İsrâ Suresi 4. Ayette “Kitapta İsrailoğullarına, Yeryüzünde İki Defa Bozgunculuk Yapacağınızı ve Büyük Bir Kibre Kapılacağınızı Bildirdik” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Bir toplumun geçmişte seçilmiş olması, gelecekte yaptığı her şeyi doğru hâle getirmez; nimet arttıkça sorumluluk da büyür. Allah’ın verdiği güç şükürle birleşmezse kibire, adaletle sınırlandırılmazsa bozgunculuğa dönüşebilir. Kur’an’ın tarih anlatısı yalnız geçmişi yargılamak için değil, aynı hataların bugün kim tarafından yapılırsa yapılsın tekrar edilmemesi için okunmalıdır.”
Ersan Karavelioğlu
İsrâ Suresi 4. Ayetin Anlamı Nedir
İsrâ Suresi'nin 4. ayeti, İsrailoğullarına daha önce ilahi kitapta yeryüzünde iki defa büyük bozgunculuk yapacaklarının ve büyük bir üstünlük taslayacaklarının bildirildiğini anlatmaktadır.Ayetin anlamı şöyledir:
Bu ayet bir önceki ayetlerde anlatılan nimet, vahiy ve şükür temasından sonra güçlü bir uyarı getirmektedir.“Kitapta İsrailoğullarına, ‘Yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacak ve büyük bir kibre kapılıp taşkınlık göstereceksiniz.’ diye bildirdik.”
İsrâ Suresi, 17:4
Hz. Musa'ya kitap verilmişti.
Allah'tan başkasını vekil edinmemeleri istenmişti.
Hz. Nuh'un şükreden kulluğu örnek gösterilmişti.
Şimdi ise nimetin şükür yerine bozgunculuğa dönüştürülmesinin sonucu gündeme gelmektedir.
Ayetteki “Kitapta Bildirdik” İfadesi Ne Anlama Gelir
Buradaki ifade, İsrailoğullarına gelecekleriyle ilgili bu uyarının ilahi vahiy içerisinde önceden bildirildiğini anlatmaktadır.Yani yaşanacak bozulma Allah için bilinmeyen bir gelecek değildir.
Allah insanın ne yapacağını bilir.
Ancak Allah'ın bilmesi insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
İnsan kendi iradesiyle tercih yapar.
Yanlış yaparsa onun sorumluluğunu taşır.
Bu nedenle:
Allah'ın bir olayın gerçekleşeceğini önceden bilmesi ile insanı o kötülüğü yapmaya zorlaması aynı şey değildir.
Ayet aynı zamanda vahyin yalnızca emir ve yasaklardan ibaret olmadığını, toplumların ahlaki gidişatına dair uyarılar da içerdiğini göstermektedir.
“Yeryüzünde İki Defa Bozgunculuk Yapacaksınız” Ne Anlama Gelir
Buradaki bozgunculuk ifadesi, sıradan bir hata veya tek bir bireysel günahın ötesinde toplumsal ölçekte ciddi ahlaki ve siyasi bozulmaya işaret eder.Bozgunculuk birçok biçimde ortaya çıkabilir:
Adaletsizlik.
Zulüm.
İnsanların haklarını çiğnemek.
İlahi ölçülerden uzaklaşmak.
Toplumsal düzeni bozmak.
Gücün kötüye kullanılması.
Ayetin devamında bunun iki ayrı dönemde gerçekleşeceği bildirilmektedir.
Ancak bu ayeti yorumlarken dikkatli olmak gerekir.
Kur’an burada belirli tarihsel dönemlerde meydana gelecek iki büyük bozulmadan söz etmektedir; bu ifade bugün yaşayan bütün Yahudilere sürekli ve toplu bir suç yüklemek anlamına gelmez.
Ayetteki “İki Defa” Hangi Tarihsel Olayları Anlatmaktadır
Bu konuda tarih boyunca farklı yorumlar yapılmıştır.İsrailoğullarının tarihindeki büyük siyasi ve dinî krizler, Kudüs'ün işgalleri, mabedin yıkılması ve çeşitli sürgün dönemleri bu ayetle ilişkilendirilmiştir.
Ancak ayetin kendisi bu ilk cümlede:
“Birincisi şu yıl oldu, ikincisi şu hükümdarın zamanındaydı.”
şeklinde ayrıntılı bir tarih vermemektedir.
Bu nedenle kesin olmayan ayrıntıları kesinmiş gibi sunmamak gerekir.
Ayetin açık mesajı, iki büyük bozulmanın ve bunların ardından ağır sonuçların yaşanacağıdır.
Tarihsel ayrıntılar değerlendirilirken Kur’an'ın açık söylediği ile yorumların birbirinden ayrılması gerekir.
Bozgunculuk Sadece Savaş Çıkarmak mıdır
Hayır.Kur’an'daki bozgunculuk kavramı savaştan daha geniş olabilir.
Bir toplumda adalet sisteminin çökmesi bozgunculuk olabilir.
Güçlülerin zayıfları ezmesi bozgunculuk olabilir.
Yolsuzluk.
Hak ihlali.
Ahlaki yozlaşma.
Kutsal değerlerin çıkar uğruna kullanılması.
İnsanların can, mal ve güvenliğinin tehdit edilmesi.
Bunların hepsi bozgunculuk kavramının farklı görünümleri olarak düşünülebilir.
Bozgunculuk, hayatı ve toplumsal dengeyi onarmak yerine bozan davranışların genel adıdır.
Bu nedenle ayetin mesajı sadece savaş meydanlarına değil, toplumların ahlaki düzenine de uzanır.
“Büyük Bir Kibre Kapılacaksınız” Ne Anlama Gelir
Ayet yalnızca bozgunculuktan söz etmez.Bunun yanında büyük bir yükseliş, üstünlük taslama ve taşkınlık anlamı taşıyan bir ifade de kullanır.
Bu önemli bir bağlantıdır.
Çünkü güç ile kibir arasında insanlık tarihinde sıkça görülen bir ilişki vardır.
Bir insan veya toplum güçlenebilir.
Ekonomik olarak büyüyebilir.
Siyasi nüfuz kazanabilir.
Askerî imkânları artabilir.
Bunların hiçbiri tek başına kötülük değildir.
Sorun, insanın bu gücü:
“Artık kimse bize hesap soramaz.”
duygusuna dönüştürmesidir.
Güç adaletten ayrıldığında kibir doğabilir.
Kibir de zulmün kapısını açabilir.
Allah Bir Topluma Nimet Verirse O Toplum Otomatik Olarak Üstün mü Olur
Hayır.Allah'ın bir topluma nimet vermesi, o toplumun bütün zamanlarda ve bütün davranışlarında otomatik olarak haklı olduğu anlamına gelmez.
Nimet aynı zamanda sınavdır.
Peygamber gönderilmesi nimettir.
Kitap verilmesi nimettir.
Maddi güç nimettir.
Bilgi nimettir.
Fakat bütün bunlar sorumluluk doğurur.
Nimet, insanı hesap dışı bırakmaz; tam tersine hesabını büyütebilir.
Bu nedenle geçmişte büyük nimetlere kavuşmuş bir toplum sonradan yanlış yapabilir.
Ayet tam da bunu göstermektedir.
Seçilmiş veya Özel Bir Topluluk Olmak Günah İşlememe Garantisi midir
Hayır.Kur’an'ın anlattığı tarih bunun tam tersini öğretir.
Bir toplum peygamberlerle muhatap olmuş olabilir.
Vahiy almış olabilir.
Büyük nimetler görmüş olabilir.
Ama buna rağmen yanlış yapabilir.
Çünkü insan irade sahibidir.
İlahi yakınlık iddiası ahlaki sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Hatta daha çok bilgiye sahip olan kişinin sorumluluğu daha ağır olabilir.
Bu nedenle hiçbir topluluk:
“Bizim kimliğimiz bizi otomatik olarak kurtarır.”
diye düşünmemelidir.
Bu mesaj sadece İsrailoğullarına değil, kendisine dinî üstünlük atfeden her topluma yönelik evrensel bir uyarıdır.
Bu Ayet Bugünkü Bütün Yahudileri Suçluyor mu
Hayır.Bu ayrım son derece önemlidir.
Ayet belirli tarihsel dönemlerde gerçekleşen ve İsrailoğullarının belirli topluluklarıyla ilgili bir uyarıdan söz etmektedir.
Bugün yaşayan bir Yahudi, binlerce yıl önce yaşamış insanların davranışlarından kişisel olarak sorumlu değildir.
Aynı şekilde geçmişte Müslüman bir toplumun yaptığı zulüm nedeniyle bugün yaşayan bütün Müslümanlar suçlu sayılamaz.
İslam'ın adalet anlayışında kişisel sorumluluk esastır.
Bir insan kendi yaptığından sorumludur.
Bu nedenle tarihsel ayetleri kullanarak bütün bir etnik veya dinî topluluğa nefret üretmek doğru değildir.
Kur’an'ın tarih eleştirisini toplu düşmanlık aracına dönüştürmek, ayetin ahlaki mesajını tersine çevirebilir.
Ayeti Günümüzdeki Siyasi Olaylara Doğrudan Uygulamak Doğru mudur
Bu konuda çok dikkatli olunmalıdır.İnsan güncel olayları ahlaki ilkeler bakımından değerlendirebilir.
Zulüm zulümdür.
Masum insanların öldürülmesi yanlıştır.
Haksızlık kimden gelirse gelsin eleştirilebilir.
Fakat:
“Bu ayet kesin olarak bugün yaşanan şu olayı anlatıyor.”
şeklinde vahiy adına kesin hükümler vermek çok daha büyük bir iddiadır.
Ayetin tarihsel bağlamı ile güncel siyasi olaylar birbirine otomatik biçimde eşitlenmemelidir.
Kur’an'dan ahlaki ilke çıkarılabilir:
Güç zulme dönüşmemeli, kibir insanı bozmamalı, haksızlık yapan kim olursa olsun eleştirilmelidir.
Ama kesin ilahi kehanet iddialarında temkinli olunmalıdır.

Kibir Bir Toplumu Nasıl Bozabilir
Kibir önce düşünceyi bozar.Bir toplum kendisini diğerlerinden doğuştan üstün görmeye başlayabilir.
Sonra kendi hatalarını küçümser.
Eleştiriyi düşmanlık sayar.
Gücünü haklılığının kanıtı zanneder.
Bir süre sonra:
“Biz yapıyorsak doğrudur.”
anlayışı ortaya çıkabilir.
İşte bu çok tehlikelidir.
Güç, insanın yanlış yapma ihtimalini ortadan kaldırmaz.
Tam tersine gücün denetlenmemesi, yanlışın etkisini büyütür.
Kibir bu nedenle bireysel olduğu kadar toplumsal bir hastalık da olabilir.

Bir Toplumun Bozulmaya Başladığı Nasıl Anlaşılabilir
Toplumsal bozulmanın birçok belirtisi olabilir.Adalet yalnız güçlülerin lehine işlemeye başlarsa...
Yalan normalleşirse...
İnsan hayatının değeri azalırsa...
Yolsuzluk sıradanlaşırsa...
İnsanlar korkudan doğruyu söyleyemez hâle gelirse...
Gücü olan herkes kendisini hesap dışı görürse...
Bunlar ciddi ahlaki tehlikelerdir.
Bir toplumun gerçek gücü yalnız ekonomisi veya ordusu değildir; adalet duygusudur.
Adalet çöktüğünde dışarıdan güçlü görünen toplumun iç yapısı zayıflayabilir.

Dini Bilmek Bozgunculuğu Otomatik Olarak Engeller mi
Hayır.İnsan dinî bilgiye sahip olabilir ama bilgisine uygun yaşamayabilir.
İsrailoğullarına kitap verilmiş olması buna güçlü bir örnektir.
Kitap vardı.
Peygamberler vardı.
Uyarılar vardı.
Ama yine de bozulma yaşanabildi.
Bu bize çok önemli bir ders verir:
Bilgi tek başına insanı ahlaklı yapmaz.
Bilginin kalbe ve davranışa dönüşmesi gerekir.
Bir insan yüzlerce dinî bilgi öğrenebilir.
Ama hâlâ kibirli, zalim veya haksız olabilir.
Gerçek değişim, bilginin karaktere dönüşmesiyle gerçekleşir.

Bu Ayetten Müslümanlar Kendileri İçin Nasıl Ders Çıkarmalıdır
En büyük hata ayeti yalnız başkalarını eleştirmek için okumaktır.Bir Müslüman:
“Bak, onlar bozgunculuk yapmış.”
deyip kendi toplumundaki haksızlıkları görmezse ayetin asıl ibret yönünü kaçırabilir.
Ayet şu soruları Müslümana da sordurmalıdır:
Biz güç kazandığımızda adaleti koruyor muyuz?
Dinî kimliğimizi üstünlük sebebi yapıyor muyuz?
Kendi grubumuzun yaptığı haksızlığı görmezden geliyor muyuz?
Eleştirdiğimiz davranışları kendimiz de yapıyor muyuz?
Kur’an tarihi yalnız başkalarının hatalarını göstermek için değil, aynı hataların bizde tekrarını önlemek için anlatır.

Bir Toplum Kendi Hatalarını Kabul Etmezse Ne Olur
Hata kabul edilmezse düzelme ihtimali azalır.Birey için de toplum için de bu böyledir.
İnsan:
“Ben asla yanlış yapmam.”
dediğinde öğrenme kapısını kapatır.
Toplum:
“Bizim yaptığımız her şey doğrudur.”
dediğinde kendi bozulmasını fark edemez.
Bu nedenle öz eleştiri zayıflık değildir.
Kendi hatasını görebilen toplum kendisini düzeltebilir.
Kibir ise hatayı saklar.
Hata saklandıkça büyür.
Sonunda küçük yanlışlar sistematik bozulmaya dönüşebilir.

Güç ve Adalet Arasındaki Denge Nasıl Kurulmalıdır
Güç gerekli olabilir.Devletin gücü vardır.
Hukukun yaptırım gücü vardır.
Bir yöneticinin yetkisi vardır.
Bir işverenin ekonomik gücü olabilir.
Sorun gücün kendisi değildir.
Sorun gücün hesapsız ve ölçüsüz kullanılmasıdır.
Adalet güce yön vermelidir.
Güçlü kişi:
“Yapabiliyorum.”
diye değil:
“Bunu yapmam doğru mu?”
diye sormalıdır.
Bu soru bireysel hayatta da geçerlidir.
Birine zarar verebilecek durumda olmak, zarar vermeyi haklı yapmaz.
Ahlak, insanın yapabildiği her şeyi yapmamasını da öğretir.

İsrâ Suresi 2, 3 ve 4. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
Bu üç ayet birlikte okunduğunda çok güçlü bir ahlaki akış ortaya çıkar.2. ayette:
Hz. Musa'ya kitap verildiği ve İsrailoğullarına Allah'tan başkasını vekil edinmemeleri gerektiği bildirilir.
3. ayette:
Hz. Nuh'un çok şükreden bir kul olduğu hatırlatılır.
4. ayette ise:
İsrailoğullarının iki defa büyük bozgunculuk yapacakları ve büyük bir kibre kapılacakları bildirilir.
Yani önce:
Vahiy.
Tevhid.
Şükür.
öğretilir.
Sonra bunların terk edilmesinin sonucu olarak:
Bozgunculuk ve kibir
gündeme gelir.
Bu sıralama çok anlamlıdır.
Vahiyden uzaklaşan, şükrü kaybeden ve gücü kendinden bilen toplum zamanla kibir ve bozulma tehlikesiyle karşılaşabilir.

İsrâ Suresi 4. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Geçmişte Allah'ın nimetlerine kavuşmuş olmak, gelecekte yanlış yapmayacağınızın garantisi değildir.
İnsan da toplum da sürekli kendisini kontrol etmelidir.
Bugün adaletli olan yarın gücün etkisiyle değişebilir.
Bugün mütevazı olan yarın kibirlenebilir.
Bugün şükreden yarın nimeti kendinden bilebilir.
Bu yüzden iman ve ahlak bir defa kazanılıp ömür boyu otomatik olarak devam eden bir unvan değildir.
İstikamet sürekli korunmalıdır.
Ayet aynı zamanda bize geçmiş toplumları yargılamadan önce kendi hayatımıza bakmamızı öğretir:
Gücüm arttığında karakterim nasıl değişiyor?
Belki ayetin en kişisel sorusu budur.

İsrâ Suresi 4. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
İsrâ Suresi'nin 4. ayeti, İsrailoğullarına ilahi kitapta iki defa büyük bozgunculuk yapacaklarının ve büyük bir kibir ve taşkınlığa kapılacaklarının önceden bildirildiğini açıklamaktadır.Bu ayetin ilk büyük mesajı, vahiy almanın tek başına kurtuluş garantisi olmadığıdır.
Hz. Musa'ya kitap verilmişti.
İsrailoğulları önemli bir peygamberlik mirasına sahipti.
Fakat bu büyük miras, onların her davranışını otomatik olarak doğru hâle getirmedi.
Bu, bütün dinî topluluklar için büyük bir uyarıdır.
Kutsal bir kitaba sahip olmak başka, o kitabın ahlakıyla yaşamak başka şeydir.
İkinci büyük mesaj, nimetin sorumluluk doğurmasıdır.
Bir topluma bilgi verilmişse o bilgiyle ne yaptığı önemlidir.
Güç verilmişse gücünü nasıl kullandığı önemlidir.
Vahiy verilmişse vahye nasıl cevap verdiği önemlidir.
Nimet arttıkça:
“Bana ne verildi?”
sorusunun yanına:
“Ben bununla ne yaptım?”
sorusu eklenmelidir.
Üçüncü büyük mesaj, bozgunculuğun toplumsal boyutudur.
Bozgunculuk yalnızca tek bir kişinin günahından ibaret değildir.
Adaletsizlik kurumsallaşabilir.
Yolsuzluk yayılabilir.
Güçlülerin hukukun üstünde görülmesi normalleşebilir.
Masumların hakkı değersizleşebilir.
İşte bu noktada sorun bireysel olmaktan çıkar ve toplumun yapısını bozmaya başlar.
Toplumların çöküşü çoğu zaman küçük yanlışların normalleşmesiyle başlar.
Dördüncü büyük mesaj, kibirin tehlikesidir.
İnsan güçlendiğinde:
“Bunu Allah verdi.”
demek yerine:
“Ben bunu hak ettim, artık bana kimse bir şey söyleyemez.”
demeye başlayabilir.
Toplumlar da aynı hataya düşebilir.
Ekonomik, siyasi veya askerî güç onları yanlış biçimde dokunulmazlık duygusuna sürükleyebilir.
Oysa güç geçicidir.
Tarih, kendisini yenilmez sanan nice gücün sona erdiğini göstermiştir.
Beşinci büyük mesaj, geçmişteki bir topluluğun hatasının bugünkü bütün bireylere yüklenemeyeceğidir.
Bu ayet tarihsel bir uyarı anlatmaktadır.
Bugünkü herhangi bir Yahudi yalnız kimliği nedeniyle bu ayetteki bozgunculuğun faili sayılamaz.
İnsanların suçu kimliklerinden değil, yaptıkları davranışlardan değerlendirilmelidir.
Bu ölçü bütün millet ve dinler için geçerlidir.
Adalet, toplu suç üretmez.
Altıncı büyük mesaj, Kur’an'ın tarih anlatısını nefret üretmek için kullanmamaktır.
Tarih bize ders vermek içindir.
Bir toplum geçmişte hata yaptıysa:
“Demek ki o toplumun bütün mensupları kötüdür.”
sonucu çıkarılmaz.
Doğru soru şudur:
“Onların düştüğü hataya biz düşüyor muyuz?”
Kur’an'ın ibret anlayışı insanı önce başkasına değil, kendi vicdanına döndürmelidir.
Yedinci büyük mesaj, gücün ahlakla sınanmasıdır.
Bir insanın karakterini yalnız güçsüzken değerlendirmek yeterli değildir.
Çünkü güçsüzken birçok kötülüğü yapmaya imkânı olmayabilir.
Asıl sınav, güç eline geçtiğinde başlar.
Birine karşılık verebilirken affediyor mu?
Haksız kazanç sağlayabilecekken vazgeçiyor mu?
Kimse hesap soramayacakmış gibi görünürken adaleti koruyor mu?
Güç insanın içindeki karakteri görünür hâle getirir.
Sekizinci büyük mesaj, öz eleştiridir.
Bir toplumun en büyük tehlikelerinden biri kendisini eleştiremez hâle gelmesidir.
Her eleştiriyi düşmanlık sayarsa...
Her hatasını savunursa...
Her yanlışına mazeret üretirse...
Bozulmayı düzeltme imkânı azalır.
Bu nedenle sağlıklı toplum yalnız başkalarının hatalarını konuşmaz.
Kendi yanlışlarına da bakabilir.
Dokuzuncu büyük mesaj, Müslümanın ayetten kendine ders çıkarmasıdır.
Bu ayeti okuyup yalnızca:
“İsrailoğulları ne yaptı?”
diye düşünmek yeterli değildir.
Müslüman da kendisine sormalıdır:
Ben Allah'ın verdiği nimetlere şükrediyor muyum?
Gücüm olduğunda adaletli miyim?
Kendi grubumun yanlışına karşı da aynı ahlaki ölçüyü kullanıyor muyum?
Dinî kimliğimi ahlaki üstünlük belgesi hâline getiriyor muyum?
Eğer bu sorular sorulmuyorsa tarihsel ibretin büyük kısmı kaçırılmış olur.
Onuncu büyük mesaj, Allah'ın adaletinin kimliklerden bağımsız olmasıdır.
İnsanlar kendi gruplarını kayırabilir.
“Bizden yaptıysa sorun değil.”
diyebilir.
Kur’an'ın ahlaki ölçüsü ise böyle değildir.
Zulüm kimden gelirse gelsin zulümdür.
Adalet kim için gerekirse gereksin adalettir.
Hakikat taraf tutmaz; insanın kim olduğundan önce ne yaptığına bakar.
On birinci büyük mesaj, bilgi ile karakter arasındaki farktır.
İnsan çok şey bilebilir.
Dinî metinleri okuyabilir.
Tarihi öğrenebilir.
Fakat karakteri değişmemiş olabilir.
Bu yüzden gerçek eğitim sadece bilgiyi artırmak değildir.
Bilginin:
Tevazuya.
Adalete.
Merhamete.
Sorumluluğa.
dönüşmesi gerekir.
Bilgi insanı kibirli yapıyorsa amacına ulaşmamış olabilir.
On ikinci büyük mesaj, tarihin tekrar eden ahlaki yasalarıdır.
İsimler değişebilir.
Devletler değişebilir.
Milletler değişebilir.
Ama bazı insan davranışları tekrar eder:
Güç.
Kibir.
Haksızlık.
Bozulma.
Sonra sonuç.
Bu yüzden Kur’an'daki tarih anlatıları yalnız geçmiş hakkında değildir.
İnsan karakteri değişmedikçe geçmişin hataları yeni isimlerle tekrar edebilir.
İsrâ Suresi'nin 4. ayeti bugün insana şu soruları sordurur:
Elime güç geçtiğinde daha adaletli mi, daha kibirli mi oluyorum?
Bana verilen nimetleri hak edilmiş bir ayrıcalık mı, sorumluluk mu görüyorum?
Kendi grubumun yanlışlarını başkalarının yanlışları kadar açık görebiliyor muyum?
Tarihi ibret almak için mi, nefret üretmek için mi kullanıyorum?
Kimliği davranışın önüne geçiriyor muyum?
Bir insana yalnız mensup olduğu topluluk nedeniyle suç yüklüyor muyum?
Dinî bilgim beni daha mütevazı mı yapıyor, daha üstünlük taslayan biri mi?
Bu sorular ayetin gerçek gücünü ortaya çıkarır.
Çünkü ayet yalnızca geçmişte yaşamış bir toplumun tarihini anlatmıyor.
Gücün, nimetin ve dinî üstünlük duygusunun insanı nasıl bozabileceğine dair evrensel bir uyarı yapıyor.
Sonuç olarak İsrâ Suresi'nin 4. ayeti bize şunu öğretmektedir:
Nimetinle kibirlenme.
Gücünü zulme dönüştürme.
Vahye sahip olmakla yetinme, onun ahlakıyla yaşa.
Geçmiş toplumların hatalarını bugünkü masum insanlara yükleme.
Tarihi düşmanlık için değil, ibret için oku.
Kendi grubunun yanlışını da eleştirebil.
Güçlüyken adaletten ayrılma.
Ve hiçbir zaman:
“Bizim kimliğimiz bizi otomatik olarak haklı yapar.”
yanılgısına düşme.
Çünkü Allah katında gerçek üstünlük, soyda, tarihsel ayrıcalıkta veya dünyadaki güçte değil; imanın, adaletin, takvanın ve güzel ahlakın yaşanmasındadır.
⠀
Son Söz
“Geçmiş toplumların hatalarını okurken parmağımızı yalnız onlara çevirmek kolaydır; asıl zor olan aynı hastalığın kendi kalbimizdeki izlerini görebilmektir. Güç bizi kibirli yapıyor mu, kendi tarafımızın haksızlığını görmezden geliyor muyuz, kimlikleri insanın davranışından daha önemli hâle getiriyor muyuz? Kur’an’ın tarih anlatısı düşman üretmek için değil, karakterimizi düzeltmek için vardır. Dün kim bozgunculuk yaptıysa hesap onadır; bugün adaleti kim çiğniyorsa sorumluluk da onundur.”
Ersan Karavelioğlu