A‘râf Suresi 106. Ayette “Firavun ‘Eğer Bir Ayet Getirdiysen ve Doğru Söyleyenlerden İsen Onu Ortaya Koy’ Dedi” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bir iddiayı sınamak istemek başka, sonucu daha baştan reddetmeye karar verip yalnız meydan okumak başka şeydir. Gerçeği arayan insan delil ister; kibirli insan ise bazen delili yalnız küçümsemek için ister.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 105. ayetinde Hz. Musa:
“Bana düşen, Allah hakkında yalnız gerçeği söylemektir. Size Rabbinizden apaçık bir delil getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle birlikte gönder.”
demişti.
- ayette Firavun’un cevabı gelir:
Bu kısa cümle:
Hz. Musa ile Firavun arasındaki karşılaşmanın yeni aşamasını başlatır.
Hz. Musa:
peygamber olduğunu söyler.
Delil getirdiğini bildirir.
Firavun ise:
“Öyleyse göster.”
der.
İlk bakışta bu:
son derece makul bir talep gibi görünebilir.
Çünkü olağanüstü bir iddiada bulunan kişiden:
delil istemek:
doğaldır.
Fakat kıssanın devamında asıl soru ortaya çıkar:
Delil geldiğinde Firavun gerçekten değerlendirecek midir, yoksa önceden karar verdiği reddedişini sürdürmek için başka bir açıklama mı üretecektir?
“Eğer Bir Ayet Getirdiysen” Ne Demektir
Buradaki:ayet
kelimesi:
işaret,
delil,
mucizevi gösterge
anlamındadır.
Hz. Musa bir önceki ayette:
Rabbi tarafından:
apaçık bir delil
getirdiğini söylemişti.
Firavun şimdi:
“O hâlde o delili göster.”
demektedir.
Firavun’un Delil İstemesi Yanlış mıdır
Tek başına:hayır.
Bir iddia karşısında:
delil istemek:
akla aykırı değildir.
Hatta sorgulamak:
düşünmenin doğal parçasıdır.
Sorun:
delil istemekte değil,
delil geldikten sonra ona karşı nasıl davranıldığında
ortaya çıkar.
Kur’an Soru Sormayı Yasaklar mı
Hayır.Kur’an birçok yerde:
düşünmeye,
bakmaya,
akletmeye,
delilleri değerlendirmeye
çağırır.
Bu nedenle:
samimi biçimde:
“Bunun delili nedir?”
diye sormak:
başlı başına kötü değildir.
Önemli olan:
sorunun:
hakikati öğrenmek için mi, yoksa gerçeği savuşturmak için mi sorulduğudur.
Samimi Soru ile Meydan Okuma Arasında Ne Fark Vardır
Samimi soru:“Bilmiyorum, gösterirsen değerlendireceğim.”
der.
Meydan okuma ise:
bazen:
“Ne gösterirsen göster, zaten kabul etmeyeceğim.”
anlamına gelebilir.
İki kişi:
aynı soruyu sorabilir.
Ama:
niyetleri
çok farklı olabilir.
“Doğru Söyleyenlerden İsen” İfadesi Ne Anlama Gelir
Firavun:Hz. Musa’nın peygamberlik iddiasını:
sınamaktadır.
Adeta:
“Gerçekten söylediğin gibiysen, getirdiğin işareti ortaya koy.”
der.
Bu ifade:
Hz. Musa’nın:
doğruluğunu ve iddiasını:
delille göstermesini talep eder.
Doğruluk Delille İlişkili midir
Bir konuda:kanıt sunulabiliyorsa:
iddianın değerlendirilmesine
yardım eder.
Özellikle:
olağanüstü bir iddia varsa:
insan:
gerekçe görmek
isteyebilir.
Hz. Musa kıssasında da:
peygamberlik iddiasıyla birlikte:
mucizevi işaretler
sunulur.
Delil Görmek Her İnsanı İkna Eder mi
Hayır.Çünkü insan:
delili yalnız aklıyla değerlendirmez.
Ön yargısı,
çıkarı,
korkusu,
statüsü,
kibri
de etkili olabilir.
Bu yüzden:
aynı delili gören iki insan:
farklı sonuçlara
ulaşabilir.
Firavun’un Sorunu Delil Eksikliği miydi
Kıssanın ilerleyen bölümlerine bakıldığında:sorunun yalnız:
delil eksikliği olmadığı
anlaşılır.
Çünkü Hz. Musa:
işaretleri gösterecek,
ama Firavun ve çevresi:
başka açıklamalar üretmeye
devam edecektir.
Yani mesele zamanla:
delilden çok, delile karşı tutum
meselesine dönüşür.
İnsan Neden Açık Bir Delili Kabul Etmekte Zorlanabilir
Çünkü kabul etmek:hayatında değişiklik gerektirebilir.
Firavun:
Hz. Musa’nın doğru olduğunu kabul ederse:
yalnız bir fikir değiştirmiş olmayacaktır.
O zaman:
otoritesini,
İsrailoğullarına yönelik baskısını,
kendi üstünlük iddiasını
yeniden değerlendirmesi gerekecektir.
Hakikat bazen:
pahalıdır.
Bir Delilin Bedeli Olabilir mi
Delilin kendisinin değil,onu kabul etmenin:
bedeli olabilir.
İnsan:
bir konuda yanıldığını kabul ederse:
itibar kaybedeceğini düşünebilir.
Para kaybedebilir.
Pozisyon kaybedebilir.
Özür dilemesi gerekebilir.
Bu yüzden bazı insanlar:
delille değil:
delilin sonuçlarıyla mücadele eder.

“Göster” Demek Gerçekten Açık Fikirli Olmak mıdır
Her zaman değil.Açık fikirli insan:
yalnız delil istemez.
Delil geldiğinde:
kendi görüşünü de:
değiştirmeye hazırdır.
Eğer insan:
“Bana kanıt göster.”
deyip:
gösterilen her kanıta:
yeni bir mazeret üretiyorsa:
artık sorun:
kanıt eksikliği olmayabilir.

Delil İsteyen Kişinin de Sorumluluğu Var mıdır
Evet.Delil isteyen insan:
onu:
adil biçimde değerlendirmekle
yükümlüdür.
Sırf kendi görüşüne uymadığı için:
küçümsemek,
çarpıtmak,
görmezden gelmek
entelektüel dürüstlükle:
bağdaşmaz.

Hz. Musa Firavun’un Talebinden Kaçıyor mu
Hayır.Bu çok dikkat çekicidir.
Firavun:
“Göster.”
der.
Hz. Musa:
geri çekilmez.
“Bana inanmak zorundasın.”
deyip delilden kaçmaz.
Bir sonraki ayette:
getirdiği işareti:
ortaya koyacaktır.

Hakikat Sorgulamadan Korkar mı
Hakikat iddiası:sorgulanabilir olmalıdır.
İnsan:
bir şeyin doğru olduğuna inanıyorsa:
soru gelince:
hemen düşmanlık üretmek zorunda değildir.
Bazen soru:
hakikatin:
daha açık anlaşılmasını sağlar.

Sorgulamak ile Sürekli Bahane Üretmek Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Sorgulayan insan:cevap arar.
Bahane üreten insan ise:
cevap verilse bile:
yeni kaçış yolu arar.
Örneğin:
“Delil göster.”
der.
Delil gelir:
“Başka delil var mı?”
der.
O da gelir:
“Ben yine de kabul etmiyorum.”
Bu noktada:
sorun artık:
bilgi değil, irade
olabilir.

İnsan Kendi İnançlarını da Delille Sorgulamalı mıdır
Evet.Sadece:
başkalarının iddialarına
delil istemek yetmez.
İnsan:
kendi düşüncelerine de:
aynı ölçüyü uygulamalıdır.
Şu soru çok değerlidir:
“Ben bunu hangi delile dayanarak düşünüyorum?”
Çünkü tarafsızlık:
yalnız karşı tarafı sorgulamak değil,
kendini de sorgulayabilmektir.

Firavun’un Tavrından Günümüz İnsanına Hangi Psikolojik Ders Çıkarılabilir
İnsan bazen:karşısındaki kişiye:
“Beni ikna et.”
der.
Ama içinden:
“Asla ikna olmayacağım.”
diye karar vermiştir.
Bu durumda:
tartışma:
hakikati bulma aracı olmaktan çıkar.
egoyu koruma yarışına
dönüşür.

A‘râf Suresi 105. ve 106. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette Hz. Musa:
demişti.
- ayette Firavun:
der.
Yani:
iddia ortaya konmuş,
şimdi:
delilin gösterilmesi aşamasına
gelinmiştir.
Bir sonraki ayette:
Hz. Musa:
bu talebe:
fiilen cevap verecektir.

Sonuç: A‘râf Suresi 106. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 106. ayet:çok kısa bir cümleyle:
insanın hakikat karşısındaki tavrını
sorgulatır.
Firavun:
Hz. Musa’ya:
“Eğer bir ayet getirdiysen ve doğru söyleyenlerden isen onu ortaya koy.”
der.
İlk bakışta:
bu son derece makul bir istektir.
Bir insan:
olağanüstü bir iddiada bulunuyorsa:
ona:
“Delilin nedir?”
diye sorulabilir.
Kur’an’ın burada:
delil istemeyi başlı başına kötülediğini söylemek:
doğru olmaz.
Fakat kıssanın ilerleyen aşamalarında:
çok daha önemli bir mesele ortaya çıkar:
Delil geldiğinde ne yapacağız?
İşte insanın gerçek sınavı:
bazen burada başlar.
Çünkü delil istemek:
kolaydır.
Ama kendi görüşümüzün:
yanlış olduğunu gösteren bir delille karşılaşınca:
fikrimizi değiştirmek
çok daha zordur.
İnsan çoğu zaman:
hakikati aradığını düşünür.
Ama gerçekte:
kendi fikrinin:
doğru olduğunu kanıtlayacak malzeme
arıyor olabilir.
Kendi görüşünü destekleyen:
bir bilgi bulunca:
hemen kabul eder.
Ama tersini gösteren:
on bilgi bulunca:
hepsine mazeret üretir.
Bu:
hakikat arayışı değil,
onay arayışı
olabilir.
Ayet bize şu zihinsel dürüstlüğü düşündürür:
Karşımdaki insandan:
delil istiyorsam,
delil geldiğinde:
onu gerçekten değerlendirmeye de:
hazır olmalıyım.
Aksi hâlde:
“Delil göster.”
demem:
yalnızca tartışmayı uzatan bir araç
hâline gelebilir.
Bu durum:
dinî konularda olduğu kadar:
günlük hayatta da geçerlidir.
Bir arkadaşımız:
bize bir hata yaptığımızı söyler.
Biz:
“Kanıtla.”
deriz.
Kanıtlar.
Bu kez:
“Ama sen de şunu yaptın.”
deriz.
Dikkat edilirse:
artık:
konuşulan delile cevap vermiyoruz.
Konuyu:
başka yere taşıyoruz.
İşte insan bazen:
haklı çıkmayı:
gerçeği öğrenmekten
daha fazla isteyebilir.
Hz. Musa ile Firavun arasındaki konuşmanın:
bu aşaması:
bizi şu soruyla baş başa bırakır:
Ben gerçekten gerçeği mi arıyorum, yoksa yalnızca zaten inandığım şeyi savunacak deliller mi arıyorum?
Bu soruya:
dürüstçe cevap verebilmek:
çok değerlidir.
Çünkü açık fikirli olmak:
her şeye inanmak değildir.
Açık fikirli olmak:
güçlü bir delil karşısında kendi fikrini değiştirebilecek kadar özgür olmaktır.
“Delil istemek aklın hakkıdır; fakat delil geldiğinde fikrini değiştirmeye hiç niyetin yoksa, artık hakikati değil kendi egonu savunuyor olabilirsin. Gerçeği seven insan yalnız karşısındakini değil, gerektiğinde kendisini de sorgular.”
Ersan Karavelioğlu