A‘râf Suresi 196. Ayette “Şüphesiz Benim Velim, Kitab’ı İndiren Allah’tır ve O Salih Kulları Koruyup Gözetir” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsanın gerçek güvencesi, hayatındaki hiçbir şeyin değişmeyeceğini sanması değil; her şey değiştiğinde bile kendisini Allah’ın korumasına ve rehberliğine bırakabileceği bir yönünün bulunmasıdır.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 195. ayetinde:
Hz. Muhammed’e:
müşriklere:
çok güçlü:
bir meydan okuma:
yapması:
emredilmişti:
“Ortaklarınızı çağırın, sonra bana karşı tuzak kurun ve bana hiç mühlet vermeyin.”
Bu:
çok cesur:
bir:
ifade:
gibi:
görünüyordu.
Ama:
- ayet:
nereden:
geldiğini:
açıklar:
“Şüphesiz benim velim, Kitab’ı indiren Allah’tır ve O salih kulları koruyup gözetir.”
Yani:
Hz. Muhammed:
“Ben çok güçlüyüm, bana hiçbir şey yapamazsınız.”
demiyor.
Tam tersine:
“Benim dayanağım Allah’tır.”
diyor.
Bu:
çok önemli:
bir:
farktır.
Kibir:
insanın:
kendi:
gücünü:
mutlaklaştırmasıdır.
Tevekkül:
ise:
insanın:
kendi:
sınırlılığını:
bilerek:
Allah’a:
güvenmesidir.
Ayetin:
yaklaşık:
anlamı:
şöyledir:
“Şüphesiz benim velim, Kitab’ı indiren Allah’tır. O, salih kulları koruyup gözetir.”
Burada:
özellikle:
iki:
büyük:
kavram:
öne çıkar:
Velâyet.
Ve:
salih olmak.
Allah’ın:
veli
olması:
ne demektir?
Allah:
salihleri:
nasıl:
korur?
Bu:
koruma:
onların:
hayatında:
hiç:
acı,
zarar,
hastalık
veya:
ölüm:
olmayacağı:
anlamına mı:
gelir?
İşte:
ayet:
bu:
sorular:
üzerinden:
çok derin:
bir:
Allah’a güven:
bilinci:
öğretir.
“Benim Velim Allah’tır” Ne Demektir
Ayette:“İnne veliyyiyallâh…”
ifadesi:
yer alır.
Veli
kelimesi:
bağlama göre:
dost,
yakın,
yardımcı,
koruyucu,
destekleyen,
işlerini:
gözeten:
gibi:
anlamlar:
taşır.
Hz. Muhammed:
burada:
nihai:
dayanağının:
Allah:
olduğunu:
ilan eder.
Yani:
“Benim gerçek koruyucum ve dayanağım Allah’tır.”
Bu:
insanların:
yardımını:
reddetmek:
değildir.
Ama:
insan:
yardımının:
ötesindeki:
nihai:
güveni:
Allah’a:
bağlamaktır.
Allah’ın “Veli” Olması Sadece Dost Olması mı Demektir
Hayır.Türkçedeki:
“dost”
kelimesi:
anlamın:
bir:
bölümünü:
karşılar.
Ama:
Kur’an’daki:
velâyet
kavramı:
daha:
geniştir.
Yakınlık,
koruma,
yardım,
gözetme,
rehberlik
ve:
destek:
boyutlarını:
içerebilir.
Bu nedenle:
“Allah benim velimdir.”
demek:
yalnız:
“Allah beni sever.”
demek:
değildir.
Aynı zamanda:
“Nihai güvenimi, yönümü ve yardım beklentimi O’na bağlıyorum.”
demektir.
İnsanların da “Veli” Olması Mümkün müdür
Kur’an’da:veli
kelimesi:
yalnız:
Allah:
için:
kullanılmaz.
İnsanlar:
arasında:
dostluk,
yakınlık,
yardımlaşma
ve:
koruyuculuk:
ilişkileri:
için de:
kullanılabilir.
Bu yüzden:
bir:
insanın:
dostunun:
olması,
yardımcılarının:
bulunması:
tevhide:
aykırı:
değildir.
Asıl:
ayrım:
şudur:
İnsanların desteği sınırlıdır; Allah’ın velâyeti nihai ve ilahîdir.
“Kitab’ı İndiren Allah” İfadesi Neden Özellikle Kullanılıyor
Ayet:yalnız:
“Benim velim Allah’tır.”
deyip:
bitmiyor.
Ardından:
şöyle:
diyor:
“Kitab’ı indiren Allah.”
Buradaki:
Kitap:
Kur’an’dır.
Bu:
çok önemli:
bir:
bağlantıdır.
Hz. Muhammed’in:
dayandığı:
Allah:
aynı zamanda:
ona:
vahiy:
gönderen:
Allah’tır.
Yani:
Peygamber:
kendi:
kişisel:
iddiasını:
savunmuyor.
Kendisini görevlendiren ve Kitab’ı indiren Allah’a dayanıyor.
Kur’an’ın İndirilmesi ile Allah’ın Koruyuculuğu Arasında Nasıl Bir Bağ Vardır
Vahiy:yalnız:
bilgi:
vermez.
İnsana:
yol:
gösterir.
Neyi:
doğru:
göreceğini,
neyden:
kaçınacağını,
neyin:
adalet,
neyin:
zulüm:
olduğunu:
öğretir.
Bu:
bakımdan:
Allah’ın:
velâyeti:
yalnız:
fiziksel:
koruma:
olarak:
düşünülmemelidir.
Doğru yolu göstermek de bir korumadır.
İnsan:
bazen:
bedenini:
korur.
Ama:
ahlakını:
kaybeder.
Kur’an:
insanı:
özellikle:
manevi:
ve:
ahlaki:
kayboluştan:
koruyan:
bir:
rehberlik:
sunar.
Allah’ın Salihleri Koruması Ne Demektir
Ayetin:sonunda:
“Ve hüve yetevellâ’s-sâlihîn.”
denir.
Yani:
“O, salihleri velâyeti altına alır, onları gözetir ve destekler.”
Buradaki:
koruma:
çok:
geniş:
anlaşılabilir.
Hidayette:
tutmak.
Doğruyu:
göstermek.
Kalbe:
dayanma:
gücü:
vermek.
İnsanı:
bazı:
kötülüklerden:
korumak.
Zorluklar:
içinde:
imanını:
kaybetmemesine:
yardımcı:
olmak.
Ve:
nihai:
olarak:
kulunu:
sahipsiz:
bırakmamak.
Allah Salihleri Koruyorsa Neden Salih İnsanların Başına Kötü Şeyler Geliyor
Bu:çok önemli:
bir:
sorudur.
Allah’ın:
salihleri:
koruması:
onların dünyada hiçbir acı yaşamaması
demek:
değildir.
Peygamberler:
bile:
acı:
çekmiştir.
Hz. Muhammed:
yakınlarını:
kaybetmiştir.
Taif’te:
eziyet:
görmüştür.
Uhud’da:
yaralanmıştır.
Hz. Eyyûb:
ağır:
sıkıntılar:
yaşamıştır.
Dolayısıyla:
ilahî:
velâyeti:
“Müminin başına hiçbir kötü olay gelmez.”
şeklinde:
anlamak:
doğru:
değildir.
O Hâlde İlahi Koruma Nasıl Anlaşılmalıdır
Bazen:Allah:
bir:
kulunu:
belirli:
bir:
zarardan:
fiilen:
koruyabilir.
Ama:
koruma:
bununla:
sınırlı:
değildir.
Bazen:
musibet:
gelir.
Ama:
insan:
o:
musibetin:
içinde:
imanını:
korur.
Bazen:
para:
kaybeder.
Ama:
karakterini:
kaybetmez.
Bazen:
haksızlığa:
uğrar.
Ama:
zalimleşmez.
Bazen:
sevdiğini:
kaybeder.
Ama:
Allah’a:
olan:
bağını:
kaybetmez.
Bu:
da:
çok büyük:
bir:
koruma:
biçimidir:
Dışındaki her şey sarsılırken içindeki yönün kaybolmaması.
Salih İnsan Kimdir
Salihkelimesi:
iyilik,
doğruluk,
düzgünlük,
uygunluk
ve:
ıslah:
anlamlarıyla:
ilişkilidir.
Salih:
insan:
yalnız:
bazı:
ibadetleri:
yerine:
getiren:
kişi:
değildir.
Allah’la:
ilişkisini:
düzeltmeye:
çalışan,
insanların:
hakkını:
gözeten,
zulümden:
kaçınan,
dürüstlüğü:
ve:
iyiliği:
hayatında:
taşımaya:
çalışan:
kişidir.
Salihlik, iman ile ahlakın birlikte yaşanmasıdır.
Salih Olmak Kusursuz Olmak Demek midir
Hayır.Bu:
çok önemli:
bir:
ayrımdır.
Salih:
insan:
hatasız:
insan:
demek:
değildir.
Hata:
yapabilir.
Yanılabilir.
Günah:
işleyebilir.
Ama:
yanlışını:
fark ettiğinde:
dönebilir.
Özür:
dileyebilir.
Tövbe:
edebilir.
Hakkı:
iade:
edebilir.
Kendisini:
düzeltmeye:
çalışabilir.
Belki:
salihliğin:
en önemli:
işaretlerinden:
biri:
yanlış yaptığında yanlışta gururla ısrar etmemektir.

İnsan Kendisinin “Salih” Olduğunu Kesin Olarak Söylemeli midir
İnsan:iyilik:
yapmaya:
çalışabilir.
Ama:
kendisini:
kolayca:
“Ben salihim.”
diye:
garanti:
altına:
almaması:
daha:
tevazulu:
bir:
tavırdır.
Çünkü:
kalbin:
nihai:
durumunu:
Allah:
bilir.
İnsan:
kendisini:
iyi:
görebilir
ama:
görmediği:
kusurları:
olabilir.
Bu nedenle:
daha:
sağlıklı:
soru:
şudur:
“Salih olmaya çalışıyor muyum?”

Allah’a Güvenmek İnsanların Yardımını Reddetmek midir
Hayır.Hz. Muhammed’in:
arkadaşları:
vardı.
Sahabeler:
ona:
yardım:
etti.
Hicrette:
rehber:
kullanıldı.
Tedbirler:
alındı.
Savaşlarda:
ordular:
hazırlandı.
Yani:
“Benim velim Allah’tır.”
demek:
“Kimseye ihtiyacım yok.”
demek:
değildir.
İnsan:
insana:
muhtaçtır.
Ama:
mümin:
insanların:
yardımını:
kullanırken:
nihai güvenini insanlara hapsetmez.

Tevekkül ile Kendine Güvenmek Birbiriyle Çelişir mi
Hayır.İnsan:
kendine:
güvenebilir.
Yeteneğini:
kullanabilir.
Eğitim:
alabilir.
Hazırlanabilir.
Plan:
yapabilir.
Ama:
“Ben yeterim, hiçbir şeye ve hiç kimseye ihtiyacım yok.”
dediğinde:
başka:
bir:
noktaya:
geçmiş:
olur.
Tevekkül:
insanın:
kendisini:
değersiz:
görmesi:
değildir.
Kendi gücünün gerçek sınırını bilmesidir.

Allah’a Güvenmek Korkuyu Tamamen Yok Eder mi
Her zaman:hayır.
İnsan:
korkabilir.
Peygamberler:
de:
insani:
duygular:
yaşamıştır.
Tevekkül:
korkunun:
hiç:
olmaması:
değil,
korkunun insanın bütün yönünü belirlememesi
demektir.
Korkarsın.
Ama:
doğruyu:
tamamen:
terk:
etmezsin.
Endişelenirsin.
Ama:
Allah’ın:
kudretini:
unutmazsın.
Tedbir:
alırsın.
Ama:
korktuğun:
şeyi:
Allah’ın:
yerine:
koymazsın.

Allah’ın Veli Olduğunu Bilmek İnsanın Yalnızlık Duygusunu Etkileyebilir mi
Evet.İnsan:
bazen:
çok:
kalabalık:
bir:
ortamda:
bile:
yalnız:
hissedebilir.
Kimsenin:
kendisini:
anlamadığını:
düşünebilir.
Bir:
dost:
kaybedebilir.
Ailesinden:
uzak:
kalabilir.
İşte:
“Benim velim Allah’tır.”
bilinci:
insana:
şunu:
hatırlatabilir:
“Bütün insanlar beni terk etse bile Allah’ın bilgisi ve rahmeti dışında değilim.”
Bu:
insanın:
bütün:
sosyal:
ihtiyaçlarını:
ortadan:
kaldırmaz.
Ama:
yalnızlığının:
içinde:
manevi:
bir:
dayanak:
oluşturabilir.

Allah’ın Korumasına Güvenmek Bize Nasıl Bir Ahlak Kazandırmalı
Eğer:Allah’a:
gerçekten:
güveniyorsan:
yalnız:
korkunun:
belirlediği:
bir:
hayat:
yaşamazsın.
Doğru:
olduğunu:
bildiğin:
şeyi:
sırf:
insanlar:
kızacak:
diye:
terk:
etmemeye:
çalışırsın.
Ama:
bu:
saldırganlık:
demek:
değildir.
Allah’a:
güvenen:
insan:
aynı zamanda:
adil,
ölçülü
ve:
merhametli:
olmalıdır.
Tevekkül, kibir üretmemeli; ahlaki cesaret üretmelidir.

Allah’ın Veli Olması İnsanı Başkalarına Haksızlık Yapmaktan da Korur mu
Doğru:anlaşıldığında:
evet.
Çünkü:
“Allah benim yanımda.”
cümlesi:
tehlikeli:
biçimde:
kullanılabilir.
Bir:
insan:
kendi:
her:
kararını:
ilahî:
onay:
gibi:
görebilir.
Oysa:
ayet:
Allah’ın:
özellikle:
salihlerin
velisi:
olduğunu:
söyler.
Yani:
doğruluk,
adalet
ve:
iyilik:
ölçüsü:
önemlidir.
Allah’a güvenmek, kendi haksızlığımıza Allah’ı şahit göstermek değildir.

A‘râf Suresi 195. ve 196. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
şöyle:
diyordu:
“Ortaklarınızı çağırın, bana karşı tuzak kurun ve bana mühlet vermeyin.”
Bu:
çok:
büyük:
bir:
cesaret:
gibi:
görünüyordu.
- ayet:
şunu:
açıklar:
“Benim velim, Kitab’ı indiren Allah’tır.”
Yani:
Peygamber’in:
cesaretinin:
kaynağı:
kendi gücü değildir.
Kalabalığı değildir.
Serveti değildir.
Ordusu değildir.
Dayanağı:
Allah’tır.
Böylece:
iki ayet:
birlikte:
şu:
dengeyi:
kurar:
Tedbir al ama korkuyu ilahlaştırma.
Güçlü dur ama kendini ilahlaştırma.
Allah’a güven ama adaletten ayrılma.

Sonuç: A‘râf Suresi 196. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 196. ayet:çok:
kısa:
bir:
cümle:
içinde:
insanın:
hayatta:
nerede:
durması:
gerektiğine:
dair:
çok büyük:
bir:
ölçü:
verir:
“Benim velim Allah’tır.”
Bu:
cümle:
söylemesi:
kolay:
ama:
yaşaması:
çok:
derin:
bir:
cümledir.
Çünkü:
insan:
hayatta:
pek çok:
şeye:
güvenir.
Parasına:
güvenir.
İşine:
güvenir.
Ailesine:
güvenir.
Eşine:
güvenir.
Arkadaşlarına:
güvenir.
Sağlığına:
güvenir.
Bilgisine:
güvenir.
Bunların:
hepsi:
değerli:
olabilir.
İnsan:
bunlardan:
yararlanmalıdır.
Ama:
A‘râf 196:
şunu:
hatırlatır:
Bunların hiçbiri mutlak değildir.
Para:
gidebilir.
İş:
bitebilir.
Sağlık:
bozulabilir.
İnsanlar:
uzaklaşabilir.
Planlar:
değişebilir.
Bir:
gecede:
hayatın:
çok:
farklı:
bir:
yöne:
dönebilir.
İşte:
müminin:
Allah’a:
güveni:
tam:
burada:
anlam:
kazanır.
Tevekkül:
“Bunların hiçbiri gitmeyecek.”
demek:
değildir.
Tevekkül:
şudur:
“Bunların bazıları giderse bile Rabbim gitmez.”
Bu:
çok:
farklı:
bir:
güven:
biçimidir.
İnsan:
eşini:
kaybedebilir.
Ama:
Allah:
onu:
terk:
etmez.
Bir:
işini:
kaybedebilir.
Ama:
Allah’ın:
rızık:
kapıları:
yalnız:
o:
işten:
ibaret:
değildir.
Bir:
arkadaşı:
onu:
hayal:
kırıklığına:
uğratabilir.
Ama:
Allah’ın:
rahmeti:
bir:
insanın:
davranışına:
bağlı:
değildir.
Sağlığı:
bozulabilir.
Ama:
hastalığın:
içinde:
de:
Allah’a:
yönelebilir.
Bu:
“Her şey mutlaka güzel olacak.”
şeklinde:
basit:
bir:
iyimserlik:
değildir.
Bazen:
her şey:
bizim:
istediğimiz:
gibi:
olmaz.
İnsan:
dua:
eder.
Ama:
istediği:
sonuç:
gelmeyebilir.
Çok:
sevdiği:
birini:
kaybedebilir.
İşleri:
bozulabilir.
Zor:
bir:
hastalıkla:
karşılaşabilir.
İşte:
Allah’ın:
velâyetine:
güven:
şunu:
söyleyebilmektir:
“Ben her şeyi anlamıyorum, her şeyi kontrol edemiyorum; ama Rabbimin bilgisinin ve rahmetinin dışında değilim.”
Bu:
acı:
yokmuş:
gibi:
davranmak:
değildir.
İnsan:
ağlayabilir.
Üzülebilir.
Yas:
tutabilir.
Korkabilir.
Yardım:
isteyebilir.
Psikolojik:
olarak:
zorlanabilir.
Bunların:
hiçbiri:
iman:
eksikliği:
demek:
değildir.
Tevekkül:
duyguları:
yok:
etmek:
değil,
duyguların içinde Allah’la bağını kaybetmemektir.
Ayet:
Allah’ı:
“Kitab’ı indiren”
olarak:
tanıtıyor.
Bu:
çok:
önemli:
bir:
ayrıntıdır.
Çünkü:
insan:
bazen:
Allah’ın:
yardımını:
yalnız:
olağanüstü:
olaylarda:
arar.
Bir:
mucize:
olsun.
Kapı:
bir anda:
açılsın.
Sorun:
bir saniyede:
çözülsün.
Ama:
belki:
Allah’ın:
en büyük:
yardımlarından:
biri:
zaten:
önümüzde:
durmaktadır:
Hidayet.
Ne yapacağımızı:
bilmemiz:
bir:
yardımdır.
Doğru ile:
yanlışı:
ayırabileceğimiz:
bir:
ölçünün:
bulunması:
yardımdır.
Kur’an’ın:
insana:
“Zulmetme.”
demesi:
yardımdır.
“Ümitsiz olma.”
demesi:
yardımdır.
“Tövbe et.”
demesi:
yardımdır.
“Adil ol.”
demesi:
yardımdır.
Çünkü:
bazen:
insanı:
felaketten:
kurtaran:
şey:
olağanüstü:
bir:
müdahale:
değil,
önceden verilen doğru bir yol haritasıdır.
Bir:
dağın:
kenarında:
yol:
tabelası:
vardır.
Tabela:
seni:
kucağına:
alıp:
taşımaz.
Ama:
uçuruma:
gitmemen:
için:
yön:
gösterir.
Vahiy:
de:
insana:
böyle:
bir:
rehberlik:
sunar.
Allah’ın:
velâyeti:
bu nedenle:
yalnız:
“Beni beladan koru.”
duası:
değildir.
Aynı zamanda:
“Beni yanlış insana dönüşmekten koru.”
duasıdır.
Bu:
belki:
daha:
büyük:
bir:
korumadır.
Çünkü:
insan:
bazen:
bir:
zarardan:
kurtulur.
Ama:
kibirli:
olur.
Para:
kazanır.
Ama:
vicdanını:
kaybeder.
Bir:
davayı:
kazanır.
Ama:
adaletini:
kaybeder.
Bir:
tartışmayı:
kazanır.
Ama:
sevdiği:
insanı:
kaybeder.
Makam:
kazanır.
Ama:
kendini:
kaybeder.
O hâlde:
Allah’ın:
korumasını:
isterken:
yalnız:
şunu:
sormamalıyız:
“Başımıza kötü bir şey gelmesin.”
Şunu:
da:
istemeliyiz:
“Başımıza ne gelirse gelsin, bizi kötü bir insana dönüştürmesin.”
Bu:
A‘râf 196’nın:
salihlik:
vurgusuyla:
çok:
uyumludur.
Allah:
salihleri
gözetir.
Salihlik:
yalnız:
dışarıdaki:
bir:
etiket:
değildir.
İnsanın:
her:
gün:
seçimleriyle:
korumaya:
çalıştığı:
bir:
ahlaki:
istikamettir.
Dürüst:
kalabilecek:
misin?
İnsanlar:
sana:
haksızlık:
yaptığında:
sen de:
haksız:
olmadan:
hakkını:
arayabilecek:
misin?
Para:
geldiğinde:
adil:
kalabilecek:
misin?
Güç:
geldiğinde:
tevazu:
koruyabilecek:
misin?
Öfkelendiğinde:
sınırı:
aşmayabilecek:
misin?
Yanlış:
yaptığında:
“Ben yaptım, özür dilerim.”
diyebilecek:
misin?
İşte:
salihlik:
böyle:
günlük:
seçimlerin:
içinde:
yaşar.
Ayetin:
Hz. Muhammed’e:
verdiği:
güven:
ise:
çok:
dikkat:
çekicidir.
Bir:
önceki:
ayette:
karşısındaki:
insanlara:
şöyle:
diyordu:
“Ortaklarınızı çağırın. Bana karşı ne yapacaksanız yapın.”
Bu:
cümle:
tek başına:
okunursa:
sanki:
Peygamber:
“Ben yenilmezim.”
diyor:
gibi:
anlaşılabilir.
Ama:
- ayet:
anlamayı:
hemen:
düzeltir:
“Benim velim Allah’tır.”
Yani:
“Ben kendime güvenerek meydan okumuyorum; sizin ilahlaştırdığınız varlıkların gerçekte güçsüz olduğunu ve benim dayanağımın Allah olduğunu biliyorum.”
Bu:
kibir:
ile:
iman:
arasındaki:
farkı:
çok:
güzel:
gösterir.
Kibir:
şöyle:
der:
“Bana kimse bir şey yapamaz çünkü ben güçlüyüm.”
Tevekkül:
şöyle:
der:
“Ben sınırlıyım; fakat Allah’a güveniyorum.”
Kibir:
kendini:
merkeze:
koyar.
Tevekkül:
Allah’ı:
merkeze:
koyar.
Kibir:
tedbiri:
bile:
gereksiz:
görebilir.
Tevekkül:
tedbir:
alır
ama:
tedbirini:
ilahlaştırmaz.
Bu:
bizim:
hayatımız:
için:
de:
çok:
önemlidir.
Bir:
sorun:
yaşıyorsun.
Elinden:
geleni:
yap.
Avukata:
gitmen:
gerekiyorsa:
git.
Doktora:
gitmen:
gerekiyorsa:
git.
Çalışman:
gerekiyorsa:
çalış.
Konuşman:
gerekiyorsa:
konuş.
Hakkını:
araman:
gerekiyorsa:
ara.
Ama:
bütün:
bunları:
yaptıktan:
sonra:
kalbine:
şunu:
söyle:
“Benim nihai velim Allah’tır.”
Bu:
sonucu:
garanti:
eden:
sihirli:
bir:
cümle:
değildir.
Ama:
insanı:
sonucun:
kölesi:
olmaktan:
koruyabilir.
Çünkü:
bazen:
biz:
şöyle:
düşünürüz:
“Bu iş mutlaka benim istediğim şekilde olmalı.”
Olmazsa:
yıkılırız.
Oysa:
Allah’a:
güvenmek:
şunu:
da:
öğretir:
Ben elimden geleni yaparım; fakat Allah’ın benim görmediğim bir hikmeti olabilir.
Bu:
pasiflik:
değildir.
Çabanın:
sonucunu:
ilahlaştırmamaktır.
Bir:
başka:
önemli:
mesele:
şudur:
Ayet:
“Allah salihleri korur.”
diyor.
Bunu:
başkalarını:
yargılama:
aracına:
dönüştürmemek:
gerekir.
Bir:
insanın:
başına:
musibet:
geldiğinde:
“Demek ki salih değilmiş, Allah onu korumadı.”
diyemeyiz.
Bu:
çok:
yanlış:
bir:
sonuç:
olur.
Peygamberlerin:
başına:
bile:
ağır:
musibetler:
gelmiştir.
Musibet:
bir:
insanın:
Allah:
katındaki:
değerini:
tek başına:
göstermez.
Aynı şekilde:
bir:
insanın:
hayatında:
hiçbir:
sorun:
olmaması:
onun:
mutlaka:
Allah’ın:
en sevgili:
kulu:
olduğunu:
da:
göstermez.
Dünyevi:
rahatlık:
ile:
ilahî:
değer:
aynı:
şey:
değildir.
Allah’ın:
salihlere:
velâyeti:
çok:
daha:
derin:
bir:
ilişkidir.
Belki:
bazen:
bir:
kapıyı:
kapatması:
korumadır.
Bazen:
bir:
insanı:
hayatından:
çıkarması:
korumadır.
Bazen:
istediğin:
şeyi:
vermemesi:
koruma:
olabilir.
Ama:
burada:
da:
dikkatli:
olmak:
gerekir:
Her:
hayal:
kırıklığının:
ardından:
“Allah kesin beni şundan korudu.”
diye:
Allah’ın:
özel:
maksadını:
bildiğimizi:
iddia:
edemeyiz.
Bazen:
neden:
olduğunu:
bilmeyiz.
Ve:
“Bilmiyorum ama Allah’a güveniyorum.”
diyebilmek:
de:
imanın:
çok:
değerli:
bir:
biçimidir.
Çünkü:
iman:
her:
sorunun:
gizli:
cevabını:
bildiğini:
iddia etmek:
değildir.
Bazen:
cevabı:
bilmeden:
Allah’a:
güvenebilmektir.
Belki de A‘râf 196’nın bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hayatımızdaki dayanaklar birer birer sarsıldığında, geriye ne kalıyor?
Para:
giderse:
ben:
kimim?
Makam:
giderse:
ben:
kimim?
İnsanların:
övgüsü:
biterse:
ben:
kimim?
Bir:
ilişki:
sona:
ererse:
ben:
kimim?
Sağlığım:
değişirse:
ben:
kimim?
Eğer:
bütün:
kimliğimi:
yaratılmış:
şeylere:
bağladıysam:
onlar:
gidince:
ben de:
parçalanabilirim.
Ama:
kalbimin:
merkezinde:
şu:
bilinç:
varsa:
“Benim velim Allah’tır.”
o zaman:
kaybın:
acısı:
yine:
gerçek:
olur,
ama:
insan:
tamamen:
sahipsiz:
kalmaz.
Bu:
ayatın:
belki de:
en:
güzel:
tesellisidir.
Allah’ın:
velâyetine:
inanmak:
“Başıma hiçbir şey gelmeyecek.”
demek:
değildir.
Daha:
derin:
bir:
şeydir:
“Başıma ne gelirse gelsin, Allah’ın bilgisi ve rahmeti dışında değilim.”
İnsan:
bunu:
kalbinde:
taşıdığında:
gücünü:
insanlara:
göre:
değil,
Allah’la:
ilişkisine:
göre:
ölçmeye:
başlayabilir.
Ve:
A‘râf 196’nın:
bize bıraktığı:
çok güçlü:
ölçü:
şudur:
Dayanaklarını kullan ama onları mutlaklaştırma. İnsanlardan yardım al ama kalbinin son sığınağını insana bağlama. Tedbirini al ama korkunu ilahlaştırma. Salih olmaya çalış ve şunu unutma: Gerçek veli, Kitab’ı indiren ve kullarını gözeten Allah’tır.
“Allah’ın seni koruması, hayatında hiç fırtına çıkmayacağı anlamına gelmez; bazen asıl koruma, fırtınanın içinde yönünü, vicdanını ve imanını kaybetmemendir. Her dayanak sarsılabilir, fakat kalbin ‘Benim velim Allah’tır’ diyebiliyorsa insan kendisini tamamen sahipsiz hissetmek zorunda değildir.”
Ersan Karavelioğlu