A‘râf Suresi 198. Ayette “Onları Doğru Yola Çağırsan İşitmezler; Sana Baktıklarını Görürsün Fakat Onlar Görmezler” İfadesi Ne Anlama Gelir
“Bakmak her zaman görmek, duymak her zaman anlamak değildir. Hakikat yalnız gözün önünde bulunmakla değil, insanın ona gerçekten açık olmasıyla fark edilir.”
Ersan Karavelioğlu
A‘râf Suresi'nin:
- ayetinden:
Kur’an:
Allah’a:
ortak koşulan:
varlıkların:
acizliğini:
adım adım:
ortaya:
koymaktadır.
- ayette:
hiçbir şey:
yaratamadıkları
ve:
kendilerinin:
yaratılmış:
oldukları:
söylenmişti.
- ayette:
yardım:
edemedikleri,
kendilerine bile:
yardım:
edemedikleri:
bildirilmişti.
- ayette:
çağırmakla:
susmak:
arasında:
fark:
olmadığı:
anlatılmıştı.
- ayette:
denilmişti.
- ayette:
soruları:
yöneltilmişti.
- ayette:
gerçek:
dayanağı:
açıklanmıştı:
“Benim velim, Kitab’ı indiren Allah’tır.”
- ayette:
başka:
ilahlaştırılanların:
insanlara:
ve:
kendilerine:
mutlak:
yardım:
sağlayamayacağı:
bir kez daha:
vurgulanmıştı.
- ayet:
tevhid:
eleştirisini:
şöyle:
tamamlar:
“Onları doğru yola çağırsan işitmezler. Sana baktıklarını görürsün; fakat onlar görmezler.”
Ayetin yaklaşık anlamı şöyledir:
“Eğer onları doğru yola çağırırsanız işitmezler. Sen onları sana bakıyor gibi görürsün; hâlbuki onlar görmezler.”
Burada:
özellikle:
ilahlaştırılan:
putların:
görünüşüyle:
gerçekliği:
arasındaki:
fark:
ortaya:
konur.
Yüzleri:
vardır.
Göz:
şekilleri:
vardır.
Sanki:
bakıyorlarmış:
gibi:
görünebilirler.
Ama:
gerçekte:
görmezler.
Onlara:
seslenilir.
Fakat:
işitmezler.
Kur’an:
böylece:
çok:
temel:
bir:
ölçü:
öğretir:
Görüntü ile hakikat aynı şey değildir.
“Onları Hidayete Çağırsanız İşitmezler” Ne Demektir
Ayette:“Ve in ted‘ûhum ile’l-hüdâ lâ yesme‘û…”
ifadesi:
yer alır.
Yaklaşık:
anlamıyla:
“Onları doğru yola çağırsanız işitmezler.”
Bağlam:
ilahlaştırılan:
putlarla:
ilgilidir.
İnsan:
onlara:
seslenebilir.
Bir:
şey:
söyleyebilir.
Ama:
onlar:
bilinçli:
bir:
işitme:
gerçekleştiremez.
Bu:
onların:
ilahî:
bir:
iradeye:
sahip:
olmadığını:
gösteren:
bir:
başka:
delildir.
Putlara “Hidayet” Çağrısı Yapılması Nasıl Anlaşılmalıdır
Buradaki:ifade:
putların:
ahlaki:
sorumluluğu:
olan:
insanlar:
gibi:
hidayete:
muhtaç:
olduğu:
anlamında:
değildir.
Daha çok:
şunu:
gösteren:
retorik:
bir:
anlatımdır:
Onları çağırırsınız ama karşılık veremezler.
Bir:
yöne:
çağırsanız:
gelemezler.
Bir:
şey:
söyleseniz:
işitemezler.
Yani:
kendilerine:
yüklenen:
ilahî:
özelliklerle:
gerçek:
durumları:
arasında:
çok:
büyük:
bir:
fark:
vardır.
“İşitmezler” İfadesi Neden Önemlidir
Çünkü:dua:
ve:
çağrı:
karşısında:
bir:
ilahın:
işitebilmesi:
beklenir.
Ama:
put:
işitmez.
Ses:
ona:
ulaşsa:
bile:
bilinçli:
bir:
algılama:
yoktur.
İnsan:
karşısında:
saatlerce:
konuşabilir.
Ama:
put:
ne:
anlar,
ne:
karar:
verir,
ne de:
kendi:
iradesiyle:
karşılık:
verir.
Kur’an:
işte:
bu:
gerçekliği:
gözler:
önüne:
serer.
“Sana Baktıklarını Görürsün” Ne Anlama Gelir
Putların:yüzleri:
insana:
benzeyebilir.
Gözleri:
oyulmuş:
veya:
çizilmiş:
olabilir.
Karşısında:
durduğunda:
sanki:
sana:
bakıyormuş:
gibi:
görünebilir.
Ayet:
bu:
görsel:
izlenimi:
kullanır:
“Onları sana bakıyor görürsün…”
Ama:
hemen:
ardından:
gerçeği:
söyler:
“…fakat onlar görmezler.”
Yani:
göz biçimi vardır ama görme yoktur.
Gözün Olması ile Görmek Arasında Nasıl Bir Fark Vardır
Çok:büyük:
bir:
fark:
vardır.
Bir:
heykelin:
gözü:
olabilir.
Ama:
bu:
yalnız:
şekildir.
Görmek:
ise:
canlı:
bir:
algı:
ve:
işlevdir.
Ayet:
insana:
şunu:
hatırlatır:
Bir şeyin görüntüsü, o şeyin gerçekten o özelliğe sahip olduğunu kanıtlamaz.
Göz:
şekli:
görmek:
değildir.
Kulak:
şekli:
işitmek:
değildir.
El:
şekli:
güç:
kullanmak:
değildir.
Ayak:
şekli:
yürümek:
değildir.
Bu Ayet Görme veya İşitme Engelli İnsanları mı Eleştiriyor
Hayır.Kesinlikle:
böyle:
anlaşılmamalıdır.
Ayet:
insanlardaki:
görme:
veya:
işitme:
engelliliğini:
ahlaki:
bir:
kusur:
olarak:
sunmaz.
Buradaki:
konu:
cansız putlara ilahî kudret verilmesidir.
Görme:
engelli:
bir:
insanın:
insanlık:
değeri:
eksilmez.
İşitme:
engelli:
bir:
insanın:
ahlaki:
değeri:
azalmaz.
Fiziksel:
bir:
engel:
iman,
ahlak
veya:
insanlık:
değeriyle:
eşitlenemez.
Görüntü Neden İnsanı Bu Kadar Kolay Etkileyebilir
Çünkü:insan:
gördüğü:
şeylerden:
çok:
etkilenir.
Büyük:
bir:
heykel:
görür.
Etkilenir.
Görkemli:
bir:
yapı:
görür.
Etkilenir.
Bir:
insanın:
güçlü:
görüntüsünü:
görür.
Etkilenir.
Ama:
görkem:
her zaman:
gerçek:
güç:
demek:
değildir.
Kur’an:
insanın:
görüntünün:
arkasına:
bakmasını:
ister.
“Gerçekte ne var?”
diye:
sordurur.
Bu Ayet “Görünüşe Aldanma” Mesajı da Taşır mı
Doğrudan:bağlam:
putlardır.
Fakat:
ayet:
bize:
çok:
değerli:
bir:
genel:
düşünme:
ilkesi:
de:
kazandırabilir:
Görüntü ile hakikati birbirinden ayır.
Bir:
şey:
çok:
güçlü:
görünebilir.
Ama:
zayıf:
olabilir.
Çok:
güvenilir:
görünebilir.
Ama:
güvenilir:
olmayabilir.
Çok:
dindar:
görünebilir.
Ama:
ahlakı:
başka:
bir:
şey:
söyleyebilir.
Bu nedenle:
insan:
yalnız:
görünüşe:
değil,
gerçek davranışa ve hakikate
bakmalıdır.
İnsanlar Bazen “Görüyor Gibi” Olup Gerçekte Görmeyebilir mi
Mecazi:anlamda:
evet.
Kur’an’ın:
başka:
ayetlerinde de:
insanın:
gözünün:
çalışmasına:
rağmen:
hakikati:
görmemesi:
ahlaki:
ve:
manevi:
bir:
körlük:
benzetmesiyle:
anlatılabilir.
Ancak:
A‘râf 198’in:
doğrudan:
bağlamında:
öncelikli:
olarak:
putların:
gerçek:
görme:
yeteneğinin:
olmamasından:
söz:
edilmektedir.
Bu:
ayrımı:
korumak:
önemlidir.
Bakmak ile Görmek Aynı Şey midir
Hayır.Bu:
ayetin:
üzerinde:
düşündürdüğü:
çok:
güzel:
bir:
farktır.
İnsan:
bir:
şeye:
bakabilir.
Ama:
ayrıntısını:
görmeyebilir.
Bir:
insanın:
yüzüne:
bakabilir.
Ama:
üzgün:
olduğunu:
fark:
etmeyebilir.
Her gün:
aynı:
evde:
yaşadığı:
bir:
nimete:
bakabilir.
Ama:
değerini:
görmeyebilir.
Bu:
ayet:
doğrudan:
putları:
anlatsa da:
“bakmak ile gerçekten görmek arasındaki fark”
insan:
hayatı:
için:
çok:
güçlü:
bir:
tefekkür:
alanıdır.

Duymak ile Dinlemek Arasında da Benzer Bir Fark Var mıdır
Evet.İnsan:
sesleri:
işitebilir.
Ama:
söyleneni:
gerçekten:
dinlemeyebilir.
Bir:
insan:
sana:
derdini:
anlatır.
Sen:
kelimelerini:
duyarsın.
Ama:
onu:
anlamazsın.
Kur’an:
insana:
yalnız:
fiziksel:
duyularını:
değil,
anlama ve değerlendirme yeteneğini
de:
kullanmasını:
öğütler.
Bu:
nedenle:
hakikate:
açık:
olmak:
yalnız:
kulağın:
çalışmasıyla:
bitmez.

Bir Şeyin İnsan Şeklinde Olması Ona İnsan Özellikleri Kazandırır mı
Hayır.Bir:
heykelin:
insan:
yüzü:
olabilir.
Elleri:
olabilir.
Ayakları:
olabilir.
Gözleri:
ve:
kulakları:
olabilir.
Ama:
bunların:
hepsi:
biçim:
olabilir.
Şekil:
ile:
işlev:
aynı:
şey:
değildir.
Ayet:
bu:
nedenle:
- ayetten:
- ayete:
putların:
organlarını:
ve:
gerçek:
acizliklerini:
sorgular.
Benziyor olması, gerçekten o olması anlamına gelmez.

İnsan Neden Kendi Yaptığı Bir Şeye Gerçek Gücünden Fazlasını Yükleyebilir
Çünkü:insan:
anlam:
üreten:
bir:
varlıktır.
Bir:
nesneye:
duygusal:
anlam:
yükleyebilir.
Bir:
sembolü:
çok:
güçlü:
bir:
kimlik:
işaretine:
dönüştürebilir.
Bu:
her:
zaman:
yanlış:
değildir.
Ama:
tehlike:
şurada:
başlar:
İnsan:
kendi:
verdiği:
anlamı:
o:
nesnenin:
gerçek:
ve:
bağımsız:
ilahî:
gücü:
sanmaya:
başlarsa,
hakikatle:
arasındaki:
sınır:
bozulur.

Bir Sembolü Sevmek veya Ona Saygı Göstermek Şirk midir
Hayır.Her:
sembol:
sevgisi:
şirk:
değildir.
Bir:
fotoğraf:
senin:
için:
çok:
kıymetli:
olabilir.
Bir:
aile:
hatırası:
duygusal:
değer:
taşıyabilir.
Bir:
bayrak:
bir:
toplumun:
ortak:
hafızasını:
temsil:
edebilir.
Sorun:
sembolün:
sembol:
olmaktan:
çıkarılıp:
Allah’a ait bağımsız ilahî kudret sahibi
sayılmasıdır.
Tevhid:
değeri:
yok:
etmez.
Değer ile ilahlığı birbirinden ayırır.

Bu Ayet İnancımızda Delile Bakmamızı mı İster
Ayetin:akıl:
yürütme:
biçimi:
bunu:
güçlü:
biçimde:
düşündürür.
Kur’an:
şöyle:
demiyor:
“Sadece inan.”
Aksine:
şunu:
gösteriyor:
Bak.
İşitiyorlar mı?
Görüyorlar mı?
Yardım:
ediyorlar mı?
Kendilerini:
koruyabiliyorlar mı?
Yaratabiliyorlar mı?
Bu:
sorular:
inanç:
iddialarının:
gerçeklikle ilişkisinin sorgulanmasını
sağlar.

Bir İnancı Sorgulamak İmana Zarar Verir mi
Her:sorgulama:
imanı:
zayıflatmaz.
Samimi:
sorgulama:
bazen:
imanı:
daha:
bilinçli:
hâle:
getirebilir.
İnsan:
şunu:
sorabilir:
“Neden inanıyorum?”
“Dayanağım nedir?”
“Gelenek olduğu için mi, yoksa hakikat olduğuna kanaat getirdiğim için mi?”
Kur’an:
defalarca:
insanı:
düşünmeye:
ve:
akletmeye:
çağırır.
Sorgulamak:
ile:
her şeyi:
reddetmek:
aynı:
şey:
değildir.

Ayet Bugünkü İnsana Nasıl Bir Öz Muhasebe Yaptırabilir
Doğrudan:ayet:
putları:
eleştirir.
Ama:
insan:
kendi:
hayatı:
için:
şunu:
sorabilir:
Göründüğü için gerçek sandığım şeyler var mı?
Sosyal:
medyada:
çok:
mutlu:
görünen:
bir:
insanı:
gerçekten:
mükemmel:
bir:
hayatı:
var:
sanıyor:
muyum?
Çok:
takipçisi:
olan:
birini:
otomatik:
olarak:
bilgili:
mi:
kabul:
ediyorum?
Çok:
pahalı:
olan:
bir:
şeyi:
otomatik:
olarak:
en:
iyi:
mi:
sayıyorum?
Bu:
örnekler:
ayet:
bağlamındaki:
şirk:
değildir.
Ama:
görüntü ile gerçeği ayırma
konusunda:
ayet:
çok değerli:
bir:
düşünme:
disiplini:
kazandırabilir.

A‘râf Suresi 195, 196, 197 ve 198. Ayetler Birlikte Ne Söylüyor
- ayette:
varlıkların:
ayak,
el,
göz
ve:
kulak:
gibi:
işlevleri:
sorgulanmıştı.
- ayette:
şöyle:
demişti:
“Benim velim, Kitab’ı indiren Allah’tır.”
- ayette:
başka:
çağrılanların:
yardım:
edemeyeceği:
ve:
kendilerine bile:
yardım:
edemeyecekleri:
söylenmişti.
- ayet:
bu:
zinciri:
şöyle:
tamamlar:
“Onları hidayete çağırsanız işitmezler; sana bakıyor görünürler ama görmezler.”
Böylece:
Kur’an:
yaratılmış:
ve:
aciz:
olanla:
Allah:
arasındaki:
farkı:
çok:
somut:
biçimde:
ortaya:
koyar.

Sonuç: A‘râf Suresi 198. Ayet Bize Ne Öğretiyor
A‘râf Suresi 198. ayet:ilk:
bakışta:
çok:
basit:
bir:
gözlem:
yapıyor:
Bir:
putun:
gözleri:
varmış:
gibi:
görünebilir.
Ama:
görmez.
Ona:
seslenebilirsin.
Ama:
işitmez.
Bu:
kadar:
basit:
bir:
gerçekten:
Kur’an:
çok:
büyük:
bir:
tevhid:
dersi:
çıkarır.
Görünen biçim ile gerçek güç aynı değildir.
İnsan:
bazen:
görüntüden:
çok:
etkilenir.
Bir:
şey:
büyükse:
güçlü:
sanır.
Gösterişliyse:
değerli:
sanır.
Kalabalık:
tarafından:
kabul:
ediliyorsa:
doğru:
sanır.
Eskiyse:
hakikat:
sanır.
Ama:
bunların:
hiçbiri:
tek başına:
yeterli:
bir:
ölçü:
değildir.
Hakikat:
bazen:
görüntünün:
arkasına:
bakmayı:
gerektirir.
İşte:
ayet:
bunu:
çok:
çarpıcı:
bir:
şekilde:
yapar:
Göz var gibi görünüyor. Peki gerçekten görüyor mu?
Bu:
soru:
yalnız:
put:
hakkında:
değil,
insanın:
kendi:
hayatı:
hakkında:
da:
çok:
güçlü:
bir:
tefekkür:
kapısı:
açabilir.
Biz:
her gün:
çok:
şeye:
bakıyoruz.
Ama:
gerçekten:
ne kadarını:
görüyoruz?
Bir:
annen:
veya:
baban:
yanında:
olabilir.
Her gün:
yüzünü:
görürsün.
Ama:
yaşlandığını:
gerçekten:
fark:
ediyor:
musun?
Çocuğunu:
her gün:
görürsün.
Ama:
ne kadar:
hızlı:
büyüdüğünü:
gerçekten:
görüyor:
musun?
Eşin:
yanında:
olabilir.
Ama:
onun:
yorgunluğunu,
kırgınlığını
veya:
sessiz:
bir:
yardım:
ihtiyacını:
görebiliyor:
musun?
Bir:
nimete:
her gün:
bakabilirsin.
Ama:
nimet:
olduğunu:
artık:
görmeyebilirsin.
Sağlıklısındır.
Sağlığını:
her gün:
yaşarsın.
Ama:
değerini:
ancak:
hastalandığında:
fark:
edebilirsin.
İşte:
bakmak ile görmek
arasındaki:
bu:
fark:
insan:
hayatında:
çok:
büyüktür.
Aynı:
şey:
işitmek:
için:
de:
geçerlidir.
Bazen:
bir:
insan:
seninle:
konuşur.
Sen:
bütün:
kelimeleri:
duyarsın.
Ama:
aslında:
hiç:
dinlememişsindir.
Çünkü:
o:
konuşurken:
sen:
cevabını:
hazırlıyorsundur.
Onu:
anlamaya:
değil,
kendini:
savunmaya:
çalışıyorsundur.
Bu yüzden:
bir:
insan:
fiziksel:
olarak:
duyabilir
ama:
iletişimde:
gerçekten:
dinlemiyor:
olabilir.
Ayetin:
doğrudan:
anlamı:
putların:
işitmemesidir.
Ama:
bu:
söz:
insanı:
kendi:
dinleme:
ahlakı:
üzerinde:
de:
düşündürebilir.
Ben yalnız duyuyor muyum, yoksa gerçekten dinliyor muyum?
Bu:
özellikle:
hakikat:
karşısında:
önemlidir.
İnsan:
Kur’an:
ayetini:
duyabilir.
Defalarca:
okuyabilir.
Hatta:
ezberleyebilir.
Ama:
o:
ayetin:
kendi:
hayatındaki:
karşılığını:
hiç:
düşünmemiş:
olabilir.
Bu durumda:
ses:
kulağa:
gelmiştir.
Ama:
mesaj:
hayata:
henüz:
girmemiştir.
A‘râf 198:
bize:
hakikatin:
yalnız:
duyularla:
değil,
bilinçli yönelişle
fark edildiğini:
düşündürür.
Bir:
başka:
önemli:
ders:
ise:
görünüşe:
aldanmamaktır.
Bugünün:
dünyasında:
görüntü:
belki:
hiç:
olmadığı:
kadar:
güçlüdür.
İnsanlar:
sosyal:
medyada:
hayatlarının:
en:
güzel:
anlarını:
gösterir.
Sen:
bakarsın
ve:
şöyle:
sanabilirsin:
“Herkes çok mutlu, yalnız ben sorun yaşıyorum.”
Ama:
gördüğün:
şey:
bir:
hayatın:
tamamı:
değildir.
Bir:
fotoğraftır.
Bir:
video:
kesitidir.
Bir:
seçilmiş:
andır.
Görüntünün:
arkasında:
ne:
olduğunu:
bilmezsin.
Bir:
insan:
çok:
zengin:
görünebilir.
Ama:
borç:
içinde:
olabilir.
Bir:
çift:
çok:
mutlu:
görünebilir.
Ama:
ciddi:
sorunlar:
yaşıyor:
olabilir.
Bir:
insan:
çok:
özgüvenli:
görünebilir.
Ama:
içinde:
çok:
büyük:
bir:
korku:
taşıyor:
olabilir.
Bunları:
ayet:
bağlamındaki:
putperestlikle:
bir:
tutmak:
doğru:
değildir.
Ama:
ayet:
bize:
çok:
yararlı:
bir:
düşünme:
disiplini:
öğretir:
Görünene bak, ama gördüğünün bütün gerçek olduğunu sanma.
Bu:
insanları:
sürekli:
şüpheyle:
izlemek:
demek:
değildir.
Daha:
ölçülü:
bir:
şeydir:
Görüntüyü hakikatin yerine koymamak.
Ayetin:
tevhid:
mesajı:
ise:
çok:
daha:
nett ir:
İnsan:
bir:
nesneye:
göz:
yapabilir.
Ama:
görme:
yeteneğini:
ona:
veremez.
Kulak:
yapabilir.
Ama:
işitme:
bilincini:
veremez.
El:
yapabilir.
Ama:
iradesini:
veremez.
Ayak:
yapabilir.
Ama:
kendi:
başına:
hareket:
ettiremez.
Sonra:
kendi:
yaptığı:
şeye:
ilahî:
güç:
yüklerse:
çok:
büyük:
bir:
çelişkiye:
düşer.
Kendisinin meydana getirdiği biçimin önünde, sanki o biçim kendisinin yaratıcısıymış gibi durmaya başlar.
Kur’an:
insanı:
bu:
tersine:
dönmüş:
ilişkiden:
kurtarmaya:
çalışır.
İnsan:
yaratılmışı:
yerine:
koysun.
Ve:
Yaratan’ı:
yalnız:
Allah:
bilsin.
Bu:
tevhidin:
özgürleştirici:
tarafıdır.
Bir:
nesneden:
korkmak:
zorunda:
değilsin.
Bir:
putun:
önünde:
kulluğa:
düşmek:
zorunda:
değilsin.
Bir:
insanı:
Allah:
gibi:
görmek:
zorunda:
değilsin.
Bir:
makamı:
sonsuz:
sanmak:
zorunda:
değilsin.
Bir:
serveti:
mutlak:
güvence:
sanmak:
zorunda:
değilsin.
Çünkü:
bütün:
yaratılmışların:
ortak:
bir:
özelliği:
vardır:
Sınırlıdırlar.
Ayet:
insana:
aynı zamanda:
çok:
önemli:
bir:
dürüstlük:
öğretir:
Bir şeye inanmak istiyor olmam, onun doğru olduğu anlamına gelmez.
Bazen:
insan:
gerçeği:
değil,
gerçeğin:
kendi:
isteğine:
uygun:
hâlini:
görmek:
ister.
Bir:
insana:
çok:
bağlanmıştır.
Onun:
kendisine:
iyi:
gelmediğini:
gösteren:
işaretler:
vardır.
Ama:
görmek:
istemez.
Bir:
iş:
zarar:
ediyordur.
Ama:
yıllarını:
verdiği:
için:
gerçeği:
kabul:
etmek:
istemez.
Bir:
fikri:
savunmuştur.
Sonra:
karşısına:
güçlü:
bir:
delil:
çıkar.
Ama:
“Yanılmışım.”
demek:
ağır:
geldiği:
için:
delili:
görmezden:
gelir.
İnsan:
böyle:
anlarda:
fiziksel:
olarak:
bakmaktadır.
Ama:
görmek istememektedir.
A‘râf 198’in:
doğrudan:
konusu:
bu:
insan:
psikolojisi:
değildir.
Ancak:
ayetin:
görünüş ile gerçeklik
arasındaki:
ayrımı:
insanın:
kendisine:
uygulaması:
çok:
öğretici:
olabilir.
Belki de:
insanın:
kendisine:
sık sık:
sorması:
gereken:
sorulardan:
biri:
şudur:
Ben gerçeğe mi bakıyorum, yoksa görmek istediğim şeyi mi görüyorum?
Bu:
çok:
zor:
bir:
sorudur.
Çünkü:
insan:
başkasının:
yanılgısını:
kolay:
görebilir.
Kendisinin:
yanılgısını:
görmek:
daha:
zordur.
Başkasının:
putunu:
fark:
eder.
Kendi:
mutlaklaştırdığı:
şeyleri:
fark:
etmeyebilir.
Başkasının:
kibrini:
görür.
Kendi:
kibrini:
görmez.
Başkasının:
hatasını:
duyar.
Kendisi:
eleştirildiğinde:
kulağını:
kapatır.
İşte:
gerçek:
görmek:
yalnız:
göz:
ile:
değil,
dürüstlükle
de:
ilgilidir.
Ayetin:
bir:
başka:
önemli:
boyutu:
şudur:
İnsan:
ilahlaştırdığı:
nesnenin:
kendisini:
gördüğünü:
sanabilir.
Ama:
ayet:
şöyle:
der:
“Sana bakıyor görürsün; fakat görmez.”
Burada:
insanın:
kendi:
ürettiği:
bir:
imgeye:
sonra:
gerçek:
bilinç:
atfetmesi:
eleştirilir.
Bu:
tevhid:
bakımından:
çok:
temel:
bir:
ölçüdür:
Allah’ı yaratılmış nesnelerin özelliklerine indirgeme.
Allah’ın:
işitmesi:
bir:
kulak:
organına:
muhtaç:
değildir.
Allah’ın:
görmesi:
bir:
göz:
organına:
muhtaç:
değildir.
İslam’ın:
Allah:
anlayışında:
Allah:
yaratılmışların:
biyolojik:
mekanizmalarına:
muhtaç:
değildir.
Bu yüzden:
Allah’ın:
sıfatlarını:
insan:
organlarının:
sınırlarına:
hapsetmemek:
gerekir.
Put:
ise:
tam:
tersine:
insanın:
yaptığı:
bir:
şekildir.
Göz:
çizilmiş:
olabilir.
Ama:
görmez.
Kulak:
yapılmış:
olabilir.
Ama:
işitmez.
Kur’an:
yaratılmış:
biçim:
ile:
ilahî:
hakikatin:
arasını:
keskin:
biçimde:
ayırır.
Bütün:
bu:
ayetler:
birlikte:
okunduğunda:
çok:
güçlü:
bir:
tevhid:
tablosu:
ortaya:
çıkar:
Yaratmayanı yaratıcı yapma.
Kendisini koruyamayanı mutlak koruyucu yapma.
Cevap veremeyeni mutlak yardımcı yapma.
Görmeyeni her şeyi gören yapma.
İşitmeyeni her şeyi işiten yapma.
Ve:
en:
önemlisi:
yaratılmışı Yaratan’ın yerine koyma.
Belki de A‘râf 198’in bize yönelttiği en güçlü soru şudur:
Hayatımızda gözümüzün önünde olduğu hâlde gerçekten görmediğimiz, defalarca duyduğumuz hâlde gerçekten dinlemediğimiz hangi hakikatler var?
Belki:
bir:
nimetin:
değerini:
görmüyoruz.
Belki:
bir:
insanın:
kırıldığını:
görmüyoruz.
Belki:
kendi:
hatalarımızı:
görmüyoruz.
Belki:
bize:
defalarca:
söylenen:
bir:
doğruyu:
dinlemiyoruz.
Belki:
çok:
güçlü:
görünen:
bir:
şeye:
gerçekte:
sahip:
olmadığı:
bir:
güç:
veriyoruz.
Ayet:
bize:
yalnız:
gözünü aç
demiyor.
Daha:
derin:
bir:
şey:
söylüyor:
Gerçeği görmeye çalış.
Yalnız:
sesleri:
duyma.
Hakikati dinlemeye çalış.
Yalnız:
şekle:
bakma.
İşlevi ve özü sorgula.
Yalnız:
insanların:
bir:
şeye:
ne:
kadar:
inandığına:
bakma.
Gerçekte ne olduğuna bak.
Ve:
A‘râf 198’in:
bize bıraktığı:
çok güçlü:
ölçü:
şudur:
Gözün önünde olması bir şeyi gerçekten gördüğün, kulağına gelmesi de gerçekten işittiğin anlamına gelmez. Görüntünün arkasındaki hakikati ara; yaratılmışa sahip olmadığı gücü yükleme ve gözünü de kalbini de yalnız görünenle yetinmeyecek kadar açık tut.
“Hayatta en büyük körlük bazen gözlerin kapalı olması değil, görmek istemediğin gerçeğin karşısında gözlerin açık kalmasıdır. Yalnız bakma, gör; yalnız duyma, dinle; yalnız görüntüye inanma, hakikati ara. Çünkü Yaratan ile yaratılan arasındaki fark, şekille değil gerçekle anlaşılır.”
Ersan Karavelioğlu