Nahl Suresi 113. Ayette “Onlara Kendilerinden Bir Peygamber Geldi de Onu Yalanladılar; Bunun Üzerine Zulmederlerken Azap Onları Yakaladı” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsan bazen hakikatin kendisine yabancı olduğunu düşündüğü için değil, tam tersine çok yakından geldiği için onu küçümseyebilir. Oysa doğru sözün değeri, söyleyen kişinin ne kadar tanıdık olduğuyla değil taşıdığı hakikatle ölçülür. Bir toplum uyarıyı sürekli reddedip zulmü normalleştirdiğinde, kaybettiği yalnızca bir sözü dinleme fırsatı değil, kendi geleceğini düzeltme imkânı da olabilir.”
Ersan Karavelioğlu
Nahl Suresi 113. Ayetin Anlamı Nedir
Nahl Suresi'nin 113. ayeti, kendilerine içlerinden bir peygamber geldiği hâlde onu yalanlayan ve zulümde ısrar eden bir toplumun sonunda ağır bir sonuçla karşılaşmasını anlatmaktadır.Ayetin anlamı şöyledir:
Bu ayet, bir önceki ayette anlatılan güvenli ve bol rızıklı toplum örneğinin devamı niteliğindedir.“Andolsun, onlara kendilerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine onlar zulmederlerken azap kendilerini yakaladı.”
Nahl Suresi, 16:113
112. ayette nimetlere nankörlük anlatılmıştı.
113. ayette ise bu nankörlüğün yalnızca nimetleri yanlış kullanmakla sınırlı olmadığı, kendilerine gelen ilahi uyarıyı ve peygamberi de reddettikleri açıklanmaktadır.
Yani toplumun problemi sadece ekonomik veya sosyal bir bozulma değildir.
Hakikate karşı bilinçli bir direnç de vardır.
“Kendilerinden Bir Peygamber” Ne Anlama Gelir
Bu ifade, peygamberin onların içinden, onların toplumundan ve onların bildiği bir insan olarak gönderildiğini anlatmaktadır.Bu çok önemli bir ayrıntıdır.
Peygamber onlar için tamamen yabancı biri değildir.
Dilini bilirler.
Geçmişini bilirler.
Hayatını tanırlar.
Nasıl bir insan olduğunu gözlemlemişlerdir.
Bu nedenle:
“Biz onu tanımıyoruz.”
demeleri mümkün değildir.
Allah insanlara anlayabilecekleri bir dilde ve tanıyabilecekleri bir elçi aracılığıyla mesajını ulaştırmıştır.
Böylece insanlar vahyin muhatabı hâline gelirken iletişim bakımından da büyük bir kolaylığa sahip olurlar.
Bu Peygamber Hz. Muhammed Midir
Ayetin bağlamı güçlü biçimde Hz. Muhammed ve Mekke toplumu ile ilişkilendirilmektedir.Bir önceki ayette güvenli, huzurlu ve rızkı farklı yerlerden gelen şehir anlatılmıştı.
113. ayette ise bu topluma kendi içlerinden bir peygamber geldiği ifade edilmektedir.
Hz. Muhammed Mekke'de doğmuş, onların arasında yaşamış ve peygamberlik öncesindeki hayatıyla da toplum tarafından tanınmıştı.
Dolayısıyla ayetin verdiği örnek, ilk muhatapların doğrudan kendileriyle yüzleşmesini sağlayan güçlü bir uyarıdır.
Peygamber uzaktan gelen bilinmeyen biri değil, yıllarca aralarında yaşayan bir insandı.
İnsanlar Tanıdıkları Bir Peygamberi Neden Yalanlayabilir
İlk bakışta insan şöyle düşünebilir:“Yıllardır tanıdıkları bir kişinin dürüstlüğünü biliyorlarsa neden onu reddetsinler?”
Fakat hakikati kabul etmek yalnızca kişinin güvenilirliğini bilmekle ilgili değildir.
Bazen mesaj, insanın çıkarlarına dokunur.
Makam düzenini değiştirir.
Toplumsal alışkanlıkları sorgular.
Haksız kazancı eleştirir.
Putlaştırılmış değerleri yıkar.
İşte bu noktada insan tanıdığı kişiyi bile reddedebilir.
İnsanın bir hakikati reddetmesinin sebebi her zaman delil eksikliği değildir; bazen çıkar kaybı korkusudur.
Bu yüzden peygamberin tanınıyor olması, herkesin ona inanmasını otomatik olarak sağlamamıştır.
Peygamberi Yalanlamak Ne Anlama Gelir
Peygamberi yalanlamak, onun Allah'tan getirdiği vahyin doğru olmadığını söylemek ve peygamberlik iddiasını reddetmek anlamına gelir.Bu yalnızca:
“Ben sana inanmıyorum.”
cümlesinden ibaret olmayabilir.
Peygamberle alay etmek.
Mesajını küçümsemek.
İnsanları onu dinlemekten uzaklaştırmak.
İftira üretmek.
Onu susturmaya çalışmak.
Bütün bunlar yalanlamanın farklı biçimleri olabilir.
Hakikati reddetmek bazen pasif bir inançsızlık değil, aktif bir mücadeleye dönüşebilir.
Nahl Suresi'nin önceki ayetlerinde de Hz. Muhammed'e yönelik:
“Uyduruyor.”
“Bir insan öğretiyor.”
gibi suçlamalar anlatılmıştı.
Bu ayet bütün bu tavrı daha genel biçimde özetlemektedir.
Peygamberlerin Görevi İnsanları Zorla İnandırmak Mıdır
Hayır.Peygamberlerin görevi vahyi insanlara ulaştırmak, açıklamak, uyarmak ve müjdelemektir.
İman zorla oluşturulamaz.
İnsan dinler.
Düşünür.
Değerlendirir.
Sonra kendi iradesiyle tercih eder.
Peygamber mesajı getirir; insanın yerine iman edemez.
Bu nedenle peygamberin insanların tamamını zorla inandırması beklenmez.
Bir toplumun peygamberi reddetmesi, peygamberin görevini yapmadığı anlamına gelmez.
Asıl soru şudur:
İnsan kendisine ulaşan hakikat karşısında nasıl bir tavır aldı?
“Onu Yalanladılar” İfadesi Neden Bu Kadar Ciddidir
Çünkü burada sıradan bir insanın sözü değil, Allah'ın mesajını getirdiğini bildiren bir peygamber söz konusudur.Eğer peygamber gerçekten Allah'ın elçisiyse, onu yalanlamak yalnızca bir insana itiraz etmek değildir.
Allah'ın gönderdiği vahyi reddetmek anlamına gelir.
Bu nedenle peygamberlere karşı tavır dinî açıdan çok büyük önem taşır.
İnsan elçinin şahsıyla mesajı birbirinden tamamen ayıramaz.
Çünkü elçi vahyin tebliğcisidir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, peygambere iman etmenin onu ilahlaştırmak anlamına gelmediğidir.
Peygamber kuldur, elçidir; vahyin sahibi ise Allah'tır.
Ayette Geçen “Zulmederlerken” İfadesi Ne Anlama Gelir
Zulüm, yalnızca başkasına fiziksel şiddet uygulamak anlamına gelmez.Bir hakkı olması gereken yerden başka yere koymak, haksızlık yapmak ve gerçeği çiğnemek de zulüm kavramıyla ilişkilidir.
Ayetin bağlamında insanların kendilerine gelen peygamberi reddetmeleri ve hakikate karşı durmaları da zulüm niteliğinde bir tavır olarak görülmektedir.
Ayrıca bir toplumda sosyal ve ekonomik haksızlıklar da bulunabilir.
İnsanların haklarını yemek.
Güçsüzleri ezmek.
Adaleti bozmak.
Bütün bunlar zulmün farklı biçimleridir.
Zulüm yalnızca başkasına verilen zarar değil, insanın kendi geleceğine yaptığı haksızlık da olabilir.
İnsan Kendisine Nasıl Zulmedebilir
İnsan başkasına zarar verdiğinde onun hakkını çiğner.Fakat yanlış tercihlerle kendi ruhuna ve geleceğine zarar verdiğinde kendisine de zulmedebilir.
Örneğin insan hakikati bildiği hâlde sırf çıkarı için reddederse kendi ahiretini tehlikeye atar.
Haram kazanç uğruna karakterini bozabilir.
Kibir nedeniyle tövbe etmezse kendi dönüş yolunu zorlaştırabilir.
İnsan bazen en büyük zararı başka biri değil, kendi tercihleriyle kendisine verir.
Bu nedenle Kur’an'daki zulüm kavramı son derece geniştir.
İnsan yalnızca mağdur veya zalim olarak değil, kendi hayatının sorumlusu olarak da düşünülmektedir.
“Azap Onları Yakaladı” Ne Anlama Gelir
Bu ifade, insanların yaptıklarının sonucundan kaçamadığını anlatan güçlü bir ifadedir.Bir süre rahat yaşayabilirler.
Uyarıları önemsemeyebilirler.
Peygamberi küçümseyebilirler.
Fakat sonunda ilahi hesap veya dünyadaki belirli bir sonuçla karşılaşabilirler.
Geciken sonuç, ortadan kalkmış sonuç anlamına gelmez.
İnsan bazen yaptığı yanlışın hemen karşılığını görmeyince:
“Demek ki hiçbir şey olmayacak.”
diye düşünebilir.
Bu ciddi bir yanılgıdır.
Allah'ın mühlet vermesi, yapılan yanlışın doğru olduğu anlamına gelmez.
Sabırla beklenen hesap, yok sayılmış hesap değildir.

Her Felaket Bir Toplumun Peygamberi Yalanlamasının Sonucu mudur
Hayır.Bu ayeti günümüzdeki her toplumsal felakete doğrudan uygulamak doğru değildir.
Kur’an belirli geçmiş toplumlar hakkında belirli sonuçları açıkça bildirir.
Fakat bugün bir şehirde deprem, sel, savaş veya ekonomik kriz olduğunda:
“Bu kesin Allah'ın cezasıdır.”
demek bizim sahip olmadığımız bir bilgiyi iddia etmek olabilir.
Vahiy olmadan belirli bir olayın ilahi sebebini kesin biçimde bilemeyiz.
Bu nedenle ayetin mesajını başkalarını yargılamak için değil, kendi hayatımızı sorgulamak için kullanmak daha doğrudur.
İnsan:
“Ben bana gelen uyarılara nasıl davranıyorum?”
diye düşünmelidir.

Hakikati Söyleyen Kişiyi Küçümsemek Neden Tehlikelidir
İnsan bazen söylenen sözün içeriğine değil, söyleyen kişinin kim olduğuna bakar.“Onu yıllardır tanıyorum.”
“Benden ne farkı var?”
“Bu mu bana öğretecek?”
gibi düşünceler hakikatin önüne geçebilir.
Bu tavır peygamberlere karşı da görülmüştür.
İnsanlar onların da yemek yediğini, çarşıda yürüdüğünü ve kendileri gibi insan olduğunu görmüşlerdir.
Fakat peygamberin insan olması, getirdiği vahyin değerini azaltmaz.
Bugün de bir sözün doğruluğunu yalnızca söyleyen kişinin statüsüne göre değerlendirmek yanlış olabilir.
Doğru söz, mütevazı bir ağızdan çıktığında da doğrudur.

İnsan Neden Uyarılardan Rahatsız Olur
Çünkü gerçek uyarı bazen insanın rahatını bozar.Ona:
“Burada yanlış yapıyorsun.”
der.
“Bu kazanç doğru değil.”
der.
“Bu davranış başkasının hakkını çiğniyor.”
der.
İnsan eleştirilmekten hoşlanmayabilir.
Özellikle yıllardır yaptığı bir davranışın yanlış olduğunu kabul etmek zor gelebilir.
Uyarının acı vermesi, onun yanlış olduğu anlamına gelmez.
Bazen insanın en fazla ihtiyacı olan söz, duymaktan en çok rahatsız olduğu söz olabilir.
Bu nedenle uyarıyı tamamen reddetmeden önce içeriğine bakmak gerekir.

Bir Toplumda Hakikati Söyleyenlerin Susturulması Ne Gibi Sonuçlar Doğurabilir
Bir toplum yalnızca kendisini öven sesleri dinlerse kendi hatalarını görmekte zorlanabilir.Eleştirenler susturulursa yanlışlar büyüyebilir.
Adaletsizlikler normalleşebilir.
Yolsuzluklar gizlenebilir.
İnsanlar korkudan doğruyu söylemeyebilir.
Sağlıklı toplum yalnızca övgü duyan değil, doğru eleştiriyi de taşıyabilen toplumdur.
Peygamberler toplumlara yalnızca rahatlatıcı sözler getirmemiştir.
Yanlışlarını da göstermiştir.
Bu nedenle onların mesajları güçlü çıkar gruplarını rahatsız edebilmiştir.
Hakikati susturmak sorunu ortadan kaldırmaz.
Sadece sorunun daha uzun süre görünmeden büyümesine izin verebilir.

Peygamberlere Karşı Direncin Arkasında Ekonomik ve Sosyal Çıkarlar Bulunabilir Mi
Evet.Tarih boyunca insanlar mevcut düzenlerinden fayda sağlıyorsa değişime karşı direnebilir.
Peygamberlerin getirdiği mesajlar ise çoğu zaman adalet, tevhid, ahlak ve kul hakkı konusunda güçlü dönüşümler istemiştir.
Bu durum bazı insanların çıkarlarını tehdit etmiş olabilir.
Bir kişi haksız ticaretten kazanıyorsa dürüstlük çağrısı onu rahatsız eder.
Gücünü insanların korkusundan alan biri adalet çağrısından hoşlanmayabilir.
Hakikat bazen yalnızca düşünceyi değil, ekonomik çıkarları da sorgular.
Bu nedenle peygamberlere muhalefetin her zaman yalnızca fikirsel olmadığı anlaşılabilir.

Bir Toplum Uyarıyı Kabul Ederse Değişebilir Mi
Evet.Kur’an'ın uyarılarının amacı yalnızca insanları cezayla korkutmak değildir.
Asıl amaç, sonuç ortaya çıkmadan önce insanın yönünü değiştirmesidir.
Toplum yanlış uygulamalarını düzeltebilir.
Adalete dönebilir.
Zulümden vazgeçebilir.
İnsanlar birbirlerinin haklarını koruyabilir.
Allah'a yönelip tövbe edebilir.
Uyarı, değişme fırsatıdır.
Bu nedenle peygamberlerin gönderilmesi başlı başına bir rahmettir.
İnsanlara:
“Yanlış yoldasınız.”
denilirken aslında:
“Henüz dönüş imkânınız var.”
mesajı da verilmektedir.

Nahl Suresi 112 ve 113. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
Bu iki ayet birbirini doğrudan tamamlamaktadır.112. ayette güvenli, huzurlu ve bol rızıklı bir şehir anlatılır.
Bu şehir Allah'ın nimetlerine nankörlük eder.
Sonuç olarak açlık ve korkuyla karşılaşır.
113. ayette ise bu toplumun manevi problemi daha açık hâle gelir:
Kendilerine içlerinden bir peygamber gelmiş fakat onu yalanlamışlardır.
Böylece nankörlüğün yalnızca maddi nimetleri yanlış kullanmak olmadığı görülür.
En büyük nimetlerden biri olan ilahi rehberliği de reddetmişlerdir.
Bu nedenle iki ayetin ortak mesajı şudur:
Nimet yalnızca ekmek ve güvenlik değildir; hakikati gösterecek rehberlik de büyük bir nimettir.

Nahl Suresi 113. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri, insanın kendisine ulaşan uyarıyı sırf hoşuna gitmediği için reddetmemesi gerektiğidir.Peygamberler yalnızca insanlara rahatlatıcı sözler söylemek için gönderilmemiştir.
Yanlışları düzeltmek için de gelmişlerdir.
Bu yüzden insanın hakikatle ilişkisi bazen rahatsız edici olabilir.
Ayet insanın kendisine şu soruyu sormasını sağlar:
Bana doğruyu söyleyen kişiyi mi reddediyorum, yoksa gerçekten söylediği söz mü yanlış?
Bu ayrım çok önemlidir.
Çünkü insan bazen mesajı değerlendirmek yerine mesajı getireni küçümseyebilir.
Hakikat karşısında olgunluk, kişiyi değil sözü tartabilmektir.

Nahl Suresi 113. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
Nahl Suresi'nin 113. ayeti, kendilerine kendi içlerinden bir peygamber geldiği hâlde onu yalanlayan ve zulümde ısrar eden insanların sonunda ağır bir sonuçla karşılaştıklarını bildirmektedir.Ayetin ilk büyük mesajı, ilahi rehberliğin büyük bir nimet olduğudur.
İnsan çoğu zaman nimet denildiğinde para, sağlık ve güvenlik düşünür.
Bunlar gerçekten büyük nimetlerdir.
Fakat doğru ile yanlışı gösteren rehberlik de büyük bir nimettir.
İnsanın yolu bulması, yolda sahip olduğu mal kadar önemlidir.
Çünkü çok imkânı olan insan yanlış yoldaysa sahip oldukları onu gerçek kurtuluşa götürmeyebilir.
İkinci büyük mesaj, peygamberin toplumun içinden gelmesidir.
İnsanlar Hz. Muhammed'i tanıyorlardı.
Geçmişini biliyorlardı.
Onlarla aynı dili konuşuyordu.
Bu nedenle mesajın anlaşılmasında büyük bir engel bulunmuyordu.
Buna rağmen bazı insanlar onu yalanladı.
Bu durum gösterir ki hakikati kabul etmek yalnızca bilgi meselesi değildir.
Kalbin niyeti de önemlidir.
Üçüncü büyük mesaj, çıkarların insanın görüşünü etkileyebilmesidir.
İnsan doğruyu kabul ettiğinde bir şey kaybedecekse reddetmeye daha yatkın olabilir.
Makam.
Para.
Toplumsal statü.
Alışkanlıklar.
Bunların tamamı hakikatin önüne geçebilir.
Bu nedenle insan kendisine şu soruyu sormalıdır:
“Ben gerçekten doğruyu mu savunuyorum, yoksa çıkarımı mı?”
Bu soru son derece önemlidir.
Dördüncü büyük mesaj zulümdür.
Ayet insanların azaba uğradığı sırada onların zulmeden kimseler olduğunu özellikle belirtmektedir.
Bu, yapılan tercihlerle sonuç arasında ahlaki bir ilişki bulunduğunu gösterir.
İnsan başkasına zulmedebilir.
Ama aynı zamanda hakikati reddederek kendi geleceğine de zarar verebilir.
Zulüm, sonunda zalimin kendisini de yaralayabilir.
Beşinci büyük mesaj, mühletin yanlış anlaşılmamasıdır.
İnsan uzun süre yanlış yapıp herhangi bir sonuç görmeyebilir.
Bu durumda:
“Demek ki sorun yok.”
diye düşünebilir.
Fakat ayetin anlattığı toplum da bir dönem güven ve bolluk içerisinde yaşamıştı.
Sonuç daha sonra geldi.
Geciken hesap, iptal edilmiş hesap değildir.
Bu nedenle insanın doğru ve yanlışı yalnızca anlık sonuçlarla ölçmesi doğru değildir.
Altıncı büyük mesaj, eleştiriye açık olmaktır.
Peygamber toplumun yanlışlarını söylediğinde bazı insanlar onu dinlemek yerine yalanlamayı seçti.
Bugün insan peygamberlik vahyi almıyor olabilir fakat yine de hayatında doğru uyarılarla karşılaşabilir.
Bir anne.
Bir baba.
Bir eş.
Bir dost.
Bir öğretmen.
Bazen bizim görmek istemediğimiz bir yanlışı gösterebilir.
Her eleştiri doğru değildir; fakat her eleştiri düşmanlık da değildir.
İnsan önce içeriğini değerlendirmelidir.
Yedinci büyük mesaj, toplumların doğruyu söyleyen insanlara ihtiyaç duymasıdır.
Bir toplumda herkes yalnızca birbirini överse hatalar görünmez hâle gelebilir.
Yanlış söyleyen değil, doğruyu söyleyen kişi cezalandırılmaya başlanırsa tehlike büyür.
Bu nedenle hakikati söyleyebilecek insanların varlığı toplum açısından büyük bir nimettir.
Doğru uyarı bazen rahatsız eder; fakat rahatsızlık her zaman zarar değildir.
Bazen insanı felaketten koruyan şey tam olarak o rahatsız edici uyarıdır.
Sekizinci büyük mesaj, azap ayetlerinin bugünkü insan tarafından başkalarını kolayca yargılamak için kullanılmaması gerektiğidir.
Biz belirli bir felaketin neden gerçekleştiğini vahiy olmadan kesin biçimde bilemeyiz.
Bu yüzden ayetin asıl sorusu şudur:
Ben hakikat karşısında nasıl davranıyorum?
Bir başkasının başına gelen felaketi yorumlamak kolaydır.
Kendi kalbimizi sorgulamak daha zordur.
Fakat Kur’an'ın eğitici yönü tam burada ortaya çıkar.
İnsan ayeti önce kendisine okumalıdır.
Dokuzuncu büyük mesaj, uyarı fırsatının değeridir.
Bir insan yanlışını fark ettiğinde aslında eline büyük bir imkân geçmiştir.
Çünkü henüz düzeltebilir.
Tövbe edebilir.
Özür dileyebilir.
Haksız kazancı bırakabilir.
Kul hakkını geri verebilir.
Uyarılmak, hâlâ değişme fırsatına sahip olmaktır.
Bu nedenle insan kendisine doğru bir uyarı geldiğinde hemen savunmaya geçmemelidir.
Belki de o söz hayatının yönünü değiştirecek kadar değerlidir.
Nahl Suresi'nin 113. ayeti insana şu soruları bırakmaktadır:
Doğruyu duymaya gerçekten açık mıyım?
Beni eleştiren herkesi düşman mı görüyorum?
Çıkarım zarar gördüğünde hakikati reddediyor muyum?
Kendi yanlışımı savunmak için bahaneler üretiyor muyum?
Allah'ın bana verdiği rehberlik nimetinin kıymetini biliyor muyum?
Bu soruların cevabı insanın manevi hayatı açısından son derece önemlidir.
Sonuç olarak Nahl Suresi'nin 113. ayeti bize şunu öğretmektedir:
Hakikati söyleyeni sırf sana yakın veya sıradan biri diye küçümseme.
Uyarıyı işine gelmediği için reddetme.
Çıkarını hakikatin önüne koyma.
Zulmü normalleştirme.
Mühleti sınırsızlık zannetme.
Henüz dönüş fırsatın varken doğruyu dinle ve yönünü düzelt.
Çünkü insanın en büyük kayıplarından biri yalnızca yanlış yapmak değildir.
Kendisine doğru yol gösterildiği hâlde, sırf kabul etmek istemediği için o yolu reddetmesidir.
⠀
Son Söz
“İnsan bazen kendisine doğruyu söyleyen kişiye kızar, çünkü o söz rahatını bozar. Fakat hayatımızı değiştiren uyarılar çoğu zaman bizi en fazla rahatsız edenler olabilir. Hakikati söyleyen kişiyi küçümsemek, hakikati küçültmez; yalnızca bizim ondan yararlanma ihtimalimizi azaltır. Bu yüzden sana bir uyarı geldiğinde önce ‘Kim söylüyor?’ diye değil, ‘Söylediği doğru mu?’ diye düşün. Çünkü bazen Allah’ın insana verdiği en büyük nimet, henüz her şey kaybolmadan yanlışını gösterecek bir sesin hâlâ hayatında bulunmasıdır.”
Ersan Karavelioğlu