Nahl Suresi 74. Ayette “Allah’a Benzerler Yakıştırmayın; Şüphesiz Allah Bilir, Siz Bilmezsiniz” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Nahl Suresi 73. ayette insanların kendilerine göklerden ve yerden hiçbir rızık sağlayamayan yaratılmış varlıklara kulluk etmelerindeki çelişki gösterilmişti. 74. ayet bu yanlışın temelini ortadan kaldırır: ‘Allah’a benzerler yakıştırmayın. Şüphesiz Allah bilir, siz bilmezsiniz.’ Bu ifade, Allah hakkında hiçbir örnek veya açıklama yapılamayacağı anlamına gelmez; nitekim hemen sonraki ayette Allah’ın kendisi bir misal verecektir. Yasaklanan şey, yaratılmış bir varlığı Allah’ın dengi, benzeri veya ilahî özelliklerde ortağı gibi düşünmektir. Aynı şekilde ‘Allah bilir, siz bilmezsiniz’ sözü insan aklını, bilimi ve soru sormayı susturan bir slogan değildir. Asıl mesaj, insanın sınırlı bilgisini Allah’ın kuşatıcı bilgisiyle eşitlememesi ve bilmediği yerde Allah adına kesin hükümler üretmemesidir.”
Ersan Karavelioğlu
Nahl Suresi 74. Ayet Ne Söylüyor
Ayetin Arapçası şöyledir:فَلَا تَضْرِبُوا لِلَّهِ الْأَمْثَالَ ۚ إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Okunuşu:
“Fe lâ tadribû lillâhi’l-emsâl. İnnallâhe ya‘lemu ve entum lâ ta‘lemûn.”
Genel anlamı:
“Öyleyse Allah’a benzerler yakıştırmayın. Şüphesiz Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
Ayetteki “emsâl” kelimesi örnekler, benzerler, eşler ve karşılaştırmalar anlam alanına sahiptir. Yakın bağlam dikkate alındığında vurgu, Allah’a yaratılmışlardan denkler ve ortaklar tasarlamamak üzerindedir. İnsan kendi sınırlı dünyasındaki güç, sahiplik ve otorite ilişkilerini alıp Allah’a aynen taşıyarak ilahî hakikati ölçemez.
Ayetin ikinci cümlesi de bunun nedenini açıklar: Allah bilir, insanın bilgisi ise sınırlıdır. Bu, insanın hiçbir şey bilemeyeceği anlamına değil; bildiğinin sınırını bilmesi gerektiğine işaret eder.
Bu Ayet Nahl Suresi 73. Ayetin Devamı Olarak Nasıl Anlaşılmalıdır
Nahl 73’te insanların Allah dışında, kendilerine göklerden ve yerden hiçbir rızık sağlayamayan varlıklara kulluk etmeleri eleştirilmişti. Nahl 74 bunun düşünsel köküne iner.İnsan bir puta, meleğe, peygambere, salih kişiye veya başka bir yaratılmışa Allah’a ait bağımsız güçler veriyorsa, yaratılmış ile yaratıcı arasındaki sınırı bozmuş olur. Ayet:
“Allah’ı yaratılmış varlıkların sınıfına koyup sonra aralarında güç paylaşımı yapmayın.”
mesajı verir.
Allah, bir krallığın en güçlü kralı gibi düşünülmez. Çünkü krallar da yaratılmıştır. Allah bir şirketin en büyük hissedarı gibi değildir. Bir ordunun en güçlü komutanı gibi de değildir.
Allah diğer güçlerin arasında en büyük güç değil; bütün yaratılmış varlığın ve gücün kaynağıdır.
“Allah’a Emsaller Vermeyin” Tam Olarak Ne Demektir
Buradaki temel yasak, Allah’a eş, denk ve benzer ilahî varlıklar tasarlamaktır.İnsan:
“Şu varlık da Allah gibi kaderi belirler.”
“Şu kişi Allah’tan bağımsız biçimde rızık verir.”
“Şu güç Allah’ın bilmediğini bilir.”
“Şu varlık Allah’tan bağımsız olarak mutlak biçimde korur.”
diyorsa tevhidin sınırını aşan bir iddia ortaya çıkar.
Çünkü Kur’an’ın Allah tasavvurunda yaratılmışların tamamı varlığını Allah’a borçludur.
Buna karşılık insanların sınırlı güçlerinden söz etmek problem değildir. Doktor tedavi eder, öğretmen öğretir, devlet belirli yetkiler kullanır, mühendis bina yapar. Bunlar gerçek fiillerdir.
Sorun sınırlı gücü kabul etmek değil, sınırlı gücü ilahî mutlaklığa yükseltmektir.
Bu Ayet Allah Hakkında Hiç Benzetme Yapılamayacağı Anlamına mı Gelir
Ayet bütün eğitimsel benzetmeleri yasaklıyor olsaydı hemen sonraki ayetin anlaşılması zorlaşırdı. Çünkü Nahl Suresi 75. ayet “Allah bir misal verdi” diyerek başlayacaktır.Kur’an’ın başka yerlerinde de çeşitli örnekler ve benzetmeler kullanılır.
Demek ki Nahl 74:
“Hiçbir misal kullanmayın.”
şeklinde mutlak bir dil yasağı getirmiyor.
Asıl uyarı:
Allah’a kendi zihninizden eşler ve denkler üretmeyin; yaratılmışları O’nunla aynı kategoriye koymayın.
şeklindedir.
Bir öğretmen Allah’ın rahmetini anlatırken sınırlı bir örnek kullanabilir. Fakat ardından şunu bilmelidir:
Örnek Allah’ın hakikatini tamamen kuşatmaz.
Benzetme anlatmaya yardım eder; Allah’ı tanımlayan fiziksel model hâline gelmemelidir.
Allah’ı İnsana Benzetmek Neden Problem Oluşturur
İnsan bedene sahiptir.Doğar, büyür, yorulur, uyur, acıkır, yaşlanır ve ölür. Bir mekânda bulunur, başka bir mekânda bulunmaz. Bilgiyi zaman içinde öğrenir ve bazı şeyleri unutur.
İslam’ın Allah tasavvurunda Allah bu yaratılmış sınırlılıklarına tabi değildir.
Bu nedenle Allah’ı:
Gökyüzünde yaşayan dev bir insan.
çok güçlü bir erkek.
insan gibi organlardan oluşan bir varlık.
gibi tasarlamak teolojik açıdan ciddi sorunlar doğurur.
Kur’an insanın anlayabileceği dil kullanır; ancak ilahî hakikatin insan biyolojisinin büyütülmüş biçimi olduğu sonucunu vermez.
Allah’ı anlamaya çalışırken kullandığımız dil insani olabilir, fakat Allah’ın kendisini insanlaştırmamak gerekir.
Allah’ın “Bilmesi”, İnsanın Bilmesinin Sonsuz Büyüklükteki Hâli midir
Allah için ilim sıfatından söz ederiz. İnsan da bilgi sahibidir. Fakat iki bilme biçimini mahiyet açısından tamamen aynı kabul edemeyiz.İnsan:
Öğrenir.
araştırır.
delil toplar.
hatırlar.
unutabilir.
yanılabilir.
Allah’ın bilgisi ise İslam inancında öğrenme sürecine, beyne, duyulara veya eksik bilgiden tam bilgiye geçmeye bağlı değildir.
Dolayısıyla:
“Ben gözümle görüyorum, Allah’ın da daha güçlü gözleri vardır.”
şeklinde düşünmek doğru olmaz.
Allah’ın bilmesi için insan organlarına ihtiyacı yoktur.
İsim benzerliği, mahiyet eşitliği anlamına gelmez.
Allah’ın Bir Bedeni veya Fiziksel Bir Konumu Olduğunu Düşünmek Doğru mudur
İslam düşüncesinde Allah’ın yaratılmış cisimlere benzemediği temel bir ilkedir. Allah bedene, hacme ve yaratılmışların ihtiyaç duyduğu fiziksel yapıya indirgenemez.Kur’an’da:
Arş.
yücelik.
üstte olma.
gibi ifadeler geçtiğinde İslam düşünce tarihinde bunların anlaşılması konusunda farklı yorum yöntemleri ortaya çıkmıştır. Fakat ana tevhid ilkesi şudur:
Allah yaratılmış bir cisim değildir.
Bu nedenle Allah’ın yerini:
“Uzayın şu koordinatıdır.”
diye göstermek doğru değildir.
Uzay zaten yaratılmıştır.
Allah’ın yüceliğini de kilometre veya metre cinsinden düşünmeyiz.
İlahî yücelik fiziksel yükseklik yarışına indirgenemez.
“Allah Bilir, Siz Bilmezsiniz” İnsan Aklının Değersiz Olduğu Anlamına mı Gelir
Hayır.Kur’an birçok yerde insanı:
Akletmeye.
düşünmeye.
gözlemlemeye.
ibret almaya.
çağırır.
Nahl Suresi’nin birkaç ayet öncesinde de:
“Aklını kullanan bir toplum için.”
ve:
“Düşünen bir toplum için.”
ifadeleri geçmişti.
Dolayısıyla Nahl 74’ü:
“İnsan hiçbir şey anlayamaz, düşünmenin anlamı yoktur.”
şeklinde okumak Kur’an’ın kendi düşünme çağrılarıyla çelişir.
Ayetin mesajı daha dengelidir:
İnsan bilir, fakat her şeyi bilmez. Allah’ın bilgisi insan bilgisinin sınırlarına tabi değildir.
Bilginin varlığını inkâr etmek başka, bilginin sınırını kabul etmek başkadır.
“Siz Bilmezsiniz” Sözü Bilimi Küçümsemek İçin Kullanılabilir mi
Hayır.Bir bilim insanı:
Gezegenlerin hareketini.
hücrelerin çalışmasını.
hastalık mekanizmalarını.
iklim sistemini.
araştırabilir.
Bütün bunlar gerçek bilgidir.
“Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
deyip bilimsel araştırmayı bırakmak ayetin amacı değildir.
Örneğin bir hastalık ortaya çıktığında:
“Allah bilir, araştırmaya gerek yok.”
demek yerine hastalığın sebebi araştırılır.
Bir bina çöktüğünde:
Malzeme.
zemin.
mühendislik.
denetim.
incelenir.
Allah’ın her şeyi bilmesi, insanın hiçbir şeyi araştırmaması için gerekçe değildir.
Tam tersine insanın bilmediğini fark etmesi araştırmanın başlangıcıdır.
Soru Sormak “Siz Bilmezsiniz” Ayetine Karşı Gelmek midir
Hayır.İnsan:
“Bu ayet ne anlama geliyor?”
“Bu hükmün gerekçesi nedir?”
“Bu konuda neden farklı görüşler var?”
diye sorabilir.
Samimi soru ile alay aynı şey değildir.
Bilmediğimiz bir konuda soru sormak, zaten:
“Ben bilmiyorum ve öğrenmek istiyorum.”
demektir.
Bu, Nahl 74’ün bilgi tevazusuyla son derece uyumludur.
Soruyu susturmak için:
“Allah bilir, sen karışma.”
demek dinî eğitim açısından zararlı olabilir.
Elbette insan her sorunun cevabını hemen bulamayabilir. Bazı konularda:
“Bilmiyorum.”
demek gerekir.
Bilmediğini kabul etmek, düşünmekten vazgeçmek değildir.

Dinî Otoriteler “Allah Bilir, Siz Bilmezsiniz” Sözünü İnsanları Susturmak İçin Kullanabilir mi
Bu ayetin böyle kullanılması ciddi bir problem oluşturabilir.Bir din âlimi çok bilgili olabilir. Ancak o da insandır.
Yorum yapar.
Delilleri değerlendirir.
Yanılabilir.
Bir kişi kendi görüşüne itiraz edildiğinde:
“Allah bilir, siz bilmezsiniz; dolayısıyla beni sorgulamayın.”
derse, Allah’ın bilgisini kendi bilgisiyle fiilen karıştırmış olur.
Ayet:
“Allah bilir.”
der.
“Şu hoca her şeyi bilir.”
demez.
Tam tersine ayetin bilgi tevazusu, dinî otoriteler için de geçerlidir.
Allah’ın mutlak bilgisi insan âlimini mutlaklaştırmaz; sınırını hatırlatır.

Allah Hakkında Benzetmeler Eğitim İçin Kullanılacaksa Sınırı Ne Olmalıdır
İnsan soyut kavramları anlatırken benzetmeye ihtiyaç duyabilir.Örneğin bir öğretmen:
“Bir annenin çocuğuna merhametini düşün.”
diyerek ilahî rahmeti anlatmaya çalışabilir.
Bu örnek insanın anlamasına yardımcı olabilir.
Ancak hemen şu sınır korunmalıdır:
Allah’ın rahmeti annenin duygusal biyolojisinin büyütülmüş kopyası değildir.
Başka bir örnekte kral üzerinden hükümranlık anlatılabilir. Fakat Allah gerçek anlamda sarayda oturan insan kral gibi değildir.
Benzetme:
Bir yönü açıklar.
Bütün mahiyeti açıklamaz.
Örneği hakikatle özdeşleştirirsek eğitim aracı teolojik probleme dönüşebilir.

Allah’ın Sıfatları Konusunda Farklı İslamî Yorumlar Olabilir mi
Evet.İslam düşünce tarihinde Allah’ın sıfatlarıyla ilgili ayetlerin nasıl anlaşılacağı konusunda farklı yöntemler geliştirilmiştir.
Bazı âlimler ifadelerin nasıl olduğunu tartışmadan kabul edilmesini tercih etmiş, bazıları ise yanlış fiziksel anlamların önüne geçmek için mecazî veya yorumlayıcı açıklamalar yapmıştır.
Burada Müslümanlar arasında geniş ortak zemin şudur:
Allah yaratılmışlara benzemez ve eksikliklerden münezzehtir.
Tarihsel kelâm tartışmalarındaki her ayrıntıyı:
“Benim yorumum dışındaki herkes kesin sapmıştır.”
şeklinde ele almak gereksiz sertlik üretebilir.
Özellikle Allah’ın zatının mahiyeti konusunda insan dilinin ve bilgisinin sınırını kabul etmek Nahl 74’ün ruhuyla uyumludur.

Allah’ı Bir Devlet Başkanı, Kral veya Patron Gibi Düşünmek Neden Eksik Bir Benzetmedir
Çünkü bütün insan otoriteleri sınırlıdır.Bir kral:
Doğar.
ölür.
Bilmediği şeyler vardır.
Ordusuna muhtaçtır.
Ekonomiye muhtaçtır.
Bir patron:
Çalışanlarına.
müşterilerine.
sermayeye.
muhtaç olabilir.
Allah için böyle bir bağımlılık düşünülemez.
Bu nedenle:
“Allah evrenin patronudur.”
gibi bir ifade yalnız sınırlı bir öğretici mecaz olarak kullanılabilir.
Gerçek anlamda Allah bir şirket yönetmiyor.
Melekler de şirket çalışanları değildir.
İnsan kurumlarının modeli Allah’ın hakikatini bütünüyle açıklayamaz.

Allah’ın Gücünü Doğal Sebeplerle Karşı Karşıya Koymak Doğru mudur
Hayır.Allah’ın kudretine inanmak:
Yerçekimini.
biyolojiyi.
kimyayı.
tıbbi sebepleri.
inkâr etmeyi gerektirmez.
Bir ilaç insan bedeninde belirli biyokimyasal mekanizmalarla etki eder.
Bir tohum su ve uygun koşullarla filizlenir.
Bir uçak aerodinamik ilkelerle havada kalır.
Mümin bunların tamamını yaratılmış sebep düzeni içinde değerlendirebilir.
“Allah yaptıysa fizik yapmadı, fizik yaptıysa Allah yapmadı.”
şeklindeki ikilik zorunlu değildir.
Allah’ı sebepler dünyasındaki diğer sebeplerden biri hâline getirmek de yanlış olur.
Allah:
Birinci sebep yanında ikinci, üçüncü sebep gibi değildir.
Yaratıcı ile yaratılmış nedensellik aynı kategori değildir.

Bilmediğimiz Her Şeye “Allah Yaptı” Deyip Araştırmayı Bırakmak Doğru mudur
Hayır.Bu yaklaşım bazen “boşlukların tanrısı” şeklinde eleştirilen bir düşünceye dönüşebilir.
Bir şeyi bilmiyoruz.
“Demek açıklaması doğrudan mucizedir.”
diyoruz.
Sonra bilim o mekanizmayı açıklıyor.
Bu kez gereksiz bir iman krizi oluşuyor.
Oysa Allah inancını yalnız bilimin henüz çözemediği boşluklara yerleştirmek zorunda değiliz.
Bir şeyi bilim tamamen açıklasa bile mümin:
Bu düzen neden var?
Neden anlaşılabilir yasalar bulunuyor?
Varlığın nihai kaynağı nedir?
gibi daha temel soruları sormaya devam edebilir.
Allah, yalnız bilmediğimiz şeylerin geçici açıklaması değildir.

“Allah Bilir” Deyip Her Olay Hakkında İlâhî Sebep Uydurmak Çelişkili Değil midir
Evet, burada önemli bir tutarsızlık olabilir.Bir insan:
“Allah bilir, biz bilemeyiz.”
diyor.
Fakat birkaç dakika sonra birinin başına gelen hastalık hakkında:
“Allah bunu kesin şu günahı yüzünden verdi.”
diye hüküm veriyor.
Eğer vahiyden özel bilgi yoksa bunu nereden biliyoruz?
Bir iş kapandı.
“Allah kesin seni o işten korudu.”
diyoruz.
Belki öyledir.
Ama kesin olduğunu bilmiyoruz.
Bir deprem oldu.
“Allah şu toplumun günahı nedeniyle yaptı.”
diyoruz.
Bunu da vahye dayanmadan kesinleştiremeyiz.
Nahl 74’ün:
“Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
uyarısı tam da burada ciddi bir bilgi ahlakı öğretir.
Allah’ın bildiği gaybı kendi tahminimizle doldurmamalıyız.

Nahl Suresi 73 ve 74. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır
Nahl 73’te:Rızık veremeyen yaratılmışlara neden kulluk ediyorsunuz?
sorusu vardı.
Nahl 74 şimdi:
Allah’a eşler ve benzerler tasarlamayın.
diyor.
İki ayet birlikte tevhidin iki yönünü ortaya koyar.
Birincisi:
Yaratılmışı Allah seviyesine yükseltme.
İkincisi:
Allah’ı yaratılmış seviyesine indirme.
Bu iki hata aslında birbirini besler.
Allah insan gibi düşünülünce başka güçlü varlıkların da O’nunla yetki paylaşabileceği sanılabilir. Oysa Kur’an yaratıcı ile yaratılmış arasındaki temel ayrımı korur.
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 75. ayet, Nahl 74’ün “misal” ifadesini anlamamız açısından özellikle önemlidir; çünkü hemen “Allah bir misal verdi” diye başlayacaktır. Ayette hiçbir şeye güç yetiremeyen, başkasının mülkünde bulunan bir köle ile Allah’ın güzel rızık verdiği ve bundan gizli-açık harcayan bir insan karşılaştırılacak ve “Bunlar hiç eşit olur mu?” diye sorulacaktır. Bu ayeti ele alırken özellikle Nahl 74’ün bütün benzetmeleri yasaklamadığı, Allah’ın bizzat öğretici misaller verdiği, tarihsel kölelik bağlamı, insanları bugün köleleştirmeye ruhsat çıkarılmaması, ekonomik imkân ile gerçek güç arasındaki fark ve misalin temel hedefinin Allah ile yaratılmış putların eşit olamayacağını göstermek olduğu üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Sonuç: Nahl Suresi 74. Ayetin Ana Mesajı Nedir
Nahl Suresi 74. ayetin temelinde insan zihninin çok doğal ama tehlikeli bir eğilimi vardır:Bilmediğini bildiği şeylere benzeterek anlamaya çalışmak.
Bu yöntem günlük hayatta son derece faydalıdır.
Yeni bir teknoloji görüyoruz.
“Bunun çalışma mantığı şuna benziyor.”
diyoruz.
Yeni bir şehir görüyoruz.
Başka bir şehirle kıyaslıyoruz.
Bir kavramı öğrenciye benzetmeyle anlatıyoruz.
İnsan zihni böyle öğrenir.
Fakat konu Allah olduğunda sorun ortaya çıkar.
Çünkü elimizdeki bütün örnekler:
Yaratılmış.
sınırlı.
değişken.
varlıklardır.
Allah’ı bu modellerden birine tam olarak yerleştirdiğimiz anda O’nu yaratılmış kategoriye indirgemiş oluruz.
Bu yüzden Nahl 74 bize:
Benzetmeden yararlanabilirsin ama benzetmenin sınırını unutma.
dedirtebilir.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı Allah’ı insan egosunun büyütülmüş hâli gibi düşünmemektir.
İnsan güçlü olmak ister.
Sonra Allah’ı:
En güçlü insan.
gibi hayal eder.
İnsan kızar.
Allah’ın gazabını da insanın kontrolsüz öfkesi gibi düşünür.
İnsan intikam alır.
İlâhî adaleti de kişisel intikam gibi görür.
İnsan övgüden hoşlanabilir.
Sonra:
“Allah insanların kendisini övmesine ihtiyaç duyuyor.”
gibi düşünür.
Oysa Allah’ın ibadetimize ihtiyacı yoktur.
İbadet insanın Allah’la ilişkisi ve kendi ahlaki dönüşümü içindir.
Allah’ın sıfatlarını insanın psikolojik ihtiyaçlarından üretmek yerine vahyin çizdiği sınırlar içinde anlamaya çalışmak gerekir.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı Allah’ın erkek veya kadın olarak düşünülmemesidir.
İnsan dili bazen gramer gereği zamir kullanır.
Fakat bundan Allah’ın biyolojik cinsiyete sahip olduğu sonucu çıkmaz.
Erkeklik ve kadınlık:
Biyolojik yaratılmışlık kategorileridir.
Üreme sistemi.
beden.
genetik.
ile ilişkilidir.
Allah bunlara muhtaç değildir.
Dolayısıyla:
“Allah erkek midir?”
sorusunun İslamî tevhid açısından cevabı, Allah’ın insan cinsiyet kategorileriyle tanımlanamayacağıdır.
Bu aynı zamanda birkaç ayet önce eleştirilen Allah’a çocuk isnadıyla da yakından bağlantılıdır.
Çocuk, eş ve nesep yaratılmışların ihtiyaçlarıdır; Allah’ın değil.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı Allah’ı gökyüzünde oturan fiziksel hükümdar resmine indirgememektir.
Çocuklukta insanlar soyut kavramları anlamak için zihinsel resimler oluşturabilir.
Fakat yetişkin teolojisinde:
Bulutların üzerinde oturan.
dünyayı yukarıdan seyreden.
insan biçimindeki.
bir Allah resmi doğru bir temsil değildir.
Gökyüzü de Allah’ın yarattığı varlık alanının parçasıdır.
Uzayın en uzak noktası da.
Bu nedenle Allah:
Evrenin içinde bir nesne.
değildir.
Yaratıcıyı yaratılmış evren içindeki başka bir cisim hâline getirmek Nahl 74’ün uyarısıyla bağdaşmaz.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı insan bilgisini küçümsemeden bilgi kibrini kırmaktır.
İnsanlık çok şey biliyor.
Genom diziliyor.
Kara delikler inceleniyor.
atom altı parçacıklar araştırılıyor.
beynin işleyişi çözülmeye çalışılıyor.
Bu başarıların her biri değerlidir.
Dinî tevazu:
“Bunların hepsi boş.”
demek değildir.
Tam tersine insan aklının ne kadar büyük kapasiteye sahip olduğunu gösterir.
Ama aynı bilim bize sürekli başka bir şey de öğretir:
Ne kadar çok bilirsek, bilmediğimiz alanların büyüklüğünü de o kadar fark ederiz.
İyi bilim insanı genellikle:
Ne bildiğini.
ne bilmediğini.
kanıtın nerede bittiğini.
ayırt etmeye çalışır.
Bu tavır Nahl 74’ün:
“Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
uyarısıyla çatışmak zorunda değildir; aksine epistemik tevazunun örneği olabilir.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı bilmediğimiz yerde “bilmiyorum” diyebilmenin değeridir.
Dinî sohbetlerde bazen kişi her soruya cevap vermesi gerektiğini hisseder.
Birisi:
“Allah bunu neden yaptı?”
diye sorar.
Konuşmacı kesin bir hikâye üretir.
“Kesin seni şundan korudu.”
“Kesin şu günahının karşılığı.”
“Kesin böyle olması gerekiyordu.”
Oysa bazen en dürüst cevap:
“Bunun özel nedenini bilmiyorum.”
olabilir.
Bu cevap iman eksikliği değildir.
Tam tersine Allah adına uydurma yapmaktan kaçınmaktır.
Bilmediği yerde susmak bazen konuşmaktan daha büyük bir dinî sorumluluktur.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı Allah’ın bilgisini insanın gözetleme arzusuna dönüştürmemektir.
Allah:
İnsanların gizlisini.
açığını.
bilir.
Ama bundan:
“Ben de insanların özel hayatını izlemeliyim.”
sonucu çıkmaz.
Allah’ın bilgisi ilahî sıfattır.
İnsana sınırsız gözetim yetkisi verilmiş değildir.
Bir eş:
“Allah her şeyi biliyor; ben de telefonunun her şeyini bilmek zorundayım.”
diyemez.
Bir yönetici:
“Gizlilik olmamalı.”
diye insanların mahremiyetini sınırsızca ihlal edemez.
Allah’ın her şeyi bilmesi, insanın her şeyi gözetme hakkına sahip olduğu anlamına gelmez.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı Allah’ın kudretini insanın gücüyle aynı türden düşünmemektir.
Bir insan ağır bir taşı kaldırır.
Başka biri daha ağırını kaldırır.
Bu iki güç aynı türden kıyaslanabilir.
Fakat Allah’ın kudretini:
“İnsan yüz kilo kaldırıyor, Allah sonsuz kilo kaldırıyor.”
şeklinde anlamak ilahî kudreti fiziksel kas gücüne indirger.
Allah’ın kudreti bundan çok daha temel bir kavramdır.
Varlığın kendisi O’na bağlıdır.
Dolayısıyla:
“Allah en güçlü süper kahramandır.”
dili çocukça bir benzetme olarak kullanılabilir; fakat teolojik hakikat olarak doğru değildir.
Allah çizgi roman kahramanlarıyla aynı kategoriye girmez.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı ilahî rahmeti insan duygusunun kopyası hâline getirmemektir.
İnsan merhamet ettiğinde:
Duygulanır.
bedeninde biyolojik değişiklikler yaşar.
üzülür.
şefkat hisseder.
Allah’ın rahmeti ise insan sinir sistemine bağlı değildir.
Bu nedenle:
“Allah bugün çok duygulandı, yarın fikri değişebilir.”
gibi insan psikolojisi üzerinden bir Allah tasavvuru kurulamaz.
İlâhî rahmet:
Tutarsız duygusal dalgalanma değil, Allah’ın kullarına yönelik ilahî lütuf ve merhametidir.
Allah’ın sıfatlarını insanın biyolojik mekanizmalarıyla açıklamamak gerekir.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı Allah’ın adaletini insan intikamıyla karıştırmamaktır.
Bize biri zarar verdi.
Öfkelendik.
Sonra:
“Allah da benim kadar ona öfkeli; kesin mahvedecek.”
diyoruz.
Bunu bilmiyoruz.
Belki kişi tövbe edecek.
Belki hakkı iade edecek.
Belki dünyada hukuk önünde hesap verecek.
Nihai hükmü Allah verecek.
Allah’ın adaleti, bizim kişisel öfkemizin gökyüzüne yansıtılmış biçimi değildir.
Allah’ı kendi intikam duygumuza benzettiğimizde aslında kendi egomuzu kutsallaştırma riski doğar.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı Allah’ın iradesini keyfî insan yöneticilerin iradesine benzetmemektir.
Bir diktatör:
Bugün bir şey emreder.
Yarın keyfine göre tersini yapar.
Kendi çıkarını düşünür.
Korkar.
Rakiplerinden çekinir.
Allah’ın iradesini böyle bir insan iradesi gibi düşünmek doğru değildir.
Kur’an Allah’ı aynı zamanda:
Hakîm.
Alîm.
Adl.
Rahîm.
olarak tanıtır.
Bu nedenle ilahî irade, bilgisizlik ve çıkarla hareket eden despot iradesi değildir.
Allah’ın mutlak oluşu keyfî insan zorbalığının göksel versiyonu değildir.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı “Allah bilir” cümlesinin araştırma bitirici değil, kibir bitirici olmasıdır.
Bir doktor hasta hakkında:
“Allah bilir.”
diyebilir.
Ama sonra tetkik yapar.
Bir meteorolog:
Sonucu kesin bilmeyebilir.
Ama modelleri inceler.
Bir tarihçi:
Geçmişin her ayrıntısını bilemez.
Ama belgeleri araştırır.
Bir müfessir:
Allah’ın muradının bütün derinliğini kuşattığını iddia etmez.
Ama dili ve bağlamı inceler.
Doğru kullanım budur.
“Allah bilir” sözü araştırmanın kapısını kapatmamalı; insanın kendi bilgisini mutlaklaştırmasının kapısını kapatmalıdır.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı dinî tartışmada kesinlik derecelerini ayırmaktır.
Bazı şeyler açıktır.
Allah birdir.
Zulüm kötüdür.
Allah’a ortak koşulmaz.
Bazı ayrıntılarda ise:
Tefsirler.
fıkıh görüşleri.
kelâm yöntemleri.
farklılaşabilir.
Bu durumda:
“Benim görüşüm kesin Allah’ın tek görüşüdür.”
demeden önce dikkat etmek gerekir.
Bir yorum güçlü olabilir.
Ama insan yorumudur.
Vahyin kesinliği ile yorumcunun kesinliği aynı şey değildir.
Bu ayrım ihtilafın düşmanlığa dönüşmesini engelleyebilir.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı insanların birbirini kolayca müşrik ilan etmesine karşı da dikkatli olmaktır.
Tevhid çok ciddi bir konudur.
Fakat teknik şirk hükmü de son derece ağırdır.
Bir insan:
Doktora teşekkür etti.
bir arkadaşından yardım istedi.
bir lideri sevdi.
bir nesneyi hatıra olarak taşıdı.
diye otomatik olarak müşrik ilan edilemez.
Önemli olan kişinin gerçekten neye inandığı ve ne tür ilahî güç atfettiğidir.
Tevhidi korumak, şirk kavramını gelişigüzel kullanmak anlamına gelmez.
Aksi hâlde insanlar arasındaki normal sevgi, yardım ve sebep ilişkileri gereksiz yere dinî suçlamalara dönüşebilir.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı yaratılmış varlıkların değerli olmasının ilah olmalarını gerektirmediğidir.
Güneş olağanüstüdür.
Ama ilah değildir.
Arı olağanüstüdür.
Ama ilah değildir.
İnsan aklı olağanüstüdür.
Ama ilah değildir.
Peygamber çok değerlidir.
Ama Allah değildir.
Bir şeyin hayranlık uyandırması, ona ibadet edilmesini gerektirmez.
Tam tersine Kur’an doğadaki güzellikleri yaratıcıya işaret eden ayetler olarak okur.
Hayranlık ile ilahlaştırma arasındaki sınır tevhidin temel çizgilerindendir.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı Allah hakkında konuşurken dilimizin sınırını bilmektir.
İnsan Allah hakkında hiç konuşamaz demiyoruz.
Kur’an zaten Allah’ı isimleri ve sıfatlarıyla tanıtır.
Biz:
Rahmân.
Rahîm.
Alîm.
Kadîr.
Hakîm.
deriz.
Fakat bu kelimeleri kullanırken:
“Bu sıfatın bütün mahiyetini tamamen çözdüm.”
demeyiz.
İnsan dili hakikate işaret eder; fakat sonsuz olanı tamamen içine alamaz.
Bu nedenle teolojide hem bilgi hem tevazu gerekir.
Allah hakkında konuşmak mümkündür; Allah’ı tamamen zihnimizin içine sığdırmak mümkün değildir.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı bilmediğimiz şeyi Allah’a isnat etmemektir.
Birisi rüya gördü.
“Allah kesin bana şu emri verdi.”
diyor.
Bir tesadüf yaşadı.
“Allah kesin gelecekte şöyle olacağını söyledi.”
diyor.
Bir sayı tekrarlandı.
“Bu Allah’ın bana özel kodu.”
diyor.
Bunlar için vahiy niteliğinde kesinlik üretilemez.
Rüya insan için anlamlı olabilir.
Tesadüf düşündürücü olabilir.
Ama bunlar yeni dinî hüküm veya kesin gayb bilgisi üretmez.
Allah’ın bildiği alanı insanın kişisel yorumuyla doldurmamak Nahl 74’ün bilgi ahlakıyla son derece uyumludur.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı Allah’ı insanın ihtiyaçlarına bağımlı düşünmemektir.
İnsan:
Yemeğe.
uykuya.
sevgiye.
toplumsal kabul görmeye.
muhtaç olabilir.
Allah’ın:
İbadetimize.
övgümüze.
yiyeceğe.
mekâna.
soya.
ihtiyacı yoktur.
İnsan Allah’a ibadet ederek Allah’ın eksikliğini tamamlamaz.
İbadet eden kişi kendi kulluğunu gerçekleştirir.
Bu nedenle:
“Allah neden övülmek istiyor?”
sorusunu insan egosu üzerinden kurmak yanıltıcı olabilir.
Allah’ın hamde layık olması, insanların alkışına muhtaç bir lider olması anlamına gelmez.
Nahl 74’ün başka önemli mesajı tevhidin insanı başka insanlara kulluktan özgürleştirmesidir.
Allah’ın eşi ve benzeri yoksa hiçbir insan:
Allah’ın yeryüzündeki ikinci ilahı.
olamaz.
Hiçbir hükümdar:
Mutlak değildir.
Hiçbir din adamı:
Yanılmaz değildir.
Hiçbir aile büyüğü:
Sınırsız otorite değildir.
Hiçbir patron:
Çalışanın vicdanının sahibi değildir.
Hiçbir siyasi lider:
Allah adına sorgulanamaz değildir.
Allah’ın benzersizliği, insan otoritelerinin sınırını da gösterir.
Bu yönüyle tevhid yalnız metafizik bir inanç değil, insanın başka insanlara karşı onurunu koruyan güçlü bir ilkedir.
Nahl Suresi 74. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Allah’a benzerler yakıştırmayın. Şüphesiz Allah bilir, siz bilmezsiniz” ifadesi, yaratıcı ile yaratılmış arasındaki temel sınırı korur ve insanı bilgi konusunda tevazuya çağırır. Ayet bütün benzetmeleri, soru sormayı, bilimsel araştırmayı veya insan bilgisini yasaklamaz; nitekim hemen sonraki ayette Allah’ın kendisi bir misal verecektir. Büyük mesaj şudur: Allah’ı insan bedenine, mekâna, cinsiyete, hükümdara veya başka yaratılmış modellere hapsetme; kendi öfkeni, çıkarını ve tahminlerini Allah’ın kesin hükmü diye sunma. Araştır, öğren, soru sor ve delil ara; fakat bildiğinin sınırını da bil. Çünkü insan gerçekten çok şey bilebilir, fakat bütün hakikati kuşatamaz; Allah’ın bilgisi ise insan bilgisinin ölçüsüyle sınırlı değildir.”
Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 75. ayette, Allah bizzat bir misal verecek ve şöyle buyuracaktır: “Allah hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının mülkünde bulunan bir köle ile kendisine tarafımızdan güzel bir rızık verdiğimiz ve ondan gizli ve açık harcayan kişiyi misal verdi. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah’a mahsustur; fakat onların çoğu bilmez.” Bu ayet Nahl 74’ü anlamamız açısından çok önemlidir; çünkü “Allah’a emsaller vermeyin” ifadesinin bütün öğretici benzetmeleri yasaklamadığı hemen sonraki ayette açıkça görülür. Nahl 75’i ele alırken özellikle tarihsel kölelik bağlamı, köleliğin bugün yeniden kurulmasına ruhsat çıkarılmaması, misalin insan değerini değil güç ve tasarruf farkını anlatması, rızık verilen insanın paylaşması, Allah ile yaratılmışların eşit görülemeyeceği ve “çoğu bilmez” ifadesinin insanları küçümsemek için kullanılmaması üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.
Ve belki Nahl Suresi 74. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Allah hakkında konuşurken gerçekten vahyin sınırında mı kalıyoruz, yoksa kendi zihnimizde oluşturduğumuz Allah tasvirini mi savunuyoruz? Allah’ı dev bir insan gibi mi düşünüyoruz? Kendi öfkemizi “Allah’ın öfkesi”, kendi siyasi tercihimizi “Allah’ın kesin tercihi”, kendi yorumumuzu “Allah’ın tartışılmaz hükmü” hâline mi getiriyoruz? “Allah bilir” diyerek bilimi ve soruları susturuyor, fakat iş başımıza gelen olayların gizli nedenini açıklamaya gelince Allah adına kesin konuşuyor muyuz? Ve en önemlisi, Allah gerçekten bizim tasavvurlarımızdan daha yüceyse, iman biraz da Allah’ı kendi zihnimizin içine hapsetmek yerine bilginin sınırında tevazu gösterebilmek değil midir?
“Nahl 74, ‘Allah’a benzerler yakıştırmayın; şüphesiz Allah bilir, siz bilmezsiniz’ buyurarak Allah’ın yaratılmışlarla aynı kategoriye konulamayacağını ve insan bilgisinin sınırını hatırlatır. Bu ayet düşünmeyi, soru sormayı veya bilimsel araştırmayı yasaklamaz; insanın kendi sınırlı modelini Allah’ın hakikati sanmasını yasaklar. Ayetin büyük dersi şudur: Allah’ı insana, cinsiyete, bedene, mekâna, lidere veya başka bir yaratılmışa benzeterek sınırlama; kendi yorumunu Allah’ın mutlak bilgisiyle eşitleme ve bilmediğin gayb hakkında kesinlik üretme. Araştır, öğren ve aklını kullan; fakat gerektiğinde ‘Bilmiyorum’ diyebilecek kadar da mütevazı ol. Çünkü gerçek tevhid yalnız Allah’tan başka ilah kabul etmemek değil, Allah’ı yaratılmışların ölçüsüne indirgememektir.”
Ersan Karavelioğlu