırmamaktır.
Sağlık Bir Nimetse Hasta Olmak Nankörlük veya Ceza mıdır
Hayır.Sağlık büyük bir nimettir.
Ama bir insanın hastalanması:
“Demek ki şükretmedi.”
anlamına gelmez.
Hastalık:
Genetik.
enfeksiyon.
yaşlanma.
çevresel koşullar.
kaza.
başka tıbbi nedenler.
sonucu ortaya çıkabilir.
Bir insan hastayken de şükredebilir.
Aynı zamanda acı çektiğini söyleyebilir.
Tedavi arayabilir.
Şükür, acıyı inkâr etmek değildir.
Kişi:
“Çok zorlanıyorum.”
dedi diye Allah’ın nimetini inkâr etmiş olmaz.
Şikâyet Etmek Nankörlük müdür
Her şikâyet nankörlük değildir.İnsan:
Ağrı çekiyorsa ağrısını söyleyebilir.
Maaşı yetmiyorsa ekonomik sıkıntısını anlatabilir.
Adaletsizliğe uğradıysa şikâyet edebilir.
Evinde sorun varsa çözüm arayabilir.
Şükür:
“Her şey mükemmelmiş gibi davranmak.”
değildir.
İnsan aynı anda:
“Elimdeki nimetlere şükrediyorum ama şu konuda sıkıntı yaşıyorum.”
diyebilir.
Bu iki cümle birbiriyle çelişmez.
Şikâyet ile nimeti bütünüyle inkâr etmek aynı şey değildir.
Daha İyi Bir Hayat İstemek Nankörlük müdür
Hayır.İnsan:
Daha iyi ev.
daha yüksek gelir.
daha iyi iş.
daha sağlıklı hayat.
daha iyi eğitim.
isteyebilir.
Mevcut nimete şükretmek:
“Hayatını geliştirmek için hiçbir şey isteme.”
anlamına gelmez.
Bir insan kirada yaşıyor ve ev almak istiyor olabilir.
Bu, kirada yaşadığı dönemde sahip olduğu barınma nimetine nankörlük değildir.
Bir çalışan daha iyi ücret isteyebilir.
Bu, mevcut maaşını yok saymak değildir.
Şükür gelişim isteğinin düşmanı değildir.
Asıl sorun, daha fazlasını isterken elimizdekinin hiçbir değerini göremez hâle gelmektir.

Nimetleri Sürekli Başkalarıyla Kıyaslamak Nankörlüğe Yol Açabilir mi
Evet, insanın nimet algısını bozabilir.Bir kişinin:
Evi var.
Ama daha büyük eve sahip olana bakıyor.
Arabası var.
Ama daha pahalı arabaya bakıyor.
Geliri var.
Ama kendisinden çok kazanana bakıyor.
Sonunda:
“Benim hiçbir şeyim yok.”
demeye başlayabilir.
Oysa gerçekten birçok nimete sahip olabilir.
Bu, daha iyisini istemeyi yasaklamaz.
Ancak sürekli yukarı kıyas yapmak insanın mevcut hayatının değerini fark etmesini zorlaştırabilir.
Şükür, hedeflerden vazgeçmek değil; hedefe giderken bugünün nimetlerini de görebilmektir.

Servet Sahibi Olmak Allah’ın Nimetini Tanımak İçin Yeterli midir
Hayır.Bir insan çok zengin olabilir ve yine de son derece nankör davranabilir.
Servet:
Kibir.
israf.
sömürü.
üretebilir.
Başka bir kişi daha az mal sahibi olup elindekinin kıymetini daha iyi bilebilir.
Bu nedenle şükür:
Ne kadar malın olduğuyla değil, malınla nasıl ilişki kurduğunla ilgilidir.
Zengin kişi:
“Allah bana verdi.”
deyip çalışanına hakkını ödemiyorsa, nimetin sorumluluğunu tam anlamamış olabilir.
Şükür sözden davranışa geçmediğinde eksik kalabilir.

Fakir Bir İnsan Nankör Sayılabilir mi
Bir insanın zengin veya fakir olması tek başına şükür ölçüsü değildir.Fakir insan:
Şükreden.
sabırlı.
adil.
olabilir.
Ama fakirlik otomatik erdem de değildir.
Aynı şekilde zenginlik otomatik nankörlük değildir.
Nahl 83 ekonomik sınıf etiketi vermiyor.
Asıl mesele:
Nimeti tanıma ve ona karşı insanın tavrıdır.
Yoksul insana:
“Şikâyet etme, nankör olma.”
diyerek hakkını istemesini engellemek de ayetin yanlış kullanımı olur.
Adalet talebi nankörlük değildir.

“Çoğu Kâfirdir” İfadesini Her Nankör İnsan İçin Kullanabilir miyiz
Hayır.Ayetteki “el-kâfirûn” ifadesi bağlamda teolojik inkârla ilişkilidir. Ancak günlük dilde bir insanın bir nimete karşı nankör davranış göstermesiyle teknik anlamdaki dinî inkâr hükmünü otomatik olarak eşitlemek doğru değildir.
Bir Müslüman:
Nankör davranabilir.
Bir nimetin kıymetini bilmeyebilir.
Kibirli olabilir.
Bu hatalar onun bütün inanç kimliğinin otomatik olarak ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Davranıştaki nankörlük ile kişiye teknik küfür hükmü vermek aynı şey değildir.
Ağır dinî etiketlerde son derece dikkatli olmak gerekir.

Bir İnsanı Kolayca “Nankör” Diye Damgalamak Doğru mudur
Hayır.Bir insanın içinde bulunduğu şartları bilmeden:
“Sen nankörsün.”
demek haksız olabilir.
Bir kişi güzel bir eve sahip ama:
Aile içi şiddet yaşıyor olabilir.
İyi maaşı var ama:
Çok ağır sağlık sorunu yaşayabilir.
Dışarıdan birçok nimeti görünürken görünmeyen ciddi acıları olabilir.
Bu yüzden birinin:
“Mutlu değilim.”
demesini hemen nankörlük olarak yorumlamamak gerekir.
Nimet bilinci, başkasının acısını susturma aracı değildir.

Nimetin Şükrü Nasıl Gösterilir
Şükür birkaç boyutta düşünülebilir.İnsan nimeti:
Tanır.
Allah’a nispet eder.
sözle teşekkür eder.
doğru kullanır.
israf etmez.
başkasının hakkını çiğnemek için kullanmaz.
Örneğin:
Sağlığın şükrü bedeni korumak olabilir.
Paranın şükrü helal ve adil kullanmak olabilir.
Bilginin şükrü bilgiyi insanları kandırmak için kullanmamak olabilir.
Evin şükrü içinde yaşayanlara huzur sağlamak olabilir.
Şükür yalnız dilde değil, nimetin kullanım biçiminde görünür.

Nimetin Kaynağını Allah Bilmek İnsanı Pasif Yapar mı
Hayır.Aksine sorumluluk oluşturabilir.
İnsan:
“Bu yetenek bana verilmiş.”
diyorsa onu geliştirebilir.
“Bu servet nimettir.”
diyorsa hesabını daha dikkatli verebilir.
“Bu sağlık nimettir.”
diyorsa onu korumaya çalışabilir.
Şükür:
“Her şey Allah’tan, ben hiçbir şey yapmayayım.”
demek değildir.
Nimetin fark edilmesi insanı:
Çalışmaya.
korumaya.
paylaşmaya.
sorumlu kullanmaya.
yöneltebilir.
Şükür pasiflik değil, nimete karşı bilinçli davranıştır.

Nahl Suresi 82 ve 83. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Nahl 82’de:“Eğer yüz çevirirlerse sana düşen yalnız apaçık tebliğdir.”
buyurulmuştu.
Nahl 83 şimdi yüz çevirmenin arkasındaki çelişkiyi gösterir:
İnsan Allah’ın nimetlerini tanıyabilir.
Ama yine de onları inkâr eden veya kaynağını yanlış yere bağlayan bir tavır gösterebilir.
Bu iki ayet birlikte şunu öğretir:
Hakikat açıkça anlatılır.
Nimetler gösterilir.
Ama insan yine de tercih yapar.
Peygamber onun iradesini zorla ele geçirmez.
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 84. ayette, her ümmetten bir şahit çıkarılacağı, inkâr edenlere mazeret sunma veya dünyaya dönüp telafi etme imkânı verilmeyeceği bildirilecektir. Bu ayeti ele alırken özellikle “her ümmetten şahit” ifadesinin peygamberlerin şahitliğiyle ilişkisi, ahiret yargısının dünya mahkemesi gibi eksik delile dayanmadığı, kişinin bilmediği veya ulaşamadığı mesaj konusunda adaletin nasıl düşünülebileceği, toplu suçlama yapmamak, ahiretteki hükmü dünyada insanlar adına kesinleştirmemek ve tövbe ile telafinin dünya hayatında neden önemli olduğu üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Nahl Suresi 83. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Nahl Suresi 83. ayetin en güçlü mesajlarından biri, insanın nimet karşısındaki unutkanlığıdır.Bir nimete uzun süre sahip olduğumuzda onu normal kabul etmeye başlarız.
Sağlıklıyız.
Bunun sıradan olduğunu sanırız.
Bir gün hastalanınca sağlığın değerini anlarız.
Evimiz var.
Normal gelir.
Bir afet sonrası evsiz kalınca barınmanın ne büyük nimet olduğunu anlarız.
Su musluktan akıyor.
Düşünmeyiz.
Kesildiğinde önemini fark ederiz.
İnsan zihni kolayca alışır.
Bu yüzden şükür, biraz da alışkanlığın körlüğüne karşı bilinç geliştirmektir.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı nimeti yalnız olağanüstü olaylarda aramamaktır.
İnsan:
Mucizevi bir kazanç.
büyük bir başarı.
bekleyebilir.
Oysa:
Temiz su.
nefes.
güvenli uyku.
bir dostun varlığı.
sağlıklı bir öğün.
de nimettir.
Nahl Suresi boyunca özellikle günlük hayatın sıradan görünen parçalarının tekrar tekrar hatırlatılması tesadüf değildir.
Nimet her zaman şaşırtıcı olmak zorunda değildir; bazen sürekli olduğu için görünmez olur.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı şükrü fakire verilmiş bir susturma cümlesine dönüştürmemektir.
Bir insan:
Maaşının hakkını istiyor.
“Nankör olma.”
deniyor.
Kötü koşullarda çalışıyor.
“İşin olduğuna şükret.”
deniyor.
Bu yaklaşım şükür kavramını sömürünün aracı hâline getirebilir.
İnsan işinin olmasına şükredebilir ve aynı zamanda:
Adil ücret.
güvenli çalışma koşulu.
istemeye devam edebilir.
Şükür, hakkından vazgeçme emri değildir.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı nimetin sorumluluk doğurduğunu anlamaktır.
Bir insanın parası çoksa:
Daha fazla tüketme imkânı vardır.
Ama daha fazla etki gücü de vardır.
Bilgisi çoksa:
Daha fazla konuşabilir.
Ama yanlış bilgi verdiğinde daha fazla insanı etkileyebilir.
Makamı yüksekse:
Daha fazla karar verebilir.
Ama haksız kararının zararı da büyüyebilir.
Bu nedenle nimet:
Yalnız ayrıcalık değil.
sorumluluktur.
İmkân büyüdükçe hesap da büyüyebilir.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı başarının arkasındaki görünmeyen insanları fark etmektir.
Bir şirketin sahibi ön plandadır.
Ama arkasında:
Çalışanlar.
tedarikçiler.
müşteriler.
temizlik personeli.
teknik ekip.
vardır.
Bir öğrencinin başarısında:
Kendi çalışması.
öğretmenleri.
ailesi.
okul sistemi.
etkili olabilir.
Bir sanatçının eserinde:
Kendi yeteneği.
eğitimi.
ekibi.
vardır.
Nimeti tanımak, başarıyı yalnız görünen tek kişiye mal etmemeyi de gerektirir.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı “Ben hak ettim” cümlesinin sınırını bilmektir.
İnsan gerçekten hak etmiş olabilir.
Çalışmıştır.
Emek vermiştir.
Ama aynı çabayı gösterip daha az fırsata sahip başka insan da olabilir.
Bu nedenle:
“Ben kazandıysam tamamen hak ettim, kazanamayan da tamamen kendi suçundan kazanamadı.”
gibi kesin bir hüküm çoğu zaman gerçekliği aşırı basitleştirir.
Hayatta:
Emek.
fırsat.
zamanlama.
sağlık.
coğrafya.
toplumsal şartlar.
birlikte rol oynayabilir.
Şükür, başarıyı inkâr etmez; başarıdan üstünlük ideolojisi üretmeyi engeller.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı nimeti kaybetme korkusuyla yaşamak değil, nimetin değerini bilmek olmalıdır.
Bazı insanlar şükür kavramını:
“Şükretmezsen Allah elinden alır.”
korkusuyla yaşar.
Bu dil sürekli kaygı üretebilir.
Elbette nimetler kalıcı değildir.
Ama şükür yalnız:
Kaybetme korkusu.
üzerine kurulmak zorunda değildir.
Şükür:
Sevgi.
farkındalık.
sorumluluk.
üzerinden de yaşayabilir.
Nimeti korumak için korkudan önce kıymetini bilmek gerekir.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı insanın üzüntüsünü dinî suç hâline getirmemektir.
Bir insan sevdiğini kaybetmiş.
Ağlıyor.
“Şükretsene.”
demek onun acısını küçümseyebilir.
Bir insan hastalanmış.
Morali bozulmuş.
Bu onu otomatik olarak nankör yapmaz.
İnsanın duyguları vardır.
Hüzün.
öfke.
korku.
yaşayabilir.
Şükür, insanı duygusuzlaştırmaz.
İman acı hissetmemek değil, acının içinde de anlam ve yön bulabilmektir.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı nimetin Allah’tan olduğunu söyleyip insanlara karşı kibirlenmemektir.
Bazen kişi:
“Allah bana verdi, demek beni seçti.”
diyerek diğer insanları küçümseyebilir.
Bu, şükrün tersidir.
Nimet:
Kişinin diğer insanlardan daha üstün olduğunu kanıtlamaz.
Servet.
sağlık.
yetenek.
güzellik.
geçicidir.
İnsan bunların hiçbirini doğmadan önce seçmedi.
Nimet kibir üretirse, nimetin verdiği ders kaçırılmış olabilir.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı sağlığı yalnız kişinin erdemine bağlamamaktır.
Sağlıklı insan:
“Ben doğru yaşadığım için sağlıklıyım.”
diyebilir.
Sağlıklı yaşam elbette önemlidir.
Ama bütün hastalıklar yanlış yaşam sonucu değildir.
Genetik hastalık.
kanser.
enfeksiyon.
kaza.
gibi birçok durum vardır.
Bu nedenle hasta kişiye:
“Sen nimetini bilmedin de böyle oldun.”
demek haksız olabilir.
Sağlık nimettir; hastalık ahlaki suç damgası değildir.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı çocuk ve aile nimetini başka insanlara üstünlük için kullanmamaktır.
Bir insanın çocukları var.
Başkasının yok.
İlk kişi:
“Allah bana verdi çünkü ben daha iyiyim.”
diyemez.
Bir insan evli.
Başka biri bekâr.
Evli kişi:
“Ben daha tamamlanmış insanım.”
diyemez.
Nahl Suresi’nde aile nimet olarak anlatılmıştı.
Ama nimet:
İnsanlık üstünlüğü sertifikası değildir.
Bir nimetin sende olması, sende olmayan kişiden daha değerli olduğun anlamına gelmez.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı nimeti korumanın da şükür olduğunu düşünmektir.
Sağlık nimetse:
Düzenli kontrol yaptırmak.
riskli davranışlardan kaçınmak.
önemlidir.
Ev nimetse:
Bakımını yapmak.
güvenli hâle getirmek.
önemlidir.
Doğa nimetse:
Kirletmemek.
önemlidir.
Bilgi nimetse:
Güncellemek.
doğrulamak.
önemlidir.
Şükür yalnız “teşekkür ederim” değil; nimetin devamı için sorumluluk almaktır.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı nimet üzerinden Allah’la pazarlık yapmamaktır.
İnsan:
“Ben şükrettim, o hâlde artık hiçbir sıkıntı yaşamamalıyım.”
diyemez.
Dünya hayatında şükreden insan da:
Hastalanabilir.
zarar görebilir.
sevdiğini kaybedebilir.
ekonomik sıkıntı yaşayabilir.
Şükür:
Allah’ı belirli sonucu vermeye zorlayan sözleşme değildir.
Kulluk, hayatın yalnız güzel sonuçlarını satın alma yöntemi değildir.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı nimetin kaynağını başka güçlere mutlak biçimde bağlamamaktır.
Bir insan:
“Beni bu kişi zengin etti.”
diyebilir.
Bu kişi gerçekten yardımcı olmuş olabilir.
Ama onu:
“Hayatımın bütün kaynağı odur.”
şeklinde mutlaklaştırmak farklıdır.
Bir devlet.
patron.
aile.
arkadaş.
gerçek bir sebep olabilir.
Fakat yaratılmış sebep ile mutlak kaynak aynı değildir.
Sebebe teşekkür et, sebebi ilahlaştırma.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı nankörlüğün bazen nimet kötüye kullanımı biçiminde ortaya çıkmasıdır.
Bir insanın:
Bilgisi var.
Onu dolandırıcılık için kullanıyor.
Parası var.
İnsanları ezmek için kullanıyor.
Makamı var.
Haksızlık yapmak için kullanıyor.
Bu durumda nimet var ama nimetin amacı ahlaken bozulmuştur.
Şükür:
Nimeti yalnız kabul etmek değil.
doğru yönde kullanmaktır.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı insanın sahip olmadıklarına bakarken sahip olduklarını tamamen silmemesidir.
Hedeflerin olabilir.
Daha iyisini isteyebilirsin.
Ama:
“Şu olmadı, demek hayatımda hiçbir güzel şey yok.”
düşüncesi insanı gerçeklikten uzaklaştırabilir.
Bir konuda eksiklik yaşarken başka alanlarda nimet bulunabilir.
Bu, acıyı küçümsemek değildir.
İnsan aynı anda hem eksiklik hem nimet yaşayabilir.
Hayat çoğu zaman bu ikisinin birlikte bulunduğu karmaşık bir tablodur.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı şükrün toplumsal boyutunu fark etmektir.
Bir toplum:
Su kaynaklarına sahip.
Toprak verimli.
İnsan gücü var.
Buna rağmen kaynakları:
İsraf.
yolsuzluk.
kötü yönetim.
nedeniyle kaybedebilir.
Bu durumda nimetin şükrü yalnız bireysel dua değil:
Doğru yönetim.
kaynak koruma.
adalet.
emanet.
olabilir.
Toplumsal nimet de toplumsal sorumluluk doğurur.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı nimetleri sayarken acı çeken insanları görünmez yapmamaktır.
Bir konuşmada sürekli:
“Bak ne kadar nimet var.”
diyebiliriz.
Ama karşımızdaki kişi:
Yas.
hastalık.
yoksulluk.
yaşıyor olabilir.
Şükür öğretisi empatiyi yok etmemelidir.
Bazen insana öğüt vermeden önce:
Dinlemek.
yanında olmak.
gerekir.
Nimet hatırlatmak, acıyı inkâr etmek anlamına gelmemelidir.
Nahl 83’ün başka önemli mesajı şükrün gösterişe dönüşmemesidir.
Bir insan sosyal medyada:
“Çok şükür her şeyim var.”
diyebilir.
Bu güzel olabilir.
Ama bunu başkalarına:
“Bakın sizden ne kadar iyi durumdayım.”
mesajına dönüştürüyorsa şükür ile gösteriş birbirine karışabilir.
Gerçek şükür bazen sessizdir.
İnsan:
Elindekinin kıymetini bilir.
başkasını ezmez.
nimeti doğru kullanır.
Şükür, nimetin reklamı değil, nimete karşı doğru tavırdır.
Nahl Suresi 83. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Allah’ın nimetini tanıyorlar, sonra onu inkâr ediyorlar” ifadesi, insanın nimetleri görüp buna rağmen nimetin kaynağı, anlamı ve sorumluluğu konusunda yüz çevirebilmesini eleştirir. Ayet insan emeğini yok saymaz, üzüntüyü veya her şikâyeti nankörlük ilan etmez ve daha iyi şartlar istemeyi yasaklamaz. Büyük mesaj şudur: Emeğini gör ama şartlarını unutma; nimetine şükret ama başkasının emeğini silme; sıkıntını dile getir ama hayatındaki bütün iyiliği yok sayma; nimeti üstünlük, sömürü ve kibir aracına dönüştürme. Çünkü gerçek şükür yalnız ‘Allah’a şükür’ demek değil, sahip olduğun nimeti adaletli, ölçülü ve sorumlu biçimde kullanabilmektir.”
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 84. ayette, her ümmetten bir şahit çıkarılacağı, inkâr edenlere mazeret sunma veya telafi imkânı verilmeyeceği bildirilecektir. Bu ayeti ele alırken özellikle peygamberlerin ümmetlerine şahitliği, Allah’ın yargısının eksik insan bilgisine dayanmaması, hiç mesaj ulaşmamış veya yanlış ulaşmış insanların durumu hakkında kesin hüküm vermemek, ahiret mahkemesini dünya mahkemelerindeki hatalarla birebir kıyaslamamak, tövbenin dünya hayatındaki önemini ve insanların ahiretteki nihai durumunu kendi adımıza kesinleştirmemek üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Nahl Suresi 83. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Sahip olduğumuz şeylerin gerçekten farkında mıyız, yoksa ancak kaybedince mi değerlerini anlayacağız? Başarımızı yalnız kendimize mi bağlıyoruz? Başkalarının emeğini görünmez mi yapıyoruz? Şikâyet eden insanı hemen nankör diye mi susturuyoruz? Daha fazlasını isterken bugünün bütün nimetlerini değersiz mi görüyoruz? Ve en önemlisi, nimeti Allah’tan bildiğimizi söylerken o nimeti kibir, israf ve haksızlık için kullanıyorsak gerçekten nimeti tanımış sayılır mıyız?
“Nahl 83, ‘Allah’ın nimetini tanıyorlar, sonra onu inkâr ediyorlar’ buyurarak insanın nimeti görüp yine de onun anlamından yüz çevirebileceğini gösterir. Şükür, insan emeğini yok saymak, acıyı susturmak veya daha iyi bir hayat istemekten vazgeçmek değildir. Ayetin büyük dersi şudur: Elindekinin değerini bil, başarını yalnız kendine mal etme, başkasının emeğini gör, nimeti üstünlük ve sömürü aracı hâline getirme; fakat sıkıntını söylemekten ve hakkını aramaktan da korkma. Çünkü gerçek nankörlük, yalnız ‘teşekkür etmemek’ değil; nimeti tanıdığı hâlde onun kaynağını, sorumluluğunu ve ahlaki anlamını reddetmektir.”
Ersan Karavelioğlu