A‘râf Suresi 109. Ayette “Firavun Kavminden İleri Gelenler ‘Şüphesiz Bu, Çok Bilgili Bir Sihirbazdır’ Dediler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“İnsan bazen gerçeği çürütemediğinde onu yeniden adlandırır. Hakikate ‘hile’, delile ‘aldatma’ demek, gerçeği değiştirmez; yalnızca insanın onunla yüzleşmesini erteler.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin 107. ve 108. ayetlerinde Hz. Musa’nın Firavun’un istediği delilleri gösterdiği anlatılmıştı:
Asası:
apaçık büyük bir yılana dönüşmüş,
eli ise:
bakanlara bembeyaz görünmüştü.
- ayette artık Firavun’un çevresindeki ileri gelenlerin ilk yorumu gelir:
Bu ayet son derece dikkat çekicidir.
Çünkü onlar:
gördükleri şeyi:
inkâr etmiyorlar.
Ortada:
olağanüstü bir durum olduğunu
kabul ediyorlar.
Fakat Hz. Musa’nın getirdiği işaretleri:
peygamberlik delili
olarak değil,
sihir
olarak isimlendiriyorlar.
Yani problem:
artık:
“Bir şey oldu mu, olmadı mı?”
meselesi değildir.
Asıl mesele:
“Olan şeyi nasıl yorumlayacağız?”
sorusudur.
“Firavun Kavminden İleri Gelenler” Kimlerdir
Burada sözü geçenler:Firavun’un çevresindeki:
etkili,
nüfuzlu,
yönetimde söz sahibi
kişilerdir.
Kur’an’da bunlar çoğu zaman:
mele’
kelimesiyle ifade edilir.
Yani:
sıradan halktan ziyade:
güç merkezine yakın seçkinler
söz konusudur.
İleri Gelenler Neden Bu Kadar Önemlidir
Çünkü bir iktidar:yalnız tek kişiyle ayakta kalmaz.
Çevresinde:
onu destekleyen,
kararlarını meşrulaştıran,
topluma açıklayan,
çıkar sağlayan
insanlar bulunabilir.
Bu yüzden Kur’an:
yalnız Firavun’un tavrını değil,
onun çevresindekilerin tavrını da
anlatır.
“Şüphesiz Bu Bir Sihirbazdır” Demeleri Ne Anlama Gelir
Onlar:Hz. Musa’nın gösterdiği olağanüstü işaretleri:
sihir
olarak yorumlarlar.
Yani:
peygamberlik delili ihtimalini:
reddedip,
kendilerine daha uygun gelen:
başka bir açıklamaya
yönelirler.
Bu:
gerçeği açıklamaktan çok:
gerçeği etkisizleştirme çabası
olabilir.
Neden Hz. Musa’ya “Sihirbaz” Diyorlar
Çünkü gördükleri olay:alışılmışın dışındadır.
Ama bunu:
Allah’tan gelen bir mucize olarak
kabul etmek istemezler.
Bu durumda:
daha önce bildikleri bir kategoriye:
yerleştirirler:
sihir.
Böylece:
mucizenin:
peygamberlik anlamını
ortadan kaldırmaya çalışırlar.
Bir Şeye İsim Vermek Onun Gerçekliğini Değiştirir mi
Hayır.Bir olaya:
farklı bir isim vermek:
olayın kendisini
değiştirmez.
Ama insanın:
ona karşı tavrını
değiştirebilir.
Bu yüzden isimlendirme:
çok güçlü bir araçtır.
Bir gerçeğe:
yanlış isim vermek:
insanın onu:
yanlış değerlendirmesine
yol açabilir.
İnsan Anlamadığı Bir Şeyi Bildiği Bir Kategoriye Sokmak İster mi
Evet.İnsan zihni:
bilmediği şeyi:
bildiği kalıplarla
açıklamaya çalışır.
Bu normal bir süreçtir.
Ama problem:
yeni bir gerçeklik karşısında:
eski kategoriyi zorla uygulamak
olabilir.
Firavun’un ileri gelenleri:
Hz. Musa’nın mucizesini:
bildikleri:
“sihir”
kategorisine sokarlar.
“Çok Bilgili Bir Sihirbaz” İfadesi Ne Anlama Gelir
Arapça ifadede:“sâhirun alîm”
geçer.
Bu:
işinde çok bilgili,
usta,
maharetli bir sihirbaz
anlamına gelir.
Yani onlar:
Hz. Musa’nın gösterdiği şeyi:
basit bir numara
olarak bile görmezler.
Onu:
son derece güçlü bir sihir sanırlar.
Bu İfade Aslında Mucizenin Etkisini Kabul Ettiklerini mi Gösterir
Bir anlamda:evet.
Çünkü:
“Bu hiçbir şey değil.”
demiyorlar.
“Bu çok bilgili bir sihirbaz.”
diyorlar.
Yani gördüklerinin:
son derece etkileyici olduğunu
kabul ediyorlar.
Ama:
kaynağı konusunda:
farklı bir açıklama
üretiyorlar.
İnsan Delili Çürütemediğinde Kişiye Etiket Yapıştırabilir mi
Evet.Bu çok eski bir tartışma yöntemidir.
Bir insan:
söylenen söze cevap veremediğinde:
kişiyi:
yalancı,
cahil,
tehlikeli,
deli,
sihirbaz
gibi etiketlerle:
itibarsızlaştırmaya çalışabilir.
Böylece:
mesaj yerine mesajı getiren kişi
tartışılır.
Kişiye Saldırmak Delile Cevap Vermek midir
Hayır.Bir kişinin:
karakteri,
geçmişi,
statüsü
tartışılabilir.
Ama bu:
sunduğu delili:
otomatik olarak çürütmez.
Eğer bir iddia yanlışsa:
iddianın kendisine cevap vermek
gerekir.
Kişiyi küçümsemek:
kanıt değildir.

Firavun’un Çevresi Neden Hz. Musa’yı Tehdit Olarak Görüyor
Çünkü Hz. Musa’nın mesajı:yalnız:
mucize göstermek
değildir.
O:
Firavun’un:
mutlak otorite iddiasını
reddeder.
İsrailoğullarının:
serbest bırakılmasını
ister.
Bu nedenle:
Hz. Musa’nın kabul edilmesi:
mevcut düzenin:
sorgulanması
anlamına gelir.

Güçlü Gruplar Neden Değişimden Korkabilir
Çünkü mevcut düzen:onlara:
statü,
para,
itibar,
ayrıcalık
sağlıyor olabilir.
Bu durumda:
doğru olan değişim bile:
onlara:
kayıp
gibi görünebilir.
Bu yüzden insan bazen:
adalete değil, alıştığı düzene
sadık kalabilir.

Bir Gerçeği “Tehlike” Olarak Sunmak Ne Sağlar
Toplumda:korku üretir.
İnsanlar:
meseleyi sakin biçimde değerlendirmek yerine:
savunmaya geçebilir.
Bir kişi:
“Bu tehlikelidir.”
diye sunulduğunda:
söylediğinin doğru olup olmadığı:
ikinci plana düşebilir.
Bu yüzden korku:
düşünmenin önüne geçebilir.

Hz. Musa’nın Mucizesi ile Sihir Arasında Nasıl Bir Ayrım Yapılacaktır
Kıssanın devamında:Firavun’un sihirbazları
toplanacaktır.
Onlar da:
kendi hünerlerini
göstereceklerdir.
Sonra Hz. Musa’nın mucizesiyle:
aralarındaki fark:
daha açık biçimde
ortaya çıkacaktır.
Yani Kur’an:
bu iddiayı:
ilerleyen olaylarla sınayacaktır.

Sihirbazlar Neden Bu Kıssada Önemli Bir Rol Oynar
Çünkü onlar:sihir konusunda:
uzman kabul edilen kişilerdir.
Dolayısıyla:
Hz. Musa’nın yaptığı şeyin:
bildikleri sihirden farklı olup olmadığını:
en iyi değerlendirebilecek kişiler:
onlar olabilir.
Bu yüzden kıssada:
uzmanların tanıklığı
önemli hâle gelir.

İnsan Bir Konuyu Bilmediğinde Uzman Görüşüne Başvurmalı mıdır
Genel olarak:evet.
Bir konuda:
bilgimiz yetersizse:
o alanda uzmanlaşmış insanların:
görüşlerine bakmak:
akıllıca olabilir.
Ama uzmanların da:
çıkar,
baskı,
önyargı
etkisine açık olabileceği unutulmamalıdır.
Bu nedenle:
uzmanlık önemli, fakat sorgulanamazlık değildir.

Etiketleme Günlük Hayatta Nasıl Görülür
İnsan bazen:karşısındakinin fikrini anlamak yerine:
ona bir etiket yapıştırır.
Sonra:
etiketi tartışır.
Örneğin:
“Sen zaten şöylesin.”
diyerek:
asıl meseleye cevap vermekten
kaçabilir.
Bu yöntem:
iletişimi:
zorlaştırır.
Çünkü insan:
fikri değil,
kişiyi mahkûm etmeye
başlar.

A‘râf Suresi 107, 108 ve 109. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
büyük bir yılana dönüşmüştü.
- ayette:
bembeyaz görünmüştü.
- ayette ise:
bu işaretleri:
peygamberlik delili olarak kabul etmek yerine:
“Bu çok bilgili bir sihirbazdır.”
derler.
Yani:
delil görülür.
Ama delilin:
anlamı yeniden tanımlanır.

Sonuç: A‘râf Suresi 109. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 109. ayet:insanın hakikat karşısındaki:
çok önemli bir savunma biçimini
gösterir:
yeniden isimlendirme.
Hz. Musa:
delil göstermiştir.
Asa:
büyük bir yılana dönüşmüştür.
Eli:
olağanüstü biçimde beyazlaşmıştır.
Firavun’un ileri gelenleri:
gördüklerini:
yok sayamazlar.
Ama şöyle derler:
“Bu çok bilgili bir sihirbazdır.”
Dikkat edilirse:
gerçekleşen olay:
değişmemiştir.
Değişen şey:
ona verilen isimdir.
Bu insan hayatında:
çok sık görülebilir.
Bazen:
bir insan bize:
rahatsız edici bir doğru söyler.
Biz:
söylediğine cevap vermek yerine:
“Sen zaten bana karşısın.”
deriz.
Birisi:
bir hatamızı gösterir.
“Beni kıskanıyor.”
deriz.
Biri:
kanıt sunar.
“Bunun arkasında başka amaç var.”
deriz.
Bunların hepsi bazen doğru olabilir.
Ama bazen de:
asıl gerçekle yüzleşmemek için:
üretilmiş savunmalar
olabilir.
Bu nedenle ayetin bize öğrettiği önemli bir düşünme ilkesi vardır:
Bir mesajı değerlendirirken:
önce şu soruyu sormalıyız:
“Bu söyleyen kim?”
değil.
Önce:
“Söylediği doğru mu?”
sorusunu sormalıyız.
Çünkü kötü bir insan:
bazen doğru bir şey söyleyebilir.
Sevmediğimiz biri:
haklı olabilir.
Bize karşı olan biri:
bir konuda doğru tespit yapabilir.
Hakikat:
söyleyen kişinin:
bizde oluşturduğu duygudan
bağımsızdır.
Ayet ayrıca:
güç sahiplerinin çevresindeki insanların:
sorumluluğunu da hatırlatır.
Firavun’un ileri gelenleri:
onun yanında:
yalnız sessiz kalmıyor.
Aktif biçimde:
Hz. Musa’yı:
“sihirbaz”
olarak tanımlıyorlar.
Yani güç:
bazen çevresindeki insanlarla:
kendi anlatısını üretir.
Bir iddia:
defalarca tekrarlandığında:
toplum onu:
gerçek sanmaya başlayabilir.
Ama tekrar:
kanıt değildir.
Kalabalık:
kanıt değildir.
Güç:
kanıt değildir.
Etiket:
kanıt değildir.
Asıl soru:
her zaman:
“Gerçek nedir?”
olmalıdır.
Belki de A‘râf 109’un bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Bir gerçeğe cevap veremediğimizde onu gerçekten değerlendiriyor muyuz, yoksa rahatsızlığımızı azaltmak için ona başka bir isim mi veriyoruz?
Çünkü insan:
hakikatin adını değiştirebilir.
Ama:
hakikatin kendisini değiştiremez.
“Bir gerçeğe istediğin etiketi yapıştırabilirsin; fakat isim değişince gerçek değişmez. Hakikatten kaçmanın en kolay yollarından biri onu yeniden adlandırmaktır. En zor fakat en dürüst yol ise olduğu gibi görmektir.”
Ersan Karavelioğlu