📖 Nahl Suresi 84. Ayette “Her Ümmetten Bir Şahit Çıkaracağız; Sonra İnkâr Edenlere Ne İzin Verilecek Ne de Özür Dilemeleri İstenecek” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,702
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 84. Ayette “Her Ümmetten Bir Şahit Çıkaracağız; Sonra İnkâr Edenlere Ne İzin Verilecek Ne de Özür Dilemeleri İstenecek” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“Nahl Suresi 83. ayette insanların Allah’ın nimetini tanıdıkları hâlde onu inkâr edebildikleri anlatılmıştı. 84. ayet ise bu tercihin ahiretteki hesap boyutuna geçer: ‘Her ümmetten bir şahit çıkaracağımız gün, inkâr edenlere artık izin verilmez ve onlardan özür dilemeleri de istenmez.’ Ayetin amacı insanlara dünyadayken başkalarının ahiretteki sonunu kesinleştirme yetkisi vermek değildir. Tam tersine, nihai hükmün Allah’a ait olduğunu ve hesap gününün eksik bilgiye, söylentiye veya insan önyargısına dayanmayacağını hatırlatır. Peygamberlerin şahitliği, tebliğin ulaştırılmasıyla ilişkilidir; fakat mesajı hiç duymamış, yanlış tanımış veya çok farklı şartlarda yaşamış insanlar hakkında bizim kesin cennet-cehennem hükümleri vermemiz doğru değildir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 84. Ayet Ne Söylüyor ❓​

Ayetin Arapçası şöyledir:

وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِن كُلِّ أُمَّةٍ شَهِيدًا ثُمَّ لَا يُؤْذَنُ لِلَّذِينَ كَفَرُوا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ

Okunuşu:

“Ve yevme neb‘asu min kulli ummetin şehîden summe lâ yu’zenu lillezîne keferû ve lâ hum yusta‘tebûn.”

Genel anlamı:

“Her ümmetten bir şahit çıkaracağımız gün, inkâr edenlere artık izin verilmeyecek ve onlardan özür dilemeleri veya telafi etmeleri de istenmeyecektir.”

Ayet dünya hayatındaki tebliğ döneminden ahiret hesabına geçişi anlatır. Dünyada insanın:

Düşünme.

sorma.

tövbe etme.

yanlışını düzeltme.

imkânı vardır.

Ahirette ise artık imtihan değil, hesabın ortaya çıkması söz konusudur.

2️⃣ “Her Ümmetten Bir Şahit” Kimdir ❓​

Tefsirlerde bu şahidin özellikle o topluma gönderilen peygamber olduğu açıklaması öne çıkar.

Peygamber:

Kendisine verilen vahyi ulaştırır.

İnsanları uyarır.

hakikati açıklar.

Sonra ahirette tebliğin yapıldığına şahitlik eder.

Bu şahitlik:

“Ben onların kalplerindeki her şeyi bağımsız biçimde biliyorum.”

anlamına gelmez.

Allah’ın bilgisi mutlak ve kuşatıcıdır.

Peygamberin şahitliği ise kendisine verilen görev ve gördüğü tarihsel tebliğ süreciyle ilişkilidir.

Nihai yargıç peygamber değil, Allah’tır.

3️⃣ Peygamberin Şahitliği Allah’ın Bilgiye İhtiyacı Olduğu Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

Allah’ın bir şahide ihtiyaç duyması söz konusu değildir.

İnsan mahkemelerinde şahit gerekir; çünkü hâkim olayın tamamını bilmez.

Allah için böyle bir bilgi eksikliği düşünülemez.

Ahirette şahitlerin bulunması:

Hesabın açıklığını.

adaletin ortaya konmasını.

insanların kendi tercihlerinin görünür hâle gelmesini.

ifade eden bir yargılama düzeni olarak anlaşılabilir.

Şahitlik Allah’a bilgi sağlamak için değil, adaletin ortaya konmasının bir parçasıdır.

4️⃣ Ahiret Mahkemesini Dünya Mahkemesiyle Birebir Aynı Düşünmek Doğru mudur ❓​

Hayır.

Dünya mahkemelerinde:

Delil kaybolabilir.

Şahit yanılabilir.

Yalan söylenebilir.

Hakim hata yapabilir.

Belgeler eksik olabilir.

Ahiret yargısı ise Kur’an’ın Allah tasavvurunda mutlak bilgi ve adalet sahibi Allah’ın hükmüdür.

Bu nedenle:

“Ya delil eksik olursa?”

“Ya yanlış kişi cezalandırılırsa?”


gibi dünya hukukuna ait riskleri Allah’ın yargısına aynen taşımak doğru değildir.

İnsan mahkemesi sınırlıdır.

İlahî hüküm insan bilgi kusurlarına bağlı değildir.

5️⃣ “İnkâr Edenlere İzin Verilmeyecek” Ne Demektir ❓​

Ayette:

“Lâ yu’zenu.”

yani “onlara izin verilmez” ifadesi bulunur.

Bunun anlamı, hesap gününde insanların dünyadaki gibi:

Süreci erteleyememesi.

yeni bir imtihan talep edememesi.

hükmü değiştirecek yeni bir hayat isteyememesi.

şeklinde anlaşılabilir.

Kur’an’ın farklı ayetlerinde ahiret sahneleri farklı yönleriyle anlatılır. Bazı yerlerde insanların konuştuğu, bazı yerlerde susturulduğu görülür. Bunları çelişki gibi görmek zorunlu değildir; farklı aşamalar veya farklı durumlar anlatılıyor olabilir.

Ana fikir şudur:

Dünyada tercih zamanı vardır; ahirette sonuç zamanı gelir.

6️⃣ “Özür Dilemeleri İstenmeyecek” Ne Anlama Gelir ❓​

Ayetteki “yusta‘tebûn” kelimesi, kişinin kendisini düzeltmeye çağrılması, özür veya hoşnutluk araması, telafi fırsatı verilmesi gibi anlam alanlarına sahiptir.

Dünyada insan:

Yanlışını fark eder.

özür diler.

tövbe eder.

zararı telafi eder.

Ahiret hesabında ise dünya imtihanı kapanmıştır.

Bu nedenle mesaj şudur:

Telafi için en değerli zaman hayattayken sahip olduğumuz zamandır.

İnsan:

“Bir gün düzeltirim.”

diyerek her şeyi sonsuza kadar ertelememelidir.

7️⃣ Bu Ayet Tövbe Kapısının Dünyada Açık Olduğunu mu Hatırlatıyor ❓​

Evet, dolaylı olarak güçlü biçimde hatırlatır.

İnsan hayattayken:

Hatasını fark edebilir.

Pişman olabilir.

Allah’a dönebilir.

kul hakkını iade edebilir.

özür dileyebilir.

davranışını değiştirebilir.

Bu imkân çok değerlidir.

Ahiret anlatılarındaki geri dönüşsüzlük, insanı umutsuzluğa değil:

“Bugün hâlâ yapabileceğim bir şey var.”

bilincine yöneltmelidir.

Tövbenin değeri, ölümden sonra değil hayattayken mümkün olmasındadır.

8️⃣ Tövbe Etmek Her Sonucu Otomatik Olarak Ortadan Kaldırır mı ❓​

Hayır.

Tövbe ile dünyevî sonuçları birbirine karıştırmamak gerekir.

Bir insan:

Birini dolandırdı.

Sonra gerçekten tövbe etti.

Allah’ın onu bağışlaması ayrı bir meseledir.

Ama mağdurun hakkı ortadan kalkmaz.

Paranın iadesi.

zararın giderilmesi.

özür.

hukuki sorumluluk.

gerekebilir.

Aynı şekilde bir insanın yaptığı ağır haksızlığın ardından:

“Tövbe ettim, artık kimse benden hesap soramaz.”

demesi doğru değildir.

İlâhî bağışlanma ihtimali, insan haklarını iptal eden dokunulmazlık değildir.

9️⃣ Her Ümmetten Şahit Çıkması Bütün İnsanlara Aynı Mesajın Aynı Şekilde Ulaştığı Anlamına mı Gelir ❓​

Hayır.

İnsanların tarihsel şartları çok farklıdır.

Bir kişi:

Bir peygamberin mesajını doğrudan duymuş olabilir.

Başka biri:

Yüzyıllar sonra eksik bilgiyle karşılaşmış olabilir.

Bir başkası:

İslam’ı yalnız kötü temsil üzerinden tanımış olabilir.

Başka bir insan ise:

Hiç doğru bilgiye ulaşmamış olabilir.

Bu nedenle herkesin bilgi şartını aynı kabul edip:

“Hepsi aynı biçimde sorumludur.”

demek doğru değildir.

Kur’an’ın Allah tasavvurunda Allah:

İnsanın ne bildiğini.

ne kadar bildiğini.

hangi şartta yaşadığını.

niyetini.

bilir.

İlahî adalet, insanların gerçek şartlarını dikkate almayan kör bir değerlendirme değildir.

🔟 İslam’ı Hiç Duymamış Bir İnsanın Ahiretteki Durumu Hakkında Kesin Konuşabilir miyiz ❓​

Hayır.

Bu konuda İslam düşünce tarihinde farklı açıklamalar yapılmıştır.

Mesajın hiç ulaşmadığı.

çok bozulmuş biçimde ulaştığı.

kişinin anlayamayacağı şartlarda kaldığı.

durumlar hakkında çeşitli kelâmî değerlendirmeler vardır.

Fakat bireysel kişi hakkında:

“Kesin cehennemliktir.”

demek bizim yetkimiz değildir.

Allah:

Bilgiyi.

niyeti.

imkânı.

şartları.

bizden daha iyi bilir.

Bu nedenle daha doğru yaklaşım:

Nihai hükmü Allah’a bırakmaktır.

1️⃣1️⃣ Bir İnsana İslam Yanlış Tanıtılmışsa Sorumluluğu Nasıl Düşünülmelidir ❓​

Bir kişi İslam’ı yalnız:

Şiddet.

yalan.

kötü davranış.

dini istismar.

üzerinden görmüş olabilir.

Sonra:

“Ben böyle bir dine inanmıyorum.”

diyebilir.

Burada onun gerçekte neyi reddettiği önemli bir sorudur.

Kur’an’ın mesajını mı?

Yoksa kendisine yanlış sunulmuş bir karikatürü mü?

Biz bunu her zaman bilemeyiz.

Bu nedenle tek tek insanların iç dünyası ve nihai ahiret hükmü hakkında kesinlik üretmek doğru değildir.

Kötü temsil, tebliğ sorumluluğu taşıyan insan için de ayrı bir hesap konusu olabilir.

1️⃣2️⃣ Dinini Kötü Temsil Eden İnsan Başkasının Uzaklaşmasından Sorumlu Olabilir mi ❓​

Belirli ölçüde olabilir.

Bir kişi:

Din adına yalan söylüyor.

İnsanlara zulmediyor.

hakaret ediyor.

kendi çıkarını Allah’ın emri gibi sunuyor.

Sonra insanlar bu davranışları görüp dinden uzaklaşıyorsa, burada temsil eden kişinin sorumluluğu da düşünülmelidir.

Elbette her insan kendi kararından da sorumludur.

Ama:

“Ben ne yaparsam yapayım, karşı taraf tamamen kendi suçundan uzaklaştı.”

demek kolaycı olabilir.

Tebliğ yalnız söz değil, davranış sorumluluğudur.

1️⃣3️⃣ “Şahit” Olmak Başkalarının Günahını Gözetlemek Anlamına Gelir mi ❓​

Hayır.

Bu ayetten:

“İnsanların özel hayatını takip edin, günahlarını kaydedin.”

sonucu çıkarılmaz.

Peygamberin şahitliği:

Tebliğ görevi.

topluma açık mesaj.

ile ilgilidir.

Müminin görevi başkasının:

Telefonunu.

özel yazışmasını.

evini.

gizli hayatını.

sürekli gözetlemek değildir.

Allah’ın her şeyi bilmesi, insanın sınırsız gözetleme hakkı bulunduğu anlamına gelmez.

Mahremiyet yine korunması gereken değerdir.

1️⃣4️⃣ İnsanların Ahiretteki Sonunu Dünyada Kesinleştirmek Neden Sakıncalıdır ❓​

Çünkü biz bir insanın:

Son anını.

kalbini.

tövbesini.

bütün bilgisini.

bütün şartlarını.

bilemeyiz.

Bugün çok kötü görünen bir insan yarın değişebilir.

Bugün dindar görünen biri hayatının sonunda farklı bir yola girebilir.

Bu nedenle:

“Şu kesin cennetlik.”

veya:

“Şu kesin cehennemlik.”

gibi bireysel hükümler konusunda vahye dayalı özel bir bilgi olmadıkça ihtiyat gerekir.

Ahiret hükmünün sahibi Allah’tır.

Bu sınır insanın din adına kibirlenmesini de engeller.

1️⃣5️⃣ Bir Günah İşleyen Kişiyi “Artık Kurtuluşu Yok” Diye Damgalamak Doğru mudur ❓​

Hayır.

Bir insan büyük hata yapmış olabilir.

Ama hayattaysa:

Tövbe.

telafi.

değişim.

mümkündür.

Bir günah kişinin bütün kimliğini sonsuza kadar belirlemeyebilir.

Elbette mağdurun hakkı korunmalı ve suç varsa hukuk işlemelidir.

Fakat:

“Sen artık tamamen bittin, Allah seni asla bağışlamaz.”

demek insanın Allah’ın rahmeti hakkında kendisine verilmemiş kesin yetkiyi kullanması olur.

Günah ciddi olabilir; ama tövbe ihtimali de gerçektir.

1️⃣6️⃣ Mazeret ile Gerçek Sorumluluk Arasındaki Fark Nedir ❓​

İnsan bazen gerçekten mazeret sahibidir.

Hastadır.

zorlanmıştır.

bilmemiştir.

tehdit edilmiştir.

başka gerçek engeller yaşamıştır.

Bazen de yalnız sorumluluktan kaçmak için bahane üretir.

Allah’ın adaleti bu ikisini birbirine karıştırmaz.

İnsan mahkemesinde gerçek niyeti anlamak zor olabilir.

Ama ilahî hesapta:

Gerçek mazeret ile uydurma bahane arasındaki fark Allah tarafından bilinir.

Bu nedenle ayette ahirette mazeretlerin işe yaramayacağı söylenirken, dünyadaki meşru mazeret kavramının yok edildiği düşünülmemelidir.

1️⃣7️⃣ Bu Ayet Bizi Sürekli Ahiret Korkusuyla mı Yaşatmak İstiyor ❓​

Hayır.

Ayet ciddi bir hesap bilinci oluşturur.

Fakat amaç:

Panik.

umutsuzluk.

ölüm takıntısı.

üretmek değildir.

Daha sağlıklı mesaj şudur:

Hayatın seçimlerinin anlamı vardır.

Bugün yaptığın şeyler önemsiz değildir.

Haksızlık yapıyorsan düzelt.

Özür dilemen gerekiyorsa dile.

Borç ödemen gerekiyorsa öde.

Tövbe etmen gerekiyorsa erteleme.

Bu bakımdan ahiret bilinci insanı hayattan koparmak yerine daha sorumlu bir hayat yaşamaya yöneltebilir.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 83 ve 84. Ayetler Birlikte Nasıl Okunmalıdır ❓​

Nahl 83’te insanlar Allah’ın nimetini tanıdıkları hâlde inkâr edebiliyordu.

Nahl 84 şimdi bu tercihin sonuçsuz kalmayacağını hatırlatır.

Dünyada:

Nimet görülür.

tebliğ yapılır.

insan tercih eder.

Ahirette ise:

Şahitlik.

hesap.

sonuç.

gündeme gelir.

Bu iki ayet birlikte insanı hem şükre hem sorumluluğa çağırır.

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 85. ayette, zulmedenlerin azabı gördüklerinde artık azabın hafifletilmeyeceği ve kendilerine mühlet verilmeyeceği bildirilecektir. Bu ayeti ele alırken özellikle “zulmedenler” kavramının yalnız inanç tartışmasına indirgenmemesi, zulmün insan hakkı boyutu, ahiret azabını dünyada şiddet uygulamak için meşruiyet kaynağı hâline getirmemek, insanların başına gelen felaketleri kesin ilahî ceza ilan etmemek, Allah’ın nihai hükmü ile insan hukukunu ayırmak ve tövbe fırsatını dünya hayatında ciddiye almak üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

1️⃣9️⃣ Sonuç: Nahl Suresi 84. Ayetin Ana Mesajı Nedir ❓​

Nahl Suresi 84. ayetin en güçlü mesajlarından biri şudur:

Dünya hayatı telafi alanıdır; ahiret ise telafi değil hesap alanıdır.

İnsan bugün:

Birini kırdıysa özür dileyebilir.

Borç aldıysa ödeyebilir.

Haksızlık yaptıysa geri dönebilir.

Yanlış inanca veya davranışa saplandıysa fikrini değiştirebilir.

Tövbe edebilir.

Bu imkân küçümsenmemelidir.

Çünkü insan çoğu zaman:

“Daha zaman var.”

diye erteler.

Ama hayatın ne kadar süreceğini bilmiyoruz.

Ayetin ahiret sahnesi, bugün elimizde bulunan değişebilme fırsatının ne kadar değerli olduğunu gösterir.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı şahitliğin ilahî adalet içindeki yeridir.

Her ümmetten bir şahit çıkarılması, hesabın keyfî olmadığını gösteren bir anlatımdır.

İnsan:

“Kimse bana söylemedi.”

“Ben hiçbir şey bilmiyordum.”


gibi iddialarda bulunabilir.

Allah kişinin gerçekten ne bildiğini bilir.

Şahitlik de tebliğ sürecinin açık hâle gelmesinin bir parçasıdır.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta şudur:

Allah yalnız dış görünüşe bakmaz.

İnsanın:

Ne kadar bilgiye ulaştığını.

nasıl anladığını.

hangi şartta bulunduğunu.

bizim bilmediğimiz ayrıntılarla bilir.

Bu nedenle ilahî adalet ile bizim yüzeysel yargımız aynı değildir.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı insanların ahiret dosyasını kendi elimizdeymiş gibi konuşmamaktır.

Birini sevmiyoruz.

Hemen:

“Cehennemlik.”

diyoruz.

Birini seviyoruz.

“Kesin cennetlik.”

diyoruz.

Bu dil çoğu zaman Allah’ın hüküm alanına gereksiz müdahale eder.

İnsanların dünya davranışlarını değerlendirebiliriz.

Bir davranış:

Haram.

zulüm.

suç.

olabilir.

Ama bundan kişinin nihai ebedî kaderi hakkında otomatik kesinlik üretmek başka bir şeydir.

Davranış hakkında hüküm vermek ile insanın ahiret sonunu ilan etmek aynı değildir.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı adaletin kişiye özel bütün şartları dikkate almasıdır.

İki insan dışarıdan aynı davranışı yapmış olabilir.

Ama:

Biri bilmiyor.

diğeri biliyor.

Biri zorlanmış.

diğeri özgürce seçmiş.

Biri pişman olmuş.

diğeri gurur duymuş.

Biri zararı telafi etmiş.

diğeri devam etmiş.

İnsan mahkemeleri bunların tamamını her zaman göremeyebilir.

Allah ise bilir.

İlâhî adalet, yalnız eylemin dış görüntüsünü değil insanın gerçek durumunu da kuşatır.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı bilginin sorumluluğu artırabileceğidir.

Bir insan gerçeği hiç bilmiyorsa durumu bir olabilir.

Gerçeği açıkça biliyor, sonra bilinçli biçimde reddediyorsa başka olabilir.

Bu yüzden dinî bilgiyi öğrenmek:

Üstünlük.

değil,

sorumluluk.

da getirir.

Çok bilen kişi:

“Ben diğerlerinden daha üstünüm.”

dememelidir.

Belki daha fazla hesap sorumluluğu taşımaktadır.

Bilgi ayrıcalık kadar emanettir.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı tebliğ edenin sorumluluğudur.

Bir peygamber mesajı doğru biçimde ulaştırır.

Bugün de din anlatan kişi:

Çarpıtmamalı.

uydurmamalı.

korku ticareti yapmamalı.

kendi kültürünü Allah’ın değişmez hükmü gibi sunmamalıdır.

Çünkü karşıdaki insanın dinden aldığı ilk izlenim bazen bizim davranışımız üzerinden oluşur.

Kötü tebliğ, yalnız muhatabın değil anlatanın da sorumluluğunu gündeme getirir.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı özrün zamanında değerli olduğudur.

Bir insana zarar verdik.

Yıllar geçti.

O kişi hayatını kaybetti.

Artık yüz yüze özür imkânı olmayabilir.

Bu nedenle:

“Nasıl olsa sonra konuşuruz.”

demek risklidir.

İnsan ilişkilerinde:

Kırgınlığı.

borcu.

hakkı.

mümkün olduğunca zamanında çözmek gerekir.

Özür, ertelendikçe bazen imkânsız hâle gelebilir.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı özrün yalnız söz olmadığını hatırlamaktır.

Bir kişi:

“Özür dilerim.”

diyor.

Sonra aynı davranışı tekrar ediyor.

Bu durumda özür zayıflar.

Gerçek özür çoğu zaman:

Hatanın kabulü.

zararın anlaşılması.

mümkünse telafi.

davranış değişikliği.

gerektirir.

Tövbe anlayışında da benzer biçimde yalnız söz değil, yön değişikliği önemlidir.

Pişmanlık davranışı değiştirmeye hiç yaklaşmıyorsa insan kendisini sorgulamalıdır.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı kul hakkını hafife almamaktır.

İnsan:

Namaz kılıyor.

dua ediyor.

ama başkasının parasını vermiyor.

Bir çalışanın ücretini tutuyor.

Bir mirasçının hakkını yiyor.

Sonra:

“Allah affeder.”

diyor.

Allah’ın rahmetinden umut kesilmez.

Ama insanın:

“Nasıl olsa affedilirim.”

diyerek başkasının hakkını önemsememesi doğru değildir.

Tövbe kul hakkını görünmez yapmaz; mümkünse hakkı iade etmek gerekir.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı mahkemelerde de adalet idealini ciddiye almaktır.

Ahiret yargısı kusursuz ilahî bilgiye dayanır.

Dünya mahkemeleri böyle değildir.

Bu yüzden insan hukukunda:

Savunma hakkı.

delil.

itiraz.

bağımsız yargılama.

çok önemlidir.

“Ahirette mazeret yok, o hâlde dünyada da savunmaya gerek yok.”

gibi bir çıkarım kesinlikle yanlış olur.

Tam tersine insan yargısı hata yapabileceği için dünyada adil usule daha fazla ihtiyaç vardır.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı suçlanan insana kendini savunma hakkı tanımaktır.

Bir söylenti çıktı.

Hemen hüküm verdik.

Kişiyi dinlemedik.

Belgeye bakmadık.

Bu adalet değildir.

Nahl 84’te ahirette artık telafi fırsatının bulunmaması, dünyadaki adil yargılama sürecini ortadan kaldırmaz.

Bugün:

İnsanı dinlemek.

delili kontrol etmek.

iftiradan kaçınmak.

gerekir.

Ahiret hükmü kesin olabilir; dünya hükmü delil ve usul gerektirir.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı insanın kendisini de hesaba çekmesidir.

Ayet okunduğunda insan kolayca:

“İnkârcılar ne yapacak?”

diye başkasını düşünür.

Oysa kendi hayatına da bakmalıdır:

Ben kime haksızlık yaptım?

Kime borcum var?

Kimin gönlünü kırdım?

Bilerek hangi yanlışı sürdürüyorum?

Neyi sürekli erteliyorum?

Ahiret ayetlerinin en verimli okuması, başkasına ceza dağıtmaktan önce kendi hayatımızı düzeltmektir.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı rahmet ile hesabı karşı karşıya koymamaktır.

Allah’ın rahmeti büyüktür.

Ama bu:

Sorumluluk yok.

anlamına gelmez.

Allah’ın hesabı vardır.

Ama bu da:

Rahmet yok.

anlamına gelmez.

Kur’an insanı:

Umut.

korku.

sorumluluk.

arasında dengeli tutar.

Yalnız korku umutsuzluk üretebilir.

Yalnız güven ise sorumsuzluğa dönüşebilir.

Sağlıklı iman, rahmete umut ederken hesabı da ciddiye alır.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı insanların farklı bilgi şartlarını küçümsememektir.

Bir insan çok iyi din eğitimi almış olabilir.

Diğeri:

Hiç doğru kaynak görmemiş olabilir.

İlk kişi ikinciye:

“Bunu nasıl bilmezsin?”

diye kibirle yaklaşmamalıdır.

Herkes aynı ailede.

aynı ülkede.

aynı eğitimle.

büyümez.

Bilgi imkânı da nimettir.

Bildiğin şey seni kibirli değil, daha sorumlu yapmalıdır.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı çocukların ve zihinsel kapasitesi sınırlı insanların sorumluluğunu yetişkin ve tam kapasite sahibi insanla aynı düşünmemektir.

Ahlaki ve dinî sorumluluk:

Anlama.

irade.

kapasite.

ile ilişkilidir.

Küçük bir çocuğun sorumluluğu ile yetişkinin sorumluluğu aynı değildir.

Ağır zihinsel engeli bulunan kişinin durumu da farklı değerlendirilir.

Allah’ın adaleti:

Kapasitesi olmayan insandan kapasitesi varmış gibi hesap sormayı gerektirmez.

Bu da ilahî hesabın bireyin gerçek şartlarını dikkate aldığı anlayışıyla uyumludur.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı “Bana doğru anlatılmadı” meselesini ciddiye almaktır.

Bir insan hayatı boyunca İslam adına yalnız:

Kötü örnekler.

yanlış bilgiler.

aşırılıklar.

görmüş olabilir.

Bu durum onun bütün sorumluluğunu otomatik kaldırır demek bizim yetkimiz değildir.

Ama:

“Hiç fark etmez, sana ne ulaştığı önemli değil.”

demek de ilahî adaleti kaba bir şablona indirger.

Allah kişinin neyle karşılaştığını bilir.

Bizim görevimiz ise dini mümkün olduğunca doğru temsil etmektir.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı ölümden önceki son an hakkında spekülasyon yapmamaktır.

Bir insanın son anında:

Ne düşündüğünü.

ne söylediğini.

kalbinden ne geçtiğini.

her zaman bilemeyiz.

Bu yüzden öldükten sonra insanların:

“Kesin şöyle öldü, kesin hükmü budur.”

şeklinde konuşmak gereksiz olabilir.

Biz dış görünüşe göre cenaze ve hukuk işlemlerini yürütürüz.

Nihai hükmü ise Allah bilir.

İnsanların son nefesi bizim dedikodu alanımız değildir.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı dünya hayatını telafi fırsatı olarak değerlendirmektir.

Bugün:

Telefon açabilirsin.

Özür dileyebilirsin.

Borç ödeyebilirsin.

Haksız kazancı geri verebilirsin.

Birine:

“Sana yanlış yaptım.”

diyebilirsin.

Yarın bu imkân olmayabilir.

Bu yüzden ahiret ayetleri insanı yalnız gelecek hakkında düşündürmek için değil, bugünkü ilişkilerini düzeltmek için de vardır.

Nahl 84’ün başka önemli mesajı adaletin yalnız cezalandırmak olmadığıdır.

Adalet:

Suçluyu cezalandırmak kadar.

masumu korumak.

gerçek mazereti dikkate almak.

doğru delille hükmetmek.

de demektir.

İlahî adaletin mükemmelliği, Allah’ın hem suçu hem mazereti bütün ayrıntısıyla bilmesiyle ilgilidir.

Bu nedenle:

“Adalet = herkese sertlik.”

eşitliği doğru değildir.

Gerçek adalet, hak edene hakkını eksiksiz vermektir.

Nahl Suresi 84. ayetin bütün mesajı bu çerçevede şöyle özetlenebilir: **“Her ümmetten bir şahit çıkaracağımız gün, inkâr edenlere izin verilmeyecek ve onlardan özür veya telafi talep edilmeyecektir” ifadesi, dünya hayatının seçim ve düzeltme zamanı, ahiretin ise hesap zamanı olduğunu hatırlatır. Ayet bize başkalarının ahiret hükmünü dağıtma yetkisi vermez; aksine nihai hükmün Allah’a ait olduğunu gösterir. Büyük mesaj şudur: Bugün değişebiliyorken değiş, özür dileyebiliyorken özür dile, hakkı iade edebiliyorken et ve tövbeyi erteleme. Ama insanların kalbi, bilgisi ve nihai kaderi hakkında Allah’ın yerine geçmeye çalışma. Çünkü gerçek hesabı eksiksiz bilgiyle verecek olan biz değil, Allah’tır.”

Bir sonraki ayet olan Nahl Suresi 85. ayette, zulmedenlerin azabı gördüklerinde artık azabın hafifletilmeyeceği ve kendilerine mühlet verilmeyeceği bildirilecektir. Bu ayeti ele alırken özellikle zulüm kavramının şirk bağlamı yanında insan hakkını da kapsayan geniş ahlaki anlamı, dünyadaki hastalık veya felaketi “Allah’ın azabı” diye kesinleştirmemek, ahiret cezasını insanlara şiddet uygulamak için meşruiyet kaynağı yapmamak, suç ile ceza arasındaki adalet, tövbe fırsatının dünya hayatında bulunması ve Allah’ın hükmünü insanların kişisel intikam duygularıyla karıştırmamak üzerinde dikkatle durmak gerekecektir.

Ve belki Nahl Suresi 84. ayetin bugün bize yönelttiği en güçlü soru şudur: Düzeltebileceğimiz şeyleri neden sürekli erteliyoruz? Özür dilemek için neden yarını bekliyoruz? Borcumuzu ödeyebilecekken neden geciktiriyoruz? Bir insanın ahiretteki sonunu kolayca ilan ederken onun ne bildiğini, ne yaşadığını ve son anında ne olduğunu gerçekten biliyor muyuz? Ve en önemlisi, Allah her insanın gerçek şartını bizden daha iyi biliyorsa, bizim görevimiz başkalarının cehennem kararını vermek değil; kendi hesabımızı düzeltmek değil midir?

“Nahl 84, ‘Her ümmetten bir şahit çıkaracağımız gün, inkâr edenlere artık izin verilmeyecek ve onlardan telafi istenmeyecek’ buyurarak dünya hayatındaki değişim fırsatının değerini hatırlatır. Ahiret hesabı eksik delile, söylentiye veya insan önyargısına değil; Allah’ın kuşatıcı bilgisine dayanır. Ayetin büyük dersi şudur: İnsanların nihai ahiret hükmünü kendi eline alma; sana ulaşmayan kalpleri ve şartları Allah’tan daha iyi biliyormuş gibi davranma. Bugün hâlâ zaman varken tövbe et, hakkı iade et, özür dile ve yanlışını düzelt. Çünkü hesap gününün en önemli uyarısı, başkalarının sonucunu merak etmekten önce kendi hayatımızdaki ertelenmiş doğruları bugünden tamamlamaktır.”
Ersan Karavelioğlu
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt