İşlenen Suçun Derecesi Nasıl Belirlenir
“Adalet yalnızca bir fiile ‘suç’ adını vermek değildir; o fiilin nasıl, neden, hangi iradeyle, kime karşı ve ne sonuç doğurarak işlendiğini birbirinden ayırabilecek kadar hassas bir ölçü kurabilmektir.”
Ersan Karavelioğlu
“İşlenen suçun derecesi” günlük dilde sık kullanılan bir ifade olsa da Türk Ceza Kanunu’nda bütün suçları tek bir cetvel üzerinde “birinci derece, ikinci derece, üçüncü derece suç” şeklinde sıralayan genel bir sistem bulunmaz.
Türkiye’de değerlendirme daha ayrıntılıdır.
Önce işlenen fiilin hangi suçu oluşturduğu belirlenir.
Daha sonra olayın:
gibi unsurlar değerlendirilir.
Türk Ceza Kanunu’nun cezanın belirlenmesine ilişkin 61. maddesi de hâkimin temel cezayı belirlerken suçun işleniş biçimi, kullanılan araçlar, zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, oluşan zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksirinin ağırlığı ile amaç ve saiki gibi ölçütleri dikkate almasını öngörür.
Bu nedenle hukuken doğru soru çoğu zaman:
“Bu suç kaçıncı derecededir?”
değil,
“Somut olayda suçun hukuki niteliği ve failin ceza sorumluluğunun ağırlığı nasıl belirlenir?”
olmalıdır.
Önce Fiilin Gerçekten Suç Olup Olmadığı Belirlenir
Her ahlaken yanlış veya toplumsal olarak rahatsız edici davranış ceza hukuku anlamında suç değildir.
Ceza hukukunun başlangıç noktası kanunilik ilkesidir.
Bir kişiye ceza verilebilmesi için fiilin işlendiği sırada kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Ayrıca suç ve ceza içeren hükümler fail aleyhine kıyas yoluyla genişletilemez. Anayasa Mahkemesi de bu ilkenin, kişilerin hangi davranışın hangi cezai sonucu doğuracağını yeterli açıklıkla öngörebilmesini güvence altına aldığını vurgulamaktadır.
Dolayısıyla ilk soru:
“Bu davranış hangi suç tipinin unsurlarını oluşturuyor?”
sorusudur.
Suçun Kanundaki Temel Hâli Nedir
Her suçun kanunda tanımlanmış bir temel biçimi vardır.
Örneğin kanun:
bir davranışın hangi unsurlar altında hırsızlık,
yaralama,
tehdit,
dolandırıcılık,
öldürme
gibi belirli bir suç oluşturacağını tanımlar.
Bunun karşılığında da bir ceza aralığı öngörür.
Hâkim önce somut olayın hangi suç tipine uyduğunu belirler.
Çünkü cezanın ağırlığını belirlemeye başlamadan önce hukuki nitelendirmenin doğru yapılması gerekir. Suç ve cezanın kanunda açık biçimde öngörülmesi kanunilik ilkesinin temel sonucudur.
“Nitelikli Hâl” Suçun Ağırlığını Nasıl Değiştirir
Bazı suçların kanunda ayrıca düzenlenmiş nitelikli hâlleri vardır.
Örneğin belirli bir suçun:
silahla,
birden fazla kişiyle,
belirli mağdurlara karşı,
belirli yer veya koşullarda
işlenmesi o suç bakımından kanunda özel olarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış olabilir.
Fakat önemli nokta şudur:
Her ağır görünen özellik otomatik olarak her suç için ağırlaştırıcı neden değildir.
Kanunda o suç bakımından böyle bir düzenleme bulunması gerekir.
Örneğin tehdit suçunun silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi Türk Ceza Kanunu’nda ayrıca nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir.
Kast Suçun Derecesini Nasıl Etkiler
Ceza hukukunda kişinin ne yaptığını istemesi ve bilmesi çok önemlidir.
Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesini ifade eder.
Bu nedenle:
kazara meydana gelen bir sonuçla,
bilerek gerçekleştirilen bir sonuç
aynı biçimde değerlendirilmez.
Failin kastının ağırlığı, hâkimin temel cezayı belirlerken dikkate aldığı ölçütlerden biridir.
Doğrudan Kast İle Olası Kast Arasında Fark Var mıdır
Evet.
Bir kişi sonucu doğrudan amaçlayabilir.
Örneğin:
“Bu sonucu meydana getirmek istiyorum.”
şeklindeki irade doğrudan kastın tipik görüntüsüdür.
Buna karşılık kişi sonucu doğrudan amaçlamamakla birlikte meydana gelebileceğini öngörüp:
“Olursa olsun.”
anlamına gelen bir kabulle hareket edebilir.
Bu durum ceza hukukunda olası kast kapsamında değerlendirilebilir.
Türk Ceza Kanunu kast ve olası kastı ayrı biçimde düzenlemektedir.
Taksirle İşlenen Suç Neden Farklı Değerlendirilir
Taksirde kişi genellikle yasaklanan sonucu istemez.
Ancak gereken:
dikkat,
özen,
tedbir
yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle sonuç meydana gelir.
Örneğin bazı trafik, iş güvenliği veya mesleki faaliyet olaylarında tartışmanın merkezi:
“Fail sonucu istedi mi?”
değil,
“Göstermesi gereken dikkat ve özeni gösterdi mi?”
sorusudur.
Türk Ceza Kanunu taksirli fiillerin ancak kanunda açıkça belirtilen hâllerde cezalandırılacağını ve taksirli suçta cezanın failin kusuruna göre belirleneceğini düzenler.
Bilinçli Taksir Nedir Ve Neden Daha Ağırdır
Bilinçli taksirde kişi bir sonucun ortaya çıkabileceğini öngörür, ancak gerçekleşmesini istemez ve gerçekleşmeyeceğine güvenir.
Burada klasik taksirden farklı olarak tehlikenin farkındadır.
Bu nedenle hukuk:
“Sonucu hiç öngörmedi.”
durumuyla,
“Sonucun olabileceğini biliyordu ama gerçekleşmeyeceğini düşündü.”
durumunu aynı görmez.
Türk Ceza Kanunu bilinçli taksir hâlinde taksirli suça ilişkin cezanın artırılmasını öngörmektedir.
Ortaya Çıkan Zarar Suçun Ağırlığını Etkiler mi
Evet, ancak bunun nasıl etkilediği ilgili suç tipine bağlıdır.
Türk Ceza Kanunu’nun 61. maddesine göre hâkim temel cezayı belirlerken meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını dikkate alabilir.
Örneğin aynı suç tipinin sınırları içerisinde:
çok sınırlı zarar oluşturan bir fiille,
son derece ağır sonuçlar oluşturan bir fiil
somut cezanın belirlenmesinde aynı değerlendirmeye tabi tutulmayabilir.
Fakat sonuç ne kadar kötü olursa olsun, kanunda bulunmayan yeni bir suç veya ağırlaştırıcı neden hâkim tarafından kendiliğinden yaratılamaz.
Mağdurun Kim Olduğu Suçun Ağırlığını Değiştirebilir mi
Bazı suçlarda evet.
Kanun belirli mağdur özelliklerini nitelikli hâl olarak düzenleyebilir.
Örneğin ilgili suç tipine göre:
çocuk,
kendini savunamayacak kişi,
yakın akraba,
kamu görevlisi
gibi özellikler hukuken önem taşıyabilir.
Ancak yine temel ilke aynıdır:
Mağdurun özelliğinin hangi hukuki sonucu doğuracağı ilgili suç maddesinden belirlenir.
Bu nedenle bütün suçlara uygulanabilecek tek bir “mağdur cetveli” yoktur.
Suçun İşleniş Biçimi Neden Önemlidir
Aynı suç tipi çok farklı şekillerde işlenebilir.
Planlama,
hazırlık,
uygulanan yöntem,
kullanılan araç,
olayın süresi,
eylemin yoğunluğu
somut olayın ağırlığı bakımından önemli olabilir.
TCK 61, hâkimin temel cezayı belirlerken suçun işleniş biçimini ve kullanılan araçları dikkate almasını açıkça öngörmektedir.
Bu yüzden hukuk yalnızca:
“Ne oldu?”
sorusunu sormaz.
Aynı zamanda:
“Nasıl oldu?”
sorusuyla da ilgilenir.

Suçun İşlendiği Yer Ve Zaman Neden Önem Taşıyabilir
Yer ve zaman bazı suçların nitelikli hâlinin doğrudan unsuru olabilir.
Bunun dışında Türk Ceza Kanunu’nun temel cezanın belirlenmesine ilişkin sisteminde suçun işlendiği zaman ve yer de değerlendirme ölçütleri arasındadır.
Çünkü aynı fiilin:
insanların bulunmadığı bir yerde,
kalabalık bir ortamda,
gece,
özel koruma altındaki bir mekânda
gerçekleştirilmesi farklı tehlikeler yaratabilir.
Fakat hangi unsurun cezayı ne şekilde değiştireceği yine kanuni düzenlemeye göre belirlenir.

Failin Amacı Ve Saiki Önemli midir
Evet.
Amaç ve saik, failin neden hareket ettiğinin anlaşılmasına yardımcı olur.
İki kişi dışarıdan benzer görünen bir davranışı farklı amaçlarla gerçekleştirebilir.
Örneğin:
maddi çıkar,
intikam,
korkutma,
başka bir suçu kolaylaştırma
gibi amaçlar bazı suç tiplerinde özel hukuki sonuçlar doğurabilir.
Ayrıca TCK 61, temel cezanın belirlenmesinde failin amaç ve saikini dikkate alınabilecek ölçütler arasında saymaktadır.

Suç Tamamlanmadan Kalırsa Ne Olur
Fail suç işlemeye yönelik icra hareketlerine doğrudan başlamış ancak elinde olmayan nedenlerle suçu tamamlayamamışsa teşebbüs gündeme gelebilir.
Bu durumda hukuk:
tamamlanmış suç
ile
teşebbüs aşamasında kalan suç
arasında ayrım yapar.
Türk Ceza Kanunu’nun teşebbüse ilişkin düzenlemesi, cezanın belirlenmesinde meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığının dikkate alınmasını öngörür.
Bu yüzden bir kişinin:
“Suçu gerçekleştirmek istedi ama sonuç gerçekleşmedi.”
durumu cezasızlık anlamına gelmeyebilir.

Fail Kendi İsteğiyle Vazgeçerse Aynı Şekilde mi Değerlendirilir
Hayır.
Kişi suçun icra hareketlerinden gönüllü olarak vazgeçmişse veya kendi çabasıyla suçun tamamlanmasını ya da sonucun gerçekleşmesini önlemişse gönüllü vazgeçme hükümleri gündeme gelebilir.
Bu durum, suçun failin iradesi dışında tamamlanamamasıyla aynı değildir.
Ceza hukukunun bu ayrımı önemlidir:
Birinde kişi suçun gerçekleşmesini ister fakat dış koşullar engeller.
Diğerinde ise kişinin kendi iradesi geri dönüşün parçası olur.
Türk Ceza Kanunu teşebbüs ve gönüllü vazgeçmeyi ayrı hükümler altında düzenlemektedir.

Suça Katılan Herkes Aynı Cezayı mı Alır
Her zaman değil.
Ceza hukuku:
fail, azmettiren ve yardım eden
gibi farklı iştirak biçimlerini ayırır.
Önemli olan yalnızca olay yerinde bulunmak değildir.
Kişinin:
ne yaptığı,
hangi iradeyle yaptığı,
suç üzerindeki hâkimiyeti,
başkasını yönlendirip yönlendirmediği,
ne ölçüde yardım ettiği
incelenir.
Türk Ceza Kanunu iştirak biçimlerini ayrı hükümler altında düzenler; bu nedenle suçtaki rol doğru belirlenmeden ceza sorumluluğunun ağırlığı da sağlıklı biçimde belirlenemez.

Haksız Tahrik Suçun Derecesini Azaltabilir mi
Belirli şartlarda cezada indirim nedeni olabilir.
Haksız tahrik, kişinin maruz kaldığı haksız bir fiilin oluşturduğu hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesiyle ilgili bir ceza hukuku kurumudur.
Ancak:
“Sinirlendim.”
demek tek başına haksız tahrik değildir.
Kanundaki şartların somut olayda gerçekleşmesi gerekir.
TCK 29 haksız tahriki cezada indirim nedeni olarak düzenlemektedir.

Yaş, Akıl Sağlığı Ve Algılama Yeteneği Neden Önemlidir
Ceza hukukunda yalnızca yapılan fiile değil, kişinin kusur yeteneğine de bakılır.
Özellikle çocuklar bakımından yaş grupları ve kişinin yaptığı fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği önemlidir.
Türk Ceza Kanunu çocukların ceza sorumluluğunu yaş gruplarına göre özel olarak düzenlemekte; bazı durumlarda ceza sorumluluğunu kaldırmakta, bazı durumlarda ise azaltılmış ceza öngörmektedir.
Benzer şekilde bazı akıl hastalığı durumları da ceza sorumluluğunu ortadan kaldırabilir veya azaltabilir.
Dolayısıyla:
aynı fiil + farklı kusur yeteneği = her zaman aynı ceza
demek değildir.

Hâkim Cezayı İstediği Gibi Belirleyebilir mi
Hayır.
Hâkimin takdir yetkisi vardır fakat bu sınırsız bir serbestlik değildir.
Önce kanunda suç için belirlenmiş ceza çerçevesi esas alınır.
Daha sonra kanunun gösterdiği kriterler somut olaya uygulanır.
TCK 61 kapsamında hâkim özellikle:
değerlendirerek temel cezayı kanundaki sınırlar içerisinde belirler.
Daha sonra somut olayda uygulanması gereken diğer artırma veya indirme hükümleri ayrıca devreye girebilir.
Bu yüzden ceza hukuku matematik kadar mekanik değildir; fakat keyfî de değildir.

İşlenen Suçun Derecesini Belirlemenin En Derin Hukuki Mantığı Nedir
Bir olayın yalnızca sonucuna bakmak adalet için yeterli değildir.
İki insan aynı zararı meydana getirmiş olabilir.
Fakat biri bunu:
bilerek,
planlayarak,
sonucu özellikle isteyerek
yapmış olabilir.
Diğeri ise:
dikkatsizlik,
ihmal,
öngörü hatası
nedeniyle aynı sonuca yol açmış olabilir.
Başka bir olayda fail suçu tamamlamış olabilir.
Bir diğerinde teşebbüs aşamasında kalmış olabilir.
Bir kişi suçu doğrudan işlemiş olabilir.
Diğeri yalnızca sınırlı yardım sağlamış olabilir.
Bir olayda ağır bir zarar doğmuş olabilir.
Diğerinde yalnızca tehlike ortaya çıkmış olabilir.
İşte ceza hukukunun büyük problemi tam burada başlar:
Benzer görünen olayların ahlaki ve hukuki ağırlıkları gerçekten aynı mıdır?
Modern ceza hukukunun cevabı büyük ölçüde:
Hayır.
Bu nedenle hukuk yalnızca sonuca değil;
birlikte bakar. Türkiye’de cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin TCK 61’in temel mantığı da budur.
Ancak bunun da üzerinde çok önemli bir sınır vardır:
Hâkim, kişiyi “çok kötü biri” olarak gördüğü için kanunda bulunmayan bir suç veya ceza yaratamaz.
Anayasa’nın suç ve cezada kanunilik ilkesi ile TCK’nın kıyas yasağı, ceza devletinin gücünü de sınırlar. Bir kişinin cezalandırılması kadar, yalnızca kanunun izin verdiği ölçüde cezalandırılması da adaletin parçasıdır.
Bu nedenle “suçun derecesi” aslında tek bir rakam değildir.
O, bir bütün olarak:
Fiil neydi?
Fail neyi biliyordu?
Neyi istedi?
Ne kadar zarar verdi?
Hangi şartlarda hareket etti?
Suçtaki rolü neydi?
Kanun bu koşullara hangi sonucu bağlıyor?
sorularının birlikte cevaplanmasıdır.
Ve belki ceza hukukunun en zarif fakat en zor ilkesi şudur:
Adalet, bütün suçları aynı görmek değildir; birbirine benzeyen olayların arasındaki hukuken anlamlı farkları görebilmektir.
“Gerçek adalet yalnızca suçluya ceza vermek değildir; kastla kazayı, faille yardım edeni, tamamlanmış suçla teşebbüsü ve ağır zararla hafif sonucu birbirinden ayıracak kadar dikkatli davranmaktır.”
Ersan Karavelioğlu
Son düzenleme: