Nahl Suresi 108. Ayette “Allah Onların Kalplerini, Kulaklarını ve Gözlerini Mühürlemiştir; İşte Gafil Olanlar Onlardır” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“İnsan hakikate bir kez sırt çevirdiğinde her şey bitmiş olmaz; fakat bunu alışkanlık hâline getirdiğinde kalbi giderek duyarsızlaşabilir. En büyük körlük gözün görmemesi değil, gerçeği gördüğü hâlde görmek istememesidir. Kalbi korumanın yolu, yanlışını savunmak yerine fark ettiğinde yönünü değiştirebilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
Nahl Suresi 108. Ayetin Anlamı Nedir
Nahl Suresi'nin 108. ayeti, önceki ayetlerde anlatılan hakikati bilinçli biçimde reddetme ve dünya hayatını ahirete tercih etme tavrının insanın iç dünyasında oluşturabileceği ağır sonucu açıklamaktadır.Ayetin anlamı şöyledir:
Burada üç önemli insan yetisi birlikte zikredilmektedir:“İşte onlar, Allah’ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Gafil olanlar da onların ta kendileridir.”
Nahl Suresi, 16:108
Kalp.
Kulak.
Göz.
İnsan bunlarla yalnızca fiziksel dünyayı algılamaz; aynı zamanda hakikati anlamaya, dinlemeye ve değerlendirmeye çalışır.
Fakat kişi uzun süre boyunca doğruyu reddeder, hakikati görmek istemez ve dünya menfaatini bütün değerlerin önüne koyarsa manevi duyarlılığı giderek zayıflayabilir.
Ayet bunu çok güçlü bir ifadeyle “mühürlenme” olarak anlatmaktadır.
Bu mühürlenmeyi, Allah'ın hiçbir sebep olmadan masum insanları hidayetten uzaklaştırması şeklinde anlamak doğru değildir.
Bağlamda söz konusu olan insanlar, bilinçli tercihleriyle hakikate karşı sürekli kapanmış kimselerdir.
“Kalplerin Mühürlenmesi” Ne Anlama Gelir
Kur’an'da kalp yalnızca insan bedenindeki fiziksel organ anlamında kullanılmaz.Aynı zamanda insanın anlama, yönelme, niyet etme, iman etme ve manevi değerlendirme merkezi olarak anlatılır.
Kalbin mühürlenmesi ise insanın hakikate karşı duyarlılığının ciddi biçimde zayıflaması anlamına gelir.
Bu süreç bir anda ortaya çıkmak zorunda değildir.
İnsan önce küçük bir yanlışı savunabilir.
Sonra başka bir yanlışı.
Bir süre sonra yanlışını kabul etmek yerine sürekli bahane üretmeye başlayabilir.
Sonunda gerçeği işitmek bile istemeyebilir.
Kalbin mühürlenmesi, insanın hakikate karşı tekrar tekrar kapı kapatmasının ağır sonucu olarak düşünülebilir.
İnsan kendi iradesini kullanır.
Fakat tercihleri zamanla karakterini şekillendirir.
Allah İnsanların Kalbini Sebepsiz Yere Mi Mühürler
Hayır.Ayetin önceki bölümleri dikkate alındığında böyle bir anlam ortaya çıkmaz.
106. ayette bilinçli biçimde inkârı benimseyenlerden söz edilmişti.
107. ayette ise bunun önemli sebeplerinden biri açıklanmıştı:
Dünya hayatını ahirete tercih etmek.
108. ayet şimdi bu yönelişin manevi sonucunu anlatmaktadır.
Yani sıralama şöyledir:
İnsan hakikati reddeder.
Dünya çıkarını öne geçirir.
Bu tavırda ısrar eder.
Ve sonunda hakikati algılama yeteneği giderek körelebilir.
Mühürlenme sebepsiz bir başlangıç değil, bilinçli ve sürekli tercihlerle oluşan bir sonucun ifadesidir.
Bu nedenle insan kendi sorumluluğunu:
“Allah kalbimi mühürlemiş, benim yapabileceğim bir şey yok.”
diyerek ortadan kaldıramaz.
İnsan Kendi Kalbinin Mühürlenmesine Nasıl Zemin Hazırlayabilir
İnsan kalbini fiziksel anlamda mühürlemez.Fakat sürekli yaptığı tercihlerle hakikate karşı duyarlılığını azaltabilir.
Örneğin kişi her yanlış yaptığında vicdanı onu uyarabilir.
İlk seferinde büyük rahatsızlık hisseder.
İkinci seferinde biraz daha az.
Aynı yanlış tekrar tekrar işlendiğinde ise bir gün artık hiç rahatsızlık duymamaya başlayabilir.
Günahın tehlikelerinden biri yalnızca işlenmesi değil, zamanla normal görünmeye başlamasıdır.
Yalan normalleşebilir.
Haksız kazanç normalleşebilir.
Kibir normalleşebilir.
İftira normalleşebilir.
İnsanların hakkını yemek normalleşebilir.
Ve kişi sonunda:
“Herkes böyle yapıyor.”
diyerek kendisini rahatlatabilir.
İşte manevi duyarlılığın kaybı böyle başlayabilir.
Kalbin Sertleşmesi ile Mühürlenmesi Aynı Şey Midir
Bu kavramlar birbirine yakın manevi durumları anlatabilse de her kullanımın bağlamı ayrıca değerlendirilmelidir.Kalbin sertleşmesi, insanın hakikat karşısındaki duyarlılığının azalmasını ifade eder.
Mühürlenme ise daha ağır ve kökleşmiş bir kapanmayı düşündürür.
İnsan bir uyarı duyduğunda artık etkilenmeyebilir.
Yanlış yaptığı söylendiğinde düşünmek yerine öfkelenebilir.
Kendisini sorgulamak yerine karşı tarafı suçlayabilir.
Manevi tehlikenin en ileri aşamalarından biri, insanın yanlış yapması değil, yanlışını artık yanlış olarak görememesidir.
Çünkü yanlışını gören insan düzelebilir.
Yanlışını erdem zanneden insanın dönüşü daha zor olabilir.
Bu yüzden vicdanın rahatsız olması bazen insana verilmiş büyük bir nimettir.
“Kulaklarının Mühürlenmesi” Ne Anlama Gelir
İnsanın fiziksel olarak sesleri duyması ile hakikati gerçekten dinlemesi aynı şey değildir.Bir insan Kur’an ayetlerini işitebilir.
Nasihat duyabilir.
Birinin doğru sözünü dinleyebilir.
Fakat zihninde daha baştan:
“Ne söylerse söylesin kabul etmeyeceğim.”
kararı varsa aslında gerçek anlamda dinlemiyor olabilir.
Duymak kulakla, dinlemek ise iradeyle ilgilidir.
Ayetin kulakları mühürlenmiş kişilerden söz etmesi, onların hakikatin sesine karşı kapanmasını düşündürmektedir.
İnsan bazen yalnızca kendisiyle aynı fikirde olanları dinler.
Eleştiri duyduğunda hemen savunmaya geçer.
Bu durum uzun süre devam ederse kişi kendi düşünce dünyasının dışına çıkamaz.
Hakikati duymak için yalnızca açık kulağa değil, açık zihne de ihtiyaç vardır.
“Gözlerinin Mühürlenmesi” Ne Anlama Gelir
Göz insanın çevresindeki delilleri ve gerçekleri görmesini sağlar.Fakat insan gördüğü şeyi yorumlarken kendi ön yargılarından etkilenebilir.
İki kişi aynı olaya bakabilir.
Biri açık bir haksızlık görür.
Diğeri kendi çıkarına uygun olduğu için onu savunabilir.
Bu nedenle fiziksel görmek ile hakikati görmek aynı şey değildir.
Ayetin gözlerin mühürlenmesinden söz etmesi, insanın önündeki gerçeklere rağmen onları görmek istememesini de düşündürür.
Bazen insanın problemi delil bulunmaması değil, delilin işine gelmemesidir.
Göz açık olabilir.
Fakat kalp kapalıysa görülen şey doğru değerlendirilmeyebilir.
İşte bu nedenle ayette kalp, kulak ve göz birlikte zikredilmektedir.
İnsan Gördüğü Gerçeği Neden Kabul Etmek İstemez
Çünkü hakikatin bazen bir bedeli vardır.Bir insan gerçeği kabul ettiğinde:
Hatasını itiraf etmek zorunda kalabilir.
Para kaybedebilir.
Makamını kaybedebilir.
Özür dilemek zorunda kalabilir.
Yıllardır savunduğu düşüncenin yanlış olduğunu kabul etmesi gerekebilir.
Bu kolay değildir.
Bazen insan gerçeğin kendisinden değil, gerçeği kabul ettikten sonra değişmek zorunda kalacağından korkar.
Bu nedenle reddetmek ona psikolojik olarak daha kolay gelebilir.
Fakat gerçek değişmez.
İnsan gözünü kapattığında güneş yok olmaz.
Aynı şekilde hakikati reddetmek de hakikati ortadan kaldırmaz.
İnsan yalnızca kendisini ondan uzaklaştırır.
“Gaflet” Ne Demektir
Gaflet, insanın önemli bir hakikatin farkında olması gerektiği hâlde onu unutması, önemsememesi veya dikkatsiz biçimde yaşaması anlamına gelir.Nahl Suresi'nin 108. ayetinde bu insanların özellikle:
“Gafil olanların ta kendileri”
olarak nitelenmesi son derece dikkat çekicidir.
Gaflet her zaman bilgisizlik değildir.
İnsan bazı şeyleri teorik olarak bilebilir ama hayatında hiç hesaba katmayabilir.
Örneğin herkes ölümün gerçek olduğunu bilir.
Fakat insan bazen hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayabilir.
Ahirete inandığını söyleyebilir ama kararlarında ahireti hiç düşünmeyebilir.
Bilmek ile farkında yaşayabilmek aynı şey değildir.
Gaflet, bilginin hayata dönüşmemesi hâline de dönüşebilir.
Dünya Hayatına Aşırı Bağlılık Gaflete Nasıl Yol Açar
Bir önceki ayette insanların dünya hayatını ahirete tercih ettikleri açıklanmıştı.Bu tercih zamanla gafleti büyütebilir.
İnsan bütün zihnini yalnızca:
Para.
İş.
Makam.
Ev.
Araba.
Şöhret.
Eğlence.
gibi dünya meseleleriyle doldurursa hayatın daha büyük anlamını unutabilir.
Bunların hiçbiri tek başına kötü değildir.
Fakat insanın bütün hayatı bunlardan ibaret hâle gelirse manevi görüş alanı daralabilir.
İnsan her şeyi kazanıp neden yaşadığını unutabilir.
Her yere yetişip Allah'a dönmeyi ihmal edebilir.
Gaflet bazen çok yoğun yaşarken asıl önemli olanı unutmanın adıdır.

Gaflet Sadece İnkâr Eden İnsanlarda mı Bulunur
Hayır.Ayette özel olarak bilinçli inkârda ısrar eden insanlar anlatılmaktadır.
Fakat gaflet bir mümin için de ciddi bir tehlike olabilir.
İnsan Allah'a inanabilir ama zaman zaman O'nu unutmuş gibi yaşayabilir.
Namazını ihmal edebilir.
Dünya hırsına kapılabilir.
Ölümü unutabilir.
Kul hakkını önemsemeyebilir.
Bu nedenle mümin:
“Ben iman ettim, artık gaflet bana yaklaşamaz.”
dememelidir.
İman insanı gaflete karşı uyanık olmaya çağırır; gaflete karşı otomatik bağışıklık sağlamaz.
Kur’an'ın hatırlatmalarından biri de insanın tekrar tekrar uyanmasını sağlamaktır.
Çünkü insan unutabilir.

Günah İşlemek Kalbi Hemen Mühürler Mi
Hayır.Bir insanın tek bir günah işlemesi, artık kalbinin mühürlendiği anlamına gelmez.
İnsan hata yapabilir.
Pişman olabilir.
Tövbe edebilir.
Yanlışını düzeltebilir.
Ayetin bağlamında daha köklü bir tavır bulunmaktadır:
Hakikati bilinçli biçimde reddetmek ve bu reddedişte ısrar etmek.
Bu ayrım çok önemlidir.
Bir insan günahından rahatsız oluyorsa, vicdanı onu uyarıyorsa ve dönmek istiyorsa bu zaten manevi duyarlılığının tamamen yok olmadığını gösterir.
Pişmanlık çoğu zaman kalbin hâlâ canlı olduğunun işaretidir.
Bu nedenle hata yapan insan:
“Ben bittim.”
dememelidir.
Allah'a dönmelidir.

İnsan Kalbini Nasıl Koruyabilir
Kalbi korumanın en önemli yollarından biri, insanın kendisine karşı dürüst olmasıdır.Yanlış yaptığında kabul edebilmelidir.
Tövbe edebilmelidir.
Kur’an okuyabilir.
Namazlarını korumaya çalışabilir.
Dua edebilir.
Helal ve haram konusunda dikkatli olabilir.
İyi insanlarla beraber olabilir.
Vicdanını sürekli susturmak yerine dinlemeye çalışabilir.
Kalbin korunması yalnızca büyük ibadet anlarında değil, günlük küçük tercihlerde gerçekleşir.
Bir hakkı iade etmek.
Bir yalandan vazgeçmek.
Özür dilemek.
Haram bir kazancı reddetmek.
Bunların her biri kalbi canlı tutan davranışlar olabilir.
Kalbin en büyük düşmanlarından biri, yanlışını sürekli haklı çıkarmaktır.

Eleştiriye Açık Olmak Kalbi Korumaya Yardımcı Olur Mu
Evet.İnsan kendi hatalarını her zaman kendisi göremeyebilir.
Bazen dışarıdan biri bizim fark etmediğimiz bir yanlışı gösterebilir.
Ancak eleştiri duyduğumuz anda öfkelenirsek önemli bir fırsatı kaybedebiliriz.
Elbette her eleştiri doğru değildir.
İnsan haksız eleştiriye de uğrayabilir.
Fakat yine de önce düşünmek gerekir.
Eleştirinin kimden geldiğinden önce doğru olup olmadığına bakmak olgunluktur.
Sevmediğimiz biri bile doğru bir şey söyleyebilir.
Sevdiğimiz biri de yanlış yapabilir.
Hakikat kişilere göre değişmez.
Bu nedenle:
“Bunu söyleyen kim?”
sorusundan önce bazen:
“Söylediği doğru mu?”
diye sormak gerekir.

Sürekli Kendi Fikrini Doğrulayan Şeyleri Dinlemek Manevi Bir Tehlike Olabilir Mi
Evet.İnsan yalnızca kendi düşüncesini destekleyen insanları dinlediğinde zamanla farklı görüşlere tamamen kapanabilir.
Bu durum özellikle günümüzde daha kolay oluşabilir.
İnsan internette yalnızca kendisiyle aynı fikirde olan hesapları takip edebilir.
Kendisini eleştiren herkesi engelleyebilir.
Böylece sürekli kendi görüşünün tekrarlandığı bir ortam oluşturabilir.
İnsan yalnızca kendi sesinin yankısını duyduğunda bunu hakikat zannedebilir.
Elbette her görüş eşit derecede doğru değildir.
Fakat insanın kendi düşüncesini sorgulayabilme yeteneğini tamamen kaybetmesi tehlikelidir.
Ayetin kulak ve göz vurgusu bugün bu açıdan da düşündürücüdür.
Hakikate açık olmak, her söze inanmak değil; delil karşısında fikrini değiştirebilecek kadar dürüst olmaktır.

Kalbin Mühürlenmesinden Korkmak Umutsuzluğa Yol Açmalı Mıdır
Hayır.Ayetin amacı insanı:
“Benim için artık hiçbir umut yok.”
noktasına götürmek değildir.
Tam tersine insanı henüz fırsat varken uyarmaktır.
Eğer kişi kendi kalbi konusunda endişeleniyorsa, yanlışlarından rahatsız oluyor ve Allah'a dönmek istiyorsa bunu umutsuzluk sebebi yapmamalıdır.
Tövbe etmelidir.
Kendisini düzeltmelidir.
Uyarının amacı kapıyı kapatmak değil, kapı tamamen kapanmadan insanı uyandırmaktır.
İnsan hayatta olduğu sürece Allah'a yönelme imkânını küçümsememelidir.
Bu nedenle korku ile umut arasında denge kurulmalıdır.
Günahını küçümseme; Allah'ın rahmetinden de ümit kesme.

Nahl Suresi 106, 107 ve 108. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
Bu üç ayet birlikte okunduğunda insanın kalbindeki yönelişin nasıl büyük sonuçlara ulaşabileceği görülmektedir.106. ayette:
Kalbi imanla dolu olduğu hâlde zorlanan kişi ile gönüllü biçimde inkârı benimseyen kişi birbirinden ayrılır.
107. ayette:
Gönüllü inkârın sebeplerinden birinin dünya hayatını ahirete tercih etmek olduğu açıklanır.
108. ayette ise:
Bu bilinçli ve sürekli yönelişin kalp, kulak ve göz üzerinde meydana getirdiği manevi kapanma ve gaflet anlatılır.
Bu sıralama son derece güçlüdür.
Önce tercih.
Sonra tercihin sebebi.
Ardından tercihin kalpte oluşturduğu sonuç.
İnsan neyi sürekli tercih ederse kalbi de zamanla o yöne alışabilir.
Bu nedenle küçük tercihler önemsiz değildir.
Karakter ve manevi yön bir günde değil, tekrar edilen kararlarla oluşabilir.

Nahl Suresi 108. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri, hakikate karşı duyarlılığımızı kaybetmenin ne kadar büyük bir tehlike olduğudur.İnsan yanlış yapabilir.
Bu ağır olabilir.
Fakat yanlış yaptığını fark etmesi hâlâ büyük bir imkândır.
Daha tehlikelisi, yanlışını artık görememesidir.
Haksızlık yapıp kendisini adaletli sanmasıdır.
Yalan söyleyip kendisini dürüst görmesidir.
Kibirli davranıp bunu özgüven olarak adlandırmasıdır.
Manevi körlük, insanın karanlıkta olduğunu fark etmemesidir.
Bu nedenle müminin duası yalnızca:
“Allah'ım beni günahlardan koru.”
olmamalıdır.
Aynı zamanda:
“Allah'ım yanlışımı yanlış olarak görebilmeyi nasip et.”
diye de düşünmelidir.
Çünkü insanın kendisini düzeltmesi için önce gerçeği görebilmesi gerekir.

Nahl Suresi 108. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
Nahl Suresi'nin 108. ayeti, hakikati bilinçli biçimde reddetmekte ısrar eden ve dünya hayatını ahiretin önüne koyan insanların sonunda manevi algılarının ciddi biçimde kapanabileceğini anlatmaktadır.Ayet kalpten söz eder.
Çünkü insan hakikati kalbiyle benimser veya reddeder.
Kulaktan söz eder.
Çünkü hakikatin sesini duymak yetmez; onu gerçekten dinlemek gerekir.
Gözden söz eder.
Çünkü gerçek önümüzde olabilir fakat görmek istemeyen insan kendisini ondan uzaklaştırabilir.
Ve sonunda gafletten söz eder.
Çünkü bütün bunların sonucunda insan hayatın en büyük gerçeklerini unutmuş gibi yaşamaya başlayabilir.
Ayetin ilk büyük mesajı, insanın tercihlerinin kalbini şekillendirdiğidir.
İnsan bugün söylediği bir yalanı küçük görebilir.
Yarın başka bir yalan söyleyebilir.
Sonra yalana alışabilir.
Aynı şey haksızlık, kibir ve diğer yanlışlar için de geçerlidir.
Bu nedenle:
“Bir defadan ne olur?”
düşüncesi her zaman masum olmayabilir.
Bir defa gerçekten tek seferde kalabilir.
Ama alışkanlığın ilk adımı da olabilir.
İnsan bu yüzden küçük yanlışları küçümsememelidir.
İkinci büyük mesaj, vicdanın değeridir.
İnsan yanlış yaptıktan sonra rahatsızlık duyuyorsa bu rahatsızlığı susturmamalıdır.
Çünkü vicdanın uyarısı insanın dönüş fırsatı olabilir.
Vicdanı susturmak yerine yanlışı susturmak gerekir.
İnsan her seferinde kendisini haklı çıkarmaya çalışırsa zamanla vicdanının sesini daha az duyabilir.
Bir gün aynı davranış artık onu rahatsız etmez hâle gelebilir.
İşte bu çok daha büyük bir tehlikedir.
Üçüncü büyük mesaj, bilgi sahibi olmakla hakikate açık olmak arasındaki farktır.
Bir insan çok şey biliyor olabilir.
Kitaplar okuyabilir.
Konuşmalar yapabilir.
Fakat kendi yanlışını kabul edemiyorsa bilgisinin onu hakikate götürmesi zorlaşabilir.
Gerçek bilgi insanı daha kibirli değil, daha dürüst yapmalıdır.
Bazen:
“Bilmiyorum.”
diyebilmek gerekir.
Bazen:
“Ben yanlış anlamışım.”
diyebilmek gerekir.
Bazen de:
“Bu konuda haksızdım.”
demek gerekir.
Bu cümleler insanı küçültmez.
Tam tersine kalbini hakikate açık tutabilir.
Dördüncü büyük mesaj, gafletin tehlikesidir.
Gaflet insanın hiçbir şey bilmemesi değildir.
Bazen her şeyi bildiğini düşündüğü hâlde asıl amacı unutmasıdır.
İnsan para kazanır.
Ev alır.
İşini büyütür.
Yeni hedefler koyar.
Bunların hepsi yapılabilir.
Fakat bütün bunların içinde:
“Ben neden yaşıyorum?”
“Ölümden sonra ne olacak?”
“Allah benden nasıl bir hayat istiyor?”
“İnsanların haklarını koruyor muyum?”
sorularını tamamen unutuyorsa manevi açıdan ciddi bir eksiklik oluşabilir.
Hayatın ayrıntılarıyla o kadar meşgul olabiliriz ki hayatın kendisini unutabiliriz.
Beşinci büyük mesaj, Allah'ın mühürlemesinin keyfî bir zulüm olmadığıdır.
Ayetlerin bağlamı insanın önceden yaptığı tercihlere dikkat çekmektedir.
Bilinçli reddediş.
Dünyayı ahirete tercih etmek.
Hakikate tekrar tekrar kapanmak.
Sonra manevi kapanma.
Bu nedenle insan kendi sorumluluğunu Allah'a yüklememelidir.
Allah kimseye zulmetmez; insan kendi tercihlerinin sonuçlarıyla karşılaşabilir.
Altıncı büyük mesaj, henüz kalbi canlı olan insanın ümidini kaybetmemesidir.
Eğer yanlışından rahatsız oluyorsan...
Tövbe etmek istiyorsan...
Hakikati öğrenmek istiyorsan...
Kendini düzeltme arzun varsa...
Bu arzuyu küçümseme.
Dönüş isteği büyük bir nimettir.
İnsan:
“Çok hata yaptım, artık geç.”
dememelidir.
Yaşadığı sürece Allah'a dönmeyi istemelidir.
Ayetin günümüz açısından en dikkat çekici mesajlarından biri de göz ve kulakla ilgilidir.
Bugün insan tarihte hiç olmadığı kadar çok şey görüyor ve duyuyor.
Telefon ekranları.
Videolar.
Haberler.
Yorumlar.
Sosyal medya.
Her gün binlerce bilgi parçası önümüzden geçiyor.
Fakat çok şey görmek, mutlaka gerçeği görmek anlamına gelmiyor.
Çok şey duymak da mutlaka hakikati dinlemek anlamına gelmiyor.
Bilgi bolluğu, hikmet garantisi değildir.
İnsan duyduğu her şeye inanmamalıdır.
Fakat hoşuna gitmeyen her şeyi de reddetmemelidir.
Ölçü, delil ve adalet olmalıdır.
Nahl Suresi'nin 108. ayeti insanın kendisine şu soruları sormasını ister:
Yanlışımı söylediğinde insanları hemen düşman mı görüyorum?
Yalnızca hoşuma giden şeyleri mi dinliyorum?
İşime gelmeyen gerçeği görmezden mi geliyorum?
Vicdanımın sesini sürekli susturuyor muyum?
Dünya telaşı içerisinde Allah'ı ve ahireti unutuyor muyum?
Bu sorular rahatsız edici olabilir.
Fakat bazen insanı uyandıran sorular rahatlatanlardan daha değerlidir.
Sonuç olarak Nahl Suresi'nin 108. ayeti bize şunu öğretmektedir:
Kalbini hakikate kapatma.
Doğruyu duyduğunda dinle.
Gerçeği gördüğünde çıkarın uğruna inkâr etme.
Yanlışını savunarak vicdanını susturma.
Dünya telaşı içinde ahireti unutma.
Kendini sorgulayabilecek kadar tevazu sahibi ol.
Çünkü insanın en büyük kayıplarından biri yalnızca yanlış yola girmek değildir.
Yanlış yolda olduğunu artık göremeyecek hâle gelmektir.
⠀
Son Söz
“Kalbin kararması çoğu zaman bir anda başlamaz; insan önce küçük bir yanlışı savunur, sonra vicdanını susturur, ardından aynı yanlığa alışır ve bir gün artık hiçbir şey hissetmediğini fark edebilir. Bu yüzden yanlış yaptığında rahatsız olabiliyorsan o rahatsızlığı küçümseme; belki de kalbin hâlâ sana dönüş yolunu gösteriyordur. Hakikati yalnızca duymak yetmez, dinlemek; yalnızca görmek yetmez, kabul edebilmek gerekir. En büyük uyanış, insanın başkalarının hatalarından önce kendi kalbinin kapılarını kontrol etmeye başlamasıdır.”
Ersan Karavelioğlu