📖 Nahl Suresi 124. Ayette “Cumartesi Yasağı Ancak Onda Ayrılığa Düşenlere Konuldu; Rabbin Kıyamet Günü İhtilaf Ettikleri Konularda Aralarında Hüküm Verecektir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓

Paylaşımı Faydalı Buldunuz mu❓

  • Evet

    Oy: 1 100.0%
  • Hayır

    Oy: 0 0.0%

  • Kullanılan toplam oy
    1

ErSan.Net

ErSan KaRaVeLioĞLu
Yönetici
❤️ AskPartisi.Com ❤️
Moderator
MT
21 Haz 2019
53,739
2,736,298
113
43
Ceyhan/Adana

İtibar Puanı:

📖 Nahl Suresi 124. Ayette “Cumartesi Yasağı Ancak Onda Ayrılığa Düşenlere Konuldu; Rabbin Kıyamet Günü İhtilaf Ettikleri Konularda Aralarında Hüküm Verecektir” İfadesi Ne Anlama Gelir ❓​

“İnsan bazen Allah’ın koyduğu hükmü anlamaya çalışmak yerine onun etrafında tartışmalar büyütür, sonra da asıl kulluk amacını kaybeder. Dinî hükümlerin değeri yalnızca onları konuşmakta değil, Allah’a teslimiyetle yaşamaktadır. Son hüküm insanların birbirine üstün gelmesiyle değil, herkesin niyetini ve gerçeği eksiksiz bilen Allah’ın adaletiyle verilecektir.”
Ersan Karavelioğlu
⠀

1️⃣ Nahl Suresi 124. Ayetin Anlamı Nedir ❓​

Nahl Suresi'nin 124. ayeti, cumartesi gününe ilişkin özel hükmün belirli bir topluluğa verildiğini ve insanların dinî konulardaki ihtilaflarının nihai hükmünün Allah'a ait olduğunu bildirmektedir.

Ayetin anlamı şöyledir:

“Cumartesi günü ancak onun hakkında ayrılığa düşenlere konuldu. Şüphesiz Rabbin, kıyamet günü ihtilaf etmekte oldukları şeyler hakkında onların arasında hüküm verecektir.”
Nahl Suresi, 16:124
Bir önceki ayette Hz. Muhammed'e hanîf olan Hz. İbrahim'in yoluna uyması vahyedilmişti. Bu ayette ise cumartesi hükmünün Hz. İbrahim'in tevhid yolunun herkes için değişmez bir şartı olmadığına dikkat çekilmektedir.

Yani Kur’an, tevhidin evrensel ilkeleriyle bazı ümmetlere özel uygulama hükümlerini birbirinden ayırmaktadır.

2️⃣ Ayetteki “Cumartesi” Hükmü Nedir ❓​

Buradaki ifade, İsrailoğulları geleneğinde bulunan Sebt yani cumartesi günüyle ilgili özel dinî yükümlülüğü anlatmaktadır.

Bu günde belirli faaliyetlerin bırakılması ve günün özel bir kulluk düzeni içerisinde geçirilmesi emredilmişti.

Dolayısıyla ayette söz konusu olan sıradan bir takvim günü değildir.

Belirli bir ümmete verilmiş özel bir dinî hüküm söz konusudur.

Bu ayrım önemlidir. Çünkü Kur’an'da bütün peygamberlerin temel tevhid mesajı aynı olmakla birlikte, bazı uygulama hükümlerinin toplumlara göre farklılaşabildiği görülmektedir.

3️⃣ “Ancak Onda Ayrılığa Düşenlere Konuldu” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade, cumartesi hükmünün belirli tarihsel şartlar içerisinde o konuda ihtilafa düşen topluluğa özel bir yükümlülük hâline geldiğini anlatmaktadır.

Ayetin vurgusu, cumartesi gününü bütün insanlık için değişmez bir ibadet günü ilan etmek değildir.

Aksine bunun belirli bir topluluğa ilişkin özel bir hüküm olduğunu belirtmektedir.

Bu nedenle ayet bir önceki ayetle birlikte düşünüldüğünde önemli bir mesaj ortaya çıkar:

Hz. İbrahim'in temel yolu tevhiddir; daha sonra bazı ümmetlere verilen özel hükümler ise bu temel tevhid ilkesinin kendisiyle karıştırılmamalıdır.

4️⃣ Cumartesi Hükmü Hz. İbrahim’in Dininde Var mıydı ❓​

Ayetin akışı, cumartesiyle ilgili özel hükmün Hz. İbrahim'in hanîf yolunun temel ve evrensel özelliği olmadığını göstermektedir.

123. ayette Hz. Muhammed'e:

“İbrahim'in hanîf yoluna uy.”

denilmişti.

124. ayette ise cumartesi hükmünün belirli bir topluluğa özgü olduğu açıklanmaktadır.

Böylece Hz. İbrahim'in yolu ile daha sonraki bazı tarihsel dinî hükümler birbirinden ayrılmış olur.

Hz. İbrahim'in yolunun merkezi:

Tevhid, Allah'a teslimiyet, şirkten uzaklık ve kulluktur.

Bu nedenle Hz. İbrahim'i gerçekten takip etmek, belirli bir tarihsel topluluğa verilmiş bütün ayrıntılı hükümleri aynen uygulamak anlamına gelmez.

5️⃣ Neden Bazı Ümmetlere Farklı Hükümler Verilmiştir ❓​

Peygamberlerin temel iman mesajı aynıdır.

Allah birdir.

Kulluk O'na yapılır.

Adalet, doğruluk ve ahlak korunur.

Fakat günlük ibadet ve hukuk uygulamalarında bazı farklılıklar bulunabilir.

Bu durum toplumların şartları, dönemleri ve ilahi hikmetle ilgili olabilir.

Temel hakikat aynı kalırken uygulama ayrıntıları değişebilir.

Bu nedenle bir ümmete verilmiş belirli bir hükmün başka bir ümmette aynı biçimde bulunmaması, peygamberlerin birbirine zıt mesajlar getirdiği anlamına gelmez.

Hepsinin kaynağı Allah'tır.

6️⃣ Cumartesi Hükmünün Verilmesi Bir Ceza mıydı ❓​

Bu konuyu tek kelimeyle:

“Sadece cezaydı.”

şeklinde açıklamak fazla basitleştirici olabilir.

Ayet, bu hükmün cumartesi konusunda ihtilafa düşenlere konulduğunu bildirmektedir. Kur’an'ın başka bölümlerinde de İsrailoğullarının çeşitli davranışlarıyla ilişkili özel yükümlülüklerden söz edilir.

Ancak bütün ayrıntıları kendi tahminimizle doldurmamak gerekir.

Kesin olarak söyleyebileceğimiz şey şudur:

Bu hüküm belirli bir topluluğa özgüydü ve ilahi adalet çerçevesinde verilmişti.

Allah'ın hükmünü keyfî bir haksızlık olarak değerlendirmek doğru değildir.

7️⃣ Cumartesi Hükmü Bugünkü Müslümanları Bağlar Mı ❓​

İslam'da cumartesi günü, Yahudi geleneğindeki Sebt hükmü gibi Müslümanlara verilmiş genel bir dinî yasak günü değildir.

Müslümanların haftalık toplu ibadet bakımından özel günü cuma günüdür.

Fakat cuma günü de bütün gün boyunca çalışmayı yasaklayan bir Sebt düzeni değildir.

Cuma namazı vakti geldiğinde Müslümanın namaza yönelmesi gerekir; ardından günlük hayatına ve helal işine devam edebilir.

Bu farklılık, ümmetlere verilen uygulama hükümlerinin aynı olmak zorunda olmadığını gösterir.

İslam'ın cuma anlayışı ile tarihsel Sebt uygulaması birebir aynı değildir.

8️⃣ Dinî Hükümlerde İhtilaf Neden Ortaya Çıkar ❓​

İnsanlar farklı sebeplerle ihtilafa düşebilir.

Bilgi eksikliği.

Farklı yorumlar.

Kişisel çıkarlar.

Gelenekler.

Siyasi veya toplumsal etkiler.

Bazen aynı metni farklı anlayabilirler.

Dinî meselelerde bütün ihtilafların sebebi kötü niyet değildir.

Bazı görüş ayrılıkları samimi yorum farklılıklarından doğabilir.

Fakat insanın kendi çıkarını dinî hüküm hâline getirip sonra da bunu Allah'a nispet etmesi farklı bir durumdur.

İhtilafın varlığı kadar, ihtilafın nasıl yönetildiği de önemlidir.

9️⃣ Dinî Görüş Ayrılığı Her Zaman Kötü Müdür ❓​

Hayır.

Bazı konularda farklı görüşlerin bulunması kaçınılmaz olabilir.

İnsanların bilgi düzeyi farklıdır.

Metinleri anlama yöntemleri farklı olabilir.

Ayrıntılı fıkıh meselelerinde farklı yorumlar ortaya çıkabilir.

Sorun, görüş ayrılığının kendisinden çok kibir, düşmanlık ve haksızlığa dönüşmesidir.

Bir insan:

“Benim görüşüm dışındaki herkes kötü insandır.”

noktasına geldiğinde ihtilaf ahlaki bir probleme dönüşebilir.

Farklı düşünmek başka, birbirine zulmetmek başka şeydir.

Kur’an'ın insanlara öğrettiği önemli ilkelerden biri bu ayrımı korumaktır.

🔟 “Rabbin Kıyamet Günü Aralarında Hüküm Verecektir” Ne Anlama Gelir ❓​

Bu ifade, insanların dinî konularda yaşadığı tartışmaların nihai ve eksiksiz hükmünün Allah'a ait olduğunu belirtmektedir.

İnsanlar dünyada tartışabilir.

Birbirlerini ikna etmeye çalışabilir.

Kendi görüşlerinin doğru olduğunu savunabilir.

Fakat insanın bilgisi sınırlıdır.

Allah ise bütün gerçeği bilir.

Kimin ne bildiğini bilir.

Niyetleri bilir.

Delilleri bilir.

İnsanların neyi neden savunduğunu bilir.

Bu nedenle nihai hüküm:

En çok konuşanın veya en kalabalık grubun değil, Allah'ın hükmüdür.

1️⃣1️⃣ Kıyamet Günündeki Hüküm Neden Gereklidir ❓​

Dünyada birçok tartışma çözümsüz kalabilir.

İnsanlar birbirlerine haksızlık yapabilir.

Gerçeği çarpıtabilir.

Gücü olan kişi kendisini haklı gösterebilir.

Mazlum ise sesini duyuramayabilir.

Fakat İslam'ın ahiret anlayışında hiçbir şey sonsuza kadar karanlıkta kalmaz.

Kıyamet, yalnızca yeniden diriliş değil, aynı zamanda hakikatin tam olarak ortaya çıkacağı gündür.

İnsanların gizlediği niyetler.

Haksızlıklar.

Yanlış hükümler.

Hepsi Allah'ın eksiksiz bilgisi içerisinde değerlendirilecektir.

Bu yüzden ahiret inancı aynı zamanda mutlak adalet inancıdır.

1️⃣2️⃣ İnsan Dünyada Kendisini Kesin Haklı Görmemeli Midir ❓​

Açık hakikatler konusunda insan inancında kararlı olabilir.

Fakat kendi yorumlarının ve kişisel değerlendirmelerinin sınırlı olabileceğini de bilmelidir.

Bu, insanın:

“Hiçbir şey kesin değildir.”

demesi anlamına gelmez.

Fakat özellikle ayrıntılı ve tartışmalı meselelerde tevazu önemlidir.

İnsan doğruyu savunabilir ama kendisini yanılmaz ilan etmemelidir.

Çünkü yanılmazlık iddiası bilgi sınırlarımızı aşar.

Dinî tartışmalarda en büyük ahlaki sorunlardan biri bazen hakikati savunmak değil, kendi egosunu hakikat zannetmektir.

1️⃣3️⃣ Bir Dinî Tartışmada Amaç Karşı Tarafı Yenmek mi Olmalıdır ❓​

Hayır.

Asıl amaç hakikati anlamak olmalıdır.

Tartışma:

“Ben seni nasıl sustururum?”

mantığıyla yapılırsa hakikat ikinci plana düşebilir.

İnsan karşı tarafın hatasını görmek ister ama kendi hatasını görmek istemez.

Bu durumda tartışma bilgi arayışından çıkar ve ego mücadelesine dönüşür.

Sağlıklı yaklaşım şudur:

“Benim bildiğim doğru olabilir; fakat delili dinlemeye de hazırım.”

Hakikat arayan kişi gerektiğinde kendi görüşünü değiştirebilir.

Çünkü amacı kazanmak değil, doğruyu bulmaktır.

1️⃣4️⃣ Bir Topluluğun Geçmişteki İhtilafı Bugünkü Bütün İnsanlara Yüklenebilir Mi ❓​

Hayır.

Ayet belirli tarihsel topluluklardan ve onların ihtilaflarından söz etmektedir.

Bundan hareketle bugün yaşayan bütün Yahudileri aynı tarihsel davranışla suçlamak doğru değildir.

Her insan kendi imanından ve davranışından sorumludur.

Bir topluluğun yüzlerce veya binlerce yıl önce yaptığı bir hata, bugün aynı kimliği taşıyan her bireyin kişisel suçu değildir.

Tarihsel eleştiri ile toplu suçlama birbirinden ayrılmalıdır.

Kur’an'ın adalet anlayışı, insanı mensup olduğu isimden önce kendi davranışıyla sorumlu tutmayı gerektirir.

Bu nedenle geçmiş ayetleri bugünkü insanlara karşı nefret üretme aracına dönüştürmek doğru değildir.

1️⃣5️⃣ Dinî Kuralların Amacı İnsanları Zorlaştırmak Mıdır ❓​

Hayır.

Dinî hükümler insanın Allah'la ilişkisini, ahlakını ve toplumsal hayatını düzenleyen ölçülerdir.

Ancak insanlar bazen hükmün amacını kaybedip yalnızca biçimi üzerinde tartışabilir.

Bir ibadetin ruhu unutulur.

Sadece ayrıntılar üzerinden mücadele edilir.

Oysa ilahi hükmün merkezinde kulluk vardır.

Kuralın amacı Allah'a yaklaşmakken, kural yüzünden insanların birbirine düşman olması asıl amacı gölgeleyebilir.

Bu, dinî ayrıntıların önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Fakat ayrıntıların büyük ahlaki ilkelerin önüne geçirilmemesi gerektiğini hatırlatır.

1️⃣6️⃣ Ayet Bize Dinî Tartışmalarda Nasıl Bir Ahlak Öğretir ❓​

Öncelikle bilgi sahibi olmadan kesin konuşmamayı öğretir.

Karşı tarafı anlamayı öğretir.

İhtilaf olduğunda adaleti korumayı öğretir.

Ve nihai hükmün Allah'a ait olduğunu hatırlatır.

İnsan kendi görüşünü savunabilir.

Fakat karşı tarafın onurunu çiğnememelidir.

Hakaret etmemelidir.

Yalan isnat etmemelidir.

Hakikati savunurken ahlakı kaybetmek, savunulan hakikatin ruhuna zarar verebilir.

Özellikle din adına yapılan tartışmalarda bu sorumluluk daha büyüktür.

1️⃣7️⃣ Nahl Suresi 120–124. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır ❓​

Bu ayetler Hz. İbrahim'in tevhid yolu etrafında güçlü bir bütünlük oluşturmaktadır.

120. ayette Hz. İbrahim'in tek başına bir ümmet, Allah'a itaat eden, hanîf ve şirkten uzak bir kul olduğu anlatılır.

121. ayette nimetlere şükrettiği, Allah tarafından seçildiği ve dosdoğru yola iletildiği belirtilir.

122. ayette dünyada güzellik verildiği ve ahirette salihlerden olduğu bildirilir.

123. ayette Hz. Muhammed'e İbrahim'in hanîf yoluna uyması vahyedilir.

124. ayette ise cumartesi hükmünün belirli bir topluluğa özel olduğu açıklanır.

Böylece önemli bir ayrım yapılmaktadır:

Hz. İbrahim'in evrensel mirası tevhiddir; belirli ümmetlere ait özel hükümler ise bu tevhidin kendisi değildir.

1️⃣8️⃣ Nahl Suresi 124. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir ❓​

Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri, dinin özünü tarihsel ayrıntılarla karıştırmamaktır.

Hz. İbrahim'in yolu Allah'a teslimiyettir.

Tevhiddir.

Şirkten uzaklıktır.

Sonraki ümmetlere verilen bazı özel hükümler bu temel mesajın yerine geçmez.

Ayet aynı zamanda insanın ihtilaf karşısındaki haddini de hatırlatır.

Biz konuşuruz.

Araştırırız.

Delil getiririz.

Ama nihai hakem Allah'tır.

İnsanın bilgisi sınırlı, Allah'ın bilgisi eksiksizdir.

Bu nedenle dinî tartışmanın sonunda kibir değil, tevazu bulunmalıdır.

1️⃣9️⃣ Nahl Suresi 124. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir ❓​

Nahl Suresi'nin 124. ayeti, cumartesiyle ilgili özel dinî hükmün belirli bir topluluğa verildiğini ve insanların ihtilaf ettikleri konulardaki nihai hükmün kıyamet günü Allah tarafından verileceğini bildirmektedir.

Ayetin ilk büyük mesajı, bütün dinî hükümlerin her ümmete aynı ayrıntıyla verilmediğidir.

Peygamberlerin temel çağrısı Allah'a kulluktur.

Tevhiddir.

Ahlaktır.

Fakat uygulama alanında bazı farklılıklar bulunabilir.

Bu nedenle geçmiş ümmetlere ait özel bir hükmü bütün insanlık için değişmez bir ilke gibi görmek doğru değildir.

Evrensel iman ilkeleriyle tarihsel uygulama hükümlerini ayırmak gerekir.

İkinci büyük mesaj, Hz. İbrahim'in yolunun doğru anlaşılmasıdır.

Önceki ayette Hz. Muhammed'e Hz. İbrahim'in hanîf yoluna uyması emredilmişti.

Ardından cumartesi hükmünün özel niteliği açıklanarak şu mesaj güçlendirilmiş olur:

İbrahim'in gerçek mirası belirli bir haftalık yasak değil, yalnız Allah'a yönelen tevhid inancıdır.

Bu çok önemli bir ayrımdır.

Üçüncü büyük mesaj, ihtilafın insanlık tarihinin bir parçası olduğudur.

İnsanlar din hakkında da farklı düşünebilir.

Fakat farklı düşünce her zaman düşmanlık gerektirmez.

Bir insan kendi görüşünü güçlü biçimde savunabilir ve yine de adaletli olabilir.

Karşı tarafı dinleyebilir.

Hakaret etmeden konuşabilir.

İhtilaf ahlakı, hakikati savunmanın önemli bir parçasıdır.

Dördüncü büyük mesaj, insanın yanılmaz olmadığıdır.

İnsan çok bilgili olabilir.

Yıllarca din eğitimi almış olabilir.

Ama yine de hata yapabilir.

Bu nedenle ilmî tevazu önemlidir.

Bir konuda:

“Benim ulaştığım sonuç budur.”

demekle:

“Allah katında hiçbir ihtimal olmaksızın yalnızca benim yorumum doğrudur.”

demek aynı şey değildir.

İnsan kendi sınırını bilmelidir.

Beşinci büyük mesaj, nihai hükmün Allah'a ait olmasıdır.

İnsanlar dünyada bir tartışmayı kazanabilir.

Çok takipçisi olabilir.

Karşı tarafı susturabilir.

Ama bunların hiçbiri Allah katında otomatik olarak haklı olduğunu göstermez.

Dünyadaki alkış, ahiretteki hükmün yerine geçmez.

Allah gerçeği ve niyetleri eksiksiz bilir.

Altıncı büyük mesaj, kıyametin adalet boyutudur.

Kıyamet yalnızca ölümden sonra yeniden dirilme değildir.

Aynı zamanda dünyada çözülemeyen anlaşmazlıkların ve haksızlıkların ilahi adaletle değerlendirileceği gündür.

İnsanların gizlediği gerçekler açığa çıkar.

Kimin samimi olduğu belli olur.

Kimin çıkarı için hükmü değiştirdiği ortaya çıkar.

Ahiret, hakikatin tamamen görünür hâle geldiği yerdir.

Yedinci büyük mesaj, geçmiş toplumları bugünkü insanlara karşı nefret aracına dönüştürmemektir.

Ayette belirli tarihsel toplulukların ihtilaflarından söz edilmesi, bugün yaşayan bütün Yahudileri aynı davranışla suçlama hakkı vermez.

Her insan kendi yaptığından sorumludur.

Bu ilke yalnızca Yahudiler için değil, bütün insan toplulukları için geçerlidir.

Ataların günahı otomatik olarak çocukların kişisel günahı olmaz.

Adalet bunu gerektirir.

Sekizinci büyük mesaj, dinî hükmün amacını unutmamaktır.

Bazen insanlar bir hükmün ayrıntısı hakkında öyle büyük tartışmalar yapar ki Allah'a kulluğun özü kaybolur.

İbadet insanı daha ahlaklı yapması gerekirken tartışma daha kibirli hâle getiriyorsa ciddi bir sorun vardır.

Dinî bilgi insanın egosunu büyütmek için değil, kulluğunu derinleştirmek için kullanılmalıdır.

Bilgi arttıkça tevazu da artmalıdır.

Dokuzuncu büyük mesaj, hakikat ile çoğunluğu birbirine karıştırmamaktır.

Bir toplulukta herkes aynı şeyi savunuyor olabilir.

Bu onu otomatik olarak doğru yapmaz.

Aynı şekilde azınlıkta olmak da otomatik olarak haklılık anlamına gelmez.

Hz. İbrahim'in hayatında da gördüğümüz gibi ölçü sayı değildir.

Ölçü hakikattir.

Bu nedenle insan düşünmeli, araştırmalı ve Allah'ın rehberliğine yönelmelidir.

Onuncu büyük mesaj, dinî tartışmanın kişisel savaşa dönüşmemesidir.

İnsan bazen bir fikir tartışırken zamanla meseleyi kendisiyle özdeşleştirir.

Karşı taraf fikrine itiraz ettiğinde bunu şahsına saldırı sayar.

Sonra öfke başlar.

Hakaret başlar.

Kardeşlik bozulur.

Oysa insanın amacı:

“Ben kazanayım.”

değil;

“Hakikat ortaya çıksın.”

olmalıdır.

Nahl Suresi'nin 124. ayeti insanın kendisine şu soruları sormasını ister:

Dinî tartışmalarda hakikati mi arıyorum, yoksa kazanmaya mı çalışıyorum?

Kendi görüşümü Allah'ın kesin hükmü gibi sunuyor muyum?

Farklı düşünen insanlara adaletli davranabiliyor muyum?

Geçmiş bir topluluğun hatasını bugün yaşayan herkese mi yüklüyorum?

Dinin temel mesajıyla tarihsel uygulama hükümlerini birbirine karıştırıyor muyum?

Nihai hükmün Allah'a ait olduğunu gerçekten hatırlıyor muyum?


Bu sorular ayetin yalnızca cumartesi günü hakkında olmadığını gösterir.

Ayet aynı zamanda dinî ihtilaf, tevazu, tarihsel bağlam ve ilahi adalet hakkında son derece güçlü bir ders vermektedir.

Sonuç olarak Nahl Suresi'nin 124. ayeti bize şunu öğretmektedir:

Allah'ın hükmünü kendi arzularına göre değiştirme.

Geçmiş ümmetlere ait özel hükümleri bağlamından koparma.

Dinî ihtilafı düşmanlığa dönüştürme.

Kendi yorumunu mutlaklaştırma.

Tarihsel hataları bugünkü bütün insanlara yükleme.

Hakikati araştırırken ahlakını koru.

Ve son hükmün Allah'a ait olduğunu unutma.


Çünkü dünyada insanlar birbirlerini yenebilir, susturabilir veya ikna edebilir.

Ama kıyamet günü kimin gerçekten haklı olduğuna insanların alkışı değil, gerçeği bütünüyle bilen Allah karar verecektir.

⠀

🌿 Son Söz​

“İnsan bir tartışmayı kazanabilir ama hakikati kaybedebilir; karşısındakini susturabilir ama Allah katında kendisi yanılıyor olabilir. Bu yüzden din adına konuşurken bilgi kadar tevazuya, hüküm kadar adalete ve farklılık karşısında ahlaka ihtiyacımız vardır. Geçmiş insanların ihtilaflarını bugünün düşmanlığına çevirmeyelim. Doğruyu ara, bildiğini savun, bilmediğinde susmayı bil ve son hükmün sana ya da bana değil, herkesin kalbini ve gerçeğin tamamını bilen Allah’a ait olduğunu unutma.”
Ersan Karavelioğlu
⠀
 

M͜͡T͜͡

Geri
Üst Alt