Nahl Suresi 86. Ayette “Allah’a Ortak Koşanlar Ortak Koştukları Varlıkları Gördüklerinde” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsan bazen kendi elleriyle oluşturduğu yanlış inançlara sığınır. Fakat hakikat ortaya çıktığında, kendisini kurtaracağını düşündüğü her şeyin ne kadar güçsüz olduğunu anlar. Gerçek güven, geçici güçlerde değil, yalnızca Allah’a yönelmekte bulunur.”
Ersan Karavelioğlu
Nahl Suresi 86. Ayetin Anlamı Nedir
Nahl Suresi'nin 86. ayeti, Allah'a ortak koşan insanların ahiret gününde yaşayacakları yüzleşmeyi anlatmaktadır. Ayette, dünya hayatında Allah'a ortak kabul ettikleri varlıklarla karşılaşan insanların, bunları kendi inançlarına gerekçe olarak göstermeye çalışacakları ve söz konusu varlıkların bu iddiaları reddedecekleri bildirilmektedir.Ayetin meali şöyledir:
Bu ayet, insanın dünyada doğru kabul ettiği bazı inançların ahirette nasıl sorgulanacağını ortaya koyar.“Allah'a ortak koşanlar, ortak koştukları varlıkları gördüklerinde, ‘Rabbimiz! İşte bunlar, seni bırakıp kendilerine yalvardığımız ortaklarımızdır’ derler. Onlar da kendilerine, ‘Şüphesiz siz yalancılarsınız’ diye karşılık verirler.”
Nahl Suresi, 16:86
Özellikle Allah'tan başkasına ilahi yetkiler atfetmenin, başka varlıkları ibadete layık görmenin ve yaratılmış olanı yaratıcıyla aynı konuma yerleştirmenin yanlışlığı vurgulanmaktadır.
Ayetin merkezinde önemli bir gerçek vardır: İnsan, kendi oluşturduğu yanlış inançların sorumluluğunu başka varlıklara yükleyerek ilahi hesap karşısında kurtuluşa ulaşamaz.
Allah'a Ortak Koşmak Ne Anlama Gelir
İslam inancında Allah'a ortak koşmak, yani şirk, Allah'a ait olan ilahlık ve ibadet hakkını başka varlıklarla paylaşmak anlamına gelir.Kur'an'ın temel öğretisi tevhiddir. Tevhid, Allah'ın bir ve benzersiz olduğunu, yaratma ve mutlak ilahlık bakımından hiçbir ortağının bulunmadığını ifade eder.
Şirk ise bu anlayışın karşısında yer alır.
İnsanların putlara tapması, bazı varlıklara ilahi özellikler yüklemesi veya Allah'tan bağımsız biçimde mutlak bir güç ve yetki sahibi olduklarına inanması, şirk kapsamında ele alınan durumlardır.
Ancak burada önemli bir ayrım bulunmaktadır. Bir insandan yardım istemek, bir uzmana danışmak veya doğal sebeplerden yararlanmak tek başına şirk değildir.
Şirk, yaratılmış varlıklara Allah'a özgü ilahlık niteliklerini ve ibadet hakkını vermekle ilgilidir.
Nahl Suresi'nin 86. ayeti de bu inanç yanlışlığının ahiretteki sonuçlarını anlatmaktadır.
Ayette Geçen Ortak Koştukları Varlıklar Kimlerdir
Ayette geçen ortaklar ifadesi, insanların Allah'ın yanında ilahi konuma yükselttikleri varlıkları ifade eder.Kur'an'ın indirildiği dönemde bazı insanlar putlara tapıyor ve bu putların kendilerini Allah'a yaklaştıracağına inanıyordu.
Bunun yanında farklı toplulukların çeşitli manevi varlıklara, kişilere veya sembollere ilahi nitelikler atfettiği de bilinmektedir.
Kur'an, bu yanlış inançların temelinde yaratılmış olanla yaratıcı arasındaki sınırın ortadan kaldırılmasını eleştirir.
Ayette sözü edilen varlıkların kapsamı hakkında tefsirlerde farklı açıklamalar bulunmaktadır. Bunlar arasında putlar ve kendilerine ilahlık atfedilen varlıklar sayılmıştır.
Burada esas mesele, söz konusu varlıkların kimliğinden çok, insanların onlara yüklediği yanlış ilahi anlamdır.
Hiçbir yaratılmış varlık, Allah'ın mutlak ilahlığını paylaşamaz.
Bu nedenle ayet, kulluk ve ibadetin yöneldiği makamın doğru belirlenmesi gerektiğini hatırlatır.
Müşrikler Ahirette Neden Ortak Koştukları Varlıkları Göstereceklerdir
Ayette Allah'a ortak koşanların, ortak kabul ettikleri varlıkları gördüklerinde onları işaret ederek konuşacakları bildirilmektedir.Bu sahne, dünya hayatındaki inançların artık gizlenemeyeceği bir yüzleşme anını tasvir eder.
İnsanlar, hayatları boyunca yöneldikleri ve kendilerine ilahi anlam yükledikleri varlıklarla ilgili gerçeğin ortaya çıktığını görürler.
Onların “Rabbimiz! İşte bunlar...” şeklindeki sözleri, dünyada yaptıkları ibadetin yöneldiği varlıkları göstermektedir.
Tefsirlerde bu sözler, yaptıkları şirkin açığa çıkması ve ortak koştukları varlıkların tanıklığı bağlamında değerlendirilmiştir.
Ancak ayet, bu sözlerin bütün ayrıntılı psikolojik nedenlerini açıklamaz.
Bu nedenle onları kesin biçimde yalnızca kendilerini savunmak veya suçlarını başkalarına yüklemek amacıyla konuşan kişiler olarak tanımlamak yerine, ahirette yanlış inançlarıyla yüzleşen insanlar olarak değerlendirmek daha isabetlidir.
Ortak Koşulan Varlıkların “Siz Yalancısınız” Demesi Ne Anlama Gelir
Ayetin dikkat çekici bölümlerinden biri, ortak koşulan varlıkların kendilerine yönelen insanlara “Şüphesiz siz yalancılarsınız” diye karşılık vermesidir.Bu ifade, dünyada kurulan yanlış ilahlık ilişkisinin ahirette reddedileceğini göstermektedir.
İnsanlar birtakım varlıklara tapmış, onlardan ilahi yardım beklemiş veya onları Allah'a ortak kabul etmiş olabilirler.
Fakat bu varlıkların gerçekten ilah oldukları anlamına gelmez.
Ayetteki karşılık, onların ilahlık iddiasının geçersizliğini açığa çıkarır.
Bir insanın bir varlığı ilah kabul etmesi, o varlığı gerçekten ilah yapmaz.
Tefsirlerde, ortak koşulan varlıkların bu sözleriyle kendilerine yakıştırılan ilahlığı ve gerçek bir ortaklık bulunduğu iddiasını reddettikleri açıklanmıştır.
Böylece ahiret gününde sahte ilahlık anlayışlarının hiçbir geçerliliğinin kalmayacağı vurgulanır.
Cansız Putlar Ahirette Nasıl Konuşabilir
Ayetteki önemli sorulardan biri de cansız varlıkların konuşması meselesidir.Dünya hayatındaki alışılmış doğa düzeninde bir taşın veya heykelin kendi iradesiyle konuşması beklenmez.
Ancak Kur'an'ın ahiret anlatılarında dünya hayatındaki sınırlamaların her zaman aynı biçimde geçerli olacağı kabul edilmez.
Kur'an'da insanların organlarının bile kendileri hakkında tanıklık edeceği bildirilir.
Fussilet Suresi'nin 21. ayetinde, insanların derilerine neden aleyhlerinde tanıklık ettiklerini soracakları ve onların da Allah'ın kendilerini konuşturduğunu söyleyecekleri anlatılır.
Bu çerçevede bazı müfessirler, Allah'ın ahirette cansız varlıkları da konuşturabileceğini ifade etmiştir.
Diğer yorumlarda ise ayetin, kendilerine ilahi nitelikler atfedilen varlıkların bu iddiayı reddetmesini anlattığına dikkat çekilir.
Ahiret hayatının bütün ayrıntılarını dünya hayatındaki fiziksel deneyimlerle sınırlamak doğru değildir.
Bununla birlikte ayetin açıklamadığı ayrıntılar hakkında kesin hükümler vermemek gerekir.
Bu Ayet Tevhid İnancının Hangi Yönünü Açıklar
Tevhid, İslam'ın temel inanç ilkesidir.Allah'ın birliğine inanmak yalnızca O'nun varlığını kabul etmek değildir. Aynı zamanda ibadeti yalnızca O'na yöneltmeyi ve Allah'a özgü ilahi nitelikleri başka varlıklara vermemeyi gerektirir.
Nahl Suresi'nin 86. ayeti, tevhidin özellikle ibadet ve kullukla ilgili yönünü öne çıkarır.
Çünkü ayette Allah'a ortak koşanların dünyada başka varlıklara yöneldikleri ifade edilir.
Bu durum, insanın inancının yalnızca zihinsel bir kabulden oluşmadığını gösterir.
İnanç, insanın kime yöneldiğini, kimden ne beklediğini ve hangi varlığı ibadete layık gördüğünü de kapsar.
Tevhidin özü, yaratıcı ile yaratılmış olan arasındaki farkı korumak ve kulluğu yalnızca Allah'a yöneltmektir.
Ayet bu temel ilkenin ahiretteki önemini hatırlatmaktadır.
İnsanlar Neden Allah'tan Başka Varlıklara İlahi Güç Atfederler
İnsanlık tarihinde farklı toplumların çeşitli varlıklara kutsallık ve ilahi güç atfettiği görülmektedir.Bu durumun arkasında kültürel gelenekler, aileden aktarılan inançlar, korkular, beklentiler ve toplumsal alışkanlıklar gibi farklı nedenler bulunabilir.
Bazı insanlar kendilerini koruyacağını düşündükleri sembollere yönelmiş, bazıları ise belirli varlıkların kendilerini Allah'a yaklaştıracağına inanmıştır.
Kur'an, özellikle atalarından gördükleri inançları sorgulamadan sürdüren topluluklara dikkat çeker.
Ancak bir inancın uzun zamandır benimseniyor olması, onun mutlaka doğru olduğunu göstermez.
İnsanın inandığı şeyleri düşünmesi, sorgulaması ve hakikat arayışında samimi olması önemlidir.
Hakikat, bir düşünceye kaç kişinin inandığıyla değil, o düşüncenin doğruluğuyla ilgilidir.
Nahl Suresi'nin 86. ayeti, insanların alışkanlık hâline getirdikleri yanlış inançların ahirette kendilerini kurtaramayacağını anlatır.
Başkalarının İnançlarını Taklit Etmek İnsanı Sorumluluktan Kurtarır Mı
İnsan, doğduğu toplumun kültüründen ve ailesinin inançlarından etkilenir.Bu doğal bir durumdur.
Ancak Kur'an'da insanın aklını kullanması, düşünmesi ve kendisine sunulan bilgileri değerlendirmesi üzerinde sıkça durulur.
Bir düşünceyi yalnızca başkaları benimsediği için doğru kabul etmek, her zaman sağlam bir inanç temeli oluşturmaz.
Nahl Suresi'nin 86. ayetinde insanların kendilerine ilahlık atfettikleri varlıklarla karşılaşmaları, bu açıdan önemli bir ders içerir.
Dünya hayatında benimsenen yanlış bir inanç, ahiret gününde başka bir varlığın üzerine yüklenerek haklı hâle getirilemez.
Bununla birlikte insanların bilgisi, içinde bulundukları şartlar ve gerçeklere ulaşma imkânları farklıdır.
Bu nedenle herhangi bir kişinin ahiretteki kesin durumunu belirlemek insanlara ait değildir.
Nihai hüküm Allah'a aittir ve ilahi adalet insanın bütün şartlarını kuşatır.
Allah'a Ortak Koşmak Neden Büyük Bir Yanlış Olarak Görülür
İslam inancında Allah, bütün varlığın yaratıcısı ve mutlak sahibidir.O'nun ilahlığı hiçbir varlıkla paylaşılmaz.
Bu nedenle yaratılmış bir varlığı Allah'la aynı ilahi konuma yükseltmek, tevhid anlayışıyla bağdaşmaz.
Lokman Suresi'nin 13. ayetinde şirk büyük bir zulüm olarak nitelendirilmiştir.
Buradaki zulüm, yaratıcıya ait olan ilahlık konumunun başka varlıklara verilmesiyle ilgilidir.
Ancak bu öğreti, insanların birbirlerine karşı saygısız davranmasına veya inanç farklılıkları nedeniyle haksızlık yapmasına gerekçe oluşturmaz.
Kur'an'ın tevhid öğretisi, inanç bakımından kesin bir ilke ortaya koyarken insanların adaletle davranma sorumluluğunu da ortadan kaldırmaz.
Bir inancın yanlış olduğunu düşünmek ile o inanca sahip insanlara haksızlık yapmak birbirinden farklıdır.
İslam'ın ahlak anlayışında insanlara karşı adaletli davranmak temel bir sorumluluktur.

Ahirette Ortak Koşulan Varlıklar İnsanları Kurtarabilecek Mi
Nahl Suresi'nin 86. ayetindeki karşılık, ortak koşulan varlıkların kendilerine yakıştırılan ilahlığı reddettiklerini göstermektedir.Bu durum, dünyada onlardan beklenen ilahi yardımın gerçekte sağlam bir temele dayanmadığını ortaya koyar.
Kur'an'ın başka ayetlerinde de Allah'ın dışında ibadet edilen varlıkların, kendilerine yönelen insanları kurtarma gücüne sahip olmadıkları anlatılır.
Örneğin Ahkâf Suresi'nin 5 ve 6. ayetlerinde Allah'tan başkasına dua edenlerin durumu ele alınır ve kıyamet günü bu varlıkların kendilerine yönelenlerin ibadetini reddedecekleri bildirilir.
Bu anlatımların ortak mesajı açıktır.
Allah'a ait olan mutlak kurtarma ve hüküm yetkisi, yaratılmış varlıklara bağımsız bir ilahi güç olarak yüklenemez.
Böylece ayet, insanın gerçek güven kaynağını doğru belirlemesi gerektiğini vurgular.

Ayetteki Yalancılık İfadesi Hangi Gerçeğe İşaret Eder
Yalan, genellikle kişinin gerçeğe aykırı bir söz söylemesini ifade eder.Ancak ayetteki “Siz yalancısınız” ifadesini yalnızca günlük hayattaki sıradan bir yalan olarak anlamak yeterli değildir.
Burada temelde yanlış bir ilahlık ve ortaklık iddiası söz konusudur.
İnsanlar bazı varlıkları Allah'a ortak kabul etmiş ve kendilerine ibadet etmiştir.
Ahirette ise bu ortaklık anlayışının hakikate dayanmadığı açığa çıkar.
Dolayısıyla ayetteki yalanlama, insanların ileri sürdükleri inanç iddiasının reddedilmesi olarak anlaşılır.
Bir iddianın samimiyetle benimsenmesi, onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.
Bu ifade insana inançlarında hem samimi hem de hakikati araştırmaya açık olması gerektiğini düşündürür.

Nahl Suresi 85 ve 86. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
Nahl Suresi'nin 85. ve 86. ayetleri birbirini tamamlayan iki önemli ahiret sahnesini anlatır.85. ayette zulmedenlerin azabı gördüklerinde cezalarının hafifletilmeyeceği ve kendilerine mühlet verilmeyeceği bildirilir.
86. ayette ise Allah'a ortak koşanların, dünyada ortak kabul ettikleri varlıklarla yüzleşmeleri anlatılır.
Böylece önce ilahi cezanın ciddiyeti, ardından yanlış inançların ahirette nasıl açığa çıkacağı gösterilir.
Bu iki ayet arasında güçlü bir anlam bütünlüğü vardır.
İlk ayet, hesap ve ceza vaktinde ek fırsat bulunmayacağını vurgular.
İkinci ayet ise insanların dünyada güvendikleri sahte ilahlık anlayışlarının kendilerini haklı çıkaramayacağını ortaya koyar.
Birinci ayet zamanın ve sorumluluğun değerini, ikinci ayet ise doğru inancın ve hakikat karşısındaki samimiyetin önemini hatırlatır.
Bu nedenle ayetler birlikte değerlendirildiğinde Kur'an'ın uyarısı daha açık hâle gelir.

İnsanın Gerçek Güven Kaynağı Ne Olmalıdır
İnsan dünya hayatında güven duymaya ihtiyaç duyar.Ailesine, dostlarına, bilgisine, mesleğine ve sahip olduğu imkânlara dayanabilir.
Bunlar hayatın doğal parçalarıdır.
Ancak İslam inancında hiçbir yaratılmış varlık mutlak ve bağımsız bir ilahi güç sahibi değildir.
İnsanların sahip oldukları imkânlar sınırlıdır ve değişebilir.
Tevhid inancı, bu sınırlılığı fark ederek Allah'a güvenmeyi ve kulluğu O'na yöneltmeyi öğretir.
Bu, insanın çalışmayı, tedbir almayı veya diğer insanlardan yardım istemeyi bırakması anlamına gelmez.
Aksine kişi elindeki meşru imkânları kullanırken bunları mutlaklaştırmamayı öğrenir.
Gerçek tevekkül, sorumluluklarını yerine getirirken nihai güvenini Allah'a yöneltmektir.
Nahl Suresi'nin 86. ayeti, yaratılmış varlıklardan ilahi düzeyde beklenti içerisinde bulunmanın yanlışlığını hatırlatarak bu anlayışı güçlendirir.

Bu Ayet Günümüzde Nasıl Anlaşılmalıdır
Nahl Suresi'nin 86. ayeti doğrudan Allah'a ortak koşma inancını ele almaktadır.Bu nedenle ayeti günümüzdeki her bağlılık, sevgi veya güçlü hayranlık biçimiyle aynı anlamda değerlendirmek doğru değildir.
Bir insanın ailesini sevmesi, mesleğine önem vermesi, başarılı olmayı istemesi veya başka insanlardan yardım alması şirk anlamına gelmez.
Ancak ayetten daha geniş bir ahlaki ders çıkarılabilir.
İnsan, hayatında önem verdiği hiçbir şeyi mutlak ve sorgulanamaz bir otoriteye dönüştürmemelidir.
Güç, servet, şöhret veya toplumsal konum insanın ahlaki muhakemesini tamamen yönlendirmeye başladığında ciddi yanlışlara yol açabilir.
Bu örnekler ayetteki şirkin doğrudan tanımı değildir; fakat insanın değerlerini sorgulaması açısından düşündürücüdür.
İnsanın sahip olduğu şeylerin değerini bilmesi başka, onları hayatının bütün ahlaki ilkelerinin üzerinde görmesi başkadır.
Bu ayrım, günümüz insanı için de önem taşımaktadır.

Allah'a İman Eden İnsan Bu Ayetten Hangi Dersleri Çıkarmalıdır
Bu ayet, öncelikle insanın inancını ve kulluk anlayışını değerlendirmesine vesile olabilir.Kişi Allah'a olan bağlılığını yalnızca sözle değil, davranışları ve ahlaki tercihleriyle de göstermeye çalışmalıdır.
Doğruluk, adalet, dürüstlük, merhamet ve sorumluluk bilinci bu çabanın önemli parçalarıdır.
İnsanın inancını sorgulaması, yanlışlarını kabul etmesi ve öğrendiği hakikatler doğrultusunda kendisini geliştirmesi değerli bir tutumdur.
Ayet aynı zamanda kişinin başkalarının inançları hakkında düşünürken adaletli ve saygılı olmasının önemini de hatırlatabilir.
Çünkü bir insanın hakikati savunması, başkalarına haksızlık yapmasını gerektirmez.
İnançtaki samimiyet, kişinin hakikat arayışını sürdürmesi ve bildiği doğrulara uygun yaşamaya çalışmasıyla güçlenir.
Böylece ayet yalnızca geçmiş toplumların inançlarını anlatan bir metin olmaktan çıkar ve günümüz insanının kendi sorumluluklarını düşünmesine de yardımcı olur.

Ahirette Gerçeklerin Ortaya Çıkması İnsan İçin Ne İfade Eder
Dünya hayatında insanlar bazı gerçekleri gizleyebilir, bazı yanlışlarını savunabilir veya kendilerini haklı göstermek için çeşitli gerekçeler ileri sürebilir.Ancak Kur'an'ın ahiret tasvirlerinde hesap günü, hakikatin açığa çıktığı bir dönem olarak anlatılır.
İnsanın dünyada oluşturduğu görüntü ile gerçekte yaptıkları arasında fark bulunabilir.
Ahirette ise ilahi bilgi ve adalet karşısında hiçbir şey gizli kalmaz.
Nahl Suresi'nin 86. ayeti, özellikle yanlış ilahlık iddialarının bu yüzleşmede geçerliliğini kaybedeceğini bildirir.
Bu durum insana, dünyada samimi ve dürüst olmanın önemini düşündürür.
İnsan, yalnızca başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünü değil, inançlarının ve davranışlarının hakikat karşısında ne ifade ettiğini de önemsemelidir.
Çünkü dışarıdan doğru görünen her düşünce mutlaka doğru olmadığı gibi, insanların onayladığı her davranış da ahlaki bakımdan haklı olmayabilir.

Nahl Suresi 86. Ayetin En Önemli Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en önemli mesajı, Allah'ın birliği karşısında bütün sahte ilahlık anlayışlarının geçersiz olduğudur.İnsan dünya hayatında bazı varlıklara ilahi anlamlar yükleyebilir ve onlardan mutlak yardım bekleyebilir.
Ancak ahirette bu yanlış ilişkinin gerçek bir temele dayanmadığı ortaya çıkacaktır.
Ayet aynı zamanda insanın kendi inançlarından sorumlu olduğunu hatırlatır.
Başkasına yöneltilen ibadet veya yanlış bir inanç, o varlığın gerçekten ilah olduğu anlamına gelmez.
Bu nedenle insanın yalnızca alışkanlıklarına veya çevresinden öğrendiklerine dayanmak yerine, hakikati araştırması önemlidir.
Gerçek iman, Allah'ın birliğini kabul etmek, ibadeti O'na yöneltmek ve bu inancı samimi bir sorumluluk bilinciyle yaşamaktır.
Ayet, insanın kendi tercihleriyle yüzleşeceği bir geleceği hatırlatarak bugünkü hayatını daha bilinçli değerlendirmesine imkân sağlar.

Nahl Suresi 86. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
Nahl Suresi'nin 86. ayeti, Allah'a ortak koşan insanların ahiret gününde kendilerine ilahi konum verdikleri varlıklarla karşılaşacaklarını ve bu varlıkların onların ortaklık iddiasını reddedeceklerini bildirmektedir.Bu sahne, tevhid inancının önemini ve şirkin hakikate dayanmadığını ortaya koyar.
Ayetin temelinde, insanın dünya hayatında benimsediği inançların ve gerçekleştirdiği ibadetlerin sorumluluğunu taşıdığı gerçeği bulunmaktadır.
Allah'a ait olan ilahlık yetkisini başka varlıklara vermek, onların gerçekten ilahi güç sahibi olmasını sağlamaz.
İnsanın kendi oluşturduğu yanlış inançlarla yüzleşmesi, bu ayetin en dikkat çekici yönlerinden biridir.
Ancak ayet yalnızca ahiretteki bir konuşmayı anlatmakla kalmaz; insana dünya hayatındaki inançlarını düşünme fırsatı da sunar.
İnsan, kendisini kurtaracağını düşündüğü şeylerin gerçekten güvenilir olup olmadığını, neye inandığını ve kulluğunu kime yönelttiğini sorgulamalıdır.
Bu sorgulama, körü körüne bağlılıklardan uzaklaşmayı ve daha bilinçli bir inanç geliştirmeyi sağlayabilir.
İslam'ın tevhid öğretisinde Allah, yaratılmış olan bütün varlıklardan farklıdır. Hiçbir varlık O'nun ilahlığını paylaşamaz.
Dolayısıyla Nahl Suresi'nin 86. ayetinden çıkarılabilecek en temel sonuç şudur:
Hakikat ortaya çıktığında yanlış ilahlık iddialarının hiçbir dayanağı kalmayacaktır. Bu nedenle insan, dünya hayatında inancını hakikat, samimiyet ve Allah'ın birliği üzerine kurmalıdır.
Son Söz
“İnsanın en büyük yanılgısı, kendi elleriyle büyüttüğü güçleri mutlak sanmasıdır. Oysa hakikat karşısında bütün sahte dayanaklar kaybolur. Geride kalan, insanın neye inandığı, kime kulluk ettiği ve hayatını hangi doğrular üzerine kurduğudur.”
Ersan Karavelioğlu