📖 Nahl Suresi 85. Ayette “Zulmedenler Azabı Gördüklerinde Artık Azapları Hafifletilmez ve Kendilerine Mühlet Verilmez” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,766
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 85. Ayette “Zulmedenler Azabı Gördüklerinde Artık Azapları Hafifletilmez ve Kendilerine Mühlet Verilmez” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nahl Suresi 84. ayette dünya hayatının telafi, özür, tövbe ve değişim fırsatı taşıdığı; ahirette ise hesabın başlayacağı hatırlatılmıştı. 85. ayet bu geri dönüşsüzlüğü daha açık biçimde ifade eder: ‘Zulmedenler azabı gördüklerinde artık azapları hafifletilmez ve kendilerine mühlet verilmez.’ Buradaki ‘zulmedenler’ ifadesini yalnız başkalarına fiziksel zarar veren kişilerle sınırlamak da, dünyadaki her hastalık ve felaketi ‘Allah’ın azabı’ ilan etmek de doğru değildir. Ayetin yakın bağlamında Allah’a ortak koşma ve nimeti inkâr etme güçlü biçimde öne çıkarken, zulüm kavramı aynı zamanda hakkı çiğnemeyi, adaletten sapmayı ve başkasına haksızlık etmeyi de kapsayan geniş bir ahlaki anlam taşır.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 85. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

وَإِذَا رَأَى الَّذِينَ ظَلَمُوا الْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ

Okunuşu:

“Ve izâ raellezîne zalemû’l-azâbe fe lâ yuhaffefu anhum ve lâ hum yunzarûn.”

Genel anlamı:

“Zulmedenler azabı gördüklerinde artık azapları hafifletilmez ve kendilerine mühlet verilmez.”

Ayetin ana vurgusu, dünya hayatındaki tercihlerin bir noktadan sonra sonuçla karşılaşacağıdır. İnsan dünyadayken:

Yanlışından dönebilir.

özür dileyebilir.

tövbe edebilir.

hakkı iade edebilir.

davranışını değiştirebilir.

Ahirette ise artık imtihanın değil, sonucun ortaya çıkmasının zamanı gelir.

Bu nedenle ayet insanı umutsuzluğa değil, bugün hâlâ değişebilme imkânına sahip olduğunun farkına varmaya çağırır.

2️⃣ Ayetteki “Zulmedenler” Kimlerdir ❓​

Ayette “ellezîne zalemû”, yani “zulmedenler” ifadesi kullanılır.

Kur’an’da zulüm kelimesinin geniş bir anlam alanı vardır. Bağlama göre:

Allah’a ortak koşma.

hakkı inkâr etme.

başkasının hakkını çiğneme.

adaletsizlik.

kişinin kendi nefsine haksızlık etmesi.

gibi anlamlarda kullanılabilir.

Nahl Suresi’nin bu bölümünde özellikle:

Allah’ın nimetini tanıyıp inkâr etme.

başka varlıklara ilahî yetki verme.

tevhidden yüz çevirme.

bağlamı güçlüdür.

Ancak zulmü yalnız teolojik inkârla sınırlamak da eksik olur.

Bir insanın başka bir insana yaptığı ciddi haksızlık da zulümdür.

3️⃣ Zulüm Yalnız Fiziksel Şiddet midir ❓​

Hayır.

Fiziksel şiddet zulüm olabilir.

Ama zulüm yalnız dövmek veya yaralamak değildir.

Bir insan:

Başkasının parasını gasp edebilir.

işçinin ücretini vermeyebilir.

iftira atabilir.

bir mirasçının hakkını yiyebilir.

yetkisini kötüye kullanabilir.

savunmasız birini korkutabilir.

Bunlar da zulüm kapsamına girebilir.

Dolayısıyla Kur’an’daki zulüm kavramı oldukça geniştir.

Hakkı ait olduğu yerden çıkarmak ve haksız biçimde zarar vermek zulmün temel anlamlarındandır.

4️⃣ İnsan Kendisine de Zulmedebilir mi ❓​

Evet.

Kur’an dilinde insanın kendi nefsine zulmetmesinden de söz edilir.

Bu, kişinin:

Kendi ahlaki geleceğine zarar vermesi.

Kendi vicdanını bozması.

Yanlış tercihlerle kendi hayatını yıkması.

Anlamında düşünülebilir.

Ancak bu kavramı sağlık sorunlarında dikkatsizce kullanmamak gerekir.

Bir kişi hastalandı diye:

“Kendine zulmettin de başına geldi.”

demek doğru değildir.

Bazı hastalıklar tamamen kişinin kontrolü dışındaki nedenlerle ortaya çıkabilir.

Ahlaki sorumluluk ile tıbbi nedenleri birbirine karıştırmamak gerekir.

5️⃣ “Azabı Gördüklerinde” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

Ayet:

“İzâ raellezîne zalemû’l-azâbe.”

yani:

“Zulmedenler azabı gördüklerinde...”

buyurur.

Burada artık kişinin inanmadan önce delil aradığı dünya aşaması bitmiş, sonuç açık biçimde ortaya çıkmıştır.

Dünyada insan:

İnanabilir.

şüphe edebilir.

inkâr edebilir.

araştırabilir.

Ancak ahiret sahnesinde sonuç doğrudan tecrübe edilmektedir.

Bu nedenle oradaki iman veya pişmanlık, dünyadaki özgür tercih ortamındaki imanla aynı nitelikte değildir.

Sonucu gördükten sonra kabul etmek ile sonucu görmeden sorumluluk içinde tercih yapmak aynı şey değildir.

6️⃣ “Azap Hafifletilmeyecek” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“Fe lâ yuhaffefu anhum.”

yani:

“Onlardan azap hafifletilmez.”

buyurulur.

Bu ifade, hesap sonrası verilen hükmün ciddiyetini gösterir.

İnsan dünya hayatında:

Bir cezayı erteleyebilir.

itiraz edebilir.

kaçabilir.

başkasını kandırabilir.

Ama ilahî hüküm karşısında böyle bir kaçış mümkün değildir.

Burada önemli nokta şudur:

Bu ayet insanlara dünyada acımasız cezalar uygulamak için ruhsat vermez.

Allah’ın ahiret hükmü ile insanın dünya hukukundaki yetkisi aynı şey değildir.

7️⃣ Bu Ayet İnsanlara Sert ve Acımasız Olmamızı mı Öğretiyor ❓​

Hayır.

Ayet:

“Allah ahirette azabı hafifletmeyecek.”

diyor.

Buradan:

“O hâlde biz de dünyada merhametsiz olalım.”

sonucu çıkarılmaz.

İnsan hukuku:

Delil.

oranlılık.

savunma hakkı.

mağdurun hakkı.

adalet.

gibi ölçülerle yürütülmelidir.

Bir insanın dinî metindeki ahiret cezasını alıp kişisel intikamına gerekçe yapması ciddi bir yanlış olur.

İlahî hüküm insanın öfkesine verilen sınırsız şiddet ruhsatı değildir.

8️⃣ “Mühlet Verilmez” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayette:

“Ve lâ hum yunzarûn.”

yani:

“Onlara mühlet verilmez.”

buyurulur.

Dünyada insan:

Bir gün daha yaşayabilir.

düşünebilir.

değişebilir.

Hakkını iade edebilir.

Tövbe edebilir.

Ama ahiret hesabında:

“Bana biraz daha zaman verin, dünyaya dönüp düzelteyim.”

talebi artık karşılık bulmaz.

Bu, ayetin en güçlü uyarılarından biridir.

Mühlet bugün vardır.

Dolayısıyla asıl mesele yarın mühlet istemek değil, bugün sahip olduğumuz zamanı doğru kullanmaktır.

9️⃣ Tövbe Etmek İçin “Bir Gün” Demek Neden Risklidir ❓​

İnsan çoğu zaman:

“Daha sonra düzeltirim.”

diye düşünür.

Bir borç var.

Sonra öderim.

Bir kırgınlık var.

Sonra özür dilerim.

Bir haksızlık var.

Sonra telafi ederim.

Ama insanın ne kadar yaşayacağı garanti değildir.

Nahl 85’in “mühlet verilmeyecek” uyarısı bu açıdan çok güçlüdür.

Bugün yapabileceğin iyiliği ve düzeltmeyi gereksiz yere ertelememek gerekir.

Bu, panik değil sorumluluk çağrısıdır.

🔟 Dünyadaki Hastalık veya Felaket “Allah’ın Azabı” Diye Kesin Söylenebilir mi ❓​

Genellikle hayır.

Bir deprem oldu.

Bir salgın çıktı.

Bir insan ağır hastalandı.

Bunları hemen:

“Allah’ın azabı.”

diye kesinleştirmek doğru değildir.

Çünkü biz özel ilahî nedeni bilmiyoruz.

Depremin:

Jeolojik sebepleri vardır.

Hastalığın:

Tıbbi sebepleri vardır.

Salgının:

Biyolojik mekanizmaları vardır.

Bunlar araştırılabilir.

Bir toplumun başına gelen her kötü olayı ilahî ceza ilan etmek, Allah adına bilmediğimiz konuda hüküm üretmeye dönüşebilir.

Ahiret azabı ayetini dünya felaketlerinin otomatik açıklamasına çevirmemek gerekir.

1️⃣1️⃣ Bir Toplum Felaket Yaşadıysa “Zalimdiler, Hak Ettiler” Denebilir mi ❓​

Hayır.

Bir felakette:

Çocuklar.

masum insanlar.

hayvanlar.

farklı hayatlar yaşayan kişiler.

birlikte etkilenebilir.

Bu durumda:

“Hepsi hak etti.”

demek hem insanî hem teolojik açıdan ağır bir iddiadır.

Biz:

Afetin fiziksel nedenlerini araştırabiliriz.

İnsan ihmali varsa ortaya çıkarabiliriz.

Yapı güvenliği yetersizse sorumluyu sorgulayabiliriz.

Ama:

“Allah kesin şu günah nedeniyle yaptı.”

diye vahiy olmadan özel hüküm üretmeyiz.

Acı yaşayan insanı suçlamak yerine yardım etmek daha doğru bir ilkedir.

1️⃣2️⃣ Zulüm İşleyen Kişi Dünyada Rahat Yaşıyorsa Bu Allah’ın Onu Onayladığı Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Bir insan:

Haksız kazanç sağlayabilir.

Yıllarca zengin yaşayabilir.

Yaptığı zulmün karşılığını hemen görmeyebilir.

Buradan:

“Demek Allah razı.”

sonucu çıkarılamaz.

Dünyevî başarı:

İlahî onay belgesi değildir.

Aynı şekilde:

Dünyada hemen ceza görmemek de yaptığının doğru olduğunu göstermez.

Nahl 85 ahiret hesabını hatırlatarak, dünya sonuçlarının ahlaki son hüküm olmadığını gösterir.

1️⃣3️⃣ Her Zalim Dünyada Cezalandırılmalı mıdır ❓​

Dünyada hukuki ve toplumsal adalet mümkün olduğu ölçüde sağlanmalıdır.

Bir kişi suç işlemişse:

Delil toplanır.

adil yargılama yapılır.

uygun yaptırım uygulanabilir.

Ancak:

“Zalim gördüğüm kişiye ben ceza veririm.”

şeklinde kişisel intikam anlayışı doğru değildir.

İnsanların:

Mahkeme.

hukuk.

usul.

çerçevesinde hareket etmesi gerekir.

Çünkü kişi haksız yere suçlanmış olabilir.

Adalet, cezalandırma isteğinin kontrol altına alınmasını da gerektirir.

1️⃣4️⃣ Zulme Uğrayan İnsan Affetmek Zorunda mıdır ❓​

Hayır.

Affetmek ahlaki olarak değerli olabilir.

Ama mağdur:

Hakkını arayabilir.

şikâyetçi olabilir.

mahkemeye gidebilir.

zararın telafisini isteyebilir.

Affetmemesi onu otomatik olarak kötü insan yapmaz.

Özellikle ağır zarar durumlarında:

“Din affet diyor, hakkını arama.”

şeklindeki baskı mağdura ikinci kez haksızlık olabilir.

Affetmek başka, adaletten vazgeçmek başka şeydir.

1️⃣5️⃣ Affetmek Zulmü Yok Saymak mıdır ❓​

Hayır.

Bir kişi içsel olarak affedebilir ama yine de:

Sınır koyabilir.

ilişkiyi bitirebilir.

hukuki süreci sürdürebilir.

güvenin yeniden kurulması için zaman isteyebilir.

Affetmek:

“Hiçbir şey olmadı.”

demek değildir.

Tövbe eden failin de:

“Beni affetmek zorundasın.”

deme hakkı yoktur.

Bağışlanma talebi mağdurun duygularını yönetme yetkisi vermez.

1️⃣6️⃣ Allah’ın Azabı ile İnsan İntikamı Arasındaki Fark Nedir ❓​

İnsan öfkelendiğinde:

Abartabilir.

yanlış kişiyi suçlayabilir.

ölçüyü kaçırabilir.

intikam duygusuna kapılabilir.

Allah’ın hükmü ise Kur’an’ın Allah tasavvurunda:

Bilgi.

adalet.

hikmet.

ile ilişkilidir.

Bu nedenle:

“Ben ona çok kızgınım, Allah da kesin benim kadar kızgın.”

demek doğru değildir.

Kendi öfkemizi Allah’ın kesin hükmü gibi sunamayız.

İlahî adalet, insanın kişisel intikam duygusunun büyütülmüş hâli değildir.

1️⃣7️⃣ Zulmün En Tehlikeli Yanlarından Biri Güçle Birleşmesi midir ❓​

Evet.

Bir insanın haksızlık yapabilmesi için bazen güce sahip olması gerekir.

Bu güç:

Para.

makam.

aile otoritesi.

siyasi yetki.

fiziksel güç.

bilgi.

olabilir.

Güç, adaletle kullanılmadığında zulmün etkisi büyüyebilir.

Bir çalışanına haksızlık eden patron ile binlerce insanın hakkını çiğneyen büyük yetkili arasında etkinin boyutu farklı olabilir.

Güç büyüdükçe sorumluluk da büyür.

Nahl 85’in zulüm uyarısı, özellikle güç sahipleri için ciddi bir muhasebe çağrısıdır.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 84 ve 85. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Nahl 84’te:

Her ümmetten şahit çıkarılması.

özür ve telafi fırsatının sona ermesi.

anlatılmıştı.

Nahl 85 şimdi:

Azabın görüldüğü.

hafifletilmediği.

mühlet verilmediği.

safhayı anlatır.

İki ayet birlikte şu güçlü mesajı verir:

Dünya, değişim alanıdır. Ahiret, sonucun ortaya çıktığı alandır.

Bu nedenle insanın asıl görevi:

Başkasının cezasını hayal etmek değil.

Kendi zulmünü ve haksızlığını bugün düzeltmektir.

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 86. ayette, Allah’a ortak koşanların ortak koştukları varlıkları gördüklerinde “Rabbimiz, seni bırakıp kendilerine yalvardığımız ortaklarımız bunlardır” diyecekleri; fakat o ortakların da “Siz gerçekten yalancısınız” diye karşılık verecekleri anlatılacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle şirkte sorumluluk devretme, putların veya kutsallaştırılmış varlıkların insanı kurtaramaması, dinî liderleri veya başka insanları Allah’ın yanında bağımsız kurtarıcı görmemek, “bizi onlar yönlendirdi” mazeretiyle kişisel sorumluluktan kaçmamak ve normal sevgi, saygı veya yardım ilişkisinin otomatik şirk sayılmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Nahl Suresi 85. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Nahl Suresi 85. ayetin en güçlü mesajı şudur:

Bugünkü mühlet sonsuz değildir.

İnsan dünyada yaşarken zamanı çok uzun sanabilir.

Yarın var.

gelecek ay var.

gelecek yıl var.

diye düşünür.

Bu yüzden:

Özrü erteler.

borcu erteler.

tövbeyi erteler.

hakkı teslim etmeyi erteler.

Ama ayet bir noktadan sonra:

“Artık mühlet yok.”

diyeceği zamanı hatırlatır.

Bu mesaj korku üretmekten çok ertelemeyi azaltmak için okunmalıdır.

Nahl 85’in başka önemli mesajı zulmün yalnız büyük siyasi suçlardan ibaret olmadığını fark etmektir.

İnsan:

Devlet başkanı olmayabilir.

Büyük şirket sahibi olmayabilir.

Ama kendi küçük alanında da zulmedebilir.

Bir baba çocuklarına adaletsiz davranabilir.

Bir işveren maaşı geciktirebilir.

Bir kardeş mirasta diğerinin hakkını yiyebilir.

Bir insan başka biri hakkında yalan söyleyebilir.

Zulüm, ölçeği küçük olduğu için zulüm olmaktan çıkmaz.

Bu nedenle ayet yalnız “büyük zalimleri” konuşmak için değil, kendi davranışımızı değerlendirmek için de okunmalıdır.

Nahl 85’in başka önemli mesajı kul hakkının ciddiyetidir.

İnsan bazen:

Allah’a karşı ibadetlerini çok ciddiye alır.

Ama başkasının hakkını:

Önemsiz görür.

Oysa adalet dinî hayatın merkezindedir.

Bir insan:

Uzun ibadetler yapabilir.

Ama çalışanının maaşını vermiyorsa.

Akrabasının mirasını gasp ediyorsa.

Birini iftirayla mağdur ediyorsa.

ahlaki problem devam eder.

Allah’a kulluk, insan hakkını küçümsemeye ruhsat değildir.

Nahl 85’in başka önemli mesajı zulmün din adına yapılmasının onu meşru hâle getirmediğidir.

Bir insan:

“Allah için yaptım.”

diyebilir.

Ama eylem:

İftira.

işkence.

haksızlık.

zorbalık.

ise dinî slogan onu otomatik olarak doğru yapmaz.

Tarih boyunca insanlar kendi çıkarlarını kutsal gerekçelerle savunabilir.

Bu nedenle:

“Allah adına.”

sözü tek başına ahlaki doğruluk kanıtı değildir.

Davranışın kendisi adalet ölçüsünde değerlendirilmelidir.

Nahl 85’in başka önemli mesajı zalim ile mağdur arasındaki güç farkını görmektir.

Bazen mağdura:

“Sen de karşılık verseydin.”

denir.

Ama mağdur:

Ekonomik olarak bağımlı olabilir.

fiziksel olarak güçsüz olabilir.

korkuyor olabilir.

çocuk olabilir.

Bu nedenle her iki tarafın gücü aynıymış gibi davranmak doğru değildir.

Adalet, yalnız davranışı değil güç ilişkisini de dikkate almalıdır.

Nahl 85’in başka önemli mesajı mağdura suç yüklememektir.

Bir insan şiddet gördü.

“Neden daha önce ayrılmadın?”

Bir kişi dolandırıldı.

“Nasıl inandın?”

Bir çalışan sömürüldü.

“İşi bıraksaydın.”

Bu sorular bazı durumlarda çözüm aramak için sorulabilir.

Ama mağduru suçlamak için kullanıldığında asıl fail görünmezleşir.

Zulümde temel sorumluluk zulmü yapan kişidedir.

Mağdurun davranışları ayrıca değerlendirilebilir; fakat bu failin sorumluluğunu silmez.

Nahl 85’in başka önemli mesajı tövbenin yalnız duygusal pişmanlık olmadığını hatırlatmaktır.

Bir zalim:

“Çok pişmanım.”

diyebilir.

Bu önemli olabilir.

Ama mümkünse:

Zararı telafi etmesi.

Hakkı geri vermesi.

özür dilemesi.

davranışını değiştirmesi.

gerekir.

Gerçek tövbe, zulmü sürdürüp yalnız sözle:

“Allah affeder.”

demek değildir.

Pişmanlık, yön değişikliğine dönüşmelidir.

Nahl 85’in başka önemli mesajı Allah’ın rahmetini zulmün sigortası hâline getirmemektir.

İnsan:

“Nasıl olsa Allah affeder.”

diyerek:

Haksızlığa.

sömürüye.

günaha.

devam edemez.

Allah’ın rahmetinden umut kesilmez.

Ama rahmete güvenmek ile rahmeti sorumsuzluk bahanesi yapmak farklıdır.

Rahmet, zulüm işlemeye lisans değildir.

Nahl 85’in başka önemli mesajı cezanın amacını kişisel hazza dönüştürmemektir.

Bir zalimin cezalandırılması gerektiğini düşünebiliriz.

Ama onun acı çekmesinden zevk almak, kişisel nefret üretmek başka bir psikolojik durumdur.

Adalet:

Zararın durması.

mağdurun korunması.

sorumluluğun ortaya çıkması.

ile ilgilidir.

Adalet talebi intikam hazzına dönüşmemelidir.

Nahl 85’in başka önemli mesajı dünyadaki hukuki cezayı ahiret azabıyla aynı şey sanmamaktır.

Bir insan dünyada suç işlemiş ve cezasını çekmiş olabilir.

Bu onun ahiretteki durumunu bizim kesin biçimde bilmemizi sağlamaz.

Tövbe etmiş olabilir.

Mağdurun hakkını ödemiş olabilir.

Allah’ın hükmü başka olabilir.

Aynı şekilde dünyada cezadan kaçmış olması da ahirette kurtulduğu anlamına gelmez.

Dünya mahkemesi ile ahiret hesabı aynı yargı alanı değildir.

Nahl 85’in başka önemli mesajı insanın kendi adalet anlayışını Allah’ın adaletiyle eşitlememesidir.

Biz bazen:

“Bence bu insan kesin şu cezayı hak ediyor.”

deriz.

Ama bütün ayrıntıları bilmiyor olabiliriz.

Allah’ın bilgisi ise sınırsızdır.

Bu nedenle:

Hukuki sistemimizi mümkün olduğunca adil kurarız.

Ama onu:

“Allah’ın eksiksiz hükmünün aynısı.”

diye kutsallaştırmayız.

İnsan hukuku geliştirilebilir; ilahî adalet insan sistemlerinin hatalarına indirgenemez.

Nahl 85’in başka önemli mesajı geciken adaletin yok olduğu anlamına gelmemesidir.

Bir mağdur:

“Yıllardır hiçbir şey olmadı.”

diyebilir.

Bu ağır bir duygudur.

Dünyada adaletin gecikmesi gerçekten problem olabilir.

Kur’an’ın ahiret inancı ise insana şu umudu verir:

Hiçbir haksızlık nihai olarak Allah’ın bilgisinden kaçmaz.

Bu, dünyada hukuk aramayı bırakmak anlamına gelmez.

Tam tersine:

Dünyada elimizden gelen adaleti kurmaya çalışırız.

Ahirette ise eksik kalan nihai hesabı Allah’a bırakırız.

Nahl 85’in başka önemli mesajı zamanın ahlaki değeri olduğudur.

İnsan zamanını:

İyiliğe.

telafiye.

tövbeye.

kullanabilir.

Aynı zaman:

Haksızlığın devam etmesine de harcanabilir.

Bir zalim:

“Daha sonra düzeltirim.”

diyerek yıllarca başkasına zarar verebilir.

Bu nedenle geciktirme tarafsız değildir.

Bazen geciken özür, devam eden zarardır.

Nahl 85’in başka önemli mesajı korkunun tek dinî motivasyon olmaması gerektiğidir.

Azap ayetleri vardır.

Ama Kur’an’da:

Rahmet.

bağışlanma.

umut.

da vardır.

Sağlıklı dinî hayat:

Yalnız ceza korkusuyla değil.

Allah sevgisi.

adalet.

vicdan.

şükür.

ile de şekillenir.

Bir insan:

“Cehennem olmasa hiçbir iyilik yapmazdım.”

noktasında kalmamalıdır.

Ahlaki olgunluk, iyiliğin kendisinin değerini de görebilmektir.

Nahl 85’in başka önemli mesajı zulmün sıradanlaşmasına izin vermemektir.

Bir toplumda:

Yalan.

rüşvet.

hak yeme.

ayrımcılık.

o kadar yaygınlaşabilir ki insanlar:

“Herkes yapıyor.”

demeye başlar.

Ama yaygınlık bir davranışı adil yapmaz.

Bir yanlış milyon kişi tarafından yapılsa da yanlış olabilir.

Çoğunluk zulmü meşrulaştırmaz.

Nahl 85’in başka önemli mesajı güç sahibinin hesap verebilir olmasıdır.

Bir patron.

yönetici.

aile büyüğü.

dinî lider.

hiçbiri:

“Benim üzerimde kimse yok.”

diyemez.

Dünya hukukunda hesap vermese bile, dinî perspektifte nihai hesap düşüncesi vardır.

Bu anlayış güç sahibine şu mesajı verir:

Yetki sana sınırsızlık değil, sorumluluk verir.

Nahl 85’in başka önemli mesajı zulme sessiz kalmanın da sorgulanabileceğini düşündürmesidir.

Bir insan doğrudan zulüm yapmıyor olabilir.

Ama gücü yettiği hâlde:

Yalanı destekliyor.

mağduru susturuyor.

haksızlığı gizliyor.

olabilir.

Her durumda sorumluluğun derecesi aynı değildir.

İnsanın gücü ve imkânı önemlidir.

Ama temel ilke şudur:

Haksızlığı normalleştirmemek gerekir.

Nahl 85’in başka önemli mesajı çocuklara ve güçsüzlere yapılan zulmün özellikle ciddi olduğunu anlamaktır.

Çocuk:

Kendini savunamayabilir.

Ekonomik olarak bağımlıdır.

Yetişkinin otoritesine bağlıdır.

Bu nedenle:

Fiziksel şiddet.

ağır aşağılanma.

istismar.

“Terbiye.”

adı altında normalleştirilmemelidir.

Güçsüz olan üzerinde kurulan otorite, daha büyük dikkat gerektirir.

Koruma sorumluluğu, zarar verme yetkisi değildir.

Nahl 85’in başka önemli mesajı Allah adına başkasına azap biçmemektir.

Bir insan:

“Allah seni kesin cezalandıracak.”

diyebilir.

Belirli davranışların dinî sonuçlarına dair genel uyarılar yapılabilir.

Ama tek tek kişilerin geleceği hakkında:

“Kesin şu olacak.”

diye hüküm vermek başka bir şeydir.

İnsan tövbe edebilir.

Allah bağışlayabilir.

Biz bütün süreci bilmiyoruz.

Uyarı yapmak ile Allah’ın nihai kararını ilan etmek aynı şey değildir.

Nahl Suresi 85. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Zulmedenler azabı gördüklerinde artık azapları hafifletilmez ve kendilerine mühlet verilmez” ifadesi, zulmün sonuçsuz kalmayacağını ve dünya hayatındaki telafi fırsatının sınırsız olmadığını hatırlatır. Ayet dünyadaki her hastalık veya felaketi Allah’ın cezası ilan etme, insanlara acımasız davranma veya kişisel intikamı kutsallaştırma ruhsatı değildir. Büyük mesaj şudur: Zulmü küçük görme, gücünü hak sanma, mağduru susturma ve tövbeyi erteleme. Bugün hâlâ mühlet varken hakkı iade et, özür dile, zararı durdur ve yönünü değiştir. Çünkü ilahî adalet, insanın unuttuğu veya dünyada cezasız bıraktığı haksızlığı unutmaz.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 86. ayette, Allah’a ortak koşanların ortak koştukları varlıkları gördüklerinde “Rabbimiz, seni bırakıp kendilerine yalvardığımız ortaklarımız bunlardır” diyecekleri; o varlıkların ise “Siz gerçekten yalancısınız” diye karşılık verecekleri bildirilecektir. Bu ayeti ele alırken özellikle kişisel sorumluluğu putlara, liderlere veya başka otoritelere devretmemek, “bizi onlar yönlendirdi” mazeretinin sınırı, sevilen veya saygı duyulan kişiyi Allah’ın yanında bağımsız kurtarıcı hâline getirmemek, dinî liderlere kör teslimiyet göstermemek ve normal yardım, sevgi veya saygıyı otomatik olarak şirk saymamak üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Nahl Suresi 85. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Düzeltebileceğimiz bir zulmü neden yarına bırakıyoruz? Birinin hakkını yiyip sonra “Allah affeder” diyerek rahatlıyor muyuz? Dünya felaketlerini kolayca başkalarının günahına bağlarken kendi adaletsizliğimizi görmezden mi geliyoruz? Güç sahibi olduğumuz yerde adalet mi üretiyoruz, yoksa karşımızdakinin bize mecbur olmasını mı kullanıyoruz? Ve en önemlisi, mühlet bugün varsa, gerçek hazırlık başkasının cezasını konuşmak değil; kendi elimizden çıkan haksızlığı bugün durdurmak değil midir?

“Nahl 85, ‘Zulmedenler azabı gördüklerinde artık azapları hafifletilmez ve kendilerine mühlet verilmez’ buyurarak zulmün sonuçsuz kalmayacağını ve dünya hayatındaki değişim fırsatının değerini hatırlatır. Ayet her felaketi ilahî ceza ilan etmek veya insanlara acımasız davranmak için değil, zulmü bugün terk etmek için okunmalıdır. Ayetin büyük dersi şudur: Gücünü hak sanma, mağdurun sesini küçümseme, Allah’ın rahmetini zulüm sigortasına dönüştürme ve ‘sonra düzeltirim’ diyerek haksızlığı sürdürme. Çünkü bugün hâlâ mühlet vardır; gerçek tövbe de bu mühleti zulmü bırakmak, hakkı iade etmek ve adalete dönmek için kullanabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt