A‘râf Suresi 108. Ayette “Elini Çıkardı; Bir de Ne Görsünler, Bakanlara Bembeyaz Görünüyordu” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Hakikatin bir işareti bazen gücüyle sarsar, bazen de açıklığıyla şaşırtır. İnsan yalnız olağanüstü olana bakmamalı; o işaretin kendisinden ne istediğini de düşünmelidir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 107. ayetinde Hz. Musa’nın asasını yere attığı ve onun:
apaçık büyük bir yılana dönüştüğü
anlatılmıştı.
- ayette ise Hz. Musa’ya verilen ikinci büyük işaret gösterilir:
Burada anlatılan:
Hz. Musa’nın elinin:
normal görünümünden farklı biçimde,
parlak ve dikkat çekici bir beyazlıkla
ortaya çıkmasıdır.
Bu da:
Firavun ve çevresine gösterilen:
ikinci mucizevi işarettir.
Ayetin amacı:
Hz. Musa’nın fiziksel bir hastalığa sahip olduğunu söylemek değildir.
Kur’an’ın başka ayetlerinde de bu işaret:
Allah’ın Hz. Musa’ya verdiği mucizelerden biri
olarak anlatılır.
Yani bir önceki ayette:
asa
işaret olmuştu.
Bu ayette ise:
Hz. Musa’nın kendi eli
işarete dönüşür.
“Elini Çıkardı” İfadesi Ne Anlama Gelir
Hz. Musa:Allah’ın kendisine verdiği mucizeyi
göstermek üzere:
elini çıkarır.
Kur’an’ın başka bölümlerinde:
elin koynuna veya koltuğunun altına sokulup:
daha sonra çıkarılması
anlatılır.
A‘râf 108 ise:
olayın sonucunu kısa biçimde bildirir:
El görünür hâle geldiğinde olağanüstü bir beyazlık ortaya çıkmıştır.
“Bakanlara Bembeyaz Görünüyordu” Ne Demektir
Ayet:bu değişimin:
orada bulunanların:
görebileceği kadar açık olduğunu
vurgular.
Yani mesele:
Hz. Musa’nın kendi içinde yaşadığı:
kişisel bir his
değildir.
Orada bulunanlar:
gözle görülebilir bir işaretle
karşılaşırlar.
Bu Beyazlık Bir Hastalık mıydı
Kur’an’ın anlatımında:hayır.
Başka ayetlerde bu olayın:
“kötülük veya hastalık olmaksızın”
gerçekleştiğini belirten ifadeler bulunur.
Dolayısıyla bunu:
cilt hastalığı,
bedensel kusur
veya sıradan tıbbi durum
olarak açıklamak:
Kur’an’daki mucize bağlamıyla
uyumlu değildir.
Neden Özellikle El Bir Mucizeye Dönüşüyor
Kur’an:bunun bütün hikmetlerini:
ayrıntılı biçimde açıklamaz.
Bu nedenle:
kesin olmayan sembolik yorumları:
ayetmiş gibi sunmamak gerekir.
Fakat şu açıkça görülebilir:
Hz. Musa’nın:
günlük hayatında kullandığı:
asa
ve kendi bedeninin bir parçası olan:
eli
iki ayrı işarete dönüşmektedir.
Asa ile El Mucizesi Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Asa mucizesi:hareketli,
sarsıcı,
korku uyandırabilecek
bir görüntüdür.
El mucizesi ise:
ışık,
parlaklık,
beyazlık
üzerinden anlatılır.
Biri:
güçlü bir dönüşüm gösterir.
Diğeri:
göz alıcı bir değişimi
ortaya koyar.
Neden Birden Fazla Mucize Gösteriliyor
Çünkü Hz. Musa’nın:peygamberlik iddiası:
birden fazla işaretle
desteklenmektedir.
Firavun:
delil istemiştir.
Hz. Musa:
yalnız tek bir olağanüstü işaret değil,
birden fazla mucize
göstermektedir.
Bu da:
iddianın:
tekrar eden ve farklı biçimlerde desteklenen bir delil yapısına
sahip olduğunu gösterir.
Birden Fazla Delil İnsan İçin Neden Önemlidir
Çünkü insan bazen:tek bir delili:
başka biçimde açıklamaya çalışabilir.
Ama farklı işaretler:
aynı sonuca işaret ediyorsa:
mazeret alanı:
daralabilir.
Bu durum:
yalnız dinî konularda değil,
günlük hayatta da görülebilir.
İnsan Neden Açık Bir İşaret Karşısında Bile Şüphe Edebilir
Çünkü insan:yalnız görmekle karar vermez.
Ön kabulleri,
çıkarları,
korkuları,
konumu
da etkili olabilir.
Bu yüzden:
göz önünde gerçekleşen bir olay bile:
farklı biçimde yorumlanabilir.
Asıl mesele:
gördüğümüz şeyi dürüst biçimde değerlendirebilmek
tir.
Mucizeyi Görmek Neden Otomatik Olarak İmana Dönüşmez
Çünkü iman:yalnız şaşırmak değildir.
Bir insan:
olağanüstü bir şeye:
şaşırabilir.
Ama:
hayatını değiştirmek
istemeyebilir.
Gerçek iman:
görülen işaretin:
ahlaki ve manevi sonucunu da kabul etmeyi
gerektirir.
Firavun Neden Bu İşaretleri Kabul Etmekte Zorlanıyor
Çünkü kabul ederse:Hz. Musa’nın:
Allah tarafından gönderildiğini
kabul etmesi gerekir.
Bu da:
kendi otoritesini,
İsrailoğullarına yönelik baskısını,
kendi üstünlük iddiasını
yeniden düşünmesini:
zorunlu hâle getirir.
Yani sorun:
yalnız:
“Bu olay gerçek mi?”
sorusu değildir.
Aynı zamanda:
“Gerçekse benim hayatımda ne değişecek?”
sorusudur.

İnsan Bazen Delili Değil, Delilin Sonucunu mu Reddeder
Evet.Bu:
çok önemli bir psikolojik durumdur.
İnsan:
bir gerçeği kabul ederse:
özür dilemesi gerekebilir.
Çıkarından vazgeçmesi gerekebilir.
Bir haksızlığı:
düzeltmesi gerekebilir.
Bu yüzden bazen kişi:
gerçeğin kendisinden çok:
gerçeğin kendisine yükleyeceği sorumluluktan
kaçabilir.

Ayetteki Beyazlık Neden “Bakanlar İçin” Diye Vurgulanıyor
Çünkü mucize:gizli değildir.
Orada bulunanların:
dikkatini çeken,
açık,
görülebilir
bir işarettir.
Bu ifade:
olayın:
sadece Hz. Musa’nın kişisel tecrübesi olmadığını
vurgular.

Bu Mucize Bir Işık Olarak mı Anlaşılmalıdır
Tefsirlerde:elin parlak,
ışıldayan,
olağanüstü beyazlıkta
göründüğüne dair açıklamalar bulunur.
Ancak ayetin söylediğinden daha ileri teknik ayrıntıları:
kesin bilgi gibi vermemek gerekir.
Kesin olan:
elin:
normal görünümünden olağanüstü biçimde farklı ve beyaz
göründüğüdür.

Hz. Musa’nın Mucizeleri Neden Görsel İşaretlerdir
Firavun’un çevresi:gözle görülen güçlü olaylarla
karşı karşıya bırakılır.
Bu:
onların:
Hz. Musa’nın iddiasını:
soyut bir söz olarak görmemelerini
sağlar.
Yani söz:
işaretle desteklenir.

Görmek ile Anlamak Aynı Şey midir
Hayır.İnsan:
bir olayı görebilir
ama:
anlamını yanlış yorumlayabilir.
Göz:
görüntüyü alır.
Ama:
zihin ve kalp:
ona anlam verir.
Bu nedenle:
açık göz kadar açık zihin de
önemlidir.

Bu Ayet Günümüzde Olağanüstü İddialara Nasıl Yaklaşmamız Gerektiğini Öğretir mi
Dolaylı olarak:dikkatli olmayı düşündürebilir.
Bugün birisi:
olağanüstü bir olay gösterdiğini
iddia ederse:
hemen:
“Mucizedir.”
demek doğru değildir.
Doğal açıklamalar,
yanılsamalar,
teknolojik hileler,
yanlış aktarımlar
araştırılmalıdır.
Hz. Musa’nın mucizesi:
vahyin açıkça mucize olarak bildirdiği özel bir olaydır.

Mucizenin Amacı Sadece İnsanları Şaşırtmak mıdır
Hayır.Amaç:
gösteri yapmak
değildir.
Mucize:
Hz. Musa’nın:
Allah tarafından gönderildiğine işaret etmek
içindir.
Eğer insan:
yalnız şaşırır
ama:
mesajı hiç düşünmezse:
işaretin amacını
kaçırmış olur.

A‘râf Suresi 107. ve 108. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
apaçık büyük bir yılana
dönüşür.
- ayette:
bakanlara:
olağanüstü beyazlıkta
görünür.
Yani Firavun’un:
“Delilini göster.”
talebine:
bir değil,
iki açık işaret
sunulmuş olur.
Bundan sonra soru artık:
yalnız:
“Delil var mı?”
değildir.
Asıl soru:
“Bu deliller karşısında ne yapacaklar?”
olacaktır.

Sonuç: A‘râf Suresi 108. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 108. ayet:Hz. Musa’ya verilen ikinci büyük işareti:
çok kısa biçimde anlatır:
“Elini çıkardı; bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz görünüyordu.”
Bir önceki ayette:
asa:
olağanüstü biçimde yılana dönüşmüştü.
Şimdi ise:
Hz. Musa’nın eli:
alışılmış görüntüsünden:
çok farklı biçimde ortaya çıkar.
Böylece:
Firavun’un karşısında:
tek bir mucize değil,
birden fazla işaret
bulunmaktadır.
Bu noktada kıssanın en güçlü derslerinden biri:
ortaya çıkmaya başlar:
Delil her zaman sorunu çözmez.
Çünkü insanın problemi:
her zaman:
delil eksikliği değildir.
Bazen:
insanın:
kabul etmeye hazır olmaması
daha büyük problemdir.
İnsan şöyle diyebilir:
“Bana kanıt göster.”
Kanıt gelir.
Bu kez:
başka açıklama ister.
O da gelir.
Sonra:
yeni mazeret üretir.
Bir noktadan sonra:
mesele artık:
gerçeği bulmak
değildir.
Mesele:
eski görüşü ne pahasına olursa olsun korumak
olabilir.
Bu ayet:
bize yalnız Firavun’u düşündürmemelidir.
Kendimizi de:
sorgulatmalıdır.
Bir insan:
bize açıkça:
haksız olduğumuzu gösterebilir.
Bir belge:
yanıldığımızı kanıtlayabilir.
Bir dostumuz:
daha önce göremediğimiz bir gerçeği:
önümüze koyabilir.
O anda:
iki yol vardır:
Ya:
“Yanılmışım.”
deriz.
Ya da:
yeni bir mazeret
üretiriz.
İşte hakikate bağlılık:
tam burada sınanır.
Çünkü kendi fikrimizi:
savunmak kolaydır.
Ama:
gerçek karşımıza çıktığında:
kendi fikrimizden vazgeçebilmek:
çok daha büyük bir zihinsel olgunluk
gerektirir.
Ayetin bir başka güzel tarafı da şudur:
Hz. Musa’nın elinde:
iki sıradan şey vardır:
bir asa
ve kendi eli.
Ama Allah’ın dilemesiyle:
ikisi de:
büyük birer işarete
dönüşür.
Bu bize:
insanın her zaman:
büyük araçlara,
büyük imkânlara,
büyük kalabalıklara
ihtiyaç duymadığını
düşündürür.
Bazen:
küçük görünen bir şey:
çok büyük bir anlamın:
taşıyıcısı olabilir.
Bir söz,
bir davranış,
bir dürüstlük örneği,
bir cesur tavır:
insanların hayatında:
beklenenden çok daha büyük iz
bırakabilir.
Belki de A‘râf 108’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Gerçek bizim istediğimiz biçimde gelmediğinde de onu kabul etmeye hazır mıyız, yoksa yalnız kendi düşüncemizi doğrulayan işaretleri mi görmek istiyoruz?
Çünkü insanın gözünün açık olması:
her zaman yeterli değildir.
Asıl mesele:
gördüğü hakikate karşı kalbinin de açık kalabilmesidir.
“Gerçeği görmek için göz yeterli olabilir; fakat onu kabul etmek için dürüstlük gerekir. İnsan bazen işareti görür ama değişmemek için başka tarafa bakar. Hakikatin önündeki en büyük perde çoğu zaman bilgi eksikliği değil, vazgeçmek istemediğimiz egodur.”
Ersan Karavelioğlu