İsrâ Suresi 20. Ayette “Hepsine, Onlara da Bunlara da Rabbinin Lütfundan Veririz; Rabbinin Lütfu Kimseden Esirgenmiş Değildir” İfadesi Ne Anlama Gelir
⠀“Allah’ın dünyadaki lütfu yalnız bir gruba kapanmış değildir; insan inanmasa da güneşten yararlanır, çalışırsa karşılığını görebilir, bilgi öğrenirse sonuç elde edebilir. Fakat dünyada nimet verilmesi, ahirette mutlaka üstün olunacağı anlamına gelmez. Asıl mesele ne kadar nimet aldığımız değil, bize verilen nimetleri hangi niyetle ve hangi yolda kullandığımızdır.”
Ersan Karavelioğlu
İsrâ Suresi 20. Ayetin Anlamı Nedir
İsrâ Suresi'nin 20. ayeti, Allah'ın dünya hayatındaki lütuflarının yalnız belirli bir gruba mahsus olmadığını, hem dünyayı isteyenlere hem de ahireti isteyenlere Allah'ın yaratma ve rızık düzeni içerisinde imkânlar verdiğini bildirmektedir.Ayetin anlamı şöyledir:
Bir önceki iki ayette iki farklı yöneliş anlatılmıştı.“Hepsine, onlara da bunlara da Rabbinin lütfundan veririz. Rabbinin lütfu kimseden esirgenmiş değildir.”
İsrâ Suresi, 17:20
18. ayette:
Yalnız dünyayı isteyenler.
19. ayette:
Ahireti isteyen, iman eden ve bunun için gayret gösterenler.
20. ayette ise bu iki grubun da dünyada Allah'ın lütfundan pay alabildiği bildirilmektedir.
Bu bize çok önemli bir denge öğretir:
Dünya nimeti, tek başına Allah katındaki üstünlüğün kesin göstergesi değildir.
“Hepsine, Onlara da Bunlara da Veririz” Ne Anlama Gelir
Ayet iki gruba işaret etmektedir.Bir grup yalnız dünya hayatını hedefleyenlerdir.
Diğer grup ise ahireti isteyen ve imanla gayret gösterenlerdir.
Allah dünya hayatında her iki gruba da çeşitli imkânlar verebilir.
Bir insan mümin olmayabilir ama:
Çalışabilir.
Bilim öğrenebilir.
Servet kazanabilir.
Başarı elde edebilir.
Sağlıklı yaşayabilir.
Başka bir insan mümin olabilir ve yine dünya nimetlerine kavuşabilir.
Bu, Allah'ın dünya hayatında kurduğu geniş rızık ve imkân düzeninin bir parçasıdır.
Dünya nimetleri yalnız iman edenlere dağıtılan bir ödül sistemi değildir.
Allah Neden İnanmayanlara da Dünya Nimeti Verir
Çünkü dünya hayatı bir imtihan alanıdır.Allah'ın yaratma düzeninde birçok nimet genel olarak insanlığa açıktır.
Güneş yalnız müminlerin üzerine doğmaz.
Yağmur yalnız ibadet edenlerin tarlasına yağmaz.
Bilgi öğrenmenin sonuçları yalnız belirli bir inanç grubuna verilmez.
Bir insan çalışırsa çoğu zaman emeğinin belli bir sonucunu görebilir.
Bu, Allah'ın dünyadaki genel lütuf ve düzeninin bir parçasıdır.
Dünya nimetlerinin geniş dağılımı, Allah'ın yaratma rahmetinin genişliğini gösterir.
Ancak bu durum ahirette herkesin aynı sonuca sahip olacağı anlamına gelmez.
Dünyada Zengin Olmak Allah’ın Bir Kişiden Razı Olduğunu Gösterir Mi
Tek başına hayır.Bir insan son derece zengin olabilir.
Ama bu:
“Allah mutlaka ondan razıdır.”
anlamına gelmez.
Çünkü ayet açıkça hem dünyayı isteyenlere hem de ahireti isteyenlere dünyalık lütuftan verilebileceğini göstermektedir.
Aynı şekilde bir insan yoksul olabilir.
Bu da:
“Allah onu sevmiyor.”
anlamına gelmez.
Dünya malı manevi derecenin doğrudan ölçüsü değildir.
Servet bir nimet olabilir ama aynı zamanda büyük bir sınavdır.
Asıl mesele o servetin nasıl kazanıldığı ve nasıl kullanıldığıdır.
Fakir Olmak Allah Katında Değersiz Olmak Anlamına Gelir Mi
Hayır.İnsanların maddi imkânları farklı olabilir.
Biri zengin doğar.
Diğeri yoksul bir ailede dünyaya gelir.
Biri büyük fırsatlara sahip olur.
Diğeri hayatı boyunca zorlanabilir.
Bu farklılıklar Allah katındaki gerçek değerin ölçüsü değildir.
İnsanın değeri:
İmanı.
Takvası.
Ahlakı.
Sabırlı oluşu.
Adaleti.
gibi manevi ölçülerle ilgilidir.
Banka hesabı, Allah katındaki değerin cetveli değildir.
Bu nedenle yoksulluk küçümsenme sebebi olmadığı gibi zenginlik de otomatik üstünlük sebebi değildir.
“Rabbinin Lütfundan” İfadesi Ne Anlama Gelir
Lütuf, Allah'ın insana verdiği geniş nimet ve imkânları ifade eder.Hayat.
Sağlık.
Akıl.
Rızık.
Bilgi öğrenme kabiliyeti.
Fırsatlar.
Doğal kaynaklar.
Bunların hepsi Allah'ın lütfu olarak düşünülebilir.
İnsan çalışır ve sebep kullanır.
Fakat çalışabileceği bedeni, düşünebileceği aklı ve yaşayabileceği dünyayı kendisi yaratmamıştır.
Bu yüzden mümin başarıya ulaştığında:
“Her şeyi tamamen kendim yaptım.”
diyerek mutlak bir kibire kapılmaz.
Emeğini bilir.
Ama nimetin kaynağını da unutmaz.
Allah’ın Lütfunun Geniş Olması İnsanların Hiç Çalışmadan Kazanacağı Anlamına Gelir Mi
Hayır.Allah'ın lütfu geniştir ama dünya hayatında sebepler düzeni vardır.
İnsan genellikle çalışmak zorundadır.
Öğrenmek zorundadır.
Üretmek zorundadır.
Gayret etmek zorundadır.
Bir öğrenci:
“Allah'ın lütfu geniş, o hâlde sınava çalışmayayım.”
diyemez.
Bir çiftçi tarlasını ekmeden ürün bekleyemez.
Bir iş sahibi hiçbir emek harcamadan başarı beklememelidir.
Lütfa güvenmek sebepleri terk etmek değildir.
İnsan çalışır.
Sonucu ise Allah'ın takdirine bırakır.
İnanmayan Bir İnsan Çok Başarılı Olabilir Mi
Evet.Ayet bunun mümkün olduğunu açık biçimde düşündürmektedir.
Bir insan iman etmese bile:
Disiplinli olabilir.
Çok çalışabilir.
Bilimsel bilgi üretebilir.
İşinde başarılı olabilir.
İyi bir yönetim sistemi kurabilir.
Bunların dünyadaki sonuçlarını görebilir.
Dünya hayatındaki birçok sonuç, sebep-sonuç düzenine bağlıdır.
İman, dünyadaki bütün teknik başarıların otomatik şartı değildir.
Fakat ahiret değerlendirmesi yalnız dünya başarısıyla ölçülmez.
Bir insan dünyada çok başarılı olabilir ama ahiret açısından başka bir hesapla karşılaşabilir.
Mümin Neden Bazen Dünyada Zorlanır
Çünkü iman etmek dünyada hiç sıkıntı yaşamama garantisi değildir.Peygamberler bile zorluk yaşadı.
Salih insanlar hastalandı.
Yoksulluk gördü.
Haksızlığa uğradı.
Bu nedenle:
“İman ettim, artık hayatım hep kolay olmalı.”
beklentisi doğru değildir.
Dünya imtihan alanıdır.
Bazı insanlar bollukla sınanır.
Bazıları yoklukla.
Bazıları sağlıkla.
Bazıları hastalıkla.
Sınavın biçimi farklı olabilir; asıl mesele insanın o şartlarda nasıl davrandığıdır.
Dünya Başarısı ile Ahiret Başarısı Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Dünya başarısı daha çok görünür sonuçlarla ölçülür.Para.
Makam.
Şöhret.
Üretim.
Eğitim.
Etki.
Ahiret başarısında ise ölçü çok daha derindir.
İman.
Niyet.
Takva.
Adalet.
Kul hakkı.
Salih amel.
önem kazanır.
Bir insan dünyada çok başarılı olabilir ama ahirette kaybedebilir.
Başka biri dünyada sıradan görünebilir ama Allah katında büyük değere sahip olabilir.
Dünyadaki sıralama ile ahiretteki sıralama aynı olmak zorunda değildir.
Bu yüzden insan yalnız görünür başarıya bakarak manevi sonuç hakkında kesin hüküm vermemelidir.

Allah’ın Dünya Nimetlerini Herkese Açması Adaletle Nasıl İlişkilidir
Bu durum Allah'ın dünyadaki genel rahmetinin genişliğini gösterir.İnsanların tamamı aynı inanca sahip değildir.
Ama hayatın birçok temel nimeti geniş biçimde insanlığa sunulmuştur.
Hava.
Su.
Güneş.
Toprak.
Öğrenme kabiliyeti.
Çalışma imkânı.
Bunlar insanlığa açık büyük nimetlerdir.
Bu aynı zamanda dünya hayatının imtihan yapısını korur.
Eğer her günah işleyen kişi anında yoksullaşsa ve her mümin otomatik olarak zenginleşse iman büyük ölçüde görünür maddi çıkar hesabına dönüşebilirdi.
Dünya, nihai ödül ve cezanın tam olarak dağıtıldığı yer değildir.
Nihai hesap ahirettedir.

Dünyada Nimet Verilmesi Bazen Bir Sınav Olabilir Mi
Evet.İnsan çoğu zaman sınav denildiğinde yalnız sıkıntıyı düşünür.
Oysa nimet de sınavdır.
Para verilmiştir.
Ne yapacaksın?
Güç verilmiştir.
Nasıl kullanacaksın?
Şöhret verilmiştir.
Kibirlenip insanları mı küçümseyeceksin?
Bilgi verilmiştir.
İnsanlara fayda mı sağlayacaksın, onları mı yanıltacaksın?
Nimetin büyüklüğü bazen sorumluluğun büyüklüğüdür.
Bu nedenle çok verilmiş olmak her zaman rahat bir durum değildir.
Hesabı da daha büyük olabilir.

Az Nimet Verilmiş Olmak Allah’ın Bizi Unuttuğu Anlamına Gelir Mi
Hayır.İnsan bazen başkalarının hayatına bakar.
Onların daha çok parası vardır.
Daha güzel evi vardır.
Daha fazla fırsatı vardır.
Ve:
“Allah neden ona verdi de bana vermedi?”
diye düşünebilir.
Fakat biz insanların bütün hayatını ve imtihanını göremeyiz.
Bir nimetin görünür kısmını görür, sorumluluğunu görmeyebiliriz.
Ayrıca insanın sahip olmadığı şeylere sürekli bakması, elindeki nimetleri görmesini engelleyebilir.
Az sahip olmak, Allah tarafından terk edilmiş olmak değildir.
İnsan kendi şartlarında şükür ve gayret göstermeye devam etmelidir.

İnsanların Rızıklarının Farklı Olması Haksızlık mıdır
Dünyadaki insanlar aynı imkânlarla doğmaz.Bu açıktır.
Fakat ilahi adalet, herkese aynı miktarın verilmesi anlamına gelmez.
Adalet, insanın sahip olduğu imkânlar ve şartlar dikkate alınarak değerlendirilmesidir.
Çok verilenin sorumluluğu farklı olabilir.
Az verilenin sorumluluğu farklı olabilir.
Bir insan milyonlarca liralık imkâna sahiptir.
Bir başkasının çok daha sınırlı imkânı vardır.
Allah onların hesabını aynı maddi miktar üzerinden değil, kendi şartları ve sorumlulukları üzerinden bilir.
Bu nedenle eşitlik ile adalet her zaman aynı şey değildir.

Allah’ın Lütfunun “Esirgenmemesi” Ne Anlama Gelir
Ayetin sonundaki ifade, Allah'ın dünya lütfunun dar bir grubun tekeline kapatılmadığını göstermektedir.İnsan:
“Ben şu millettenim, bütün nimetler yalnız bize ait.”
diyemez.
“Ben şu dine mensubum, dünyada başarılı olmak yalnız bizim hakkımızdır.”
diyemez.
Allah'ın yaratma düzeni geniştir.
Farklı toplumlar gelişebilir.
Farklı milletler bilim üretebilir.
Farklı insanlar servet sahibi olabilir.
Bu durum insanı kibirden korumalıdır.
Allah'ın lütfu bizim grup sınırlarımıza sığmayacak kadar geniştir.

Bu Ayet İnsanlar Arasında Kıskançlığa Nasıl Bir Cevap Verir
İnsan başkasının sahip olduklarını gördüğünde kıskanabilir.“Niye onda var?”
“Niye bende yok?”
diye düşünebilir.
Ayet bize rızkın Allah'ın geniş lütfu içerisinde dağıtıldığını hatırlatır.
Bu, insanın çalışmayı bırakması anlamına gelmez.
Daha iyisi için çabalayabilir.
Ama başkasının nimetine düşmanlık beslemek yerine kendi payını ve sorumluluğunu düşünmelidir.
Başkasının nimeti senin nimetine yapılmış bir saldırı değildir.
İnsan kıskançlık yerine gayret ve şükürle hareket ettiğinde kendi iç huzurunu da korur.

İsrâ Suresi 18, 19 ve 20. Ayetler Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır
Bu üç ayet birlikte son derece güçlü bir hayat dengesi kurar.18. ayette:
Yalnız dünya hayatını isteyen insan anlatılır.
19. ayette:
Ahireti isteyen, iman eden ve bunun için gayret gösteren kişi anlatılır.
20. ayette ise:
Her iki gruba da dünya hayatında Allah'ın lütfundan verilebileceği bildirilir.
Bu sıralama önemli bir yanlış anlamayı ortadan kaldırır.
Dünyada çok mal verilmesi:
“Bu kişi kesin doğru yoldadır.”
anlamına gelmez.
Az verilmesi de:
“Bu kişi kesin değersizdir.”
demek değildir.
Dünya nimetleri imtihandır; nihai değer ölçüsü ahirette ortaya çıkar.

İsrâ Suresi 20. Ayetin En Büyük Manevi Mesajı Nedir
Bu ayetin en büyük manevi mesajlarından biri şudur:Allah'ın sana verdiğini üstünlük sebebi değil, emanet olarak gör.
Zenginlik verildiyse şükret.
Bilgi verildiyse paylaş.
Güç verildiyse adaletli kullan.
Sağlık verildiyse kıymetini bil.
Başarı verildiyse kibirlenme.
Çünkü nimet senin Allah katında kesin olarak başkasından üstün olduğunu göstermez.
Tam tersine:
“Bu nimetin hesabını nasıl vereceğim?”
sorusunu doğurmalıdır.
Nimet insanın değeri değil, imtihanının malzemesi olabilir.

İsrâ Suresi 20. Ayetin Sonuç Olarak Bize Anlattığı Nedir
İsrâ Suresi'nin 20. ayeti, Allah'ın dünya hayatındaki lütfundan hem dünyayı isteyenlere hem de ahireti isteyenlere verebildiğini ve dünya nimetlerinin dar bir grubun tekelinde olmadığını bildirmektedir.Bu ayetin ilk büyük mesajı, Allah'ın lütfunun genişliğidir.
Dünya Allah'ın mülküdür.
Güneş herkese doğar.
Su insanlığın temel ihtiyacıdır.
Toprak herkese üretim imkânı sunabilir.
İnsan akıl sahibi olarak öğrenir ve üretir.
Bu geniş düzen Allah'ın yaratma lütfunun büyüklüğünü gösterir.
Allah'ın dünya rahmeti insanın kurduğu dar kimlik sınırlarından daha geniştir.
İkinci büyük mesaj, dünya nimeti ile Allah'ın rızasını birbirine karıştırmamaktır.
Bir insan zenginleşebilir.
Bu onun Allah katında kesin olarak üstün olduğunu göstermez.
Bir insan fakir olabilir.
Bu da Allah tarafından değersiz görüldüğünün kanıtı değildir.
Bu ayrım son derece önemlidir.
Maddi durum, manevi hüküm değildir.
Üçüncü büyük mesaj, başarının da imtihan olmasıdır.
İnsan başarısızlıkta Allah'ı hatırlayabilir.
Ama başarı geldiğinde unutabilir.
İşi büyür.
Parası artar.
İnsanlar onu tanır.
Ve bir süre sonra her şeyi kendisinin yaptığını düşünebilir.
Ayet burada insanın kalbine şu soruyu yöneltir:
“Sana verilen şey seni Allah'a mı yaklaştırıyor, kendine mi hayran bırakıyor?”
Dördüncü büyük mesaj, sıkıntının Allah'ın terk etmesi anlamına gelmemesidir.
Mümin de zorluk yaşayabilir.
Maddi sıkıntı görebilir.
Hastalanabilir.
İşini kaybedebilir.
Bu durum onun Allah katındaki değerini otomatik olarak düşürmez.
Peygamberlerin hayatındaki zorluklar bunun en açık örneklerinden biridir.
Sıkıntı her zaman ceza, bolluk da her zaman ödül değildir.
Beşinci büyük mesaj, sebep-sonuç düzenidir.
Allah dünya hayatında belirli yasalar yaratmıştır.
Çalışmak çoğu zaman sonuç doğurur.
Bilgi öğrenmek başarı ihtimalini artırır.
Planlama fayda sağlar.
Bu düzen inanç ayrımı yapmadan çalışabilir.
Bu nedenle bir toplum:
“Biz iman ediyoruz, çalışmamıza gerek yok.”
diyemez.
Dua, tembelliğin yerine geçen bir araç değildir.
Mümin çalışır.
Hem de elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışır.
Altıncı büyük mesaj, başkalarının başarısını küçümsememektir.
İnsan bazen kendisinden farklı inanca sahip bir toplumun bilimsel, ekonomik veya teknolojik başarısını görünce bunu kabul etmek istemeyebilir.
Oysa başarı varsa bunun sebeplerini doğru değerlendirmek gerekir.
Disiplin.
Eğitim.
Planlama.
Çalışma.
bunlar sonuç üretebilir.
Hakikat, hoşumuza gitmese de hakikattir.
Mümin başkasının başarısından ders alabilir.
Yedinci büyük mesaj, nimet karşısında şükürdür.
Allah bir insana çok şey verebilir.
Ancak nimetin en güzel karşılığı şükürdür.
Şükür:
“Çok şükür.”
demekle başlar ama orada bitmez.
Malı doğru kullanmak.
İsraf etmemek.
Haksız kazançtan uzak durmak.
İhtiyaç sahibini gözetmek.
da şükrün davranış boyutudur.
Nimeti doğru kullanmak, nimete teşekkür etmenin en güçlü biçimlerinden biridir.
Sekizinci büyük mesaj, kıskançlıktan korunmaktır.
Başkalarının sahip olduklarına sürekli bakmak insanın kendi hayatını küçümsemesine neden olabilir.
Oysa herkesin imtihanı farklıdır.
Birinin sahip olduğu servetin içindeki sorumluluğu bilmiyoruz.
Birinin dışarıdan güzel görünen hayatının içindeki zorlukları da bilmiyoruz.
Bu yüzden insan başkasının hayatını yalnız dış görüntüsüyle değerlendirmemelidir.
Karşılaştırma huzuru azaltabilir; şükür ise insanın kendi nimetini görmesini sağlar.
Dokuzuncu büyük mesaj, nimetin miktarından çok kullanım biçiminin önemli olmasıdır.
İki insandan birinin çok parası olabilir.
Diğerinin az.
Ama az parası olan çok daha cömert olabilir.
Birinin büyük makamı vardır.
Diğerinin küçük bir sorumluluğu.
Ama küçük sorumluluğu olan görevini daha adaletli yapabilir.
Allah katındaki değer yalnız:
“Ne kadarın vardı?”
sorusunda değildir.
“Elindekini ne yaptın?”
sorusu da önemlidir.
Onuncu büyük mesaj, dünya ile ahiret hesabını birbirinden ayırmaktır.
Dünyada nimetlerin dağılımı ahiretteki hükmün aynısı değildir.
İnsan burada başarılı olabilir ve orada kaybedebilir.
Burada az imkâna sahip olabilir ama Allah katında büyük değer kazanabilir.
Bu nedenle insan bütün hesabını dünyadaki görünür sonuçlara göre yapmamalıdır.
Dünya tabloyu gösterir; ahiret ise nihai hesabı tamamlar.
On birinci büyük mesaj, toplumsal kibirden sakınmaktır.
Bir millet zenginleşebilir.
Bilimde gelişebilir.
Askerî güç elde edebilir.
Bu durum:
“Biz Allah katında bütün milletlerden üstünüz.”
demek için delil değildir.
Başka bir millet de ilerleyebilir.
Çünkü Allah'ın dünyadaki lütfu geniştir.
Medeniyet başarısı ahlaki dokunulmazlık belgesi değildir.
Güç elde eden toplumun da adalet sınavı devam eder.
On ikinci büyük mesaj, Allah'ın lütfuna güvenerek çalışmaktır.
İnsan elinden geleni yapar.
Ama sonuçları tamamen kendisine bağlamaz.
İşleri iyi gittiğinde şükreder.
Kötü gittiğinde yeniden gayret eder.
Çünkü rızkın nihai sahibini bilir.
Bu bilinç insanı iki uçtan korur:
Başarıdaki kibirden ve başarısızlıktaki mutlak umutsuzluktan.
İsrâ Suresi'nin 20. ayeti bugün insanın kendisine şu soruları sordurur:
Zenginliği Allah'ın kesin sevgisinin kanıtı mı sanıyorum?
Fakirliği Allah'ın terk etmesi olarak mı görüyorum?
Başkasının başarısını kıskanıyor veya küçümsüyor muyum?
Bana verilen nimetleri emanet olarak mı görüyorum?
Çalışmadan yalnız sonuç mu bekliyorum?
Başarımı tamamen kendime mi bağlıyorum?
Sahip olduklarım arttıkça şükrüm de artıyor mu?
Allah'ın lütfunun benim ait olduğum grubun sınırlarından daha geniş olduğunu kabul edebiliyor muyum?
Bu sorular ayetin insanın dünya nimetlerine bakışını kökten değiştirebilecek kadar güçlü olduğunu gösterir.
Çünkü İsrâ Suresi'nin 20. ayeti bize şunu hatırlatmaktadır:
Dünya nimeti bir ayrıcalık belgesi değil, bir imtihan aracıdır.
Sonuç olarak bu ayet bize şunu öğretmektedir:
Allah'ın lütfunu daraltma.
Serveti manevi üstünlük sanma.
Yoksulu Allah tarafından değersiz görülmüş kabul etme.
Başkasının nimetini kıskanma.
Kendi nimetine şükret.
Çalış ve sebeplere sarıl.
Başarı geldiğinde kibirlenme.
Az verildiğinde umudunu kaybetme.
Ve sana verilen her şeyin bir gün nasıl kullandığının sorulacağı bir emanet olduğunu unutma.
Çünkü Allah'ın dünya lütfu geniştir; fakat insanın gerçek değeri yalnız ne kadar aldığıyla değil, aldığı şeyi nasıl kullandığıyla ortaya çıkar.
⠀
Son Söz
⠀“Allah’ın lütfu bizim çizdiğimiz sınırlarla daralmaz; dünyada farklı insanlara farklı nimetler, imkânlar ve fırsatlar verilebilir. Bu yüzden başkasının servetine bakıp onun Allah katında senden üstün olduğunu düşünme, kendi sıkıntına bakıp terk edildiğini de sanma. Sana verilenin miktarından önce onunla ne yaptığını düşün. Çünkü mal, güç, sağlık, bilgi ve başarı birer ödül gibi görünse de aynı zamanda birer emanettir. Gerçek zenginlik, nimetin çokluğu değil; nimetin insanı şükre, adalete ve iyiliğe götürmesidir.”
Ersan Karavelioğlu
Sıradaki başlık önerisi: